Rakel DİNK
Agos Gazetesi
Zeynep Tanbay’ın beni arayıp “bize katılır mısın†dediği günün akşamı, göğüs kafesim hem sıkıştı, hem sancıdı.
34 haneli bir köy düşünün, hepsi sancılı, hepsinin acılarını dile getirmeye, seninle yaşamaya ihtiyacı var. Dinlenilmeye, paylaşılmaya, anlaşılmaya ihtiyaçları var. Şekva var, şikâyet var, sonra umut var, mücadele var, birlikte olmak, sarılmak var.
Göz göze gelmek, el ele olmak var… Ve yine yokluk, yoksulluk, acı ve keder var… Bombaların daÄŸları titrettiÄŸi yerde yatabilmek var.
Gerçekleri kabullenmek ne kadar zor Hisus Baba! BoÅŸuna demedin, kendine istediÄŸini karşındakine de, yanındakine de istemektir bütün peygamberler ve kitapların dediÄŸi…
Hakların istenmeden verilmesi gerekirken, daha kaç cana ihtiyaç var? Åžu kadar cana ihtiyaç var dense halk sıraya girecek “Ben, ben, beni! Yeter ki son olsun bu kan dökme, bu bombalama!”
Ey Mardin, ey Şırnak, Hakkâri, Sinopi, Dadar, Burkundan köyleri, ey Hasana ve Varto aşireti, bu kaçıncı boşaltılmadır yaşadığın?
Ey Uludere, acıları ululaÅŸan Uludere…
Ey Cudî, görkemli dağ, kaçıncı tanıklığındır bu gördüğün, kaçıncı ölüm sessizliğidir bu yaşadığın, kaçıncı insansız kalışındır?
Tarih boyunca su ve ekmek fışkıran vadiler, ovalar, hiç mi anlatamadınız emeği, saygıyı, sevgiyi de bugün böyle boynunuz bükük seyrediyorsunuz?
Ey devlet ve ey insanlar, kan dökmeye doymadınız mı? Yeter deÄŸil mi?…
İşte oralarda bunları düşündüm, bunları yaÅŸadım…
