6-7 Eylül Olayları (2)

Dilek GÜVEN
Radikal Gazetesi ArÅŸivi

Yunan basınına göre 6-7 Eylül’ün sorumlusu İngiltere’dir. ArÅŸivlerde de İngiltere’nin planlanlamada katkısı olduÄŸuna dair ipuçları vardır. İngiltere’nin Atina Büyükelçisi’ne göre yüzeysel Türk-Yunan iliÅŸkilerini bozmak için ‘küçük bir ÅŸok’ yetecektir.

Konuyla ilgili ilginç baÄŸlantılardan biri, İngiliz hükümetinin 6-7 Eylül olaylarının organizasyonunda bir payı olmasıdır. 1950’lerin başında bir İngiliz sömürgesi olan Kıbrıs’ın Rum-Ortodoks halkının Yunanistan ile bütünleÅŸme isteÄŸi, İngiliz hükümetini 29 AÄŸustos-7 Eylül arasında Londra’da Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin katıldığı bir konferans düzenlemeye sevk eder. Neden, Kıbrıs olayının çözümüne bir katkı yapmak deÄŸildir. Yunanistan Kıbrıs konusunu sonbaharda BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in gündemine götürmeyi planlarken, İngiltere hükümeti Kıbrıs’ın uluslararası bir platforma taşınmasını engellemek isteÄŸindedir.

Konferansla hedeflenen, sorunun ‘sömürgeci İngiltere’ ve Yunanistan’ın deÄŸil, Türkiye ile Yunanistan’ın gündemi olduÄŸunun ispatlanmasıdır. Foreign Office bürokratlarının iadesiyle, ‘Türkler pasif durumlarından uyandırıldıkları zaman Kıbrıs, BM’nin gündemine girmeyecekti.’ Konferanstan önce MacMillan, Türk delegeleriyle görüşerek Yunanistan’a karşı uzlaÅŸmaz bir tavır sergilemelerini ister:
“Türkler görüşlerini ne kadar sert ifade ederse o kadar olumlu olur.”
Politik ve ekonomik krizdeki Menderes hükümeti, kamuoyunun ilgisini Kıbrıs’a çekmeye çalışır. DışiÅŸleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, MacMillan’ın isteÄŸi doÄŸrultusunda konferansta sert bir açılış konuÅŸması yapar; eÄŸer Atina Kıbrıs tavrında deÄŸiÅŸiklik yapmazsa, Türkiye de Lozan AntlaÅŸması’nı tekrar gözden geçirecektir. Türkiye’nin bu katı tutumu Yunan delegelerini ÅŸaşırtır ve İngilizleri sorumlu tutmalarına yol açar. Olayların patlak verdiÄŸi 6 Eylül’de Londra’daki konferans dağılır.

Yunan basınına göre olayların sorumlusu İngiltere’dir; nitekim arÅŸivlerde İngiltere’nin 6-7 Eylül olaylarının planlanmasında bir katkısı olduÄŸuna dair ipuçları mevcuttur. ÖrneÄŸin Atina’daki İngiliz BüyükelçiliÄŸi’nin Yunan-Türk dostluÄŸunun çok yüzeysel bir vaka olduÄŸuna deÄŸinen ve küçük bir ÅŸokun, örneÄŸin Selanik’teki Atatürk’ün evinde meydana gelecek küçük bir tahribatın derhal iliÅŸkiyi zedeleyeceÄŸinden bahseden AÄŸustos 1954 tarihli bir beyanı söz konusudur. İngiliz DışiÅŸleri’nden bir bürokrat ise daha açık ifadeyle ‘Ankara’da meydana gelecek birkaç olayın aslında iÅŸlerine çok yarayacağını’ belirtir. İngiliz Milletvekili John Strachy de Türkiye’nin aslında Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesinden çekinmemesi gerektiÄŸini, çünkü garanti olarak İstanbul’da büyük bir Rum azınlığı olduÄŸunun altını çizer.

YumuÅŸak protesto

İngiltere’nin olayların hemen ardından verdiÄŸi tepki de dikkat çekicidir. DışiÅŸleri Bakanı MacMillan, Türkiye’ye, zarar gören İngiliz vatandaÅŸların tazminat haklarının ertelenmesini öngören yumuÅŸak bir protesto çeker. Foreign Office de İngiliz basınında İstanbul’da yaÅŸayan İngilizlerin de büyük zarar gördüğünün altının çizilmesini ister. Böylelikle İngiltere’nin olayların planlanmasında bir rolü olmadığı kanıtlanmak istenmektedir.

6-7 Eylül olaylarında İngiltere için en büyük baÅŸarı Amerika’nın Kıbrıs politikasının deÄŸiÅŸmesidir. Yunanistan 1955 baharında Kıbrıs meselesini BM gündemine getirmek istediÄŸinden söz ettiÄŸinde, hükümeti bu planı desteklemeye eÄŸilimli olan Amerika, olaylardan sonra ise NATO üyesi bu iki ülkeye aynı içerikte sert bir protesto çeker ve BM’de Kıbrıs konusunun gündeme gelmemesi için lobi çalışmaları baÅŸlatır. İngiltere amacına ulaÅŸmıştır. 23 Eylül 1955 günü BM’de yapılan oylamayla, Kıbrıs sorunu gündem maddesi haline getirilmez.

6-7 Eylül olaylarının kimler tarafından gerçekleÅŸtirildiÄŸi sorusunu cevaplamak için devletin fail olarak suçladığı kesimden baÅŸlanabilir. Sıkıyönetim ilan edildikten sonra İstanbul’da 5 bin 104, Ankara’da 300, İzmir’de ise 170 kiÅŸi tutuklanır. Hükümetin yaptığı ilk açıklamaya göre ‘gençlik’ Selanik’teki patlamalarla ilgili bir miting düzenlemiÅŸ, komünistler de bundan faydalanıp tahribat yapmıştır.

Hükümet, 10 Eylül 1955’te sıkıyönetim dolayısıyla üç bölgeye ayrılmış İstanbul’da Beyazıt, BeyoÄŸlu ve Kadıköy askeri mahkemeleri olmak üzere üç ayrı mahkeme kurar.

Hâkimler, özellikle polislerin faillerle ilgili hiçbir kanıt toplamamış olmasından ÅŸikâyetçidir. Sol eÄŸilimli ÅŸahıslar veya komünistler ise polis tarafından rastgele hazırlanmış bir listeye göre tutuklanır. Listede, ölmüş veya askerde olan kiÅŸiler bile vardır. Tutukluların çoÄŸu Aralık 1955’te serbest bırakılır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, muhalefet lideri İsmet İnönü’nün, hükümeti ağır bir dille eleÅŸtiren ve gerçek suçluları takip yerine suçsuz vatandaÅŸlara iÅŸkenceyle suçlayan konuÅŸmasıdır. Menderes, bu konuÅŸma için İnönü’ye, “PaÅŸam vatan bu konuÅŸmayı affetmeyecek” diyecektir.

6-7 Eylül olayları iktidardaki Demokrat Partisi, Milli Emniyet Hizmetleri (MAH), öğrenci/gençlik dernekleri, sendikalar ve Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin (KTC) iÅŸbirliÄŸiyle organize edilmiÅŸtir. Görünürde öğrenci dernekleri tarafından resmi olarak AÄŸustos 1954’te kurulan KTC’nin amacı Kıbrıs konusunda Türkiye’nin pozisyonunu desteklemek ve kamuoyu yaratmaktır.

Fakat aslında Londra’daki Türk büyükelçiliÄŸinin telkiniyle hükümet tarafından kurulmuÅŸ olan bu derneÄŸin yönetiminde ÅŸu adlar görülür: Hikmet Bil (Hürriyet gazetesi yazıiÅŸleri müdürü ve avukat), Hüsamettin Canöztürk ‘Milli Talebe Federasyonu BaÅŸkanı), Orhan Birgit (gazeteci), Ziya Somer (öğrenci) ve gazeteci olduÄŸunu öne süren Kamil Önal. Dernek, kuruluÅŸundan itibaren hükümetle yakın iÅŸbirliÄŸi içinde olmuÅŸtur. ÖrneÄŸin Hikmet Bil, Menderes ve DışiÅŸleri Bakanı Fuat Köprülü’ye 1952 Atina gezisinde -Menderes’in özel isteÄŸiyle- refakat eder. Her ne kadar Bil derneÄŸin halktan bağış toplayarak ‘Kıbrıs davası’ için hükümete teslim ettiÄŸini öne sürse de, aslında tersine devletin desteÄŸi söz konusudur; KTC’ye kuruluÅŸ yılında 350.bin TL, daha sonra da her sene 200.bin TL ödenir. Sadece gazeteci deÄŸil, aynı zamanda MAH üyesi olan bir diÄŸer idare heyeti üyesi Kamil Önal ise KTC’den önce, Ermeni ve Kürtlerin aktivitelerini gözlemlemek üzere Suriye’de görev almıştır. KTC aynı zamanda öğrenci ve gençlik dernekleriyle de yakın iliÅŸki içindedir. ÖrneÄŸin Türkiye Milli Talebe Federasyonu BaÅŸkanı Hüsamettin Canöztürk KTC’nin idare heyetindedir ve dernekte öğrenci sayısı bir hayli yüksektir.

KTC’nin diÄŸer bir ayağını teÅŸkil eden sendikalar da o dönemde hükümet tarafından finanse edilen ve ideolojileri devlet tarafından belirlenen örgütlerdir. KTC ile sendikalar arasındaki iÅŸbirliÄŸi, KTC ÅŸube baÅŸkanlarıyla sendika baÅŸkanlarını aynı kiÅŸilerin teÅŸkil etmesine kadar gidebilmektedir. Tekstil Örme Sanayii İşçileri Sendikası BaÅŸkanı Bahir Ersoy, hem Türkiye Milli Gençlik TeÅŸkilatı’nın (TMGT) baÅŸkanı, hem de KTC’nin kuruluÅŸ üyesidir.

KTC PaÅŸabahçe ÅŸubesinin idare meclisi de PaÅŸabahçe Cam ve ÅžiÅŸe Sanayii İşçileri Sendikası’nın idare heyetince oluÅŸturulmuÅŸtur. Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası İdare Meclisi Üyesi Fethi Çelik aynı zamanda KTC’nin Karagümrük ÅŸubesi idare meclisine, Su İşçileri Sendikası üyesi Kemal Nadi, Fatih ÅŸubesi idare meclisine üyedir.

Tanıklar anlatıyor

BeyoÄŸlu’nu yıktılar siz duruyorsunuz…
“Üç parti olarak geliyorlardı. İlk parti bağırıyor çağırıyor, ikinci parti Rum dükkânlarını kırıyordu. Kepenkler kolay açılmıyordu. Hazırlıklıydı bu iÅŸ, ellerinde demir sopalar, kepenkleri deldiler, açtılar, neler varsa hepsi yere döküldü. Üçüncü parti hırsızlık için geliyordu. Ve çanlar çalıyordu, kiliselere girdiler, çanları çalıyorlardı. 12’ye kadar yani… Nasıl yaÅŸadık, tarif edemem.”

Rumlar 1953-1954 yıllarında Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı istemiyle adada Türklere ve İngilizlere yönelik ÅŸiddete baÅŸlarlar. Kısa sürede ‘Kıbrıs sorunu’ milli bir dava haline döner.

“O yıllarda ekonomik durgunluk vardı, enflasyon artıyordu. MüthiÅŸ bir darboÄŸaza girdi Türkiye, darboÄŸaza girince, halkın (ilgisini) baÅŸka bir tarafa çekmek icap etti.”

Birbiri ardına Kıbrıs sorununu sahiplenen dernekler kurulur. Ulusal basında baÅŸlatılan bir kampanya ile Patrikhane ve Rumlarla ilgili yayımlanan olumsuz haberler, vatandaÅŸların ‘Ya Taksim, ya ölüm’ sloganları ile İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerde mitinglere zemin hazırlar.

Takvimler 1955 yılını gösterdiÄŸinde, ‘Kıbrıs sorunu’ iç ve dış politikanın en önemli tartışma konusu haline gelir. AÄŸustos sonunda baÅŸlayan ve İngiltere’nin davetiyle düzenlenen Londra Konferansı’nda adanın ve garantör devletlerin statüleri tartışılır. Konferansın ikinci tur görüşmeleri baÅŸlamadan bir gün önce 4 Eylül günü Kıbrıslı Türkler, Rumların adada yürüttükleri Enosis politikasını mitinglerle protesto ederler.

6 Eylül, öğle saatleri

6 Eylül günü, Selanik’teki Atatürk’ün evinin bombalandığı haberi İstanbul’a ulaÅŸtığında BaÅŸbakan Adnan Menderes, CumhurbaÅŸkanı Celal Bayar ve İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay öğle yemeÄŸinde beraberdir. Menderes, haberin radyodan duyurulması talimatını verir. İstanbul Ekspres gazetesi de ikinci baskısını yaparak haberin tüm İstanbul’da duyulmasını saÄŸlar: “O gün Dolmabahçe’deki maçtan çıktık, kapıda akÅŸam gazeteleri vardı. Ekspres, büyük baÅŸlık atmıştı, ‘Atamızın evi bomba ile hasara uÄŸradı’ diye. Herkeste büyük bir infial doÄŸdu. Fakat sonradan öğrendik ki,
Atatürk’ün evine bombayı koyan MİT’miÅŸ.” (72 yaşındaki emekli bankacı H.Ö., Tarihe Bin Canlı Tanık)

Kıbrıs sorunuyla ilgilenen dernekler bu haberi kısa sürede duyar ve misillemeye yönelik açıklamalar yaparlar. Tepki sokaÄŸa dökülmeye hazırdır ve aynı gün, akÅŸamüstü derneklerin örgütlediÄŸi büyük bir grup Taksim’e yürüyüşe geçer. İlerleyen saatlerde ‘Ya Taksim, ya ölüm’, ‘Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır’ sloganları ile yürüyen gruplar ilk olarak Rum gazetelerinin bürolarına saldırır.

“O akÅŸam sinemadaydım, meÄŸer ki gündüzden beri hazırlıklar varmış, Süreyya Sineması’ndaydım, film oynarken durdurdular filmi, biri çıktı sahneye bir ÅŸeyler söyledi, ‘Ne alakası var’ dedik, yine de aymadık, çıktık ki millet caddelerde!” (71 yaşındaki eczacı M.S., Tarihe Bin Canlı Tanık)

Ancak Müslüman ailelerin bir kısmı o gece olacaklardan haberdardır: “Haber geldi bize, bu gece bir ÅŸeyler olacak dediler, biz korktuk sanki bize olacakmış gibi. Manol’un kurukahve dükkânını, Rum gazinolarını kırdılar. Rumların nesi varsa hepsini kırdılar. Yervant vardı, o Yahudi’ydi, onun mefruÅŸat dükkânının camlarını kırdılar, yırttılar kumaÅŸları; topları böyle arabaların arkalarına baÄŸladılar, arabanın biri bu tarafa gitti biri ÅŸu tarafa, yırttılar onları.” (60 yaşındaki ev kadını M.Y., Akdeniz Sesleri)

‘Korkmayın, biz buradayız’

“Olaylar bizim burada, Büyükdere’de de baÅŸlayınca, gayrimüslim komÅŸularımız tedirgin oldu, biz de onları evimize aldık. Babam kiliseye takıldı. Ama yine de arkadan girip yakmışlar kiliseyi. Sabaha kadar nöbet tuttuk. BaÅŸka yerlerden motorlarla gelenler oldu.” (84 yaşındaki müteahhit S.O., Akdeniz Sesleri)

“Büyükdereli gençlerin, bizlerin Rum arkadaÅŸlarımız vardı. Ben o zaman kulüp baÅŸkanıydım, Rum çocukları çağırdım, ‘TelaÅŸ etmeyin biz buradayız, size bir ÅŸey yaptırmayız’ dedim. Korktular, sindiler, dövecekler, parçalayacaklar, öldürecekler diye. Hiç unutmam Andon vardı, matbaacı. Apostol vardı sonra. Beyaz Park’a doÄŸru sahilden yürüyoruz beraberce, bu arada haberler geliyor, BeyoÄŸlu’nu şöyle yıktılar, böyle parçaladılar. O sırada bir araba geldi, kırmızı viÅŸneçürüğü renginde. Arkasından upuzun kumaÅŸ parçası, sürünüyor yerlerde. Tam parkın önünü dönerken, arabanın içinden, ‘Ne duruyorsunuz lan BeyoÄŸlu’nu yakıyorlar, Rumların yerlerini yıktılar, siz duruyorsunuz!’ dediler. Araba hızla gitti. Andon’a dedim ki, ‘Sen merak etme’, evine bıraktım onu. Kilisenin kapılarını kırmışlar, çok güzel ikonalar vardı, hep parçalamışlar, yerlere atmışlar.” (Emekli bankacı H.Ö.)

Kiliseler de yağmalandı

Åžehrin dört bir yanında, evler ve iÅŸyerleri yaÄŸmalanırken, kiliseler de ateÅŸe verilir; hatta bazı gayrimüslim mezarlıkları parçalanır. Balıklı Rum Kilisesi’nin papazı öldürülür. ‘Kiliselere girdiler, bidonların içine gaz doldurdular, kiliseleri yaktılar, ‘Burası Rum kilisesi’ dediler. Samatya’daki kiliseye girmiÅŸler, orayı da tarumar etmiÅŸler. Sanmışlar ki, o da Rum kilisesi, kilise ya! MahmutpaÅŸa’yı berbat ettiler. Onlar sandılar ki bütün ÅŸeyler dükkânlar Rum’du, halbuki Ermeni de vardı orda. Genel olarak Ermeni kilisesine dokunmadılar, ne patrikhaneye dokundular, ne Kumkapı’daki kiliseye dokundular. Tertipti, tertip şöyle ki ‘Aileye dokunma, mala dokun’, aileye dokunmadılar. Geldiler, ne varsa yıktılar, radyoları aÅŸağı attılar, buzdolaplarını aÅŸağı attılar. Çapulcular, Rumların kadınlarının ellerinden, yüzüklerini, bileziklerini aldılar. Dışarıdan gelenler, ‘Hangisi Ermeni evi, hangisi Rum evi?’ diye soruyorlardı. Bizim yanımızdaki ev Rum’du, onu tarumar ettiler.”Olaylar yaÄŸma ve talana dönüşür.

“Bizim köşedeki mezeciye, sütçü Argiri, saldırdılar. Bahariye Caddesi ve Altıyol’dan aÅŸağı kumaÅŸ dükkânları ve kuyumcular yaÄŸma edildi. Ben gözümle gördüm kaÅŸarpeyniri imalathaneleri vardı, kaÅŸarlar denize yuvarlanarak gitti. KumaÅŸ yığınlarından, tramvaylar çalışamadı.” (67 yaşındaki ÅŸoför A.İ.T., Akdeniz Sesleri)

YARIN: Aslında küçük çaplı bir olay planlanmıştı…