Burcu KARAKAÅž
Bianet
Mustafa Asım Hayrullahoğlu, 14 Kasım 1982 sabahı eşiyle vedalaşarak sokağa çıktı.
Akşama evine dönecek, beraber yemek yiyeceklerdi.
Dön(e)medi.
Aynur Hanım, eşini aramak için karakola gidemedi. Ancak haberi geldi.
Mustafa HayrullahoÄŸlu, Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’nde iki gün boyunca son nefesini verene kadar saatlerce iÅŸkence gördü. Son nefesi alınana kadar iÅŸkence edildi: BoÄŸularak öldürüldü. Dayaktan akciÄŸerleri ÅŸiÅŸmiÅŸ, boyun kemiÄŸi kırılmıştı.
Polislerin ifadesi hazırdı:
“Bambu koltuÄŸunun sapıyla kendini boÄŸdu.”
Aynur Hanım’a, eÅŸinin iÅŸkence gördüğü yerin yan odasında bulunan biri yıllar sonra anlatacaktı:
“İçimden dedim ki, ‘KonuÅŸ artık, konuÅŸ. Sen artık konuÅŸsan da onurlusun’.”
Konuşmamıştı.
Kayınpederini bir gün bir morga götürdüler. “Bu” dediler, “damadınız mı?”
Aynur Hanım’ın babası, “Hayır” dedi. Damadını tanıyamamıştı.
Mustafa HayrullahoÄŸlu’nu iÅŸkence ederek öldüren polisler, beÅŸ kiÅŸiydi.
İkisi beraat etti, üçü 10 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Askeri Yargıtay kararı bozdu.
Adli Tıp, ilk hazırlanan raporu değiştirerek işkenceyi örtbas etti.
Prof. Dr. Åžebnem Korur Fincancı’nın, “Adli tıp uzmanı olma sebebim” dediÄŸi gün, iÅŸkenceyi belgeleyen ilk rapor ‘yeniden’ düzenlendi. HayrullahoÄŸlu cinayeti kayıtlara, “İşkencede öldürülmemiÅŸtir” olarak geçirildi.
Böylece ceza alan üç polis önce beraat, sonra da terfi etti.
Necmettin Büyükkaya, Devrimci DoÄŸu Kültür Ocakları’nın ilk baÅŸkanıydı.
12 Eylül’de tutuklanarak Diyarbakır Askeri Cezaevi’ne gönderildi.
Bir gün, Cezaevi Müdürü Büyükkaya’yı yanına çağırarak, “Senin kalemini kırdık, kendine dikkat et” tehdidinde bulundu.
Büyükkaya’nın cevabı, vicdanın tarihini özetleyecek cinstendi:
“Senin gibilerinin çocukları babalarının iÅŸkenceci olduklarını öğrendiÄŸinde hayatları boyunca vicdan azabı çekecek ama bizim çocuklarımız bizlerle gurur duyacak.”
Bir duruşmada ayağa kalkarak mahkeme başkanından söz istedi.
“Bir sonraki mahkemeye kadar yaÅŸamayabilirim. Tehdit ediyorlar” dedi.
Öyle de oldu.
Bir gün koğuşa komando grubu saldırdı. Cop, sopa, kalas ve demir çubuklarla vuruyorlardı.
Koridorlar çığlık çığlığa yankılanıyordu; “Kahrolsun iÅŸkence!”
Tek tip kıyafet uygulaması işkenceyle dayatılmaya çalışılıyordu.
Necmettin Büyükkaya, “Bu elbise bana kefen olur da giymem” diyor ve bağırıyordu: “Kahrolsun iÅŸkence!”
İşkenceler sürerken, bir an bir ses geldi. Büyükkaya, yere yığılmıştı.
Takvimler, 22 Ocak 1984’ü gösteriyordu.
Askerler baygın yatan bedeni alıp götürdüler.
Sabah koÄŸuÅŸa gardiyan geldi. O, Büyükkaya’nın eÅŸyalarını, arkadaÅŸları eÅŸyanın sahibini sordu:
“Kafasını ranzaya vurdu. Hastanede.”
Necmettin Büyükkaya, bir sonraki duruşmada yoktu.
Ali İsmail Korkmaz, 19 yaşındaydı.
Nereden baksan kısacık bir ömür, nereden baksan tazecik bir can.
Babasının, ‘olaylar olmadığından’ Anadolu Üniversitesi’ni kazanınca sevindiÄŸi EskiÅŸehir’de, o gün 2 Haziran’dı.
Ali İsmail, Gezi direnişinde polis şiddetinden kaçarken, can havliyle bir sokağa kıvrıldı.
Eli sopalı bir grup ‘sivil’ ve sivil polis, çevresini sardı.
Ali İsmail’i ‘dövmeye’ baÅŸladılar.
Karakoldaki ifadesinde, evine gitmeye çalıştığı sırada kafasına, omzuna ve bacaklarına vurulduğunu anlatacaktı.
Ali İsmail ölsün diye, Ali İsmail’i öldüresiye ‘dövdüler’.
Biri copla, biri meÅŸe odunuyla, biri sopayla ama hepsi de vurdular.
Ali İsmail, “Vurmayın, öldüm” diye inledi.
Derken yere düştü, başını kaldırıma çarptı.
Vuranlardan biri, terini silerken “İyi stres attık” diyerek gerindi.
Geceydi, karanlıktı. Sıcak Haziran’da, bir sokak arasıydı.
İşkenceyle uykuya gömülen gencecik bedeni ile insanı kör edecek beyazlıkta soğuk bir odada 38 gün boyunca kıpırtısız yattı.
EskiÅŸehir Valisi Güngör Azim Tuna, “Birtakım gruplar iÅŸi provoke etmeye çalıştılar. Hatta aldığımız duyumlara göre kendi arkadaÅŸlarına zarar verip ‘Polis yaptı’ süsüne büründürmeye çalışan gruplar oldu” diyerek, Ali İsmail’in arkadaÅŸları tarafından dövülerek öldürülmüş olabileceÄŸini ima etti.
O arkadaÅŸları günlerce, “Uyan Alim” dediler. Uyanamadı.
Vurdular, öldün çocuk.
Yıllar geçti; biçilen kılıflar değişse de, devletin sistematik işkence politikası değişmedi.
Ancak; gecenin kör karanlığında, gündüzün kirli sarı aydınlığında pusu kurarak öldürmeyi iyi bilenlere inat, bu topraklarda ve bütün kara parçalarında, umut da hiç yitirilmedi.
Kocasının hatırasıyla hayatı kâbusa dönen Aynur HayrullahoÄŸlu için; babasıyla ne kadar gurur duysa az kalacak metanet abidesi Serdil Büyükkaya için; tarifsiz bir acıyla dünyaları baÅŸlarına yıkılan Ali İsmail’in annesi, babası ve kardeÅŸi için…
İşkencede yitip giden onca can için…
Bir gün gelecek ve işkenceyle söndürülen hayatlar için, olması gereken gerçekleşecek. O gün insanlık onuru işkenceyi yenecek.