6-7 Eylül Olayları (3)

Dilek GÜVEN
Radikal Gazetesi ArÅŸivi

Yüksek rütbeli bir Türk bürokratın itirafı: Atatürk’ün evi, 6-7 Eylül Olayları’nda bir gerekçe olarak kullanılmak amacıyla bombalandı. İngiliz ve Alman kaynaklarına göre olayların tertiplenmesinde devlet ve hükümet yetkililerinin de payı vardı.

6-7 Eylül Olayları’ndan bir ay evvel Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin (KTC) faaliyetleri artar; Hikmet Bil ve Kamil Önal, Londra, Kıbrıs ve İstanbul arasında mekik dokur. AÄŸustos 1955 ortasında üç ÅŸubesi olan derneÄŸe, 6 Eylül’e kadar 10 yeni ÅŸube eklenir. Bunların birçoÄŸunun Demokrat Parti’nin ocak bucak örgütleri tarafından kurulmuÅŸ olması dikkat çekicidir.

4 Eylül 1955 günü Hikmet Bil öğrencilere verdiÄŸi bir direktifle Taksim Meydanı’nda Rumca gazeteleri yaktırır. Kamil Önal ise aynı gün, üzerinde ‘Kıbrıs Türktür’ yazılı tam 20 bin plakatı bastırtıp öğrencilere dağıttırır. Olaylardan bir gün evvel Menderes, Bil ile görüşüp Londra’daki Kıbrıs konulu konferansa katılmış olan Zorlu’dan bir ÅŸifreli telgraf aldığını ve bu telgrafta Zorlu, Türkiye’den tepki beklediÄŸini, Londra’da zapt edilemeyen bir Türk kamuoyundan bahsedilmesini istediÄŸini anlatır.

Bu bilgi aynı gün Bil tarafından KTC ÅŸubelerine iletilir. 7 Eylül 1955 günü KTC’nin tüm idari meclis üyeleri tutuklanır ve dernek kapatılır. Tutuklananlar arasında sendikalı işçi, öğrenci ve DP üyesi çoktur. İşçi sayısının fazlalığı, sendika baÅŸkanlarının KTC üyelikleriyle açıklanabilir. Tutuklamalar sonucu 34 sendika kapanır. Olaylardan evvel işçiler, sendika baÅŸkanları tarafından mobilize edilmiÅŸ, sendikaların yardımıyla taÅŸ, balta, gibi araçlar temin edilmiÅŸ, Tekstil İşçileri Sendikası tarafından bayraklar dikilmiÅŸtir. Åžoförler Cemiyeti ve Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası’nın üyeleri sayesinde ise saldırganları ÅŸehrin tüm noktalarına taşıyan araçların koordinasyonu saÄŸlanmıştır.

Tutuklananların büyük bir kısmı aynı zamanda Demokrat Parti üyesidir. Partinin Kızıltoprak ÅŸubesi üyelerinden, Fenerbahçe’deki saldırgan grubunun önderi Serafim SaÄŸlamel, elinde gayrimüslimlerin adres listeleriyle tutuklanır. 6 Eylül 1955 günü Demokrat Parti üyeleri merkezden, İstiklal Caddesi’nde ufak çapta bir nümayiÅŸ düzenlenmesi ve birkaç dükkânın camının kırılması yönünde bir direktif almıştır. Tahribatın bu kadar büyük olması bazı parti üyelerini ÅŸaşırtmışa benzer.

Öğrenci ve gençlik örgütleri ise 6 Eylül öğleden sonra yapılan mitinglerde halkı kışkırtmak için kullanılır. Hem Milli Emniyet/Amele Hizmetleri (MAH) hem de Demokrat Parti ile yakın iliÅŸkide bulunan MürÅŸit Yolgeçen adlı bir üniversiteli mitinglerde önemli bir rol oynamıştır. Yolgeçen, birkaç gün önce ‘Üniversiteler İstanbul Talebe Cemiyeti’ adında, sadece beÅŸ üyesi olan bir dernek kurup, olayların baÅŸladığı saatlerde BeyoÄŸlu’nda kendini bu derneÄŸin baÅŸkanı olarak tanıtır ve Atatürk’ün evinin patlama haberini duyurur.

KTC ve gençlik örgütleri üyeleri hapishanede Emniyet BaÅŸmüfettiÅŸliÄŸi’nin aralarına soktuÄŸu bir ajana, bu olayların organizasyonu için hükümet ve devletin bazı resmi makamlarından para ve direktif aldıklarını ve serbest bırakılmadıkları takdirde bu durumu açıklayacaklarını itiraf ederler. Bu arada, kaldıkları hapishanenin koÅŸulları oldukça elveriÅŸlidir. İstihbarat mensubu Kamil Önal hapishanedeyken KTC bürosunda bulunan ve istihbarata ait bir dosyayı öğrencilere yaktırır. Aralık 1955’te, KTC idare heyetlerine üye 87 kiÅŸi serbest bırakılır ve 12 Åžubat 1956’da 17 kiÅŸiye dava açılır.

Tek suçları, gazete yakmak

Mahkemenin iddianamesi KTC üyelerini sadece olaylardan evvel Taksim Meydanı’nda öğrencilere yaktırılan Rumca gazetelerden dolayı suçlamaya yöneliktir; 6-7 Eylül Olayları’ndaki teÅŸvik ve destekleri göz ardı edilir. Mahkemeye bu olaylarda Demokrat Parti üyeleri ile MAH, öğrenci-gençlik dernekleri, sendikalar ve KTC’nin iÅŸbirliÄŸine iÅŸaret eden, 1. Åžube tarafından hazırlanmış bir fezleke intikal eder. Fakat Emniyet Umum Müdürü Kemal Aygün, Kominform’un bu olaylarla ilgisinin açıklanmadığı gerekçesiyle MAH mensubu general Åževki Mutlugil’den yeni bir fezleke ister. Bu fezlekeye göre 6-7 Eylül Olayları, Kominform ve Komintern tarafından NATO’ya sabotaj amacıyla düzenlenmiÅŸtir. Sunulan kanıtlar, Türkiye Komünist Partisi broşürleri ile Nâzım Hikmet’in Kıbrıs işçilerine emperyalist güçlere baÅŸkaldırma çaÄŸrısı yapan iki mektubudur. Mahkeme sadece bu ikinci fezlekeye dayanarak KTC ve gençlik derneÄŸi üyelerini yargılar.

İddianamede Kemal Önal’ın Lübnan’da MAH için çalışırken Komintern çevreleriyle iliÅŸkiye girdiÄŸi ve 6-7 Eylül Olayları’nın organizasyonunda bu iliÅŸkilerinden yararlandığı öne sürülür. Mahkemeye ve MAH’tan gelen
ikinci rapora göre Önal, KTC’deki faaliyetleri sırasında ise artık MAH mensubu deÄŸildir. Bu argüman ile olayların organizasyonunda MAH’ın iÅŸtiraki imkânsız kılınmış olur. Oysa Selanik’te Atatürk’ün evinin bahçesine konulan ve olayları baÅŸlatmak için gerekçe olarak kullanılan bombadan bile MAH sorumludur. Yüksek rütbeli bir Türk bürokrat, bir ABD BüyükelçiliÄŸi üyesine bu patlamanın 6-7 Eylül Olayları’nda bir gerekçe olarak kullanmak için gerçekleÅŸtirildiÄŸini itiraf eder. 12 Ocak 1957’de tüm suçlular İstanbul 1. Ceza Mahkemesi kararıyla kanıt yetersizliÄŸinden beraat eder.

Özellikle İngiliz ve Alman kaynaklarına göre, 6-7 Eylül Olayları’nın organizasyonuna iÅŸtirak edenler arasında CumhurbaÅŸkanı Celal Bayar, BaÅŸbakan Menderes, İçiÅŸleri Bakanı Namık Gedik, DışiÅŸleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve İstanbul Valisi Gökay ile İzmir Valisi Kemal Hadımlı vardır. Emniyet BaÅŸmüfettiÅŸliÄŸi’nin bir raporuna göre, hükümet Yunanistan’a baskı yapmak için küçük çapta bir olay planlamış, ama olaylar çok geniÅŸleyince suç komünistlere atılmıştır. 1960 darbesinden sonra kurulan Yassıada Mahkemesi’nde, adı geçen hükümet üyeleri 6-7 Eylül Olayları’ndan dolayı da suçlanır. Her iki mahkemede (İstanbul ve Yassıada) olayların Demokrat Parti üyeleri ile MAH, öğrenci/gençlik dernekleri, sendikalar ve KTC’nin iÅŸbirliÄŸiyle gerçekleÅŸtirdiÄŸine dair delil bulunmasına karşın, iki davada da bu durum deÄŸerlendirilmez. İstanbul mahkemeleri (1955-1957) devletin olaylarla suçlanmaması için, önde gelen hükümet üyelerinin, DP parti üyelerinin ve MAH’ın failliÄŸini göz ardı eder. KTC’ye açılan dava, cemiyetin önderlerinin mahkûmiyeti durumunda hükümetin olaylardaki sorumluluÄŸunun ortaya çıkarılacağı tehditleriyle beraatla sonuçlanır.

Yassıada’daki davanın amacı

Yassıada’daki davanın amacı ise bu olaylarla ilgili olarak sadece Demokrat Parti’yi suçlamaktır; zira KTC, MAH, öğrenci dernekleri ve sendikaların suçsuzluÄŸunun İstanbul mahkemeleri tarafından ispatlandığı kabul edilmiÅŸtir. Suçlanan hükümet üyelerinin avukatlarının Yassıada’da o dönemin MAH mensuplarının tanık olarak dinlenmesi talepleri reddedilir.

Dönemin istihbaratı henüz askeriyeye baÄŸlı bir birim olduÄŸundan, MAH’ı suçlamak, aynı zamanda 27 Mayıs 1960’tan beri yönetimi elinde tutan askeri rejimi sorumlu tutmak anlamına gelecektir. Sonuçta İstanbul ve Yassıada davalarının amacı 6-7 Eylül Olayları’na açıklık getirmek deÄŸil, sadece dönemin politik tercihlerini savunmak ve meÅŸrulaÅŸtırmaktır.

Tanıklar anlatıyor

Talan bitti, sıkıyönetim geldi
Saatler ilerler, ancak semtlere dağılmış olan kalabalığın öfkesi dinmez. İstanbul en uzun gecelerinden birini yaÅŸamaktadır. “Rum çocukları evlerine bıraktım, eve geldim. Caminin karşısındaydı evimiz. Anneannem kapının önünde taşın üzerine oturmuÅŸ, titriyor ve aÄŸlıyordu. Beni görünce ‘Aman evladım, kimsenin malına dokunma, bunlar bizim sittin senelik komÅŸularımız’ diyerek aÄŸladı. Bir ÅŸey oldu, bir süre sonra Rumlardan kalma bir tabak getirdiler eve, anneannem tepki gösterdi, ‘Eve sokulmaz bunlar, tarumar oluruz’ dedi. Son dakikaya kadar burada, Büyükdere’de iskelenin içinde Anastas ve Niko vardı, pastacı, dükkânının yıkılmaması için sonuna kadar direttik. Fakat öyle bir güruh geldi ki, üf, gözü dönmüş, parçaladılar dükkânları…” (72 yaşındaki emekli bankacı H.Ö., Tarihe Bin Canlı Tanık)
Aynı gün bir baÅŸka ilde, İzmir’de de ÅŸiddet olayları yaÅŸanır. Saat 24.00’te İstanbul’da ve İzmir’de sıkıyönetim ilan edilir, sokaÄŸa çıkmak yasaklanır. Emniyet müdahalede gecikmiÅŸtir:
“Polis istese mani olamaz mı, yahut asker, olurdu. Moda’da, karşıda, meyhane vardı Derikli Usta’nın, demir kepenkli, orada her akÅŸam veresiye içen bir belediye zabıta memuru vardı, kepenge ilk baltayı o vurdu. Bizim evin altında Aksiyotis vardı, düzgün, emeÄŸiyle geçinen, vasat ama medeni kimselerdi, ter ve korku içindeki hallerini hatırlıyorum. Feci bir ÅŸeydi, 5-10 gün kulağımdan ÅŸangırtı sesleri gitmedi.” (71 yaşındaki eczacı M.Z., Akdeniz Sesleri)

“Pastane Stasuli’yi kırdıklarında, bir bekçi vardı, ‘Hadi çocuklar tamam, tamam’ diyordu. Bir akrabam da Çengelköy’de dedi ki, bir gece içinde polisi, bekçisi hepsi deÄŸiÅŸmiÅŸ.” (68 yaşındaki emekli öğretmen E.P., Akdeniz Sesleri)
AkÅŸam saatlerinde Ankara’ya doÄŸru yola çıkan trene ulaÅŸan dehÅŸet haberleri, Bayar ve Menderes’in İstanbul’a dönmesine yol açar. Bakanlar Kurulu, sıkıyönetim kararı alır. Bu arada Londra Konferansı’ndaki DışiÅŸleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya olaylarla ilgili bilgi verilir.

“Ordu gelince çil yavrusu gibi dağıldılar, kimse kalmadı. Bu olaylardan sonra aradan zengin olanlar oldu. Ama sonunda tonganın altına Menderes gitti, o ayrı.” (78 yaşındaki emekli öğretmen O.D., Tarihe Bin Canlı Tanık)
“En çok İstiklal Caddesi’ne zarar verildi. Günlerce o çöpler durdu. Temizlenemedi İstanbul. Hadiselerden sonra 3-4 gün sokaÄŸa hiç kimseyi çıkarmadılar. Yüksekkaldırım’a indiÄŸim zaman, bir de ne göreyim, o güzelim vitrin camları aÅŸağıda, piyanolar, orglar, kontrbaslar, saksofonlar yerlerde, parça parça. Ve dükkânın kepenkleri kazmalar, küreklerle parçalanmış. Ve içeri girdiÄŸiniz zaman, baktım birisinin elinde süpürge, böyle süpürüyor dükkânın içini, mal sahibiymiÅŸ, ‘GeçmiÅŸ olsun’ dedim. ‘SaÄŸ olun’ dedi, ‘Åžu dükkânın haline bakın’ diye aÄŸlıyordu adam.” (76 yaşındaki kunduracı S.B., Tarihe Bin Canlı Tanık)

“İnanır mısınız, 5-6 ay BeyoÄŸlu’na çıkamadım, o manzarayı görmemek için. Derler ki, bir ay, bir buçuk ay, tabii peynirler, yaÄŸlar dökülmüşler, onların o kokuları çıkmamış BeyoÄŸlu’ndan.” (Emekli bankacı H.Ö.)

Yaraları yine komşular sardı

Günün ilk ışıklarıyla ortaya çıkan dehÅŸetin yaralarını yine komÅŸular sarar: “Birçok Müslüman Türk komÅŸumuz vardı, bize geçmiÅŸ olsun demeye geldiler. Ama bazıları da gece köşeye çıktı, ‘Var olun çocuklar, var olun’ diye destek verdi ve tabii artık onlar bize selam veremiyorlardı. O günden sonra içimize korku girdi. Bu olayları yapanlar bilmediler ki, düşünmediler ki, bu zarar memleketin zararı. Evet, Rum’undu, bilmem neydi, ama burada yaşıyordu, para, devletin parasıydı.” (E.P.)

İki günün sonunda pek çok insan tutuklanır. 10 Eylül 1955 günü dönemin İçiÅŸleri Bakanı istifa eder. Kıbrıs Türktür DerneÄŸi kapatılır. 12 Eylül günü Meclis’e taşınan olaylarda DP iktidarı komünistleri suçlar, aralarında Kemal Tahir ve Aziz Nesin’in bulunduÄŸu insanlar tutuklanır, ancak 1956’da aklanırlar.

“Ben hep diyorum, Türkiye’nin ekonomisi, 6-7 Eylül’den sonra bozuldu. Çünkü devlet (zararlara karşılık) para ödedi. Ondan sonra Türkiye çöktü. Türkiye’nin ekonomisini tutuyordu onlar. Taksim’de tek dükkân kalmadı. Eskiden parası olmayanlar zengin oldu.” (70 yaşındaki ev kadını K.A., Tarihe Bin Canlı Tanık)

“Çıkıyorduk, her yerde yazılı, ‘VatandaÅŸ Türkçe konuÅŸ’. Rumca konuÅŸamazsın, gâvursun. 56’da, Angelos karısını aldı, İtalya’ya kaçtı. Biz kaldık. Biz gitmek istemiyorduk İstanbul’dan tabii. her sabah, adamın biri geliyordu köşede Lula’yı kolluyordu, bekliyordu. SokaÄŸa çıkamıyorduk. Ondan sonra, 64’te, yavaÅŸ yavaÅŸ hepsi gittiler, yani Rum kalmamaya baÅŸladı İstanbul’da. Artık yaÅŸanmazdı burada.” (74 yaşındaki ev kadını F.S., Tarihe Bin Canlı Tanık)
“Biz bu 55’teki olayları unuttuk, çoÄŸumuz. Ve gittiler diyorlar, bazı Rumlar da diyor bunu. Yoo, o zamandan sonra biz gitmedik. 50 aile gitmiÅŸtir belki, 56’larda, 57’lerdeki hadiselerden sonra. 63’te Kıbrıs çok alevlendi. ‘Ya Taksim, ya ölüm’ her tarafta megafonlar, mikrofonlar, sinir harbiydi bizim için, doÄŸruya doÄŸru. O zaman, iÅŸte, hayatımız zordu. Rum olduÄŸumuzu söylemeye çekiniyorduk. Mesela diyorduk ki çocuklara, ‘Sesli Rumca konuÅŸmayın’, ‘KonuÅŸacaksanız sessiz konuÅŸun’. Çünkü hemen görüyordunuz, yüz ifadesi deÄŸiÅŸiyordu insanların. Bu benim vatanım. Ben burada doÄŸdum, burada yaÅŸadım, anam, babam, böyle. Ben nasıl gideyim, Amerika’ya giden Rumlardan deÄŸilim, biz göçmen deÄŸiliz bir defa. Ben burasını seviyorum, Yunanistan’ı da. Ama burası da benim vatanım. Sonradan göç baÅŸladı ya, 63’ten sonra, 64’te. Hiç gitmeye niyetimiz yoktu. Diyordu ki eÅŸim ‘EÄŸer mecbur kalırsak, sonuncusu olayım, buradan gidiÅŸimle!” (E.P.)

Arka bahçede yanan perde

“Biz uyuyorduk, aÅŸağıda Erzurumlu kiracılarımız vardı. Onlar duymuÅŸlar, geldi kapıları vurdu, ‘Kalkın dünya yıkılıyor, siz daha yatıyorsunuz’ diyerekten. Bir kalktık, hakikaten dünya yıkılıyor, o, ben, ablam, birkaç kiÅŸi toplandık, sokaÄŸa çıktık. Felaket. Arabaların arkasına (kumaÅŸ) topları takıyorlar, toplar, dört tane takıyor, dört parça arabalar sürüklüyor topları. Çikolatadan geçemiyorsun, yerlerde ÅŸekerler çürüyor, basıyor millet. Osmanbey’e doÄŸru gittik. O kristaller, saatler, pastalar, çikolatalar… Osmanbey yıkılıyor, bütün millet orada. NiÅŸantaşı’na döneceÄŸiz, bizim mahallenin delikanlıları, o zamanlar, bir maÄŸaza, Dede maÄŸazası, kırıyorlarmış orda, böyle bir top çocuk tulumu geldi kucağıma. Ablam dedi, ‘Bunların malı bize yaramaz, ver sen bunu’ aldı paramparça etti kumaÅŸları. Bir tek pembe ÅŸapka kalmış elimde, vermedim onu sakladım. Oradan NiÅŸantaşı’na gittik, çok fettandı, bu benim büyüğüm ablam. Bir top perde gelmiÅŸ onun kucağına, nasıl biliyor musunuz, bütün sim, altın gibi bir perde, oradaki apartmanlardan, nerden kırmışlarsa. Eve getirdi perdeyi, bu sefer bir komÅŸumuz, ‘Böyle bir perde sizde yok, ya sizi karakola götürürlerse.’ BaÅŸladı mı ablam dövünmeye, ‘Biz n’apacağız, bunu.’ Hadi bakalım, kovanın içine sokar perdeyi, bir de kibrit çakar, yak Allah yak, haftalarca o per- de yandı. O komÅŸunun yüzüne yaktık, ama dünya hakikaten kırıldı, çok berbattı, yani çıkılmıyordu, Osmanbey’e, NiÅŸantaşı’na.” (80 yaşındaki işçi N.Ç., Tarihe Bin Canlı Tanık)

(TuÄŸba Çameli ile ‘Akdeniz Sesleri’ ve ‘Tarihe Bin Canlı Tanık’ Projeleri ekibince hazırlanmıştır. Toplumsal Tarih Dergisi Eylül Sayısı)

– BİTTİ –