Herşeyden Önce Ahlak!

[ A+ ] /[ A- ]

Ayşe GÜNAYSU
Özgür Gündem

Kurşun gibi ağır günlerden geçiyoruz. Biri Êzidî, ikisi Kürt Alevi üç kadın siyasetçinin beyinlerinin dağıtılarak katledilmesi; ölümünden hepimizin sorumlu olduğu Hrant Dink’in anması yaklaşırken, sahiden namus ve ahlak sahibi olanların hayatını ikiye bölen o haberin alındığı anları saniye saniye yeniden yaşamak; ne kadar hayal etmeye çalışsak da Samatya’da Ermeni olmanın imkansızlığı; ana akım televizyon kanallarında adaletin en asgarisinden, hem de en kabul edilebilir bir dille bahsetmeye çalışan dostların karşısında birilerinin en utanmaz inkarcılığı ve yalanı tepemizden boca etmeleri, bunu dinlemek zorunda kalmak ve…

Hrant Dink anma programında konuşmacılar arasında Nedim Şener’in ismini görmek!

Hrant Dink’in katli ve sonrasında yaşananlar, devletin suçu örtbas etme ve devletin içindeki sorumluları koruma çabaları, Türkiye’de “muhalif” olmanın çıtasını yükseltti. Açık faşistler ve devletin bordrosuz gönüllü memurları dışında kimse bu çıtanın altına düşmeyi göze alamaz oldu.

Nedim Şener de konuyla ilgili iki yazısında da bu çıtanın üstünde kalmaya dikkat ederek Hrant Dink’in katline neden üzüldüğünü ve sorumluların korunmasına, nereden bakarak karşı çıktığını bütün açıklığıyla ortaya koydu.

“Hükümet en kısa zamanda sorumluları yargı önüne çıkarmazsa ve bu cinayeti aydınlatamazsa, Türkiye’nin 1915’teki olaylar neticesinde hedef olduğu ‘soykırım’ sıkıntılarının üstüne, bir de Hrant Dink cinayetinin sıkıntısı, ‘Tek kişilik soykırım’ suçlamasının baskıları yüklenecektir” diyordu 18 Ocak 2011 tarihli Posta gazetesi yazısında. Soykırımdan ve Hrant Dink’in katlinden “sıkıntı” diye bahsedebilmek yalnızca bir politik duruş, tercih, tutum filan değildir arkadaşlar, bu aynı zamanda bir ahlak yoksunluğudur. Siyasi mücadelede de, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler mücadelesinde de en çok ihtiyaç duyduğumuz ahlak.

Aynı gazetenin 27 Ağustos 2010 tarihli sayısında da “Hrant Dink cinayeti nedeniyle Türkiye ‘soykırım suçlusu’ muamelesi görecek!!!” diyordu aynı Şener. Üç ünlem işaretini ben koymadım, yazıda var. Yani Nedim Şener’in endişesi büyük. “Olayın varacağı nokta şudur; Devlet görevlilerinin hiçbirisi yargılanmayacak! Türkiye tazminat ödeyecek. Ve Hrant Dink’i canından eden saldırı dünya genelinde ‘soykırımın son halkası’ diye anılacak. Bu utanç yaftası bir ülkenin, devletin ve halkın boynuna asılacak.”

Kimisi için bu satırları okumak yeterli. Ama kimisi için açıklama gerekli: Nedim Şener kısaca ve açıkça diyor ki, bu cinayeti aydınlatmazsanız, soykırım inkârcılığına devam edemezsiniz. Soykırım inkârına devam etmeniz için cinayeti aydınlatmanız gerek. Aydınlatın, rahat rahat inkâra devam edin. Samatya’da yaşlı Ermeni kadınların korku içinde yaşamaya devam etmesi için, ana akım televizyon kanallarında akademisyen kılıklı faşistlerin tüm Ermenilerin haysiyetini ayaklar altına almaya, büyükannelerinin, büyükbabalarının ruhunu muazzep etmeye devam edebilmeleri için, velhasıl inkâr toplumunun varlığını sürdürebilmesi için -başka bir şey için değil- cinayetin aydınlatılması gerek.

“Veee (bu üç ‘e’ de yazım hatası değil, bana ait değil, yazıda var) Hrant Dink’i canından eden saldırı dünya genelinde ‘soykırımın son halkası’ diye anılacak. Bu utanç yaftası bir ülkenin, devletin ve halkın boynuna asılacak.” Sanki bu utanç yaftası zaten 97 yıldır bu ülkenin, devletin ve halkın boynuna asılı değil. Sanki cinayet aydınlatılırsa bu utanca gerek kalmayacak.

Nedim Şener, o haber alındığında hayatı ikiye bölünenlerden değildi. O Hrant Dink’in katline devlet adına üzüldü ve yazıklandı. Onu anma programında görmek kurşun gibi ağır hayatımızı daha da ağırlaştıran gündelik karşılaşmalardan yalnızca birisi.

Ve bu hiçbir şekilde yalnızca Ermeni “sorun”u ile ilgili değil. Bu bir ahlak sorunu. Kürtlere özgürlük talep ederken de, her türlü zulme karşı çıkarken de, devletle her türlü hesaplaşmamızda her şeyden önce gelen, politik tercihlerden, ideolojiden, her şeyden önce gelen ve her şeyin üstünde yer alan ahlak sorunu.