Jeniffer Rachel DADYAN
Erkekler genel olarak, toplumda, kadınların hepsinin sevişmeden istisnasız zevk aldığını düşünür, çünkü erkek zevk alıyorsa, kadın da aynı şekilde zevk alıyordur. Karşılıklı bir istek olduğunda dahi kadının zevk alıp almadığı önemsenmez, düşünülmezken; bir tecavüz vakasında, yani kadının istemediği hâlde, onunla, zorla ilişkiye girildiği bir durumda –tabii istemeyeceği bile kabul edilmez, çünkü bağırmıyorsa rızası vardır- dahi keskin bir iddia olarak kadının da zevk alacağı düşünülür. Bu durum, toplumda tecavüzün meşru kılınmasının başlıca sebeplerindendir.
Kadın bedeni üzerinde sevgilinin, kocanın, babanın, devletin kısacası erkeğin mülkiyet kurması, onu istediği zaman istediği şekilde(!) sahiplenebileceği fikrini doğurmuştur. Bu bağlamda tecavüz, aslında cinselliğin değil saldırganlığın bir ifadesidir. Türkiye gibi kadın haklarının hiçe sayıldığı ülkelerde, cinsel istismarlar günlük sıradan olaylar olarak medyada yer alırken, devletin erkek egemen zihniyeti, bu istismarlara karşı herhangi bir müdahalede bulunmamaktadır.
Cinsel şiddet yaşamış kadınların çoğu, ne yakın çevresine ne de devlet kuruluşlarından birine başvurabiliyorlar. Bunun temel nedeninin ise korku, olayın duyulması endişesi, ayıplanma, namus, dedikodu vb. gerekçeler olduğu görülmektedir. 2005-2011 yılları arasında 3.320 kadın tacize uğradığı gerekçesiyle yargıya başvurmuştur. Ancak, genel kamuoyu araştırmasına göre, 2005-2011 yılları arasında 110 binden fazla kadının cinsel saldırıya maruz kaldığı tahmin ediliyor. Fakat mağdur kadınların %40’ın aile, akraba, sevgili ve törelerden korktukları için şikâyetçi olmadıkları öngörülüyor.1
Son dönemde çıkan haberlerden birkaçı:
- E.A. (16), Bingöl’de cinsel istismar ve tecavüzden yargılanan dört uzman çavuştan biri dışında diğerleri serbest bırakılıyor ve davada gizlilik kararı olduğundan süreç ile ilgili bilgi de alınamıyor.
- H.İ. (15), akrabası tarafından tecavüze uğruyor, delil yetersizliğinden tecavüzcü tutuksuz yargılanıyor.
- Ö.C. (14), Sakarya’da 34 kiÅŸinin cinsel istismarına uÄŸruyor ve sanıklar tutuksuz yargılanıyor.
- Ö.Y. (13), Kocaeli’de 29 kişinin cinsel saldırısına uğruyor yalnızca sekizi tutuklu yargılanıyor.
ÇoÄŸumuza tanıdık olan N.Ç., 2002 yılında Mardin’de 24 kiÅŸi tarafından tecavüze uÄŸruyor ve ‘rızası var’ deniyor. 10 yıl devam eden davada, tecavüzcülere en düşük cezalar veriliyor. Bu gibi örnekleri çoÄŸaltmak mümkün fakat bir diÄŸer yandan haberlerin içeriÄŸini de gözden kaçırmamak gerekiyor. Kadına yönelik ÅŸiddet haberleri medyada yer bulmazken, bulanlar ise gerek haberin veriliÅŸi, gerekse de fotoÄŸraf ya da görüntülerin kullanışı ile erkek egemen bir bakışta açısından veriliyor.
Tecavüzcü ataerkil zihniyet mahkemelerde de kadınların karşılarına dikiliyor. Yargılamalar adaletli bir ÅŸekilde yapılmazken, maÄŸdur kabahatli durumuna düşürülüyor! Çocuk yaÅŸtaki kadınların tecavüzlerde katkılarının ya da iradelerinin olup olmadığı sorgulanıyor. Bir kadın tecavüze uÄŸradığına dair ÅŸikâyette bulunuyor, ‘rızası var’ deniliyor. Kadının rızası olması durumunda neden tecavüze uÄŸradığına dair bir ÅŸikâyette bulunduÄŸu ise sorgulanmıyor. ‘Bakire deÄŸildi, psikolojisi bozulmadı, önceden tanıyordu, delil yetersiz’ gibi bahanelerle, bu insanlık ayıbına göz yumuluyor. Tabii bu sırada ‘harika’ çözümler de üretiliyor: Mesela; maÄŸdur tecavüzcüsüyle evlendiriliyor.
Tecavüze uğradıktan sonra kadın ikinci tramvayı da hastanelerde yaşıyor. Delil için kan ve doku örneği alınması gerekirken “Biz bu işe karışamayız†diye reddediliyor. Davalarda kadınlar, bu travmatik olayları her defasında yeniden anlatmak zorunda bırakılırken, toplumda ise anlattıkları nedeniyle ayıplanıyorlar. Bu şekilde ayıplanması ve cezalandırılması gerekenler kadınlar değil, tecavüzcülerdir.
Adaletin tecavüzcülerin yanında olması, toplum nezdinde adalet kavramını sorgulatırken, bir diğer taraftan da yasa koyucuların erkek egemen zihniyetini de teşhir etmektedir. Bu bağlamda, yasal mekanizmaların tecavüzcüler ya da onları koruyan erkek egemen zihniyetin elinde olması karşısında kadınlar örgütlenmeli ve sokağa çıkarak seslerini duyurmalıdırlar.
NOTLAR:
1- İnsan Hakları Derneği Kadına Yönelik Şiddet Raporu, 2011 Ağustos.
