AKP’nin “Ahtamar Açılımı”: Bize Samimiyet Gerek, Riyakârlık DeÄŸil

Rober KOPTAÅž
BİA Haber Merkezi

Bu garabet ve benzeri garabetler, 1915’te katledilmiÅŸ ve dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda bırakılmış Ermeni halkının acılarını her gün daha da derinleÅŸtirmekten, onlarda kendileriyle dalga geçildiÄŸi hissi uyandırmaktan ve var olan öfkeyi artırmaktan baÅŸka bir iÅŸe yaramıyor.

Van’ın Ahtamar adasındaki Surp Haç Ermeni kilisesinde yılda bir gün ibadet yapılabileceÄŸine dair Kültür Bakanlığı kararı, dün (25 Mart) medyada yer aldı ve genellikle “jest”, “açılım”, “iyi niyetli adım” olarak deÄŸerlendirildi. Hükümetin, söz konusu kararı tam da bu ÅŸekilde algılanması için aldığı ortada.

Ancak, gelin, yüzeysel bir bakışın ötesine geçip olayın arkaplanına bakalım ve nasıl bir manzarayla karşı karşıya olduÄŸumuzu daha iyi görelim. Çünkü Türkiyeli bir Ermeni olarak, kilisenin bir günlüğüne ibadete açılması kararı bende mutluluk deÄŸil, “aÅŸağılanma, hor görülme, utanma” duygusu uyandırıyor.

Neden mi?

Önce, ntvmsnbc’nin haberinde yer alan, Bakan ErtuÄŸrul Günay’ın imzaladığı karara bir göz atalım.

“Söz konusu talep doÄŸrultusunda [Van valisi KaraloÄŸlu’nun kilisenin bir günlüğüne ibadete açılması talebi -RK], inanç turizmi kapsamında, Van Akdamar Anıt Müzesinin (Akdamar Kilisesi) ziyaretçi sirkülasyonuna engel teÅŸkil etmeyecek bir bölümünde, sınırlı sayıda ziyaretçinin katılımıyla, yılda bir kez olmak üzere eylül ayının ikinci haftasında, günü, saati ve süresi Valilikçe belirlenmek kaydıyla dini içerikli etkinlik düzenlenmesine izin verilmesi Bakanlığımızca uygun görülmüştür.”

Kendimi neden aşağılanmış hissettiğime dair bütün ipuçları bu kısacık metnin içinde yer alıyor. Sorularla açıklamaya çalışayım.

* Ermenilere ait olan, yüzyıllar boyunca da öyle olmuÅŸ bir kilisenin ibadete açılması neden “inanç turizmi” kapsamında deÄŸerlendiriliyor? Acaba devlet bize, 1915 ve sonrasında Türkiye’den kovulmuÅŸ Ermenilerin torunlarının ancak “turist” olarak mı bu ülkeye dönebileceklerini söylüyor?

* Devlet eÄŸer gerçekten iyi niyetliyse, 2007’de restore edilen Ahtamar Surp Haç kilisesini neden aslına uygun olarak, yani kilise olarak deÄŸil de, müze olarak açtı? Kilisenin mülkiyeti neden Ermeni PatrikliÄŸi’ne iade edilmedi? Asıl adı “Surp Haç Kilisesi” olan yapının adı neden “Akdamar Anıt Müzesi” olarak geçiyor? Dahası, Ermeniler ve tüm yöre halkı adayı ve kimi zaman da kiliseyi “Ahtamar” olarak andığı halde, devlet neden ısrarla “Akdamar” demeyi sürdürüyor?

* Ermeni Kilisesi için en önemli dini merkezlerden biri olan bu kilisede yapılacak ibadetin “ziyaretçi sirkülasyonuna engel teÅŸkil etmeyecek bir bölümde”, “sınırlı sayıda ziyaretçinin katılımıyla”, “yılda bir kez” gibi koÅŸullara baÄŸlanması, hangi inanç özgürlüğüne, hangi vicdan hürriyetine sığar? Peki, ibadetin “günü, saati ve süresinin valilikçe belirlenmesi” ne anlama geliyor? Valilik o gün, kiliseye kimin girip kimin giremeyeceÄŸine de karar verecek mi? Ayrıca, “dini içerikli etkinlik” ne demektir? Ermeni kilisesinde “dini içerikli etkinlik”ler deÄŸil, yüzyıllardır uygulanan dini “ayinler” (badarak) var. Devletin bunu “dini içerikli etkinlik” olarak görmek istemesinin altında hangi zihniyet yatıyor?

* Kültür Bakanı Günay, kilisede neden “bir” gün ibadet yapılabileceÄŸini nasıl açıklıyor? Ya geriye kalan 364 gün ne olacak? Yoksa hükümet, Ermeni meselesinde başı sıkıştığı her seferde kiliseyi “bir gün daha” mı ibadete açacak?

Sorular çoğaltılabilir, ama bu kadarla yetinelim.

Açık ki, AKP hükümeti, parlamentolarda alınan soykırım kararlarından ve ErdoÄŸan’ın “100 bin Ermeni’yi sınır dışı ederiz” tehdidinden sonra oluÅŸan tepkileri dindirmek amacıyla, 24 Nisan tarihi de yaklaÅŸmaktayken bu adımı atarak biraz nefeslenmeye, gündemi biraz da bununla oyalamaya karar verdi. Ancak, Türkiye’de Ermenilerle ilgili temel sorun, tam da bu, “genel bir siyaset belirlemeden, gündelik politikaya göre manevralar yapma” alışkanlığından ileri geliyor. Ermeni meselesi, tarihle yüzleÅŸmeden, 1915’te yaÅŸananlarla hakkıyla hesaplaÅŸmadan, verilmesi gereken hesapları vermeden, sadece diplomatik adımlara ve Türkiye’nin uluslararası iliÅŸkilerdeki gücüne güvenerek, velhasıl kurnazlıkla çözülemez.

Kurnazlıkla çözmeye kalktığınızda, iÅŸte Ahtamar’daki kilise örneÄŸinde olduÄŸu gibi, mülkiyeti devlete ait, tepesinde haçı olmayan, adını “müze”ye çevirdiÄŸiniz ve yılda sadece bir gün “dini içeriklikli etkinlik” düzenlenmesine “izin” verdiÄŸiniz bir garabetle karşı karşıya kalırız.

Bu garabet ve benzeri garabetler, 1915’te katledilmiÅŸ ve dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda bırakılmış Ermeni halkının acılarını her gün daha da derinleÅŸtirmekten, onlarda kendileriyle dalga geçildiÄŸi hissi uyandırmaktan ve var olan öfkeyi artırmaktan baÅŸka bir iÅŸe yaramıyor.

Türkiye’nin Ermeni meselesinde, böyle kurnazca “jestlere, açılımlara, iyi niyetli adımlara” deÄŸil, büyük bir zihniyet dönüşümüne ihtiyacı var.

Bunun için de her şeyden önce samimiyet gerekiyor, riyakârlık değil.