Arat DİNK
Taraf Gazetesi
Egemenlerin “İnkâr Hanıâ€nda konaklamaları geçicidir hep; o, hanın jeopolitik önemindendir, konjonktür baskısındandır, meÅŸruiyet derdindendir. Zincirinden boÅŸaldı mı “İkrar Eviâ€ne dönmek ister, evi gibi yoktur onun. Gönlünde yatan aslan kükrer: Yaptımsa yaptım; yine yaparım!
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül soruyor: “Bugün eÄŸer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?â€
Soru basit, hadi cevap ver.
Tek başına bir anlamı yok tabii. Hatta tek başına okunsa “Allah söyletmiş†ya da “gönülden söylenmiÅŸ sözler†de denebilir. Nitekim dünyanın birçok yerinde “Türkiye etnik temizliÄŸi kabul ettiâ€, “Türkiye’de resmî görüş deÄŸiÅŸiyor†gibi olumlu yorumlarla karşılayanlar da olmuÅŸ.
Oysa iÅŸin aslı öyle deÄŸil. Zira Bakan “bugünkü devletâ€i olumlayarak soruyor sorusunu. “Şunlar devam etseydi bugünkü devlet olur muydu†derken de eÄŸer bugünkü devleti olumluyorsan, o devam etmeyen ÅŸeylerin devam etmemesinden de memnunsun demektir. Açık açık da söylemiÅŸ zaten –ben niye bu kadar uÄŸraşıyorsam?..
Birçok yabancı, “bir savunma bakanı niye bunlarla ilgileniyor†diye de sorabilir tabii. Türkiye’yi biraz bileni de “savunmaâ€nın bu ülkede baÅŸka bir egemenin tekelinde olduÄŸunu bildiÄŸinden, savunma bakanının asıl iÅŸini yapamadığı için mecburen baÅŸka ÅŸeylerle (demografik yapı, ekonomi vs.) ilgilendiÄŸini düşünebilirdi. Ama Türkiye’yi biraz daha tanısa, azınlıkların bu ülkede tam da bu alanda deÄŸerlendirildiÄŸini bilecek, hatta eÄŸitim kitaplarında azınlıklardan sadece Lise Milli Güvenlik Ders Kitabı’nda bahsedildiÄŸini bilecek ve Bakan’ın bu ilgisine hiç ÅŸaşırmayacaktı. Kısacası, savunma bakanı iÅŸini yapıyor.
Ciddiyete davet edildiğimi duyar gibi oluyorum. O yüzden bundan sonrası çok ciddi olacak. Soru neydi?..
“Rumlar, Ermeniler (YAÅžAMAYA) devam etseydi, bugün Türkiye aynı milli devlet olabilir miydi?â€
“Hayır olmazdı.†Basit soruya basit cevap.
Sen kalk, yokluÄŸuma övgü düz, sonra da o yokluÄŸum üzerine bir ülkenin kurulduÄŸunu ifade et, o ülkenin bugünkü halini makbul gör, ondan sonra da ‘olsalardı ne olurdu halimiz’ diye iç geçir. Kendi ayağına kurÅŸun sıkmanın tarifi gibi bir ÅŸey. ‘Sana ne’ diyeceksiniz. Sıkmışsa sıkmış. O ayakla sizin birlikteliÄŸinizi çoktan koparmadılar mı zaten? Gerçekten de iÅŸin bu bölümünden artık bana ne…
Tabii işin en acı tarafı, Bakan’ın söylediklerinin büyük bölümünün maalesef doğru olması. Peki, doğruysa doğru, sorun ne? Bakan doğruyu söylüyor ama doğruyu yanlış söylüyor. Yüreğimizin tavan aralarına, bodrum katlarına koyup, gittiğimiz her yere beraberimizde götürdüğümüz, kırılgan acılarla dolu sandıklarımızı oradan oraya savuruyor. Zar zor, ite kaka vardığımız “O dönem herkes çok acılar çekti†kavşağından, direksiyonu birden bire “iyi oldu†sokağına kırıyor. Olanları doğru söylüyor ama olanların doğru olduğunu da söylüyor.
Åžu soruya hakkıyla cevap verelim ÅŸimdi…
“Hayır, aynı olmazdı. Süper olurdu.â€
Sen ne diyorsun?
Bütün ülke üç noktaya birikmez, kırk küsur merkez olurdu. Yirmi, otuz yıllık fidan hayatlarımız değil, kadim bir orman gibi kültürümüz olurdu. Anasının doğduğu yerde doğabilirdi herkes, işte o zaman ülke, “memleket†olurdu.
Ben neler söylüyorum?
Hiçbir şey değişmese bile en azından o insanlar bugün yanımızda, bizimle yaşıyor olurdu. Hiçbir şey değişmese bile en azından sen bu ülkede savunma bakanı olmazdın. Olsan da böyle düşünmezdin. Düşünsen de böyle konuşacak cesaret bulamazdın. Konuşsan da ertesi gün hâlâ bakan olmazdın.
Bir daha bakalım, savunma bakanı neyi savunuyor?..
Olmamamızın iyi olduÄŸunu savunuyor. Tehcir ve mübadelenin Türkiye için çok hayırlı olduÄŸunu savunuyor. Bunca yıl söyleyip duracaksın ‘öyle bir niyet yoktu, bunlar savaÅŸ tedbiri’ falan filan diye; ondan sonra da, bu “gönülsüz tedbirlerâ€den nasıl fayda saÄŸladığını, onların üzerine nasıl inÅŸa olduÄŸunu falan, rahat rahat anlatacaksın.
Bu gönülsüz tedbirlerin anlamının “milyonlarca can†olduÄŸunu ayrı bir cümlede söyleyeyim dedim, yoksa ağır olacak…
Çok sık unutulan ilginç bir şey söyleyeceğim: Biz hâlâ varız. İşte şu kadarız bu kadarız. Azız mazız, azınlığız, ama varız. Bizim de (yani şu an olanlarımızın da) olmamamızı mı istiyor Bakan?
“Yok†diyecek elbet. “EstaÄŸfurullah. Olur mu hiç öyle ÅŸey; sizin başımızın üstünde yeriniz var.†Madem bizim olmamızın bir mahzuru yok o ölenler, o gidenler de olsaydı… Ama o bunun cevabını vermiÅŸ. Onlar iÅŸte verimli topraktaydı, adadaydı modadaydı, paralar onlardaydı… “O verimli topraklar, o paralar babanın malıydı da hileyle hurdayla mı aldılar, yalanla dolanla mı aldılar? Onlar, o verimli topraklara gökten zembille mi indiler†diye sorarlar adama.
Bu resmî tez benim kafamı iyice karıştırdı. O insanlar tedbiren mi sürüldüler, yoksa verimli topraklardalar diye mi sürüldüler? UnutmuÅŸum, zaten Ermeniler Ermeni oldukları için sürülmemiÅŸlerdi… Sadede geliyoruz galiba. Tabii o zaman “soykırımâ€dan yırtmak için verimli topraklardaki müslim-gayrimüslim herkes sürüldü†gibi bir ÅŸey söylemek gerekecek –o tarih de yakında yazılır herhalde.
Sermayenin “milliâ€leÅŸtirilmesiyle (hele böyle millileÅŸtirme) liberal ekonominin aynı cümlede nasıl kullanıldığını da bir uzman bize anlatır artık. Sen “milliâ€yi böyle tarif et, “milletâ€i, “Türkâ€Ã¼ böyle tarif et ondan sonra da çıkıp “tek millet†diye slogan attığında karşı çıkanlara kapıyı göster. “Ben Türk deÄŸilim†diyene de kız.
Çok ciddi bir önerim var. Hani göz bebeklerimizi, civcivlerimizi her pazartesi sabahı, torna-tesviye sıralarına oturtmadan önce, beton bahçelerde topluyoruz ya, hani onlara ÅŸuur aşılayıp, tekleÅŸtirip, kutsal amaçlara kanalize edip, dar borulardan geçiriyoruz ya. Hani hep bir ağızdan ant içtiriyoruz ya: “Varlığım Türk varlığına armaÄŸan olsun†diye… Azınlık okullarında şöyle dedirtelim çocuklara mesele kapansın: “YokluÄŸum Türk varlığına armaÄŸan olsun.â€
İnkârdan ikrara doğru yol alınacağını elbette öngörebilirdik de, o ikrarın böyle gönülden bir ikrar, yaşananı olumlayan bir ikrar olacağını da doğrusu tahmin edemezdik.
“Gönülsüz tedbirlerâ€den, “gönüllü yokluÄŸumuzâ€a, resmî aÄŸzın önlenemez evrimine tanık oluyoruz. İç ses artık iÅŸkembede durmuyor, duramıyor. Ne de olsa egemenler inkârı sevmez. “Madem egemenim, niye inkâr edeyim?†Egemenlerin “İnkâr Hanıâ€nda konaklamaları geçicidir hep; o, hanın jeopolitik önemindendir, konjonktür baskısındandır, meÅŸruiyet derdindendir. Zincirinden boÅŸaldı mı “İkrar Eviâ€ne dönmek ister, evi gibi yoktur onun. Gönlünde yatan aslan kükrer: Yaptımsa yaptım; yine yaparım!
Sür kardeşim o zaman. Gönlümüz zaten sürüldü çoktan. İliklerimize işlemiş kör olası ilkeler sayesinde zaten zar zor durduğumuz memleketimizden, atalarımızın, daha da önemlisi torunlarımızın yüzüne bakacak onurlu bir duruş uğruna ağız dolusu lafı yiyip yuttuğumuz, her gün yaşamaya çalışarak yaşadığımız DÜNYAMIZDAN, sür bizi de gayrı. Sür gitsin, sür bitsin. Bu lafı yutmayacağım ben.
Ama niye süreceksin? Bizim etimiz ne budumuz ne? Dişinin kovuğuna gitmez. Zaten biz sürüyüz. Egemenliğe ortak olmayı istemek yerine, egemenin akıllısını ister ya sürüler, bizimki de o misal; oturmuş egemenin akılsızlığından bahsedip, egemen uyarıyoruz. Bu kadarı da fazla, bu iş böyle göstere göstere de yapılmaz ki. Vicdan evinden hiç mi geçmedi yolun?