Urfa’nın Akçakale ilçesinin tam karşısında bulunan Tel Abyad’dan, IŞİD’in Kürt güçleri tarafından çıkartılması gözleri bir kez daha bölgeye çevirdi. Bugün farklı ülke sınırları içinde kalsa da 100 yıl önce Akçakale ile Tel Abyad aynı yerleÅŸim bölgesiydi. Ve bu bölge 1915’teki tehcir hatlarından biriydi. Tıpkı Kobani gibi…
Suriye’de Rakka vilayetine bağlı Tel Abyad’ın, Ankara ’nın gündemine gelişi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 Haziran’daki sözleriyle oldu. Erdoğan, “Tel Abyad’da Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran Batı, onların yerine terör örgütü PYD ve PKK ’yı yerleştiriyor. Buna biz nasıl olumlu bakabiliriz?†diyerek Kürt güçleri YPG/YPJ’nin IŞİD’e karşı başlattıkları operasyonu “Batı’nın planı†olarak gördüğünü ortaya koydu.
İki gün sonra Azerbaycan dönüşü yaptığı açıklamada da Cumhurbaşkanı Erdoğan tepkisini “Bölgeden 15 bin Arap ve Türkmen Türkiye tarafına geçti, boşalan yerlere PYD ve PKK yerleştiriliyor. Bu pek hayra alamet değil†diyerek sürdürdü. Ankara tarafından “etnik temizlik†yapıldığı da öne sürülürken Kürt güçler bu iddiayı reddetti. Tartışmalar devam ederken, 16 Haziran’da IŞİD bölgeden çıkartıldı, sınırdaki bayrağı indirildi.
IŞİD ile Kürt güçleri arasındaki çatışma sürecinde Türkiye’nin gündemine gelen Tel Abyad, 100 yıl önce Bağdat Demiryolları’nın ikiye böldüğü yerleşim yerlerinden biriydi. Mürşitpınar / Kobani / Ayn El Arap, Ceylanpınar / Serekaniye / Rasulayn ya da Nusaybin / Qamişlo gibi. Bu sınır hattının bir başka özelliğiyse 100 yıl önce diğer demiryolu hattındaki tüm bölgeler gibi soykırım merkezlerinden biri olması…
“TECAVÜZ EDİLMİŞ KADIN CESETLERİYLE DOLUâ€
Raymond Kevorkian’ın “Ermeni Soykırımı†kitabında da yer alan tanıklığa göre, Alman mühendis M. Graif, Halep’te öğretmenlik yapan Dr. Niepage’ye bölgeyi “Tel Abyad’a ve Resulayn’a giden demiryolu hattının tamamı tecavüz edilmiş çıplak kadın cesetleriyle doluydu†diye anlatıyordu.
Ermeniler tehcir edilirken bu hat üzerinde doÄŸan çocuklar da vardı. Bazıları bölgedeki Müslüman aileler tarafından alınıyordu. Alman İmparatorluÄŸu’nun Halep Konsolosu Walter Rössler, 17 Temmuz 1915’te, Alman İmparatorluÄŸu BaÅŸbakanı Bethmann Hollweg’e yazdığı raporunda Tel Abyad’da da bu sürecin yaÅŸadığını belirtiyordu: “Çok sayıda kadın yolda doÄŸurdu ve pek çoÄŸu onlara refakat etekte olan görevlilerin zalim davranışı altında acılar çekti. DoÄŸan çocuklarla birlikte diÄŸer küçük çocuklar da her yerden gelen haberlere göre yolda bırakıldılar. Tel Abyad’ın doÄŸusundaki çölde seçkin bir Müslüman terkedilmiÅŸ iki çocuÄŸu yanına aldı ve onları kurtardı, bu yüzden başının büyük bir derde girme olasılığına raÄŸmen.â€
YAŞAYABİLSİN DİYE YABANCILARA VERİLEN ERMENİ ÇOCUKLAR
Çocuklarının hayatta kalabilmesi için her yolu deneyen aileler, bazen onları yabancılara vermek zorunda kalıyordu. Konsolos Rössler, 27 Temmuz 1915’te yazdığı raporunda bu durumu Tel Abyad’da oturan İsviçreli bir çifte dayandırarak anlatıyordu: “Tel Abyad’da Ermeniler 8-12 yaÅŸ arasında olan kız çocuklarını önce 2 Mecidiye, daha sonra bir Mecidiye ve hatta daha da az bir paraya satıyorlarmış ya da para almadan veriyorlarmış. Anlaşılan onları çölde bekleyen iklimden ve Bedevilere baÄŸlı yazgılarından korumak istemiÅŸler. Tel Abyad köyüne koÅŸup gelen Türkler oradaki sürgün insanların çocukları için sürekli pazarlık yapıyorlarmış. Güvenilir adamım bana alıcıların isimlerini verdiâ€
Alman İmparatorluÄŸu’nun İskenderun’daki konsolosluk görevlisi W. Lechnig’in Halep’ten 20 Ekim 1915’te yazdığı, Tel Abyad’daki gözlemlerini anlattığı rapor ise bölgedeki Ermenilerin neler yaÅŸadığını ortaya koyuyordu: “İnsanlar çıplak toprağın üzerinde yatmaktalar, üzerlerinde örtecek bir ÅŸeyleri bulunmamakta. Yolda eÅŸyaları ellerinden zorla alınmış. BirçoÄŸu yarı çıplak, giysilerini bir parça ekmek için satmışlar çünkü. Büyük bölümü sadece paçavralarla sarılı ve yalınayakâ€
“SADECE YAÅžLI KADINLAR VE ÇOCUKLAR VARâ€
W. Lechnig kampın 5 bin kiÅŸiye kadar ulaÅŸabildiÄŸini söyledikten sonra ziyareti sırasında bin kiÅŸinin bulunduÄŸunu ifade ediyor ve ekliyordu: “Sadece yaÅŸlı kadınlar ve çocuklardan ibaretler. EdindiÄŸim bilgilere göre, erkekler ve 11 yaşından büyük erkek çocukları gruplardan ayrılmış ve baÅŸka bir yere götürülmüş ama büyük bir ihtimalle öldürülmüşler, genç kadınlar ve 13-14 yaşından büyük kız çocuklar ya ırzlarına geçilmiÅŸ ve öldürülmüş ya da refakatçi askerler ve Kürtler tarafından birilerine satılmış ya da hediye edilmiÅŸâ€
“KAMPTA HER GÜN 25-30 KİŞİ ÖLÜYORâ€
Alman konsolosluk görevlisi, bölgede salgın olmasa da toplu ölümlerin yaÅŸandığını belirtiyordu: “Mezarcının ifadesine göre, halsizlik, açlık ve ishalden günde 25-30 kiÅŸi ölmekte, bu rakam bazen 40’a çıkmakta. Ölüleri gömmek için, kampın merkezinden yaklaşık 100 metre uzaÄŸa kazılmış toplu mezarlar kullanılıyorâ€
Resulayn ile Tel Abyad arasındaki demiryolu hattı inÅŸaatında haftalarca görev yapan ve Konsolos Rössler tarafından güvenilir bulunan Mühendis Bastendorff’un 18 Aralık 1915’te kaleme aldığı dosyasındaysa soykırım sürecinde tehcir edilen Ermeni kafilelerin sayısının arttığı görülüyordu: “Eylül ayında Tel Abyad’a geldim. Bu ÅŸehirde demiryolunu korumakla görevli askerler demiryolu çevresine yerleÅŸmiÅŸ bütün Ermenileri katletmiÅŸ ve soymuÅŸlardı. Benim oraya ulaÅŸmamdan kısa bir süre önce Amasya taraflarından gelen yaklaşık 3000 kiÅŸilik kadın ve çocuklardan oluÅŸan kafileyi Kaymakam demiryolunun yakınlarındaki bir hana yerleÅŸtirmiÅŸti. 4-5 aydır yolda bulunan bu insanlar, açlıktan, ishalden ve tifüsten periÅŸan haldeydiler. Kaymakam bunlara ne ekmek ne su verdi.â€
Mühendis Bastendorff bölgede tifüs dalgasının baÅŸlamasına da ÅŸahit oluyordu: “BeklenildiÄŸi gibi tifüs dalgası demiryolu çalışanlarına da sıçradı ve Demiryolu Müdürlüğü’nün ÅŸikayeti üzerine bu han tahliye edildiâ€
Bastendorff’un Göçmenler Müdürü Şükrü Bey’e dayandırdığı bir ifadeyse adeta yaÅŸananın arkasındaki iradeyi yansıtıyordu: “Son çözüm Ermeni ırkının ortadan kaldırılmasındadır. Ermenilerle Müslümanlar arasında öteden beri var olan çatışmalar artık son aÅŸamasına ulaÅŸmıştır. Zayıf olan ortadan yok olacaktır.â€
