Kadir AKIN
Bianet
1914 Haziranı’nda, Sosyalist Hınçak Partisi’nin 120 üyesi, 17 Eylül 1913’te, Romanya’nın Köstence ÅŸehrinde yapılan yedinci kongresinde, İttihat ve Terakki yöneticilerine suikast düzenlenmesi kararı aldığının ihbar edilmesi üzerine, apar topar bir ÅŸekilde tutuklanırlar. Henüz tarihe ‘Van olayları’ olarak geçen 1915 yılının 24-25 Nisan’ı yaÅŸanmamıştır.
Tutuklananların bir kısmı, araya giren aracılar ve verilen rüşvetlerle salıverilirler. Sayıları 49 kiÅŸiye kadar düşer. Henüz mahkemeleri baÅŸlamamıştır ve ne zaman baÅŸlayacağı da belirsiz biçimde İstanbul Merkez Cezaevi’nin bodrum katında kötü koÅŸullarda zincirlenerek tutulmaktadırlar.
Van olayları öne sürülerek, 1915 yılının 24-25 Nisan’ın da Ermeni aydın ve toplum önderleri tutuklanıp sürgün edilmeye baÅŸlanır. Bu sayı, Mayıs ayının sonuna kadar 2 bini geçecek, 27 Mayıs’ta çıkarılan ‘Tehcir Kanunu’ ile yüz binlerce Ermeni soykırım yolculuÄŸuna çıkarılacaktır. Bu sırada, İstanbul’da tutulan ve içlerinde Hınçak Partisi Merkez Komitesi üyesi Paramaz (Madteos Sarkisyan) ve yoldaÅŸlarının mahkemesi Divan-ı Harp’te baÅŸlar.
10 Mayıs 1915’te baÅŸlayan ve 17 gün süren mahkeme 27 Mayıs’ta son bulur. Bu tarih, aynı zamanda ‘Tehcir Kanunu’nun çıktığı tarihtir. Paramaz ve diÄŸer 21 Hınçak Partisi üyesi ‘özgür ve bağımsız Ermenistan kurma amacıyla silahlı eylemlerde bulunmak, yabancı devletleri Osmanlı’ya karşı kışkırtarak, devletin bölünmez bütünlüğüne yönelik tehlikeli planlar yapıp, Osmanlı halklarından bir kısmının Osmanlı hâkimiyetinden ayrılıp kendi başına devletler yaratma amaçlı deÄŸiÅŸik yerlerde alenen ve gizli toplantılar gerçekleÅŸtirmek, basın-yayın yoluyla bu amaçların propagandasını yapmak ve kışkırtıcı çalışmalar örgütlemek’ ile suçlanırlar.
Paramaz ve Mahkeme BaÅŸkanı HurÅŸit arasında geçen diyaloglar, gerek Paramaz’ın yaptığı savunmanın günümüze kadar geçerliliÄŸini koruyan boyutları, gerekse de yapılan adaletsizliÄŸin boyutlarını göstermesi bakımından büyük bir öneme sahiptir.
Mahkeme BaÅŸkanı’nın “Türkiye’yi parçalayıp, yok etmek niyetiyle bağımsız bir Ermenistan kurma amacına hizmet ettiÄŸiniz doÄŸru mudur?” sorusuna Paramaz’ın cevabı: “Siz ülkemizi bundan 600 yıl önce bizden koparmaya çalışıp, iÅŸgal ettiniz. Halkımızı sürekli olarak katliamlar yoluyla imha etmeye çalıştınız ve ÅŸimdi de tüm Osmanlı toprağını bir Türkiye’ye dönüştürme çabası içerisindesiniz. Ancak, siz bunu yaparken suçlu görülmüyorsunuz da, aynı ÅŸeyi yapmaya kalkışıp, tarihsel hakkımızı yeniden elde etme amacı için çabaladığımız için biz mi suç iÅŸlemiÅŸ sayılıyoruz yani!” olur.
15 Haziran 1915 sabahı, henüz ÅŸafak sökmekteyken zindanlarından çıkarılan 20’lerin yüzlerine karşı idam fermanları okunur. Paramaz arkadaÅŸlarına dönerek, “YoldaÅŸlar, yiÄŸitçe, başımız dik gideceÄŸiz ölüme” diye seslenir. Yine 20’lerden Doktor Benne cellatların yüzüne, “Biz, 20’leri asıyorsunuz ama arkamızdan 20 binler gelecek!” diye bağırır. İlk olarak, Paramaz’ı daraÄŸacına çıkarırlar. İdam sehpasında çıkan Paramaz “Siz, sadece bizim vücudumuzu yok edebilirsiniz, fakat inandığımız fikirleri asla… Yarın Ermenilik, ülkenin doÄŸusunda özgür ve sosyalist Ermenistan’ı selamlayacaktır!” diye var gücüyle haykırır.
Ardı ardına daraÄŸacına çıkarılanlar benzer ÅŸiarları haykırırken, infaz için sırada bekleyen işçi Yervant’ın söylediÄŸi “Ölüm her yerde aynıdır ama ne mutlu halkının kurtuluÅŸu için ÅŸehit düşene!” ÅŸarkısı, ilmiÄŸin boÄŸazına geçmesi ile son bulur.
İnfazları izleyen Papaz Kalust BoÄŸosyan, “20 devrimci Ermeni’nin idamından sonra, orada görevli olan subayların üzerinde ölüm kararı yazılı olan tahtaları kurbanların boyunlarına asıp, fotoÄŸrafçıyı çağırıp, bolca fotoÄŸraf çektirttiÄŸini, bir doktor tarafından teker teker muayene edilip, ölmüş olduklarına dair tasdik raporu alındıktan sonra, idam sehpalarından indirilen 20’lerin atlı yük arabasına üst üste yüklenerek Edirnekapı Ermeni Mezarlığı’na gönderildiÄŸini†yazmaktadır. 20’ler, Aram AçıkbaÅŸyan’ın vasiyeti gereÄŸi ayrı ayrı deÄŸil topluca gömülürler.
15-16 Haziran 1915’te, Beyazıt’ta asılan Ermeni sosyalist Paramaz ve 19 yoldaşının trajik hikâyeleri, günümüzde de, Ermeni toplumunun belleÄŸinde silinmeden duruyor. Ancak, Türkiye sosyalistleri, aydın ve demokratları içerisinde 20’ler davasını hatırlayıp, bu davanın tarihsel önemini vurgulayanların sayısı oldukça kısıtlıdır. Hâlbuki bu topraklarda kurulan daraÄŸaçlarında can veren sosyalistler, devrimciler farkında olmadan Paramazların, 20’lerin geleneÄŸini yaÅŸattılar.
Geç de olsa Paramaz’ı ve yoldaÅŸlarını, onların arasındaki yoldaÅŸlık bağının gücü ve duygu yüküyle anmak, unutmaya karşı olmak ve geç de olsa adaletin yerine getirilmesi için hareket etmek gerekiyor. 20’lerin asılarak öldürülmelerinin 98. yılında, Paramaz ve yoldaÅŸlarını anarak gündeme getirmek, Türkiye’de çaÄŸdaÅŸ ve demokrat bir bilince sahip olmanın mihenk taÅŸlarından biri olmalı.
Etik kaygıların ötesine geçerek, kendi tarihsel ayıplarımızla yüzleÅŸme ve kanayan yaraların kapanması yönünde atılacak adımlar, toplumsal barış içinde büyük öneme sahip. Barış ve demokrasi taleplerinin yükseldiÄŸi, devletin yeniden ÅŸekillenmesinin bazen üstü açık, bazen de üstü kapalı olarak tartışıldığı günümüzde, Paramaz ve yoldaÅŸlarını, ‘ötekilerin sosyalistleri’, ‘öteki toplumun kahramanları’ olmaktan çıkarıp, kendi tarihimizin bir parçası, kendi kahramanlarımız ve yeni kuÅŸaklara örnek olarak gösterilmesi gereken isimler olarak andığımız zaman, iÅŸte o zaman, gelecek kuÅŸaklara, bu coÄŸrafyada halkların eÅŸitlik temelinde barış ve kardeÅŸlik içinde yaÅŸadığı bir gelecek bırakacağımıza inanacağız. Aksi takdirde, geçmiÅŸ kuÅŸakların omuzlarımıza yüklediÄŸi utanç verici yükü, suskunluÄŸumuzla ve tarihte olup bitenlere karşı duyarsızlığımızla daha da ağır ve taşınmaz bir hâle getirerek, gelecek kuÅŸaklara devir edeceÄŸiz.
