Viken ÇETERYAN
Al Hayat / Radikal Gazetesi
Ermeni soykırımı meselesinin sadece geçmiÅŸle ilgili olduÄŸunu düşünenler yanılıyor. Uluslararası iliÅŸkilerde 95 yıl sonra hâlâ gerginlik yaratan tartışma KarabaÄŸ’dan Türkiye’nin iç siyasetine dek birçok alanda bugünle de ilgili.
Parlamentolar niçin 95 yıl sonra Ermeni soykırımını tartışmayı sürdürüyor ve bu konu niçin uluslararası ilişkilerde büyük ölçekli gerginliğe yol açıyor? Bugün Ermeni soykırımını inkâr edenler pek nadir.
Parlamentoların soykırımı tanımasına karşı çıkanlar genelde soykırımı tanıyor, ancak önemli bir NATO üyesi ve stratejik ortak olarak görülen Türkiye’yi kızdırmanın siyasi açıdan uygun olmadığını düşünerek, tanıma için uygun zaman olmadığını ifade ediyorlar.
Bazılarıysa 1915’te yaÅŸananlann tarihçilere bırakılması gerektiÄŸini düşünüyor. Fakat bu bakış açısı hatalı, zira bugünkü tartışma siyasetle iliÅŸkili. Soykırımın siyasetle iliÅŸkisini açıklayan dört kanıt sunacağım.
Birincisi, soykırımdan kurtulanların torunları dünyanın dört yanına yayılmış durumda. Soykırım inkârını sürdüren ve yaşanmışsa da suçu Ermenilere atan Türkiye yönetiminin tutumunun, Ermeni neslinin soykırımın tanınması ve adaletin yerini bulması yönündeki çabasını sürdürmesine destek olduğuna işaret etmek uygun düşer. Bu neslin ortadan kaybolacağını, unutacağını veya sessiz kalacağını düşünmek de zor. Zira Ermeniler Türkiye 1915 soykırımındaki sorumluluğunu tanıyana dek barış yüzü görmeyecektir.
Tanıma KarabaÄŸ’da çözüm getirir. İkincisi, 1915 soykırımının silueti hâlâ Kafkaslar’daki modern siyasete hâkim.
1988’de Sovyetler BirliÄŸi’ne ait KarabaÄŸ’da yaÅŸayan Ermeniler, Sovyet Azerbaycanı’ndan Sovyet Ermenistanı’na nakledilmelerini öngören barışçıl talepler sundular. Üç hafta sonra, Azerbaycan’daki Sumgait köyündeki Ermenilerin katledilmesiyle çok sert bir yanıt geldi.
Bu olay, Ermenilerin ve Azerbaycan halkının zihnine 1915 soykırımını getirdi. Sumgait katliamını Kirovabad’dan baÅŸlayarak Bakü’ye kadar onlarca baÅŸka katliam izledi. Mesaj açıktı ve içeriÄŸi ÅŸuydu: “Taleplerinizi sürdürürseniz 1915’teki gibi katliama maruz kalırsınız.” Kriz dönemlerinde ve Sovyetler BirliÄŸi’nin dağıldığı yıllarda korku ve tehdit tekrar döndü.
Türkiye Ermeni soykırımındaki sorumluluÄŸunu kabul etseydi, Ermenilerle Azeri halkı arasında KarabaÄŸ’da yaÅŸanan siyasi çekiÅŸme de ÅŸiddet dışında bir yöntemle çözülebilirdi.
Üçüncüsü, Sovyetlerin yıkılmasının etkisiyle ve KarabaÄŸ çekiÅŸmesinin açık bir savaÅŸa dönüşmesinin sonrasında, Türkiye etnik açıdan yakın olduÄŸu Azerbaycan’a askeri yardım vermek için uzun süre beklemedi.
Silahlar, savaÅŸ mühimmatları ve generaller gönderdi. Hatta Türk liderler, unutamayacakları bir ders vereceklerini söyleyerek Ermenistan’a tehditler savurdu.
Türkiye o günden bu yana, ekonomisini boÄŸmak ve Ermenileri KarabaÄŸ’a desteklerini durdurmak zorunda bırakmak amacıyla Ermenistan’a abluka dayatarak Azerbaycan’ın yanında yer aldı. Azeri yönetimi SoÄŸuk SavaÅŸ’ın bitmesinden bu yana Ermenistan’ı hâlâ, 1990’larda kaybettiÄŸi toprakları geri almak için askeri saldırı baÅŸlatmakla tehdit ediyor. Türkiye’nin soykırımı tanımasının ve KarabaÄŸ çekiÅŸmesinde tarafsız kalmasının, Kafkaslar’da yeni bir savaşın yaÅŸanması tehlikesinin azalmasına katkısı olabilir.
Dördüncüsü, Ermeni soykırımının ardından Türkiye bütün azınlıklara baskıyı sürdürdü.
Bu bağlamda Kürtleri, Asurileri (Süryaniler), Rumları, Alevileri, işçi sendikalan üyelerini ve insan haklan eylemcilerini hatırlıyoruz. Türk ordusuyla PKK arasındaki ihtilaf sırasında 3 bin Kürt köyü yıkıldı ve nüfus büyük kentlere gitmek zorunda bırakıldı.
Demokrasi ve çoÄŸulculuÄŸa kapı açıldığındaysa, Ermeni sorunu resmi yasaklara karşı koyma yolunda hayatlarını tehlikeye atan gazetecilerin, yazarların ve eylemcilerin temel tartışma ekseni haline geldi. Bazı gazeteciler cesaretleri sebebiyle ağır bedel de ödedi. Gazetesinin önünde öldürülen Hrant Dink onlardan biri. Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanıması, ÅŸu ana dek iç politikasına damgasını vuran korku ve ÅŸiddet halini bitirme yolunda büyük bir adım olacaktır.
Bölgedeki herkesi ilgilendiriyor. Nihayetinde Ermeni soykırımının tanınmasının bu bölgedeki herkesi ilgilendirdiğini kabul etmek gerek. 20. yüzyıldaki ilk soykırımın siyasi sebeplerden ötürü inkârının sürmesi halinde, nasıl uluslararası ilişkilerde dönüşüm yaşandığından ve bugünün çekişmelerinin barışçıl yollardan çözülmesinden söz edebiliriz ki? 24 Nisan Ermeni soykınmının 95. yıl dönümü olacak.
Ermeniler geçen 95 yıl boyunca soykırımın Türkiye tarafından tanınmasında ve adaletin yerini bulmasında başarılı olamadı.
Fakat bu konu üzerine yapılan tartışmanın tarihsel olduğunu ve günlük haberlerle ilişkisinin bulunmadığını düşünenler yanılıyor. Zira bugün soykınm tartışması siyasetle ilişkili ve bu durum kolaylıkla ortadan kaybolmaz.
(Londra’da Arapça yayımlanan Al Hayat gazetesi, 19 Nisan 2010)