İmha, inkâr ve asimilasyon politikaları Cumhuriyet döneminde de sürdürüldü. Her türlü etnik ve dinî farklılık yok sayıldı ve tektipleÅŸtirilmeye çalışıldı. Resmî ve gayrıresmî politikalarla anadiller yasaklanırken, bu yasaklar ‘VatandaÅŸ Türkçe KonuÅŸ’ kampanyası ile desteklendi. Sermayenin TürkleÅŸtirilmesi politikası da Cumhuriyet tarihi boyunca 1936 Beyannamesi, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Pogromu ve ‘Vakıflar Kanunu’ gibi uygulamalarla devam etti.
Bugünse gerçek bir çözüm sunmayan, yalnızca birkaç mülkü göstermelik bir ÅŸekilde iade eden, ‘azınlık’ vakfı malları ile ilgili miadı dolmuÅŸ bir kanun hükmünde kararname ile süreç devam etmekte. Kalfayan Yetimhanesi Vakfı’nın binası yol inÅŸaatı için istimlak edilmesi; Tuzla’daki Ermeni Çocuk Kampı’nın, Ermeni vakıflarının mal edinme hakkı ‘olmaması’ gerekçe gösterilerek eski sahibine iadesi ve bunun gibi pek çok ‘azınlık’ vakfına yönelik benzeri uygulamalarda da bu süreci açıkça görmekteyiz.
Tüm bu politikaların sonucunda Anadolu coğrafyası kültürel anlamda çoraklaştırılıp, pek çok dil ve kültür yok olmaya mahkûm edildi. Ermeni Soykırımı’nın, Anadolu halkları ve ezilenlerince de dillendirilmeyerek inkâr edilmesi ve Soykırım ile yüzleşilmemesi, devletin bu sessizlikten güç almasına neden olup, bu topraklarda gerçekleştirilen diğer katliamlara da zemin hazırlamıştır!
Bugün Ermenilerle, Kürtler, Türkler ve diÄŸer halklar arasında kurulacak bir barış, Soykırım’ın inkârı ile deÄŸil, ancak ve ancak bu halkların barış yanlısı duruÅŸları ve halkların ortak mücadelesi ile gerçekleÅŸecektir. Bu sebeple Soykırım’ın faillerinin ifÅŸa edilmesi, Soykırım geleneÄŸini ve aklını sürdüren ırkçı-faÅŸist partilerle, kurumlarla iÅŸbirliÄŸi yapılmaması ve bu kurumların desteklenmemesi hepimizin siyasi sorumluluÄŸudur.
Bu baÄŸlamda, Ermeni Soykırımı’nın 100. yılına yaklaşırken Türkiye’de son yıllarda gerçekleÅŸtirilmeye baÅŸlanan anma etkinlikleri halklar arasındaki bağın artmasına vesile olmakta ve çözüm sürecine katkı saÄŸlamaktadır. Fakat bu anmaların sadece ‘kiÅŸisel vicdani arınma seansları’na dönüşmemesi, meselenin insani boyutu yanında politik çerçevesinin de Türkiye-Ermenistan sınırı açılması, Diaspora Ermenilerine yurttaÅŸlık verilmesi, yaÅŸananların bir Soykırım olduÄŸunun kabul edilip özür dilenmesi, Soykırım faillerinin basında ve ders kitaplarında ifÅŸa edilmesi, Türkiye burjuvazisinin 1915 sonrası sermaye birikiminin hesabını vermesi ve Soykırım maÄŸdurlarına verilen zararın tazmini temelinde çizilmesi gerekmektedir.