Fethiye ÇETİN
Biamag
KovuÅŸturma safhası, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yürütülen yargılama, İstanbul 2. Ağır Çocuk Ceza Mahkemesi 2010/146 esas ve 2011/197 karar sayılı dosyası ve Yargıtay…
Hrant Dink öldürüldüğünde, cinayeti soruÅŸturmak üzere özel yetkili iki savcı görevlendirildi ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. maddesi uyarınca dosyanın tümüne etkili olacak ÅŸekilde gizlilik kararı alındı. Bu karar nedeniyle maÄŸdur tarafı olmamıza raÄŸmen dosyaya eriÅŸimimiz mümkün olamadı.
Bir cinayet davasını soruşturan savcıların ilk yapması gereken emirlerindeki kolluk kuvvetleri aracılığıyla cinayet mahallindeki delillerin kaybolmasını önlemek amacıyla gerekli tedbirleri almak, görgü tanıklarını dinlemek, cinayet mahallindeki bütün delilleri ve varsa cinayet mahallindeki bütün mobese ve güvenlik kameraları görüntülerini toplamak, öldürülen kişinin yakınlarını dinleyerek, onların cinayet konusunda bildiklerini, öldürülen kişinin tehdit edilip edilmediğini, tehdit edilmiş ise kimler tarafından tehdit edildiğini hasılı cinayetin kim ya da kimler tarafından işlendiğini, cinayetin nedenini araştırmaktır.
Ceza yargılamasının amacı, maddi hakikati ortaya çıkarmak olduğundan maddi hakikati ortaya çıkarmak için gerekli bütün iz, emare ve delilleri toplamak ve emanete almaktır.
Bu kapsamda dinlenen Dink ailesi, Hrant Dink’i hedef gösteren ve onu tehdit eden kiÅŸilerin isimlerini de vererek bu kiÅŸilerden ÅŸikâyetçi olduklarını bildirdiler.
Levent Temiz, Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz ve Hrant Dink’i odasına çağırıp tehdit eden vali yardımcısı ile yanındaki iki görevlinin Hrant Dink’i hedef gösterdiÄŸini, tehdit ettiÄŸini anlatan aile bireylerinin ifadeleri tutanaÄŸa geçirildi ancak savcılar bu konuda hiçbir iÅŸlem yapmadılar.
Cinayetin ertesi gününden itibaren basın organlarının hemen hepsinde yayınlanan ve Hrant Dink’in öldürülmeden bir hafta önce kaleme aldığı iki yazı, Dink ailesinin anlattıklarını doÄŸruladığı gibi, katilin nerede aranması gerektiÄŸini gösteriyordu. Bu iki yazısında Hrant Dink aynı isimlere iÅŸaret ediyordu. Savcılar, bu yazıları da görmezden geldiler.
Kısa süre sonra Ogün Samast, cinayette kullanılan silahla birlikte yakalandı. Samast’ın Trabzon’dan gelerek Hrant Dink’i vurduÄŸu söyleniyor, cinayet günü, cinayetten kısa bir süre önce, Agos’un yan sokağındaki bir internet kafede arkadaÅŸlarıyla chat’leÅŸtiÄŸi basında haber olarak yer alıyordu.
Bu durumda savcıların yapması gereken Ogün Samast’ın cinayet mahalline çok uzak bir ilden ne zaman, nasıl ve hangi vasıtayla, kimlerle birlikte geldiÄŸini araÅŸtırmak olmalıydı. Samast, Metro turizm ÅŸirketinin otobüsüyle geldiÄŸini söylüyordu ancak yapılan araÅŸtırmada böyle bir kayda rastlanmadı, soruÅŸturma burada bırakıldı.
Yine, ilk bulgulara göre, Ogün Samast , cinayet mahalline çok uzak bir ilden, Trabzon’dan gelmiÅŸ, bilmediÄŸi koca İstanbul ÅŸehrinde Agos’u eliyle koymuÅŸ gibi bulmuÅŸ ve hayatında hiç görmediÄŸi Hrant Dink’i, Agos’tan çıkıp bankaya giderken profilinden tanımış, silahla üç kez ateÅŸ etmiÅŸ ve cinayet mahallinin karmaşık arka sokaklarından hiçbir duraksama ve tereddüt göstermeden kaçmıştı. Bu kurgu, akla, mantığa ve hayatın olaÄŸan akışına uymadığından soruÅŸturmayı yürüten savcıların ilk olarak araÅŸtırması gereken, katil zanlısının cinayet mahallinde tek başına olup olmadığı, öncesinde bu mahalde keÅŸif yapıp yapmadığı olmalıydı, bu da yapılmadı.
Samast’ın silahı nereden temin ettiÄŸi, İstanbul’da bulunduÄŸu süre içinde kimlerle görüştüğü, nasıl kaçtığı araÅŸtırılmadı, gelinen aÅŸamada dahi bu sorular cevaplanmadı.
Cinayetin ardından polis tarafından toplanan cinayet mahalli çevresindeki mobese ve güvenlik kameralarınca kaydedilen görüntülerinin önemli bir kısmının yok edildiği, dosyaya konmadığı, çok önemli bulguların soruşturulmadığı yargılamanın sonraki aşamalarında ortaya çıktı.
Çok önemli bir delil olmasına raÄŸmen sanık Samast’ın cep telefonu ve sim kartına iliÅŸkin ifadeler ve tutanaklar arasındaki çeliÅŸki ve karmaşıklık çözümlenmedi, iÅŸin gerçeÄŸi araÅŸtırılmadı.
Samast, cinayetten hemen önce, bir saatten fazla zamanını Agos’un bulunduÄŸu Sebat Apartmanı’nın yanındaki Åžafak Sokak’taki internet kafede geçirmiÅŸ ve kendi ifadesine göre, arkadaÅŸlarıyla chat’leÅŸmiÅŸti. Cinayet zanlısının cinayetten hemen önce gittiÄŸi mekân, bu mekanın sahiplerinin ve o sırada orada bulunan kiÅŸilerin tanıklığı ve zanlının kullandığı bilgisayar kayıtları çok önemli olduÄŸu halde bu konuda hiçbir araÅŸtırma yapılmadı. İnternet kafenin bilgisayarlarına ve hard disklerine cinayetten hemen sonra Emniyet birimlerince neden el konulmadığı araÅŸtırılmadı ve soruÅŸturma bu yönde derinleÅŸtirilmedi. Kafeyi iÅŸleten polis memuru Cavit Kılıç’ın ifadesine de talebimiz üzerine ancak cinayet tarihinden iki ay sonra baÅŸvuruldu. Bilgisayarların kayıtlarına ise halen ulaşılamadı.
Oysa Samast’ın cinayetten önce birileriyle chat’leÅŸtiÄŸi internet kafe, bir binanın ikinci katındaydı ve tabelasında Kritik Güvenlik Sistemleri, Temizlik Hizmetleri ve Danışmanlık Åžirketi yazılıydı. Yani buranın bir internet kafe olduÄŸu dışarıdan bakıldığında anlaşılamıyordu. Åžirketin sahibi Adem Kılıç’ın Feriköy Karakolu’nda görevli polis memuru oÄŸlu Cavit Kılıç, cinayet günü bürodaydı. Cinayetten iki ay sonra alınan ifadesinde, Ogün Samast’ı hiç görmediÄŸini söylemiÅŸti. Oysa Cavit Kılıç, daha sonra talebimiz üzerine mahkemede verdiÄŸi ifadede cinayet gününe ve Ogün Samast’a dair çok önemli ayrıntılar anlatıyor, soru üzerine bu bilgileri cinayet günü terörle mücadele ekiplerine de aktardığını söylüyordu.
Cavit Kılıç, duruÅŸmada verdiÄŸi ifadesinde Agos gazetesine ilan vermek için gittiÄŸini söylemiÅŸti. Agos gazetesine Cavit Kılıç’ın ifadesinde bahsettiÄŸi ÅŸekilde bir ilan verilip verilmediÄŸi, Cavit Kılıç ve babası Adem Kılıç ile sanıkların irtibatlarını ortaya koyacak teknik deliller araÅŸtırılmadı.
Cinayetin ardından Ogün Samast, Åžafak Sokak’ta koÅŸarken Saray Kumaşçılık kameralarına takılmıştı. Hemen arkasından onu izleyen ve uzaklaÅŸtığını gördükten sonra, sokağın köşesindeki inÅŸaatın kapısından içeri girip kaybolan iki kiÅŸiye iliÅŸkin hiçbir araÅŸtırma yapılmadı. Oysa davranışlarıyla şüphe çeken bu iki kiÅŸinin eÅŸkâli, Samast’ın yalnız olmadığını söyleyen kimi tanıkların anlatımlarıyla da örtüşüyordu.
Soruşturmanın nasıl yürütüldüğüne ilişkin bir fikir vermesi açısından aşağıda birkaç örnek vermekle yetineceğim. Soruşturmanın eksikleri bunlardan ibaret değil. Bunlar sadece birkaç örnek.
Cinayet günü tespit edilen ve dosyada mevcut kamera kayıtlarına takılan, siyah montlu şüpheli kiÅŸinin, cinayet saatinin hemen öncesinde baÅŸka kiÅŸilerle iÅŸaretleÅŸtiÄŸi, Hrant Dink’in Akbank’tan çıktığı sırada bu kiÅŸilerin hareketlendiÄŸi, Akbank güvenlik kamerasının yok edilmeyen bölümlerine ait kayıtlarında açıkça görülmesine raÄŸmen bu kiÅŸilerin kimlikleri araÅŸtırılmadı.
Yakalanan diÄŸer sanıkların ve Samast’ın birbirleriyle ve üçüncü ÅŸahıslarla internet üzerinden iletiÅŸime geçtikleri bilinmesine, kollukta bu bilgilerin mevcut olduÄŸunun ortaya çıkmasına raÄŸmen iletiÅŸim kurdukları kiÅŸiler ile iletiÅŸim bilgileri araÅŸtırılmadı.
Cinayet mahallindeki Yapı Kredi Bankası güvenlik kamerasının tam da cinayet gününün bir gün öncesi (18 Ocak 2007) ve cinayet gününde (19 Ocak 2007) arızalı olduğu tespit edildiği halde bu arızanın sebebi ve tesadüf olup olmadığı araştırılmadı.
SoruÅŸturma savcıları tarafından İstanbul Terörle Mücadele Åžube Müdürlüğü’ne yazılan 25 Ocak 2007 tarihli yazıda, “güvenilir bir kaynaktan alınan bilgide; Yeni Hayat gazetesi genel yayın yönetmeni olan ÅŸahsın bu olay ile ilgili ve şüpheliler ile irtibatlı olabileceÄŸi deÄŸerlendirildiÄŸinden ÅŸahsa ait cep ve sabit telefonların tespiti ile geriye doÄŸru görüşme detaylarının temini ve incelemenin yapılması” istenmiÅŸ ise de bu ÅŸahsın cep ve ev telefonları tespit ve tahkik edilmedi, edilmeden dava açıldı.
Sanıklardan Tuncay Uzundal’ın evinde yapılan aramada ele geçen ajandanın 19 Ocak sayfasının tamamen koparılmış olduÄŸu görüldü. Ancak, tam da 19 Ocak tarihli sayfanın koparılmış olduÄŸu üzerinde durulmadı, kayıp sayfa ve bunun sebebi araÅŸtırılmadı.
SoruÅŸturma sırasında Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in emniyet ve jandarma istihbaratınca teknik takibe alınmış olduÄŸu, hatta Yasin Hayal’in fiziki takibe alındığı ortaya çıktı. Fiziki takibe iliÅŸkin kayıtlar istenmedi. Teknik takip verileri, eksik gönderilmesine raÄŸmen bunun üzerinde durulmadı.
Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’e ait dinleme tutanaklarındaki bazı görüşmelerin tek taraflı yazılmasının nedeni araÅŸtırılmadı, bu konuda herhangi bir teknik inceleme yapılmadı.
Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in Trabzon Emniyet ve Jandarma iliÅŸkileri ortaya çıkmasına raÄŸmen bu husus, derinlemesine araÅŸtırılmadı.
Sanıklar ile Emniyet ve Jandarma görevlileri arasındaki ilişkinin tespiti bakımından, Emniyet ve Jandarma arşivlerinde bir çalışma yapılmadı, özellikle ismi geçen Emniyet ve jandarma görevlilerinin sanıklarla ilişkili olup olmadıklarının tespiti için ilgililerin beyanlarına başvurulmadı, soruşturma bu hususlar gözetilerek derinleştirilmedi.
Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin sanıklara ait görüşme dökümlerini tam ve eksiksiz göndermedikleri, bir takım hususları gizledikleri bütün açıklığı ile ortaya çıkmasına rağmen bu hususlarla ilgili araştırma ve soruşturma cinayet soruşturmasını yürüten savcılarca yürütülmedi.
Sanık Yasin Hayal’in sürekli ve kesintisiz bir ÅŸekilde takip altında olduÄŸu halde, İstanbul’a geldiÄŸi ve Agos gazetesi ile Hrant Dink’in evi arasında güzergâh ve kroki çalışması yaptığı tanık Ergün ÇaÄŸatay’ın ifadesiyle ortaya çıktı. Hayal’in İstanbul’a geldiÄŸi dönemde teknik takibe ara verildiÄŸi de gönderilen belgelerden anlaşıldı.
Son derece önemli olan bu olgunun nedenleri üzerinde durulmadı, Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nde o dönem görev yapan ve konuyla ilgili görevlilerin sorgulanması, sanıkların hukuki ve fiili durumu ile ilgili olarak baÅŸkaca delillere ulaşılmasını mümkün kılabilecekken bu husus yerine getirilmedi.
Trabzon İli Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı’nda görevli AsayiÅŸ Tim Komutanı Astsb. ÇvÅŸ. Satılmış Åžahin ile sanıkların iliÅŸkileri araÅŸtırılmadı. Satılmış Åžahin’in cinayetten bir gün önce 18 Ocak 2007’de İstanbul’da bulunduÄŸu ve cezaevine tutuklu götürdüğüne iliÅŸkin ek bir inceleme yapılıp yapılmadığı, Cezaevine 18 Ocak 2007’de gerçekten de mahkum götürüp götürmediÄŸi, götürmüş ise bu görevin Satılmış Åžahin’in asli görevi olup olmadığı hususu da araÅŸtırılmadı.
anık Tuncay Uzundal’ı eylem gerçekleÅŸtikten sonra gören Erhan Tuncel, bu karşılaÅŸmadaki konuÅŸmayı; “Ne zaman gittiler diye sorduÄŸumda, Tuncay’ın “PerÅŸembe gittiklerini ve kendisinin de bir bayrak hediye ettiÄŸini, ben de bu konuyu emniyete ihbar edip etmemek konusunda sorduÄŸumda “boÅŸ ver, kendileri bulsunlar” ÅŸeklinde aktarmıştı.
Bu anlatımda Erhan Tuncel’in ifadesinde giden(ler) için kullandığı öznenin çoÄŸul olması ve bu ifadeye göre, Trabzon’dan İstanbul’a giden Ogün Samast’ın yalnız olmadığının anlaşılmasına raÄŸmen savcılar, bu ifade üzerinde de durmadı, iÅŸin gerçeÄŸini araÅŸtırmadı.
Soruşturmalar çok sayıda parçaya bölünerek ve birbirinden bağımsız yürütülerek adalete erişim ve maddi hakikatin ortaya çıkarılması engellendi.
Soruşturma sırasında ortaya çıkan bulgulara göre Trabzon Jandarma ve Emniyet görevlilerinin cinayet sanıklarıyla yoğun ilişkisi tespit edilmişti; Trabzon Jandarma, Emniyet ve İstanbul Emniyet görevlileri, Dink cinayetinin işleneceğini ayrıntılarıyla bildikleri halde hiçbir önleyici çalışma yapmamışlardı; cinayetten sonra, belgeleri eksik gönderdikleri, bazı deliller üzerinde tahrifat yaptıkları, sahte belgeler düzenledikleri, arşivlerde temizlik yaptıkları öğrenilmişti.
Ortaya çıkan bu önemli bilgi ve bulgulara raÄŸmen söz konusu görevliler hakkında cinayet soruÅŸturmasını yürüten savcılarca hiçbir iÅŸlem yapılmadı, soruÅŸturma bu yönde derinleÅŸtirilmedi. Savcılar, görevsizlik kararı vererek bulgularını Trabzon Savcılığı’na göndermekle yetindi.
Bu arada, basında çıkan haberler üzerine, Trabzon Jandarma ve Trabzon Emniyet görevlileri, İstanbul Emniyet görevlileri ve Samsun Jandarma ve Emniyet görevlileri hakkında 4483 Sayılı Yasa kapsamında incelemeler baÅŸlatıldı. SoruÅŸturma savcıları da Trabzon Emniyet ve Jandarma görevlileriyle ilgili bulgularını kendileri araÅŸtırmayarak Trabzon Savcılığı’na gönderdiler.
Sonuçta, birbirinden bağımsız, etkisiz, bir sonuca varmayan onlarca inceleme ve soruşturma yürütüldü. Maddi hakikatin ortaya çıkarılması açısından hayati önem taşımasına rağmen, inceleme, soruşturma ve yargılama süreçleri karmaşıklaştırılarak, aralarındaki bağlantı koparılarak ve sürece yayılarak adalete erişim engellendi.
En başından gelinen aşamaya kadar Dink cinayeti, maddi hakikati ortaya çıkarmak yerine maddi hakikati örtmek, gizlemek üzerine yürütüldü.
Trabzon Emniyet ve İstanbul Emniyet görevlileri hakkında 4483 Sayılı Yasa uyarınca yürütülen incelemelerde hiçbir görevli hakkında soruşturma izni çıkmadı.
Trabzon Savcılığı’nca yürütülen soruÅŸturmada ise takipsizlik kararı verilerek dosya kapatıldı. Etkisiz ve sonuçsuz bu soruÅŸturmalarda bütün yollar tüketildiÄŸinden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) dört ayrı baÅŸvuru yapıldı.
BilindiÄŸi üzere, AİHM bu dört ayrı baÅŸvuruyu, Hrant Dink’in mahkumiyeti nedeniyle yapılan dosya ile birleÅŸtirerek kararını verdi. 14 Aralık 2010’da kesinleÅŸen bu kararında AİHM, bu dosyalarla ilgili olarak dört ayrı ihlal kararı vererek Türkiye’yi mahkûm etti.
Sadece Trabzon Jandarma’da görevli iki astsubay hakkında soruÅŸturma izni verilmiÅŸti. Bu görevliler hakkında görevi ihmal suçu isnadıyla dava açıldı. Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ikinci duruÅŸmasında, bu iki sanık, önemli açıklamalarda bulunarak amirlerinin isimlerini verdi.
İki sanığın, daha önceki beyanlarının doÄŸru olmadığını, üstlerinin baskısı altında önceki beyanlarda bulunduklarını, Hrant Dink’in öldürüleceÄŸi bilgisini üstlerine verdikleri, üstlerinin bu konuyu kapattığı ÅŸeklinde ifadeleri üzerine, Albay Ali Öz ve Yüzbaşı Metin Yıldız’ın da içinde bulunduÄŸu altı jandarma görevlisi hakkında da görevi ihmal suçundan dava açılarak bu dava ile birleÅŸtirildi.
Yukarıda değindiğimiz gibi cinayetin perde arkasındaki örgütlü yapının ortaya çıkarılabilmesi için olayı temsil eden tüm delillerin toplanması, bütünü temsil etme ihtimali olan tüm parçaların birleştirilmesi, örgütü deşifre edecek tüm ipuçlarının değerlendirilmesi gerekirdi. Bu nedenle, cinayete ilişkin tüm dava ve soruşturmaların tek elden yürütülmesi maddi gerçeğe ulaşmak için önemliydi.
Trabzon Jandarma görevlilerinin yargılandığı Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2008/615 esas sayılı dosyasının, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın 8. maddesindeki “baÄŸlantılı suç” nedeniyle ve yine 9, 10. maddelerindeki usule göre yerel mahkeme dosyası ile birleÅŸtirilmesi gerekirken ısrarla birleÅŸtirme taleplerimiz reddedildi ve bu dava ayrı bir dava olarak yürütülüp karara baÄŸlandı.
Şu anda Yargıtay aşamasında bulunan bu dava sırasında, Dink ailesi avukatlarınca, sanıkların eylemlerinin TCK 83. maddede tanımı yapılan suç tipine uyduğu defalarca ileri sürülmesine rağmen, dava, basit görevi ihmal suçu üzerinden yürütüldü ve sanıklar Ali Öz ile Metin Yıldız hakkında altı ay, diğer sanıklar haklarında dört ay hapis cezası verildi.
Trabzon Jandarma görevlileri hakkında yürütülen soruşturma ve açılan davanın duruşmaları sırasında önemli bilgilere ulaşılmasına rağmen bu bilgiler de soruşturulmadı.
ÖrneÄŸin Ogün Samast’ın cinayette kullandığı silahın ArdeÅŸen el yapımı olduÄŸunun yakalanmadan önce Trabzon İl Jandarma Komutanlığı tarafından bilindiÄŸi, delilleri ile ortaya çıkmasına raÄŸmen bu bilgiye ne zamandan itibaren sahip olunduÄŸu ve kaynağı araÅŸtırılmadı. Oysa bu olgu, silahın nereden temin edildiÄŸinin araÅŸtırılması dışında kamu görevlilerinin sanıklarla irtibatını, eylemle illiyet bağını göstermesi açısından hayati bir önem taşımaktaydı.
Trabzon Jandarma Komutanlığı İstihbarat arÅŸivlerinin Dink cinayetinden sonra İstihbarat Åžube Müdürlüğü personeli tarafından delilleri karartacak ÅŸekilde yeniden düzenlendiÄŸi anlaşılmasına raÄŸmen, bu konu da araÅŸtırılmadı, idari tahkikatlarda ise sadece Jandarma Komutanlığı’nın verdiÄŸi cevaplar ve gönderdiÄŸi belgelerle yetinildi.
Trabzon Jandarma görevlilerinin, Hrant Dink’in öldürüleceÄŸi, Yasin Hayal ve arkadaÅŸlarının İstanbul’a giderek Dink’in evi ve iÅŸyeri arasında keÅŸif çalışması yapıp kroki hazırladıkları bilgisine sahip oldukları ortaya çıktı ancak bunun da ilerisine gidilmedi.
Ortaya çıkan ve cinayetin aydınlatılmasında çok önemli ipuçları ihtiva eden diğer gelişmelerden bazıları şöyleydi:
* Hrant Dink’in öldürüleceÄŸi ve Yasin Hayal’in silah arayışında olduÄŸu bilgisini jandarma istihbarat görevlilerine bildiren CoÅŸkun İğci cinayetten sonra konuÅŸmaması için jandarma görevlilerince tehdit edilmiÅŸti.
* Trabzon Jandarma Komutanlığı’nın, cinayetten sonra sanıkların ikamet ettiÄŸi Pelitli Belediyesi’ne ait hoparlörde yaptığı duyuruda, Pelitli beldesi sakinlerini kimseye bilgi vermemesi İçin uyarmıştı.
* İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tanık olarak dinlenen Jandarma istihbaratında görevli muhbir Veysel Åžahin bu ifadesinde, Yasin Hayal’i [2003-2005 yıllarında] Trabzon Jandarma Komutanlığı’nda gördüğünü, istihbarata gelip gidenler arasında olduÄŸunu, jandarmada görevli komutanın Yasin Hayal İçin “SaÄŸlam çocuk, görüştüğümüz bir çocuk” dediÄŸini beyan etmiÅŸti.
Kovuşturma safhası
Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, 20 Nisan 2007’de bazı şüpheliler yönünden soruÅŸturmayı tamamlayarak 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürütülecek olan davayı açtı.
Ancak savcılık, olayla ilgili soruÅŸturmanın bütünüyle sonuçlandırılmadığından bahisle soruÅŸturma dosyasını kapatmadığını, soruÅŸturmaya bundan böyle 2007/792 No’lu dosya üzerinden devam edileceÄŸini, iddianamede şöyle açıklamıştı:
“Takibi ve incelemesi yapılan tüm delillerin toparlanarak ortaya çıkabilecek yeni vakıalar ve suç delilleri ile baÅŸka bir kısım şüpheliler hakkında bu dosya ile birleÅŸtirme talepli baÅŸka kamu davaları açılabilme ihtimali bulunmaktadır.
“Ancak bu tür inceleme ve delil tespitinin daha da uzun bir zaman dilimine yayılabilme ihtimali göz önüne alınarak şüphelilerin elde mevcut deliller ışığında bağımsız mahkeme önüne çıkarılmaları süresinin gereksiz yere uzatılmaması amacıyla bu iddianame düzenlenerek kamu davası açılmıştır.”
Böylece açılan ceza davası İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürerken, 2007/972 numaralı soruÅŸturma dosyası açık tutuldu.
Ceza davası devam ederken, ortaya çıkan bulgu ve bilgiler, Dink ailesi avukatlarınca açık olan 2007/972 numaralı soruÅŸturma dosyasına iletildi, soruÅŸturmanın derinleÅŸtirilmesi istendi. Ayrıca, duruÅŸma sırasında dinlenen Cavit Kılıç, Erhan Özen gibi tanık beyanlarının araÅŸtırılması ve yine ortaya çıkan bilgilerin soruÅŸturulması talepleri 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından doÄŸrudan Cumhuriyet Savcılığı’na gönderildi.
Öte yandan, AİHM’in [Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi] 14 Eylül 2010’da verdiÄŸi ve 14 Aralık 2010’da kesinleÅŸen kararının gereÄŸinin iç hukukta yerine getirilmesi ve kamu görevlileri hakkında soruÅŸturmanın yürütülmesi amacıyla İstanbul Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı’na yapılan baÅŸvuru üzerine, savcılık 2011/192 No’lu dosya ile yeni bir soruÅŸturma baÅŸlattı. Bu dosya daha sonra, açık bulunan 2007/972 numaralı ilk soruÅŸturma dosyasıyla birleÅŸtirildi.
CumhurbaÅŸkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun Hrant Dink cinayetine iliÅŸkin hazırladığı rapor ve bu rapordaki bulgular savcılığın adı geçen soruÅŸturma dosyasına iletildi. Aradan geçen altı yıla raÄŸmen bu dosyada, herhangi bir ilerleme kaydedilmediÄŸi gibi dosyanın bir örneÄŸinin tarafımıza verilmesi talebimiz de “gizlilik kararı” nedeniyle reddedildi. Bu karara itiraz edildi ancak itiraz makamı olan mahkeme tarafından itiraz reddedildi.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yürütülen yargılama
Beş yıl süren yargılama boyunca, iddianame ile çizilen çerçeveyi ve sınırları zorlayacak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması yolunda önemli fırsatlar sunacak ve yargılamanın gidişatını bu yönde etkileyecek talepler, mahkeme heyetince sistemli bir biçimde reddedildi.
Mahkeme heyetince kabul edilen talepler ise muhatap kurumlarca karşılanmadı; yazılan yazı içeriklerine tatmin edici cevaplar verilmedi; hatta kimi görevliler kendilerini adeta mahkemenin üstünde görerek yargılama konusu hakkında görüş bildirmeye kalkıştılar.
Bu görevliler kimi kez gayri ciddi cevaplar vererek yargılama faaliyetine saygısızlık ettikleri gibi, bazen de gerçeğe aykırı beyanlarda bulundular.
Sonuçta, beş yıl süren yargılama boyunca adeta havanda su dövüldü, onca bilgi ve bulgu, dosyada birer evrak olarak yer aldı.
Soruşturma safhasının eksikleri olarak yukarıda sayılan bütün hususlar kovuşturma safhası için de geçerlidir, yukarıda değinilen konulara ilişkin olarak yapılan başvuru ve talepler bu kez mahkeme tarafından yerine getirilmedi, sunulan deliller görmezden gelindi.
KovuÅŸturma safhasında ayrıca kolluk tarafından el konan Akbank Osmanbey Åžubesi’ne ait ATM kamera kayıtlarının cinayet gününe ait önemli bir bölümünün Emniyet birimlerinde yok edildiÄŸi ortaya çıktı.
Bugüne kadar tüm çabalara rağmen bu görüntülere ulaşılabilmesi mümkün olmadı. Görüntülere takılan ve cinayetin ardındaki örgütü ve saikı deşifre edebileceği kuvvetle muhtemel kişi ya da kişilerin bu şekilde saklandığı kuşkusu giderilemedi, giderilmesi için de hiçbir ciddi adım atılmadı.
Bu eksikliÄŸin giderilebilmesi açısından emniyete ait bilgisayarlar ile taşınabilir hard disk ile DVD ve CD’ler incelenmedi, konuya iliÅŸkin taleplerimiz karşılanmadı, bu husus araÅŸtırılmadan karar verildi.
Akbank’a ait olduÄŸu söylenen 5JT3H7GQ seri No’lu hard diskin kaybedilmesi ile ilgili herhangi bir araÅŸtırma ve soruÅŸturma yapılmadı. Yine bu kayıtların yer aldığı veya üzerinde çalışıldığı bilgisayar, hard disk, DVD ve CD’ler yeniden ele alınarak incelenmedi ve soruÅŸturma bu yönden de eksik kaldı.
Yukarıda soruÅŸturma safhasının eksikleri bahsinde cinayetten sonra Samast’ın hemen arkasından onu izleyen ve uzaklaÅŸtığını gördükten sonra, sokağın köşesindeki inÅŸaatın kapısından içeri girip kaybolan iki kiÅŸiye deÄŸinilmiÅŸ, şüphe çeken bu iki kiÅŸinin eÅŸkâlinin, Samast’ın yalnız olmadığını söyleyen kimi tanıkların anlatımlarıyla da örtüştüğü anlatılmıştı.
Bu kiÅŸilerden birinin sanıklardan Yasin Hayal’in aÄŸabeyi Osman Hayal olduÄŸuna iliÅŸkin iddiamız üzerine, ÅŸahsın Osman Hayal olup olmadığının tespiti için görüntüler Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.
Adli Tıp Kurumu cevabi yazısında, “Tetkik konusu görüntülerin uzak çekim-düşük kalite olması nedeniyle sanıkların kafa ÅŸekli ve ayrıntılı yüz özelliklerinin tespit edilemediÄŸi, bulguların mukayeseli fotoÄŸraflarla karşılaÅŸtırma yapılması için yetersiz olduÄŸunu” bildirdi.
Bunun üzerine bahse konu cevabi yazı içeriÄŸi dikkate alınarak inceleme konusu tüm materyalin, bu kez yüksek teknolojik-bilimsel düzeltme/inceleme olanaklarına sahip İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektronik ve HaberleÅŸme MühendisliÄŸi Bölümü’ne gönderilmesini ve araÅŸtırmanın tekrar yapılmasını talep ettik. Mahkeme bu talebimizi gerekçe göstermeksizin reddetti.
Oysa sanıklardan Erhan Tuncel, karar sonrası tahliye olduÄŸunda gazetelere verdiÄŸi röportajlarda Osman Hayal’in cinayet mahalline Yasin’in konuÅŸmasını engellemek için getirildiÄŸini söylüyordu. Ayrıca, Osman Hayal’in cep telefonunun, 13 Ocak 2007 tarihinden itibaren cinayet günü akÅŸamına kadar İstanbul’da sinyal verdiÄŸi dosyadaki HTS raporlarında açıkça görülüyordu. Böylece çok önemli ve kilit niteliÄŸindeki bir bulgu, mahkemece görmezden gelindi, dikkate alınmadan hüküm kuruldu.
Yine Akbank ATM ve Saray Kumaşçılık MaÄŸazası’nın kameralarına, cinayet günü, çeÅŸitli noktalarda yaptığı telefon görüşmeleri ile takılan ve oldukça şüpheli görünen siyah montlu diÄŸer ÅŸahsın kimliÄŸi bütün ısrarlarımıza raÄŸmen hiçbir ÅŸekilde inceleme konusu yapılmadı.
Bu konudaki taleplerimiz bugüne kadar karşılanmadı ve bu şahıs bir sır olarak kaldı. Sadece bu konuya ilişkin görüntüler, mahkemeye üç ayrı celse sırasında üç ayrı kere sunuldu ama mahkeme bunları da sadece seyretmekle yetindi.
Cinayet günü tespit edilen ve dosyada mevcut kamera kayıtlarına takılan, siyah montlu şüpheli kiÅŸinin, cinayet saatinin hemen öncesinde baÅŸka kiÅŸilerle iÅŸaretleÅŸtiÄŸi, Hrant Dink’in Akbank’tan çıktığı sırada bu kiÅŸilerin hareketlendikleri, dosyada mevcut Akbank güvenlik kamerası kayıtlarında açıkça görülmesine raÄŸmen bu kiÅŸilerin kimlikleri araÅŸtırılmadı.
Söz konusu kiÅŸilerin kimliklerinin tespiti bakımından telefonla konuÅŸan siyah montlu ÅŸahsın 14.53’te Akbank önünde ve 11.16’da Saray Kumaşçılık önünde olmak üzere iki noktadan cep telefonu ile konuÅŸtuÄŸu açıkça görülmesine raÄŸmen bu ÅŸahsın telefon bilgilerine ulaşılamadı.
Trabzon Jandarma görevlilerinin yargılandığı Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2008/615 esas sayılı dosyasının, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın 8. maddesindeki “baÄŸlantılı suç” nedeniyle ve yine 9, 10. maddelerindeki usule göre yerel mahkeme dosyası ile birleÅŸtirilmesi gerekirken ısrarla ve defalarca birleÅŸtirme talep edilmesine raÄŸmen bu talepler de her seferinde reddedildi.
Yargılamanın başından beri hemen her duruÅŸmada Telekomünikasyon İletiÅŸim BaÅŸkanlığı’nı (TİB) ilgilendiren taleplerimiz ve bu kuruma sorularımız oldu. Mahkeme bu taleplerimizin hemen hepsini kabul etti; soruları ve talepleri verdiÄŸi ara kararlarla TİB’e gönderdi.
Ancak TİB’in mahkemeye gönderdiÄŸi cevabi yazılarda somut sorulara cevap vermekten, kararları yerine getirmekten özellikle kaçındığı, bu yazıların sadece, kurumca matbu olarak hazırlanmış ve kanun, yönetmelik ve ilgili mevzuatı içeren birbirinin tıpkıbasımı yazılar olduÄŸu, ara karar ile sorulan soruları karşılamaktan tamamen uzak, ilgisiz beyanlar içerdiÄŸi görüldü.
Israrımız üzerine mahkeme yeni bir ara karar ile TİB’den kayıtları göndermesini istedi.
TİB bu kez, mahkemenin kararına itiraz etti. İtiraz reddedildi ve bir üst mahkemede incelenmek üzere 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, TİB’in ara karara uyması gerektiÄŸine karar verdi. TİB bu karar üzerine kayıtları gönderdi ancak gönderilen kayıtların bilirkiÅŸilerce incelenmesi talebimiz bu kez mahkemece kabul edilmedi.
İddia makamı, emniyet görevlilerine kayıtları haricen incelettirdiğini, dava sanıkları ile irtibat tespit edemediklerini bildirerek talebimizin reddini istedi. Ancak müdahil taraf olarak biz, son derece kısıtlı olanaklarımızla birçok irtibat tespit ettik, mahkemeye sunduk.
Mahkeme, davayı uzatacağı gerekçesiyle, konuyu araştırmak yerine taleplerimizi gereği için savcılığa gönderdi ve bu araştırmanın sonucunu beklemeden nihai kararını verdi.
DuruÅŸmada dinlenen ve daha sonra talimatla ifadesi alınan Erhan Özen’in anlatımları son derece çarpıcı ve önemli olmasına raÄŸmen bu tanığın anlattıkları araÅŸtırılmadı, savcılığa gönderilen bu ifadenin de akıbeti sorulmadan karar verildi.
6 Temmuz 2009 tarihli duruÅŸmada dinlenen Veysel Åžahin’in anlatımları çok önemli bilgiler ve isimler ihtiva etmesine ve bu tanığın duruÅŸmada Yasin Hayal’i teÅŸhis etmesine raÄŸmen bu bilgiler araÅŸtırılmadan karar verildi.
Bugün sürecin tümüne ve sonuçta verilen karara baktığımda çok açıklıkla ifade edebilirim ki bütün yargılama boyunca mahkeme, yargılama sonunda vereceÄŸi kararı, daha yargılamanın en başında vermiÅŸ gibi bir görüntü çizdi. Kamuoyunun baskısı nedeniyle bir yargılama faaliyeti “yürütülüyormuÅŸ gibi” bazı talepleri kabul etti, bir yerlere yazılar yazdı ancak soruÅŸturmayı derinleÅŸtirecek deliller ve geliÅŸmeler görmezden gelindi.
DuruÅŸmalar aylar sonrasına ertelenerek zaman içinde unutulacağı var sayıldı. Ancak, kamuoyu bu davayı bırakmadı. Sonuna kadar takip etti, karara tepki gösterdi, sonunda mahkeme baÅŸkanı kameralar karşısına geçip “Örgüt yok diyemem, bu karar benim de içime sinmedi” dedi. Ülkenin tarihinde ilk kez mahkeme baÅŸkanı ile duruÅŸma savcısı kamuoyu önünde tartıştı.
17 Ocak 2012’de verilen kararda özetle örgüt üyeliÄŸi suçundan tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildi. Dosyadaki onca delile raÄŸmen mahkeme, Hrant Dink cinayetini bir örgütün faaliyeti çerçevesinde iÅŸlenen bir eylem olarak deÄŸerlendirmemiÅŸti.
Ayrıca dosyanın bir numaralı sanığı olan Trabzon Emniyet Müdürlüğü’ne baÄŸlı olarak çalışan Erhan Tuncel hakkında da örgüt üyeliÄŸi ve yöneticiliÄŸi suçuyla birlikte cinayete azmettirme ve iÅŸtirak suçlarından beraat kararı verilmiÅŸti.
Yasin Hayal ise örgüt kurmak ve yönetmek suçlarından beraat etmiş sadece cinayeti azmettirmek suçundan müebbet ağır hapis cezasına çarptırılmıştı.
İstanbul 2. Ağır Çocuk Ceza Mahkemesi 2010/146 esas ve 2011/197 karar sayılı dosyası
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama sürerken 22 Temmuz 2010’da yürürlüğü giren “Terörle Mücadele Kanunu İle Bazı Kanunlarda DeÄŸiÅŸiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 8. maddesi uyarınca 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesine ek bir fıkra eklenerek çocukların Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 250. madde ile yetkili mahkemelerde yargılanamayacağı hükme baÄŸlanmıştı. Bunun üzerine İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi suç iÅŸlediÄŸi tarihte 18 yaşından küçük olması nedeniyle Ogün Samast hakkında görevsizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.
Çocuk Mahkemesi Ogün Samast ile ilgili olarak örgüt üyeliÄŸi suçu bakımından dosyayı ayırmış ve 2010/146 esas sayılı dosya üzerinden “tasarlayarak öldürmek” ve “6136 Sayılı AteÅŸli Silahlar Kanunu”na muhalefet yönünden yargılamaya devam etmiÅŸti. Mahkeme, bu dosyayla ilgili olarak verdiÄŸi kararında Ogün Samast’ı Hrant Dink’i öldürmekten 21 yıl altı ay ve ruhsatsız silah taşımak suçlarından bir yıl dört aya mahkum etti. Söz konusu karar 21 Mart 2012’de Yargıtay’ca onandı.
İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi 2011/55 esas sayılı dosyası
İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nce tefrik edilen örgüt üyeliÄŸi suçu açısından 2011/55 esas sayılı dosya halen devam etmektedir.
Mahkemece 26 Nisan 2012’de yapılan duruÅŸmada İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2007/428 esas 2012/5 karar sayılı ana dava dosyasında verilen ve taraflarca temyiz edilen kararın Yargıtay’ca incelenerek karara baÄŸlanmasının beklenilmesi yönünde karar alındı.
14. Ağır Ceza Mahkemesi
Karardan sonra elbette bu karar temyiz edildi. Dosya ÅŸu an Yargıtay’da.
Yukarıda sözü edilen İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın 2007/972 Sayılı soruÅŸturma dosyasına kamu görevlilerinin cinayetle baÄŸlantılı eylemleri ve delilleri tekrar sunuldu, dilekçe verildi.
Karardan sonra yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporunun değerlendirildiği, raporda önemli bulunan hususların belirtildiği ve soruşturmanın raporda tespit edilen eksikler üzerinden derinleştirilmesi talebini içeren iki ayrı dilekçe verildi.
AİHM kararının uygulanmadığına gösteren ve ayrı tarihlerde hazırlanan üç rapor, AİHM kararlarının iç hukukta yerine getirilmesini takip eden Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne sunuldu.
2004 yılında Hrant Dink’i İstanbul Vali Yardımcısı’nın odasında “uyaran” ancak Hrant Dink’in yaÅŸamının tehdit altında olduÄŸunu bildikleri ve İl Koruma Üyesi oldukları halde korumak için hiçbir tedbir almayan iki MİT görevlisi hakkında yürütülen soruÅŸturmada takipsizlik kararı verilmesi üzerine bu karara itiraz edildi.
Sincan Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı kesin olarak reddetti. Bu kesin kararla iç hukuk yollar tüketilmiÅŸ olduÄŸundan AİHM’e baÅŸvuruldu.
Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi ve Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi kararları temyiz edildi.
Cinayetin üzerinden altı yıl gibi bir süre geçmiÅŸ olmasına raÄŸmen henüz yargılananlar dışında yeni bir şüpheliye ulaÅŸmayan, kamu görevlilerinin iÅŸtirak niteliÄŸindeki eylemleri ve buna iliÅŸkin deliller, defalarca sunulmasına raÄŸmen halen iÅŸlevsiz konumda bırakılan soruÅŸturma dosyasındaki gizlilik kararının maÄŸdur yakınları bakımından Anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları SözleÅŸmesi’ne (AİHS) aykırı olduÄŸu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne baÅŸvuruldu.
Zamanın şüpheliler lehine ve mağdur yakınları aleyhine işlediği açıktır. Yargılanması istenen kişilerin yüksek dereceli kamu görevlileri olmaları ve delilleri karartma imkânlarının bulunması ve hatta delil kararttıkları gerçeği karşısında bunca süredir soruşturma dosyasından somut bir ilerleme ve gelişme kaydedilmemesi düşündürücüdür.
Görülen odur ki, söz konusu soruşturma dosyasının da maddi gerçeğe ulaşmada etkili bir işlev görmesi için bir çaba yoktur.
