Türkiye’de Ermeni olmak

Sibel DOLGUN
3hhareketi.org

Sayat Tekir, İstanbul’da doğmuş ve büyümüş bir arkadaşımız. Sosyoloji bölümünden yüksek lisans mezunu olan Sayat, Türkiye ve Ermeni kimliği üzerine araştırmalar yapıyor. Aynı zamanda dinlemekten oldukça keyif aldığımız Nor Radyo’nun da kurucularından.

Gökçe Seven’le birlikte kendisiyle Türkiye’de Ermeni olmak ve Ermeni kültürü hakkında keyifli bir söyleÅŸi gerçekleÅŸtirdik.

Merhaba Sayat, seni kısaca tanıyalım.

1984’te İstanbul da doÄŸdum. Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdim. Ardından Mimar Sinan Üniversitesi’nde sosyoloji üzerine yüksek lisans yaptım. Özgür Radyo’da her çarÅŸamba saat 20.00’da Nor Or programını gerçekleÅŸtiriyorum.

Sosyoloji yüksek lisansı yapmış biri olarak, çalışmalarını ağırlıklı olarak ne gibi konular üzerine yürütüyorsun?

Masterımda Türkiye – Ermenistan iliÅŸkileri üzerinden kimlik ve ulus devlet konularını araÅŸtırdım. Ermeni kültürüne iliÅŸkin olarak Ermeni Kültürü Dayanışma DerneÄŸi’nde yapılan çalışmalara katkıda bulunuyorum. Ermeni kültürüne ve diline iliÅŸkin etkinlikler ve paneller düzenleniyor; ben de tüm bu iÅŸlerin mutfak kısmında arkadaÅŸlarıma destek olmaya çalışıyorum.

İstanbullu bir Ermeni olmanın sıkıntıları ve varsa avantajları nelerdir? Ermenistan’a gidince İstanbul’dan gelmenin farklılıklarını yaşıyor musun? Orada yaÅŸayan Ermenilerin sana bakışları nasıl oluyor?

Azınlık olunca her yerde azınlık oluyorsun. İstanbul’da da azınlık oluyorsun, Ermenistan’da da azınlık oluyorsun. İlk baÅŸta ÅŸunu söylemek gerekirse bu gün İstanbul’da yaÅŸayan çoÄŸu Ermeni’nin Ermenistan ile baÄŸları yok. Hepsi zaten Anadolu Ermenisi. Bir ÅŸekilde soykırımdan kurtulan insanlar. İstanbul’da Ermeni olmanın elbette çeÅŸitli sıkıntıları var. İlk baÅŸta insanlar sana büyük bir ön yargı ile bakıyorlar. Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra kısmen bir duyarlılık olduÄŸu ortadaysa da, ön yargılar hâlâ devam ediyor. ÖrneÄŸin çocukluk dönemimizde “Ermeni” kelimesi küfür olarak kullanılıyordu. Ben ilk öğretimi ve lise öğrenimimi bu sebeple Ermeni okullarında yaptım. Farklı etnik gruplarla yoÄŸun olarak, dershaneye gittiÄŸim zamanlarda birlikte olmuÅŸtum. Orası karma bir ortam olduÄŸu için dışlamaları ve ön yargıları fazlasıyla yaÅŸadım. Aynı ÅŸekilde büyük annemi görmeye gittiÄŸim zaman bazı çocuklar tarafından çokça rahatsız edilirdim, çoÄŸu zaman sadece Ermeni olduÄŸum için küfürlere maruz kalırdım. Aslında çocuk benden küçüktü, dövebilirdim yani. (Gülüyor). Ancak bize sürekli haklı olsan dahi susmayı, tepkisiz kalmayı öğrettikleri için bir ÅŸey yapamıyorduk. Avantajları ise özellikle Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra demokrat çevrelerden insanların zaten kötü olmayan yaklaşımları daha da ılımlı hale geldi. Öncesinde pek bir avantajını göremedim açıkçası. Ermeni muhasebecilerin ve doktorların çok daha güvenilir olduÄŸunu söylerler. Bu sebeple daha çok tercih edilirler ama ne muhasebeciyim ne de doktorum. (Gülüyor). Bu sebeple pek bir avantajını görmedim. Bizler devlet politikaları sebebiyle yaÅŸadığımız topraklara yabancılaÅŸtırıldık. Bu gün Ermeni deyince dışarıdaki insanlar “Ermenistan’dan mı göç ettiniz?” diyor. Oysa bizler yüzyıllardır bu topraklarda yaşıyoruz.

Ermenistan’a gittiÄŸimde oradaki Ermeniler tarafından fazla ötekileÅŸtirilmedim ama elbette ötekileÅŸtirenler de oldu. Bunun temel sebebi Türkiye’de yaşıyor olmam, Türkçe konuÅŸuyor olmamdı. Ama dediÄŸim gibi çok az insan, genelde çok ırkçı-faÅŸist insanlardı bu insanlar. Ermenistan’a gidince dışarıdan geldiÄŸini hemen fark ederler. Giyiminden kuÅŸamından anlarlar, konuÅŸtuÄŸun dilden anlarlar. Biz Batı Ermenice konuÅŸuyorken, orada DoÄŸu Ermenicesi konuÅŸulur. Hatta oldukça merak ediyorlar buradaki yaÅŸantımızı. “Sıkıntı çekiyor musunuz?”, “Size ayrımcılıkla yaklaşıyorlar mı?” gibi sorular soruyorlar.

Peki Sayat, Ermeni halkının Türk milletinden talebi ve beklentisi nedir?

Sadece tarihsel konularla ilgili meselelerde politik sorumluluğu almak. Çünkü gerisi devletler arası bir meseledir. Sonuçta geçmişte yaşanan katliamlarla ilgili bugünkü insanların bir kabahati yok. Sadece soykırımı inkar eden partilerin parlametoya taşınmaması gibi politik bir sorumluluk var. Ermeniler içinde oldukça azınlıkta bulunan sağ partiler dışında kimsenin tazminat veya toprak gibi bir talebi yok. Bu azınlığın sesini medya daha çok taşıyor gündeme tabi. Savaş isteyenlerin sesi, barış isteyenlerden hep daha çok çıkar. Şunu unutmamak gerekir ki, tarihle yüzleşebilmek ciddi bir farkındalık yaratır.

Sen aynı zamanda Toplum Gönüllüleri Vakfı’nca (TOG) yapılan Yaşayan Kütüphane Projesi’nde de gönüllüsün. Bize biraz bu projeden ve yaşadığın ilginç anılardan bahseder misin?

“YaÅŸayan Kütüphane” ilk olarak Avrupa’da gerçekleÅŸtirilen, Türkiye’de de TOG tarafından uygulanan bir proje. KiÅŸilerin toplumdaki farklı etnik kimlik, cinsel yönelim, dini inanç, mesleklere karşı önyargılarını yıkmak amacıyla yapılıyor. Bu özelliklere sahip kiÅŸiler kitap oluyor. Ön yargıları olan insanlar da okuyucu oluyor ve bu kimselerle birebir belli bir zaman dilinde konuÅŸup sohbet ediyorlar. Bu kütüphanede sessiz olunmuyor aksine susulmaması gerekiyor.(Gülüyor) Bu projede başından beri varım ve hep çok heyecanlandırır beni. Çünkü bir ÅŸeyleri bireylerle birebir konuÅŸmak, sorulara cevap olmak çok deÄŸerli. Bana gelen soruların büyük kısmı Ermeni soykırımıyla ilgili. Ermeni soykırımı var mıdır? Yok mudur? Çok az dil, yaÅŸayış, kültür sorusu geldi. Bunun temel sebebi medya elbette. Hrant Dink soruları da sıklaÅŸtı özellikle 2007’den sonra. Bir keresinde bir grup gelmiÅŸti ve içlerinden biri benimle göz teması bile kurmadı. Hatta siz “şunu ÅŸunu yaptınız.” gibi zaman zaman hakaret içeren söylemlerde bulundu. DeÄŸiÅŸim ve ön yargıların kırılması benim için çok önemli, ki zaten projenin de amacı bu.

Bu röportajı okuyan Ermeni kültürünü, yaşayışını merak eden kişilere söylemek veya tavsiye etmek istediğin bir şeyler var mı?

BahsettiÄŸim dernekte zaman zaman kültür günleri ve çeÅŸitli etkinlikler yapıyoruz. Yemeklerimiz ve müziklerimiz güzeldir elbette. (Gülüyor) Müzik olarak da çok fazla ortak yapıtlarımız var. Ezgilerimiz de çok benziyor. Hatta bazı öyle ÅŸarkılar var ki Ermeniceden Kürtçeye, oradan da Türkçeye geçiyor. Yine Türkçe eser veren Ermeni sanatçılar da var. Ermenice ağıtlar çok sevilir. Neden ağıt derseniz… MüziÄŸin içinde hep yaÅŸanmışlıklar vardır, yaÅŸanan acıların sonucudur bu diyebilirim. 1915 tarihi Ermeniler için kültürel bir erozyondur aynı zamanda. Çokça bilgin, sanatçı, aydın öldürüldü. Bu sebeple bugün bir yenilenme çok zor, çünkü temelleri zayıf. Kalan önemli Ermeni edebiyatçılar arasında ise Migirdic Margosyan ve Hagop Mıntzuri var, ki ikisi de Anadolu kökenlidir.