Avrupa’da Irkçılık ve Türkiye Gündemi

Merve ÖZDEMİRKIRAN
BİA Haber Merkezi

Batı, Türkiye’nin henüz yasamaya başlamadığı, uzaktan temas etti bir sosyal krizle boğuşuyor. Avrupa’da gözlenenler, yazılanlar, yüksek sesle tartışılanlar, ırkçılığın hızla yükselmekte ve yayılmakta olduğunu, hatta siyaset yapma biçiminin etkin unsurlarından biri haline gelmeye başladığını işaret ediyor.

Türkiye medyasında dünya haberleri Türkiye’nin kendi gündeminin yoÄŸunluÄŸunda kolay kolay yer bulamaz. “Dünya”da olup biten ya bir doÄŸal afet, ya büyük bir kaza ya da magazin “degeri” yüksek bir skandal olmalıdır ki Türkiye’de medyada yer alsın, konuÅŸulsun, izlensin.

Türkiye halkı biraz da bu yüzden ülkede cereyan eden her olayı dünyada eÅŸi benzeri olmayan, etkisi büyük olaylar gibi algılar, sadece kendi baÅŸlarına gelmiÅŸ gibi yasarlar. Dış basından salt Türkiye’ye iliÅŸkin haberler çekip alınır, Batı’nın “bizi” nasıl gördüğü ve deÄŸerlendirdiÄŸidir asil mesele, “biz” Batı’ya bakmak, onu anlamak istemeyiz.

Oysa günümüzde Batı, Türkiye’nin henüz yasamaya baÅŸlamadığı, farklı halleriyle uzaktan temas etti bir sosyal krizle boÄŸuÅŸuyor. Okyanus ötesini yakından tanımıyorum ama Avrupa’da gözlenenler, yazılanlar, yüksek sesle tartışılanlar, ırkçılığın hızla yükselmekte ve yayılmakta olduÄŸunu, hatta siyaset yapma biçiminin etkin unsurlarından biri haline gelmeye baÅŸladığını iÅŸaret ediyor.

GeçtiÄŸimiz yaz Türkiye’deki televizyon kanalları “bakın Avrupalılar neler yapıyorlar, onlar da demokrat deÄŸil” söylemini ön plana çıkararak Fransa’nın Romanya’dan gelen Çingeneleri sınır dışı etme sahnelerini yayınladı.

Ulusal medyada alttan alta verilen mesaj bir Avrupa ülkesinin polisinin de ÅŸiddet uygulayabileceÄŸiydi. Fransa’nın Çingenelere ettiÄŸine kızıldı. Avrupa’da da dayak, baskı ve ÅŸiddet var diye toplumca rahatlanıldı ve meselenin ırkçı izdüşümleri tartışılmadan Türkiye’de rafa kaldırıldı.

Oysa konu basta Fransa ve Romanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde uzun suredir tartışılıyor. Avrupa Parlamentosu bugüne kadar sınır dışı edilen on binlerce göçmene sesini çıkarmamışken Romanyalı Çingenelerin sınır dışı edilmesini görece ikiyüzlü bir tutumla protesto ediyor, Fransa’dan hesap soruyor. Avrupa BirliÄŸi (AB) Parlamentosu’nun söz konusu tavrı almasındaki en önemli gerekçe konunun bizzat AB içinde cereyan etmesi ve iki AB üyesi ülkenin karşı karşıya gelmesine neden olmasıdır.

Ne yazık ki geçmiÅŸteki güç kullanarak ya da baÅŸka yöntemlerle gerçekleÅŸtirilen sınır dışı etme faaliyetlerine bu duruma maruz kalan kimseler AB dışı ülkelerin vatandaÅŸları oldukları için AB Parlamentosu’nun koruyucu tepkisine nail olamamışlardı. Tüm eleÅŸtirilere raÄŸmen AB Parlamentosu’nu da içine alan geniÅŸ bir kurumsal tepkinin ortaya çıkması bir ilerleme olarak nitelendirilebilir. En azından Avrupa bugün kurumsal düzeyde bu sorunla yüzleÅŸmek zorunda kalmıştır.

Ancak, kanımca meselenin kökeni, günümüzde pek çok siyasetçinin yadsımasına raÄŸmen sınıfsal bir açmaz ve sosyal bir bütünleÅŸme krizidir. Avrupa’da yükselen ırkçılık göç olgusuyla neredeyse iç içe geçmiÅŸ ve Avrupa’nın tüm ekonomik ve sosyal felaketlerinin sorumluluÄŸu göçmenlere yüklenmiÅŸtir.

Aşırı saÄŸ partilerin ve yayın organlarının ezberi “üçüncü dünya”dan gelip yerel halkın iÅŸini çalan göçmenlerin, kıtanın en önemli sorunu olduÄŸu yargısına dayanmaktadır. Ne yazık ki bu söyleme en çok prim veren gruplar da, bizzat göçmenlerin gelip katıldıkları alt sınıflara dâhil kimselerden oluÅŸmaktadır.

İş ve daha adil bir gelir talebinde en çok bulunanlar yasal ya da kağıtsız göçmenler ve issizlikten ÅŸikayet eden “otokton” Avrupalılardır. Dertleri ortak olan bu kitleyi ayıran tek unsur ise ne yazık ki gittikçe altı çizilen renk ve din farklılıklarıdır.

Öte yandan, birçok Avrupa ülkesinde en ağır ve en istenmeyen islerin yasal ya da kağıtsız yabancı isçilere yaptırılması ve en ırkçı söylemlerin de aslında göçmenlerle en az karşılaşan ve en az göçmen alan bölgelerde yasayan topluluklarda hayat bulması da başka bir çelişkili durumdur.

Günümüzde Almanya’da Noenazilerin en çok türediÄŸi bölge olarak DoÄŸu Almanya biliniyor; oysa DoÄŸu Almanya göç almayan ve zaten fakir olan bir bölge. Göçmenler Münih, Frankfurt, Hannover, Düsseldorf gibi kentlerde yoÄŸunlaşırken, göçten ırkçılık çıkarma iÅŸi DoÄŸu Almanya’da issizlikten yakınan kimselere düşüyor.

İşsizliÄŸin sosyal ve ekonomik bir açmaz, yanlış politikaların yarattığı bir kısır döngü olduÄŸunu inatla es geçip, Bati Almanya’da “çalışan” gömenleri günah keçisi olarak stigmatize ediyorlar.

Avrupa’da pek çok göçmen, ırkçılık karşıtı kuruluÅŸ ve akli selime inanan tüm siyasetçiler ve vatandaÅŸlar, 30’lu yılların Avrupa’sını anımsayıp, ürperiyorlar. Bu ürperti ne yazık ki Türkiye’nin meÅŸgul gündemine bir türlü yanaÅŸmıyor.

Hal böyle olunca Trakya’da kurulan ve hemen hiç kimsenin haberdar olmadığı/edilmediÄŸi “kacak göçmen” kampları hatırıma geliyor. Sayısını bilemediÄŸimiz birçok Afgan, Pakistanlı, İranlı aileye ev sahipliÄŸi yapıyor bu yerleÅŸimler. Gelirken tek başına olan göçmenler, zaman içinde birbirleriyle kaynaşıp aile kuruyorlar, çocukları oluyor, bu çocuklar okula gidemiyor, nüfus kağıtları olmuyor, bir biçimde kayıt dışı ekonomiye katılıyor ve yok sayılan varlıklarıyla bir yasam kurmaya çalışıyorlar.

Günümüz Türkiye’si artik dışarıya göç veren, ekonomisi zayıf bir ülke deÄŸil, aksine göçe açık bir ülke haline geldi ve kimsenin ruhu duymadan gerek Batı’dan sığınma isteyen geçici sığınmacılara, gerekse pek çok kaçak çalışana ev sahipliÄŸi yapıyor.

Ekonomisi güçlenirken, demokrasisi ağır aksak ilerleyen ve zaten sinsi ırkçı söylemlerinin fazlaca telaffuz edildiÄŸi ülkemizde bugün Avrupa’nın yasadığı sorunları tartışmaz, deÄŸerlendirmez, kendi gündemimizle baÄŸlantısını anlamaya çalışmazsak, Türkiye hep yakalamak istediÄŸi Avrupa “seviyesine” ulaÅŸtığında bas etmemiz gereken daha büyük sorunlarımız olacak.