Hayali Gönlümde Yadigâr Kalan!

Sarkis HATSPANİAN

Yıllar önce yazımın kahramanı hakkında “Bir kısmımız onu Orhan Bakır, bir kısmımız Armenak Bakırcıyan, bir kısmımız Ali AÄŸa kod adıyla bildi… Hangi isimle bilinirse bilinsin, geçmiÅŸte, bugünde ve gelecekte yüreÄŸi eÅŸitlik ve özgürlükten yana kardeşçe bir yaÅŸamdan yana atanlar için O, daima hafızalarda yiÄŸit bir komünist, kararlı, sevilen ve unutulmayan bir kiÅŸilik olarak belleklerde yerini koruyacak” anlatımıyla özetlenmiÅŸ, O’nu gerçekten de bire bir tanımlayan güzel bir makale okumuÅŸtum. Orada Armenak’ın insani meziyetleri hakkında olabildiÄŸince bilgi verilmiÅŸ olsa da etno-kültürel kiÅŸiliÄŸi okuyuculara yeterince 
iletilmemiÅŸti diye düşünenlerdenim.

İnançlı bir Hıristiyan ve aynı zamanda komünist olan Giritli yazar Nikos Kazantzakis, İsa Mesih’in insani-dünyevi yaÅŸamını anlattığı, Türkçe’ye “Günaha Son ÇaÄŸrı” baÅŸlığıyla çevrilen ve aynı zamanda tüm Hıristiyan alemini allak-bullak eden bir filme de adapte edilen kitabıyla ilgili bir Alman düşünürle yaptığı görüşme sırasında, kendi açısından insanı: 
”İnandıkları uÄŸruna adanan bir yaÅŸamın temeline, yani köklerine inerek, ilk bakışta görünmeyen ya da fark edilmeyen yapısal
 özelliklerin hamuruna katılan mayadan arınıp, içinde yanmakta olan
 ateÅŸin anlaşılırlığına ulaÅŸmakla ancak tanınabilecek bir varlık”
 olarak tarif ediyordu.

Bence Armenak’ın hamuruna katılan maya ve içinde var olan ateÅŸin anlaşılması için, onun köklerine, yani Sasun’un sarp kayalıklarına, kutsal Andok, Maratuk DaÄŸlarına, ezgiye, baskıya, zulme, hıyanete karşı Ermeni insanının destanlara konu olmuÅŸ direniÅŸlerine, kendi topraklarında özgürce yaÅŸama arzusunu gerçekleÅŸtirme amacıyla yakılmış bilinen-bilinmeyen ateÅŸlerine ulaÅŸmak gerekiyor. Öyleki, gelin isterseniz Silvan’dan Diyarbakır’a göçen bir Ermeni ailesinin 7 çocuÄŸundan dördüncüsü olarak 1953’te doÄŸan yiÄŸidimizin, 1972 yılında mahkemeye baÅŸvurarak deÄŸiÅŸtirmek zorunda kaldığı asıl adından baÅŸlayarak onu daha yakından tanımayı deneyelim.

DoÄŸduÄŸunda, babası Cano’nun aslı Sasun’un Aharonk köyünden çok yakın bir arkadaşı ona: “Gel bu çocuÄŸa köylüm Armenak’ın adını ver de, 
sadece 44 bahar yaÅŸayabilmiÅŸ yiÄŸit fedayimizin adını onun ÅŸahsında yaÅŸatalım” demiÅŸ. Böylece O, Ermeni tarihine Hrayr (AteÅŸadam) ve Tjokhk (Cehennem) takma adlarıyla geçmiÅŸ, 1860’ta Batı Ermenistan’ın Daron
 Bölgesi’nin Sasun nahiyesine baÄŸlı Aharonk köyünde bir papaz ailesinde dünyaya gelip yaÅŸamış, MuÅŸ’un Surp Garabet Manastırı’ndaki ruhban
 okulunda okuyup mezun olmuÅŸ, bölgenin Ermeni okullarında öğretmenlik yapmış, aydın kiÅŸiliÄŸi nedeniyle daha 20 yaşındayken MuÅŸ Ermenilerinin önemli liderlerinden biri olarak halk tarafından tanınmış, ama aslen
 Sasun halk direniÅŸlerinin
örgütleyicilerinden Sosyal Demokrat Hınçak 
Partisi’nin devrimci önderlerinden Mihran Damadyan ve Medzn Murad (Hampartsoum Boyacıyan) ve hatırı sayılır fedailerden(1) AÄŸpür Serop, Kevork ÇavuÅŸ ve Antranik Ozanyan’la omuz omuza döğüştüğü için 1894 ve
1904 Sasun direniÅŸlerinin en önemli isimlerinden biri olması, yaÅŸamının noktalandığı Gelieguzan Köyü’nü kuÅŸatan Türk ve Kürt 
güçlerine karşı eÅŸitsiz bir kavgada son kurÅŸununa dek döğüşerek ÅŸehit
 olduÄŸu için hakkında kahramanlık ÅŸiirleriyle devrimci ÅŸarkılar yazılıp 
söylenen, gerçek adı Armenak Äžazaryan olan can fedainin ismine layık görülmüş iÅŸte!

Armenak’ın tüm bacı ve kardeÅŸlerinin nüfusta yazılı olanlar deÄŸil ama gerçek adları da yine Sasun direniÅŸlerine katılmış halk fedaileri ve onların analarıyla eÅŸlerinin anısını yaÅŸatmak amacıyla verilmiÅŸti. Öyleki, “T.C.” nüfus kayıtlarına Meryem, İbrahim, Süslü, Adnan, Kenan, Semra olarak geçen bu insanlar gerçekte Mariam, Abraham, Sose, Arman, KeÄŸam ve Sima adlıdırlar. EÄŸer günlerden birgün Armenak Bakırcıyan’ın biyografisini kitaplaÅŸtırma çalışmasında bulunma 
niyetli bir araÅŸtırmacı ortaya çıkacak olsa, biri 1904, diÄŸeri 1980’de 
şehit olan her iki Armenak’ın yaÅŸam hikayeleri ve kaderlerinin
 birbirine ÅŸaşılacak derecede benzediÄŸini de mutlaka görecektir.

…Hapisten kaçırıldıktan sonra, iÅŸler istendiÄŸi gibi gitmemiÅŸ, o koÅŸullarda dört kiÅŸiyle yolculuk yapılamayacağından mecburen ayrılmışlardı. İlk durağı İstanbul oldu, orada bir Ermeni dostunun anasıgilde, yeni bir kimlik getirilene kadar bekledi. Sonra birlikte yolculuk yapacağı Dersimli yoldaşıyla Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıktılar. Onlarca kontrolden geçip, iki yerde zorunlu aktarma yaptıktan sonra doÄŸup-büyüdüğü ÅŸehre varmışlardı. Oradan Ergani’ye gitmek için
 daha önceden bildiÄŸi bir tanıdık kamyoncunun yardımıyla gece geç vakit yola düştüler. Bu arada açlıktan baÅŸlarına aÄŸrı girmiÅŸti ama 
bulundukları kamyonun da Ergani’ye varmasına çok az kalmıştı. Åžoför 
kim olduklarını bilmese de çocukluk arkadaşı Ermeni Khaço’nun
yakınları olduklarından onların da fılla(2) olduÄŸunu tahmin 
edebiliyor ve kanunla sorunları olduÄŸu besbelli bu insanları gün
aÄŸarmadan Khaçogile ulaÅŸtırması gerektiÄŸini de iyi anlıyordu. Armenak’la AliÅŸan Ergani’de iki gün kaldıktan sonra, asker-polis-jandarma birçok tehlikeli arama-tarama zincirlerini zarar-ziyansız atlatarak Dersim’e, Nazımiye’nin(3) Khodik(4) köyünde 
onları bekleyen Ali Haydarlara ulaÅŸabilmiÅŸlerdi. Orada, bölgeyi çok iyi tanıyan güvenilir bir dostlarından “Hapisten kaçmış olan Armenak’ın fotolarının tüm jandarma ve polis karakollarına dağıtılmış
 olduÄŸu ve çevre köylerde onlara yataklık etmeye kalkışanların da 
terörist muamelesine tabi tutulacakları” yönünde çok geniÅŸ bir 
propaganda yapıldığını öğrendiler. Ona, Pülümür-Kırmızıköprü-
Günceler(5, 6, 7) muhtarlığından alınmış sahte bir kimlik kartı
 vermiÅŸlerdi, bu kartta kayıtlı olan sicil numarasının karşısındaki 
haneye 427 yazılmış olduÄŸunu görünce yüzünde bir tebessüm belirmiÅŸ, geçmiÅŸine gitmiÅŸti. Diyarbakır Cumhuriyet İlkokulu’nu bitirdikten sonra orta ve lise öğrenimini edinmek için geldiÄŸi İstanbul’un Üsküdar
 Mahallesi’nde bulunan Surp Khaç Tıbrevank’a kayıt olduÄŸu 1966 eylülünde, okul sekreteri Baron Zare’nin kendisini “427 No’lu talebemiz oldun” diyerek kutladığı o ilk gününü anımsamış ve biri kalkıp da ona, ‘çok yıllar sonra aynı okul numarasıyla sahte bir kimlik kartı taşıyacağını’ ona söylese de, böyle birÅŸeyin insanın aklının ucundan bile geçirilemeyecek “kaderin bir cilvesi” olması haline ÅŸaÅŸa kalmıştı. Altı yılını yatılı olarak geçirdiÄŸi sevgili okulunda suyu, ekmeÄŸi, tuzu, yatak-yastığı, iyi ve kötü tüm günlerini paylaÅŸmış olduÄŸu sınıf arkadaÅŸlarını hatırlayıp, onları bir bir gözünün önüne getirdi. İki Hagop, iki Krikor, iki Zakar, dört Garabet, Nubar, Khaçik, Panos, MuÅŸeÄŸ, Khosrov, Bedros, Hovsep, Sarkis, Lutfik, Gülbenk, Nuran, Hayk, Donik, Avedis, Stepan, Vartkes, Stepanos, Masis, Sahak, Zadik, Emran, 
YaÅŸar-Serop ve Aydın’la yaÅŸadığı bu eÅŸsiz “Communard Cenneti” yıllarında tanışmış olduÄŸu devrimci fikirlere gönül vermesi sayesinde komünist olmasını iÅŸte “çeliÄŸine su verildiÄŸi” o güzel günlere borçlu olduÄŸunu da düşünmeden edemedi…

Diyarbakır’da bitirdiÄŸi
 Cumhuriyet İlkokulu sonrası Armenak, İstanbul’da yatılı okul olan Surp Khaç Tıbrevank’ta okuyor. Burası, Lozan AntlaÅŸması’na inat Anadolu’dan getirilmiÅŸ Ermeni çocukları ruhban olarak yetiÅŸtirmek amacıyla tam da kendi doÄŸmuÅŸ olduÄŸu 1953’te kurulmuÅŸ, tabir-i caiz ise 1915 sonrasını anımsatan bir nev’i “toplama yurdudur”.

Amaçlandığı üzere ruhban yerine çok miktarda solcu yetiÅŸtirmiÅŸ olan Surp Haç Tıbrevank Ermeni 
Okulu talebelerinin devrimci fikirlere gönül vermesinin temelinde,
 1915 artığı olarak kalakalmış, hayatın her tür sillesini yemiÅŸ, Ermeni kimliÄŸini sanki bir suçmuÅŸ gibi taşımış, ezilen, horlanan, yoksul 
Anadolu insanlarının çocukları olması yatar. “T.C.” ’68 KuÅŸağı’ denen
 devrimci gençlik hareketiyle çalkalanıyorken, bu kuÅŸağın en önemli 
figürlerinden birinin Tıbrevank sıralarından büyükleri Garbis AltınoÄŸlu
olmasının oynadığı rol da çok önemlidir.

Anadolu’dan getirilmiÅŸ Ermeni çocuklardan birçoklarının Tıbrevank’ta devrimci gençlik hareketleriyle 
tanışmasında, 12 Mart döneminin devrimci kadrolarından Garbis AltınoÄŸlu’nun manevi etkisinden sonra, Armenak’ın kendisinin de mezuniyetini takiben
militan bir devrimci olarak devam eden Tıbrevank baÄŸlarıyla örgütleyici ve 
politize edici rolü büyük olmuÅŸtur. Tıbrevanklı gençlerin o yıllarda ülkeyi
 saran devrimci hareketler içinde özellikle TKP/ML-TİKKO’ya sempati
 duymalarında ise, herhalde onun kurucusu İbrahim Kaypakkaya’nın ser verip 
sır vermeyen bir yiÄŸit olmasından öte, Türkiye solunun 50 yıllık İttihatçı
damarından radikal biçimde ayrılan, Kemalist ideolojinin ırkçı-faÅŸist özünü çırılçıplak teÅŸhir eden, gayrı-Müslim halkların kanlı tasfiyesi ve farklı kimliklerin inkarı üzerine kurulmuÅŸ Türk-Müslüman hakimiyetini sorgulayarak 
ezilen ulus ve azınlıkların özgürlüğü için mücadele bilincini de yükselten 
bir önder olması belirleyici olmuÅŸtur.




Tıbrevank, “T.C.” tarihindeki Ermeni gerçekliÄŸini anlayabilmek
 açısından bir milattır. Tıbrevank’ın öyküsünü öğrenmek isteyen herkes, 1915 felaketinin ardında bıraktığı facianın da canlı ÅŸahidi olabilir. Elinden herÅŸeyi çalınmış bir ulusun mucizeyle “hayatta kalanlarının” yine kendi toprakları üzerinde, ama bölük-pörçük, üçü burda-beÅŸi orda, bir o kadarı da beri tarafta yaÅŸasalar bile, uÄŸratıldıkları akıl almaz 
soykırımını gerçekleÅŸtirenlerin arasında yaşıyor olmalarının üzerlerinde bıraktığı tarif edilmesi zor etkilerle, asıl doÄŸa ve yapılarını neredeyse tamamiyle yitirip, tümden baÅŸkalaÅŸmış evlatlarıyla karşı karşıya kalınan bir gerçek ortaya çıkmıştır.

Anadilinde eÄŸitim görme olanağından yararlanmak için her yaz Anadolu’nun dört bir yanına giderek, kaybolmakta olan soydaÅŸlarını arama, bulma ve onların erkek-kız çocuklarını İstanbul’a getirerek Ermeni okullarında 
okumalarını saÄŸlamak amacıyla ter dökenlerin kervanına Armenak da 
katılmıştır. 1966-1972 yılları arasında, Diyarbakır’daki Ermeni
 Kilisesi papazı Der Giragos’un deÄŸerli yardımlarıyla Siirt, Şırnak, Urfa ve Mardin civarında dolaÅŸarak kader ortağı olduklarından yüzlerce
 Ermeni’ye ulaÅŸabilmiÅŸ, sayısız çocukların İstanbul’a getirilip 
Ermenice eÄŸitim almalarını saÄŸlamıştı.

Tıbrevank’a kayıt olduÄŸu 1966’da okul müdürlüğüne baÅŸlayıp, mezun olduÄŸu 1972’de müdürlükten ayrılan hemÅŸehrisi Mıgırdiç Margosyan’ın edebiyata düşkünlüğüne özenmesiyle, onun okul kütüphanesinde ne kadar kitap varsa okumasını da getirmiÅŸti. Okumak onun için aynı hava, ekmek, su gibi bir ihtiyaç demekti, sınıf arkadaÅŸları gibi futbol, voleybol, basketbol türü oyunlara pek ilgisi yoktu, ama çok severek, büyük bir haz duyarak 
satranç oynuyordu.

1963-1969 yılları arasında dünya satranç ÅŸampiyonu olan Dikran Bedrosyan, o dönem doÄŸal olarak tüm dünya Ermenilerinin gurur kaynağı olup, özellikle genç neslin satranca ilgi duymasına da sebep olmuÅŸtu. O yıllardan itibaren Tıbrevank talebelerinden birçoÄŸunun deÄŸiÅŸik yarışmalarda ÅŸaşılası baÅŸarılara ulaÅŸması ve ülke çapında satranç ÅŸampiyonları vermiÅŸ olması, hele hele o gençlerin kırsal alanda yaÅŸayan, köylü kökenli ya da zanaatkâr ailelerin çocukları olması öyle kolayca açıklanır, anlaşılabilir birÅŸey deÄŸildi. 
”Formu bir oyuna benzeyen satranç, aslında sanat içerikli ve sporda yenme arzusunu zafere dönüştürme azmini geliÅŸtirmeye yarayan bir araçtır” sözleriyle bilinen Dikran Bedrosyan’ın izinden yürüyen Gary Kasparov, Levon Aronyan gibi diÄŸer dünya ÅŸampiyonlarımız da zamanla Virtüoz Maestro’nun sözlerini doÄŸrulamışlardı.

Armenak, zekasını kullanarak 
binbir beladan başını kurtarmasında satrancın yadsınmaz rolünü çok iyi bildiÄŸini en yakını gördüğü birkaç arkadaşıyla paylaÅŸtığı anılarında itiraf etmiÅŸti. Okulda, anadilini öğrenme sayesinde çoÄŸu 1915’te ölüme
 gidip-gelmeyen Ermeni ÅŸair ve yazarların eserlerini de okuma ÅŸansına sahip olmuÅŸ, Ermenice ve Edebiyat dersleri öğretmenleriyle o kayıpların acı kaderi hakkında sohbet ediyor, böylece “sakıncalı” konulara giderek artan ilgisi karakterinin oluÅŸmasında da oldukça 
önemli bir rol oynuyordu. Sessiz, sakin halini aslında sönük sanılan bir volkana benzetmek daha doÄŸru olurdu, ateÅŸ dışarı fışkırıp, lavını dökmese de, onun içinde, yüreÄŸindeydi ve devrimci yaÅŸamının en
 doruÄŸuna, daÄŸlara çıktığı dönemlerde kendini mutlaka gösterecekti.




…1993 yılı mayısında, KarabaÄŸ halk direniÅŸine çok deÄŸerli katkılarda bulunmuÅŸ ve savaÅŸ nedeniyle yerinden yurdundan edilmiş
insanlarımıza insani yardım ulaÅŸtırmak için sıradan bir insanın
 yapabileceÄŸinin çok üstünde emek ve çaba sarfetmesini fazlasıyla 
takdir ettiÄŸim, 47 yaşındayken aniden vefat eden Varujan Karian adlı Zaralı çok deÄŸerli bir arkadaşımın cenazesine katılmak için Los Angeles’e gitmiÅŸtim. O zamana kadar yurtdışında görmüş olduÄŸum tüm cenaze merasimlerinden en kalabalık olanına katılırken, yaÅŸadığı 
toplumda bu kadar sevilmiÅŸ-sayılmış olan insanımızı son yolculuÄŸuna uÄŸurlarken, anısına saygı anlamında yaptığım konuÅŸmada, baÅŸkalarının dert ve acılarını gönüllü omuzlayarak, yürekten paylaÅŸmaya adanmış bir 
yaÅŸama paralelde bulunmak için verdiÄŸim bir örnekle O’na atıfta 
bulunup, “13 sene önce yine bugünlerde yitirmiÅŸ olduÄŸumuz Ermeni halkının yiÄŸit evladı Armenak Bakırcıyan’ın ruhu için de dua edelim” 
deyivermiÅŸtim.

İkindi vakti Ermeni kilisesi salonunda verilen cenaze yemeÄŸinde, kim olduÄŸunu bilmediÄŸim yaklaşık 40 yaÅŸlarında bir bayan bana yanaşıp çok gizli birÅŸey söylercesine pek usulca: “Söylemesem çok rahatsız olacağım bir ÅŸeyi size bildirmek istiyorum. Okul arkadaşınız olduÄŸunu konuÅŸmanızdan öğrendiÄŸim Armenak’ın sevdiÄŸi kız, benim
 Oregon’da yaÅŸayan aÄŸabeyimin bundan bir yıl önce acı bir kazada 
kaybettiÄŸimiz kızıydı. Zamanında Armenak üniversite öğrencisiyken, yeÄŸenime özel dersler verirken birbirlerini sevmiÅŸ olduklarının belki de tek ÅŸahidiyim. Ayrıca bize satranç oynamayı, düşünmeyi, kitap okumayı, herhangi bir konuda görüş bildirmeyi de ondan öğrendik diyebilirim. Amerika’ya göç ettikten sonra bile yeÄŸenim onu 
unutamıyor, biri diÄŸerinin ardından ne yazık ki hep cevapsız kalan mektuplar yazıp yolluyordu, vurulduÄŸunu çok geç öğrendiÄŸinde ise karalara bürünmüş, uzun zaman yaÅŸayamadığı aÅŸkının yasını tutmuÅŸtu” diye hüzünlü bir heyecanla anlattıklarına bir de gözleri yaÅŸla dolu “Bugün burada gördüğünüz, memleketlerinden kovulmuÅŸ olarak yaÅŸayan hep hor görülmüş, ezilmiÅŸ, bin bir hakaret ve tacize uÄŸratılmış, vurulup 
kolu kanadı kırılmış olduÄŸu için de pısırık, korkak, ürkek, edilgen
 bir karakter sahibi olmaya itilip-zorlanmış Anadolu’dan göçme bu 
Ermeni toplumu, ÅŸimdi anavatanı Ermenistan ve KarabaÄŸ’ın var olması 
için çalışmış insanlarından birini bu denli sevip de saygılarını görkemli bir merasimle bildirme noktasına gelmiÅŸse eÄŸer, inanın tüm bu
insanların bilinç altında Armenak ve Armenak gibi yiÄŸitlerimiz 
yatmaktadır” sözlerini de ekleyince bu kez duygulanıp gözyaÅŸlarımı tutamayan ben olmuÅŸtum. Armenak, yeryüzünün iki ayrı ve birbirinden 
çok uzak kıtasında yaÅŸayan iki Ermeni yüreÄŸinde aynı gurur ve acıyı var edebiliyorsa eÄŸer, yarınlarda 2 milyon insanımızın bilinç altında var olanı da pekâlâ bilince çıkarabilirdi kuÅŸkusuz!…

…Partisinin İzmir TariÅŸ fabrikasında çalışan işçilerin sendikal 
örgütlenme çalışmalarını koordine etme ve Ege bölgesinde devrimci kadrolardan oluÅŸan bir aÄŸ yaratmayı becermeye muktedir aday arayışı probleminin Armenak sayesinde çözülmesi sevindiriciydi. TariÅŸ, işçi
 mahalleleri ve kirada kalınılan iki ev arasında mekik dokuyor, başını
 kaşıyacak kadar vakti olmadığı halde, örgütleme çalışmalarında
 eksikliÄŸi çok hissedilen onlarca kadroların yapması gerekeni tek
 başına üstlenip yapmaya çalışıyordu. Devrimci örgütlenmelerde o
 dönemler iÅŸlerin çoÄŸunlukla parasızlık nedeniyle aksamasının
 alternatif çözümü olarak banka soygunlarıyla telafi edilebileceÄŸi fikri hayat buluyor, kabul ediliyordu.

Ancak, “T.C.” tarihinde hiç, ama hiç kimsenin aklından “arka oturağında iple baÄŸlanmış tahtadan bir
 sebze sandığı olan bir bisikletle, tek başına bir bankaya girip soygun yapıp dışarı çıktıktan sonra naylon torbaya doldurduÄŸu paraları bisikletinin arkasındaki karnabahar dolu sandığa koyup da aynı sokağın yaklaşık üç-beÅŸ yüz metre ötesindeki bir baÅŸka bankaya daha girip
 veznedeki bayana “Bacım ÅŸu torbaya sığacak kadar parayı koy da ben gideyim, fazlasını yerleÅŸtirecek yerim yok, üstü sizde kalsın” dedikten sonra, elinde para dolu naylon torbayla, soyduÄŸu bu ikinci bankanın önüne bıraktığı bisiklete binip de kayıplara karışan” Armenak’tan baÅŸka bir soyguncu daha olmadığı ve olamayacağı da bilinmelidir mutlaka!

İzmir’de polis tarafından gerçekleÅŸtirilen bir ev 
baskınında yaralı olarak yakalanıncaya kadar, ÅŸehirde yapılan banka
soygunlarından birkaçının, pratik zekası tartışma götürmez Armenak’ın iÅŸi olduÄŸunu tarihe not düşmek gerekir… Ancak bu böyle olduÄŸu halde, onun
 dürüst kiÅŸiliÄŸi sayesinde Partisi’nin gereklerini karşılamak için “kamulaÅŸtırılan”(8) paraya hiç el atmadan günlerce aç kaldığına ÅŸahitlik edecek onlarca insan hâlâ saÄŸ olup aramızda yaÅŸamaktadır. Bu, 1970’li yılların devrimci
kadrolarında varolan fedakârlık ve idealistliÄŸin, püritanizme varan 
böylesi bir dürüstlüğün takdir edilmesi için hem çok önemli ve gereklidir, hem de Armenak nezdinde o neslin özverili, pak yürekli, vicdanı temiz tüm insanlarını layık oldukları gibi anmamız anlamında insani bir görevdir de!…




…Uzun zamandan beri bölgede faÅŸist terör estiren jandarma binbaşısı ve gaddarlıkta ondan geri kalmadığını her fırsatta günahsız köylülere katmerli iÅŸkenceleriyle sergileyen yaverinin karakol baskını sırasında birlikte cezalandırıldığı olayda ağır yaralanan yaver yüzbaşının Armenak’ın ayaklarına düşüp “Hayatımı bağışla Ali AÄŸa, çoluk-çocuÄŸuma acı, vurma beni” türü
yalvarış-yakarışlarına “bizde düşene vurulmaz kuralı hep yürürlükte 
yüzbaşı, ama Munzur Vadisi’nde dolaÅŸan kurda kuÅŸa yem olup olmaman bizim elimizde deÄŸil ki” diyerek onu kaderine ve iÅŸlemiÅŸ olduÄŸu ağır
 suçlarıyla kendi vicdani muhasebesini yapmaya mahkûm etmek gibi bir
 cezalandırmayla olduÄŸu yerde terkedip gittiklerine dair etkileyici haber, birkaç gün zarfında Dersim daÄŸ köylerine ulaÅŸtığında, insanlar mutluluktan havalara uçmuÅŸ, ziyarete çevrilen yıkık Ermeni kiliselerine adaklar adamış, “helal süt emmiÅŸ” TİKKO komutanının saÄŸlığı için hayır duaları etmiÅŸlerdi.


Haydar iki aydan fazla zamandır Ali AÄŸa olarak bildiÄŸi Armenak’tan tek adım olsun ayrılmamış, onun tüm bölge insanlarının olaÄŸanüstü büyük sevgisine layık görülmesinin ‘ilk
 elden’ ÅŸahidi olmanın manevi doyumuna varmasının tadını çıkarıyordu.

Türk olduÄŸunu sandığı, Zazaca bilmeyen Armenak’ın dünyada sırf adalet için yaÅŸayan çok az insandan biri olduÄŸuna yürekten inanıyor ve kendi 
kafasında efsaneleÅŸtirdiÄŸi kahramanıyla geçirdiÄŸi her anı doya doya 
yaÅŸamaya çalışıyordu. Onunla ilgili kendisine soru soranlara, bir yerine iki olumlu bilgi iletmek, hatta abartılı eklemelerde bulunmaktan da geri kalmıyordu. Çok yorgun oldukları bir gün, Mazgirt
(9) yakınlarında BaÄŸin/PaÄŸin(10) köyünde, yerel halkın Çermik(11) olarak adlandırdığı, hem ılık su pınarı, hem de çok eski tarihlerden kalma üç metrelik kalın ve düzenli olarak örülmüş taÅŸ duvarlarla çevrili, her yanı çalılık ve adam boyu yaban otlarıyla örtülü metruk
 bir yerde dinlenmek için mola vermek, uyuyup dinlenmek durumunda 
kalmışlardı. 6 kiÅŸilik Partizan grubunun 4 üyesi duvar dibine kıvrılıp uyurken, 2 yoldaşı güvenlik nöbeti tutuyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber ayaÄŸa kalkan grup, komutanlarının yerdeki taÅŸlar üzerindeki 
anlaşılmaz iÅŸaretleri sanki okuyabiliyormuşçasına, elindeki küçük not 
defterine bir ÅŸeyler çiziktirdiÄŸini görmüşlerdi. Epeyi zaman sonra, iÅŸini bitirip, cep defterini iç cebine yerleÅŸtirirken bakışlarıyla kendisini sorgulayan gençlere dönüp “ne yaptığımı merak ettiÄŸinizi 
görüyorum yoldaÅŸlar, bu taÅŸların üzerinde benim anadilimde yazılar
 görünce, doÄŸal olarak ne olduÄŸunu anlamak istedim ve 7.inci yüzyıldan kalma bu yer hakkında bilgi sahibi oldum. Ben Ermeniyim, asıl adımı bilmenizin bir yararı olduÄŸunu sanmadığım için onu es geçmeyi doÄŸru buluyorum. Önemli olan asıl, bu topraklarda ezelden beri yaÅŸanmış 
adaletsizliklere, zulme, katliamlara, yani haksızlıklara maruz kalmış,
maÄŸdur edilmiÅŸ her halktan insanların eÅŸit olarak, özgür yaÅŸayacağı yarınlar için bugün omuz omuza birlikte mücadele etmekte olmamızın 
anlaşılması ve halklarımızın devrimci kavgada bizimle olmasını saÄŸlamak için elimizden geleni yapmaya çalışmaktır” içerikli bir konuÅŸma yapmıştı. Duyduklarından heyecan duyan Partizan grubuna sadece 6 ay önce katılan Ali Rıza, “benim köyümde de çok Ermeni, onların evlerinde de bu taÅŸlardaki yazılarla yazılmış kitaplardan var. Senede iki defa bayramlarını kutlamak için köyümüze gelen, onları ziyaret eden dedelere o kitaplar üzerine dua etmelerini istiyorlar. EÄŸer uygunsa gece karanlığında köye gider, çocukluk arkadaşım Ermeni
 Musalarla görüşebiliriz, onun çok yaÅŸlı dedesi hâlâ saÄŸ ve Dersim hakkında her meseleyi bilen çok bilgili biridir” deyince, beklenmedik
 bu öneri üzerine Armenak’ın istemiyle tüm grup, güneye Pertek’in(12) Sürgüç(13) köyüne doÄŸru yola koyulmuÅŸtu…

Yazımın en başında bahsini ettiÄŸim yazıda, mutlaka alıntılamayı istediÄŸim ve kısmen doÄŸru bulduÄŸum önemli bilgiler barındıran baÅŸka bölümler de vardı. Orada; “Ermeni Soykırımı sonrası bölgede saÄŸ kalan ancak
 varlığını ‘gizlemek’ zorunda hisseden pek çok Ermeni aile, onunla 
baÅŸlayan bir uyanışın içerisinde bulur kendini, bu hem ulusal olarak 
kendilerine yapılan zulme karşı tavır almanın zorunluluÄŸu, sınıfsal olarak ezilmiÅŸlikleriyle de birleÅŸtirir. O, ülkemizde yaÅŸayan çeÅŸitli
 milliyetlerden emekçi halkın kurtuluÅŸunun sosyalizmle olacağına beyni ve yüreÄŸiyle sarsılmaz bir inançla inanmaktadır. Hayrabet Hançer(14), Nubar Yalımyan(15)(*) ve Manuel Demir(16) gibi pek çok Ermeni devrimci TKP/ML saflarında mücadele eder ve hayatlarını bu uÄŸurda kaybederler. Aklımızda Armenak ve yoldaÅŸlarını alıp, bize ne kadar güzel deÄŸerler bıraktıklarını, bunları daha da geliÅŸtirmemiz gerektiÄŸini düşünerek, 
millet, dil, din farkı gözetmeksizin insan olmanın, devrimci olmanın güzelliÄŸini daha da bir hissederek…” deniyor ve hemen ardından da “Ölümünden sonra özellikle faaliyet yürüttüğü Elazığ, Tunceli, Bingöl çevresinde doÄŸacak olan pek çok çocuÄŸun adı da Orhan olacaktır” diye 
bir iyi niyet eklemesinde bulunuluyordu.

Burada bir parantez açarak, 
önemli bulduÄŸum bir konuya deÄŸinmek, daha doÄŸrusu hâlâ kanayan bir yaraya parmak basmak istiyorum.
 Armenak’ın okuldan yakın arkadaşı olan 
Hrant Dink’in “Türk Solu” hakkındaki eleÅŸtirel anlatım ve yayımlanan söyleÅŸilerinden, 12 Mart döneminin baskı ve ÅŸiddet ortamında, henüz
 TİKKO sempatizanı oldukları zaman, örgüt yeraltına çekildiÄŸinde Ermeni cemaatinin başına kendi eylemlerinden ötürü kötü bir ÅŸey gelmesin 
diye, üç okul arkadaşının mahkemeye baÅŸvurup Ermeni isimlerini nasıl
 deÄŸiÅŸtirdiklerini, Orhan, Fırat ve Murat yaptıklarının acı öyküsünü bilmeyen kalmamıştır sanıyorum. Hrant, yaÅŸadığı yıllarda nüfus cüzdanında Fırat olarak kayıtlı olduÄŸu halde, tek defalığına bile olsa Türkçe o ismi hiç kullanmadı ve bunu çok bilinçli olarak yapıyor, bu topraklarda Fırat deÄŸil, HRANT olarak yaÅŸayabilmenin mücadelesini verdiÄŸi için böyle davranıyordu.
 Bu baÄŸlamda, yiÄŸidimiz Armenak’la ilgili herhangi bir anlatı, söyleÅŸi, ÅŸiir, yazı, kitap, ağıt, türkü yazıldığında, “12 Mart mirası Orhan” yerine bundan böyle onu sadece kendi adı Armenak(17) olarak anmak ve yeni nesle de onu asıl adıyla, gerçekte olduÄŸu gibi tanıtmak gerektiÄŸinin çok daha doÄŸru olduÄŸuna inanıyor, bu satırlarımın bir öneri olarak kabul görmesini diliyor, duyarlı Ermeni yüreklerine dert olan bu acının hafifletilmesi için bu yönde belirgin adımlar atılmasını arzuluyorum. KeÅŸke O’nun gömülü olduÄŸu topraklarda bir gün Orhan’lar kadar Armenak’lar da doÄŸabilseler de, özlenen güzel günlerin güneÅŸi tüm halkların eÅŸit ve özgürce yaÅŸayacağı yarınlarımızı da tüm sıcaklığıyla ısıtabilse ne iyi olurdu diye düşünmek, aynı zamanda ortak geleceÄŸimize birlikte yürüyebilmenin tek ÅŸartını adil olarak yerine getirme görevimizi, bilinçle, insana olan inanç ve güven temelinde yükseltmeyi becermemizi de umut etmek istiyorum.

…2004 Aralığında yeÄŸenimin düğününe katılmak için Amerika’dayım. Fırsat bu fırsat, Tıbrevank’tan sınıf arkadaÅŸlarımın bir akÅŸam yemeÄŸi davetine katılmak üzere eski okul
 arkadaÅŸlarımla okyanusun dalgalarına nazır küçük bir “kendin 
doldur-kendin ye” aÅŸevinde toplanıyoruz. Bir, iki, beÅŸ, on… derken 
masamız kalabalık bir grup can yoldaşıyla doluyor. Armenak’ın sınıf arkadaÅŸlarından, Hrant’ın anlatımlarında “kutsal üçlü” olarak anılan ve Ermeni isimlerini deÄŸiÅŸtirmek için mahkemeye baÅŸvuran yoldaÅŸlardan
 üçüncüsü Stepan’la, bir diÄŸer sınıf arkadaşı Zadik tam karşımdalar. 
Anadolu, Tıbrevank, Diaspora, Ermenistan, KarabaÄŸ ve daha nice konu hakkında konuÅŸuyor, tartışıyor, boÄŸuÅŸuyoruz… YiÄŸidimiz Armenak da tabii bizle beraber, yanımızda, içimizde, hatta baÅŸ ucumuzda ama 
hiçbirimiz adını vermeye cesaret edemiyor gibi… Adı dilimizin ucuna geliyor da yutkunup, boÄŸazımızda düğümleniyor sanki… Bir türlü aÄŸzımızdan çıkmıyor, çıkamıyor nedense! Çok aktif, gürültülü koyu sohbet gırla giderken, bir an beklenmedik, hiç nedensiz bir sessizlik 
oluyor her nasılsa… Stepan’la göz göze geliyoruz, Zadik de
 bakışlarıyla sessizce bize katılıyor… İçimiz içimize sığmıyor artık… Stepan barut gibi, patladı patlayacak… Zadik ateÅŸ sanki, yanıp tutuÅŸuyor… Dayanamıyorum artık, dayanamıyor hiç birimiz ve bizden kim baÅŸlıyor hatırımda deÄŸil ama, Armenak’ın anısına hep bir
 ağızdan, hep beraber güzel bir Anadolu türküsü söylüyoruz… 
HAYALİ GÖNLÜMDE YADİGÂR KALAN!

Sesimiz olabildiÄŸince gür, sesimiz pek cesur ve korkusuz… Birlikte, o an orada bulunan tüm Tıbrevanklılarla doÄŸup-büyüdüğümüz topraklara, Kilikia’ya, Batı Ermenistan’a,
 Medzgerd’e, Faraç’a(18) doÄŸru kanatlanıp uçuyoruz. Orada, her zamanki gülen yüzüyle Armenak’ı görüyoruz… Sıcak, çocuk kadar masum, bildiÄŸimiz, tanıdık tebessümüyle bize bakıyor… YüreÄŸimiz yerinden oynuyor, kalkıyor, yükseliyor ve hayali gönlümüzde yadigâr kalıyor!… 





“VardaÅŸen” Mahpusanesi

Notlar:



(1) Fedai: Ermeni halkının oluşturduğu
 direnişçi Partizan gruplarına verdiği ad.



(2) Fılla: Kürtler tarafından tüm Hristiyanlara, burada Ermenilere verilen ad.



(3) Nazımiye: Batı Ermenistan’da asıl adı Garmir Vank (Kızıl Kilise) olan bir yerleÅŸim yeridir. Zazacada kullanılan Kısle ÅŸekli, Kızıl Kilise’nin 
bozularak telafuz edilenidir. 1896 yılında Sultan Abdülhamid tarafından kızı Nazime’nin onuruna, ÅŸehre Nazımiye adı verilmiÅŸtir.



(4) Khodik: Zazacada da XodiÄŸ olarak adlandırılan, “T.C.”
tarafından adı Yazgeldi olarak deÄŸiÅŸtirilen bir Ermeni köyüdür.



(5) Pülümür: Dersim’in kuzeyinde Ermenice aslı Plurmori (Böğürtlentepe) olan bir Ermeni ÅŸehridir. Zazacada bozuk ÅŸekliyle telafuz edilmektedir.


(6) Kırmızıköprü: Ermenice aslıyla Garmir Gamurç olarak adlandırılan Plurmori merkezinin güney-batısında bulunan köye 
Zazaca Ermenice’den aynı anlam tercümesiyle Pırdosur (Kırmızı,
Kızılköprü) denmektedir.



(7) Günceler: Ermenice asıl adı Gıntsıni (Yabanağaç, Karaağaç) anlamını taşıyan, yakınında küçük bir kilise de bulunan bir Ermeni köyüdür.



(8) KamulaÅŸtırma: “KamulaÅŸtırma” denilince akla ilk olarak, “Lenin’in fedaisi” BolÅŸevik kahraman, KAMO devrimci adıyla tanınan Simon Der-Bedrosyan gelir. O, tarihe meydan okuyan, onu deÄŸiÅŸtirmek için kurbanı olacağı tarihsel güçlere dayandıran efsanevi devrimci bir kahramandır. 15 Mayıs 1882’de Tiflis yakınlarında, Stalin’in de doÄŸum yeri olan Gori kasabasında dünyaya gelmesinden, 18 Temmuz 1922’de trajik ölümü sonrası Yerevan’ın kenarındaki ebedi huzura çekildiÄŸi güne kadar süren 40 yıl gibi kısa hayatına olaÄŸanüstü çalkantılı, devrimci bir yaÅŸamı sığdıran bu Ermeni enternasyonalistin tıpkı bir mermi gibi akıl almaz yaÅŸamı, sırf kendine özgü bir çizgi izler. Devrim için hayatını defalarca hiçe sayarken Çarlık, Avrupa ve Osmanlı zindanlarından vakurla geçen bu efsanevi devrimci, ender görülen bir fiziksel cesarete, az bulunur bir irade ile bir halk kahramanının, bir adalet dağıtıcısının tüm özelliklerini kendinde toplamıştır. Efsanevi devrimci Simon Der-Bedrosyan’ın ölümünden 50 yıl sonra bile Bakülü taksi söförü, Tiflisli meÅŸrubat satıcısı ya da Batumlu çay toplayıcısı kadın Simon Yoldaş’ı sadece tanımakla kalmayıp ondan sevgiyle söz etmesi olaÄŸandışı olmakla birlikte, anlamsız deÄŸildir. (Bu efsanevi devrimcinin yaÅŸam ve mücadelesiyle ilgili Jacques Baynac’ın pek deÄŸerli bir incelemesi “KAMO Lenin’in fedaisi” adıyla Kaldıraç Yayınları tarafından yayınlanmıştır.) Armenak ile soydaşı ve yoldaşı KAMO/Simon Der-Bedrosyan’ın yaÅŸamları ÅŸaşılası bir benzerlik gösterirler.



(9) Mazgirt: Batı Ermenistan’ın Ermenice aslıyla Medzgerd (Büyükhisar, BüyükÅŸehir) anlamıyla adlandırılan ÅŸehridir.



(10) BaÄŸin/PaÄŸin: Urartu Krallığı döneminden kalma kalesi ve OrtaçaÄŸ’dan beri iÅŸletilen ılıcası olan çok eski bir
 Ermeni yerleÅŸim yeridir. BaÄŸnadun/PaÄŸnik/PaÄŸin/BaÄŸin Ermenicede Hamam, yıkanma yerine verilen addır.



(11) Çermik: Ermenicedeki telafuzuyla Çermuk, Sıcak Su, Ilıca, Kaplıca anlamında kullanılmaktadır.



(12) Pertek: Batı Ermenistan’da asıl adı Pertak/Pertag olan ve (Küçük kale, Kalecik) anlamını taşıyan önemli bir ÅŸehridir.



(13) Sürgüç: Ermenice Surp 
Pırgiç (Kurtarıcı, Aziz/Kutsal İsa -peygamber-) anlamını taşıyan ve aynı adla anılan bir de Ermeni kilisesi olan Pertak yakınlarında bir 
köydür. Sürgüç, bozuk ağızla telafuz edilen şeklidir.



(14) Hayrabet Hançer: 1957, Sivas-Gemerek doÄŸumlu Hayrabet Hançer (Honca), 1969-1975 yılları arasında S.H.Tıbrevank’ta okudu. İleriki yıllarda TKP/ML Hareketi safında politik çalışmalarda bulundu, çok aktif ve göze çarpan bir militandı. “Halkın BirliÄŸi” gazetesi editörlüğünü yaparken, 1 Mayıs 1980 günü Kayseri’de faÅŸistler tarafından güpe gündüz sokak ortasında hunharca katledildi.



(15) Nubar Yalımyan: 1958, Mardin Silopi kırsalında yaÅŸayan Ermeni Varto AÅŸireti doÄŸumlu Nubar (ReÅŸo) Yalımyan, 1970-1973 yılları arasında S.H.Tıbrevank’ta okudu. İleriki yıllarda TKP/ML safında politik çalışmalarda bulundu, İstanbul’da yayınlanan Ermenice günlük MARMARA gazetesinde çalıştı. 1977’de 1 Mayıs katliamında Kontr-gerilla kurÅŸunlarıyla yaralandı. 1978’de politik ilticacı olarak Hollanda’ya göç etti. Yurtdışında olduÄŸu yıllarda da çok aktif ve göze çarpan çalışmalarda bulundu. Ermenice-Türkçe dilinde “BAYKAR-Mücadele” adlı bir derginin kuruculuÄŸu ve baÅŸyazarlığını yaptı. 5 Kasım 1982 günü Utrecht’de kaldığı evde Türk devletinin gizli ajanları tarafından delik deÅŸik edilerek katledildi.



(16) Manuel Demir: 1963’de Kayseri-Bünyan-Gigi köyünde doÄŸan Manuel Demir, 1974-1980 yılları arasında S.H.Tıbrevank’ta okudu. İleriki yıllarda TKP/ML safında aktif politik çalışmalarda ve 1987 sonrasında MK üyeliÄŸinde de bulundu. 1981-1985 yıllarını hapiste geçiren, özgürlüğüne ulaÅŸtıktan sonra çok daha aktif ve illegal örgütleme çalışmalarında önder kadro konumunda bir militanken, Kandıra Piyade Alayı’na karşı yapılan askeri bir operasyon sonrası polislerce takip edilerek Sefaköy’de kaldığı evde tutuklandı ve çok ağır iÅŸkencelerden geçirildi. YiÄŸitçe direniÅŸini hazmedemeyen devlet güçleri tarafından İstanbul-Sefaköy yolunda boÅŸ bir arsaya götürülüp kurÅŸuna dizilerek, 24 Ocak 1988 günü hunharca katledildiÄŸi halde, bu cinayeti gizlemek için “çatışmada ölmüş” süsü verildi ve Türk basını da bu yalana çanak tuttu.
(17) Armenak: Ermenice “Küçük Ermeni”, “Ermenicik” anlamını taşımaktadır.



(18) Faraç: Armenak’ın kendi vasiyeti üzerine yoldaÅŸları tarafından Faraç’da gömülmesi de bizleri tarihin bir baÅŸka önemli olgusuyla, çok anlamlı bir ÅŸekilde karşı karşıya getirmiÅŸtir. 1915’te kırımdan kaçan Palu Ermenilerinden yüzlercesi Alevi İzol aÅŸiretinin yaÅŸadığı Peri suyunun iki yakasına dizili onlarca köyde sığınak bulmuÅŸ ve 1916’da devletin bu bölgelere askeri harekat yapması üzerine Dersim içlerine çekilmiÅŸlerdir. Bu Ermeni kaçaklar ve direnişçilerinin bir yıl kadar barındıkları köylerin bir kısmı bugün Karakoçan’a (Ermenice OÄŸu/Ohu), bir kısmı ise Mazgirt’e (Ermenice Medzgerd) baÄŸlıdır ve Faraç da o köylerden biri olarak, Armenak’ı “kendi vasiyeti üzerine” atalarının ruhuyla buluÅŸturmuÅŸtur. Bu vesileyle, hem 1915’te mazlum Ermenilere sahip çıkan, hem de 65 yıl sonra Armenak’ın cenazesini layık olduÄŸu büyük bir kitle katılımıyla kaldırıp, düşmana inat, ebediyen baÄŸrına basan dost ve yoldaÅŸ bölge insanlarına teÅŸekkürü borç bilir, saygı ve sıcak selamlarımızı sunarız.
(*) Armenak’ın katlinden 7 ay sonra yitirdiÄŸi yoldaşının anısına Nubar Yalımyan’ın Ermenice yazmış olduÄŸu 
şiirin Türkçe çevirisi aÅŸağıdadır;
BİR YILDIZIN KAYMASI


Bir can,


Bir ışık,


Bir yıldızdı doğan


Çok uluslu Türkiye halkının bağrından.


Bir korku,


Bir dehşet,


Bir ateş topu,


Bir yıldırım parçasıydı inen


Zalim diktatörlerin yüreğine.


O, ateşle, 

kılıçla,

silahla,


Gün evvel gitmeliydi


Zalimlerin huzuru için.


Onlar ahtlarını yerine getirdiler Karakoçan’da,


Ama bilmiyorlardı ki,


Böyle yiğitler doğuran bir halk,


Öyle zalimlerin devranına son vermek için


Daha çok yıldızlar doğururdu.




17.12.1980, Hollanda




Makale yazarının ricası : “T.C.” Devrimci hareketleri içerisinde deÄŸiÅŸik dönemlerde aktif rol oynamış ve faÅŸist devlet tarafından katledilmiÅŸ Ermeni devrimcilerin yaÅŸam öykülerini kitap halinde yayınlama amaçlı varolan kollektif bir projenin hayata geçirilmesi için, o yiÄŸit insanlar hakkında deÄŸerli verilere sahip olan tüm okuyucuların, bilgilendirme merkezi olmayı gönüllü olarak üstlenip, projeye destek ve dayanışmasını belirten Ermenistan Helsinki Komitesi “commitehelsinki@yahoo.com” ve 1915 Soykırımı Kafkas AraÅŸtırma Merkezi’nin “armenie1915@yahoo.com” e-posta adreslerine baÅŸvurmaları rica olunur.

Bir yanıt yazın