Eski HDP EÅŸ Genel BaÅŸkanı Selahattin DemirtaÅŸ’ın eÅŸi BaÅŸak DemirtaÅŸ, Halk TV’de Åžirin Payzın’ın sunduÄŸu Sözüm Var programında soruları yanıtladı. Pandemi yasakları nedeniyle eÅŸiyle görüşmelerinin de sınırlandırılmasını eleÅŸtiren DemirtaÅŸ, CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan’ın yaptığı mitingleri hatırlattı. BaÅŸak DemirtaÅŸ özetle ÅŸunları söyledi.
Çok büyük yalanlar var
Biz yıllardır sadece hukuken mücadele etmiyoruz. Çok büyük bir algı kampanyasıyla karşı karşıyayız. Ortada çok büyük yalanlar var. Tabii ki bunlarla baş etmek çok da kolay değil. Ama biz haklı olduğunuz için kendimizi çok güçlü hissediyoruz. O nedenle yaklaşık beş yıldır yol arkadaşım, yoldaşım Selahattin ile birlikte mücadele etmeye devam ediyoruz.
Sorumluluklarım arttı
Selahattin bizlerden yaklaşık 1.700 kilometre uzaklıkta bir cezaevinde tutuluyor. Tabii ki bunun birçok zorluğu var, değişen birçok şey var. Mesela ben artık öğretmenlik yapamıyorum, öğretmenliği bırakmak zorunda kaldım. Çünkü görev ve sorumluluklarım arttı. Beş yıl önceki Başak’ın bu kadar sorumluluğu yoktu; bir anneydi, bir öğretmendi. Evet bir siyasetçi eşiydi ama bu şekilde bir siyasi mücadele yürütmek zorunda değildi.
Televizyon programlarında, mitinglerde yargılanıyor
Eskiye göre daha görünür olmak durumunda kaldım. Çünkü Selahattin’in yargılanması ÅŸu anda mahkemelerde yapılmıyor. Meydanlarda, mitinglerde, televizyon programlarında yapılıyor ve bunların birçoÄŸuna Selahattin cevap veremiyor, konuÅŸamıyor. İnsanlar yıllardır televizyonlarda onu konuÅŸuyor; yok Selahattin şöyle dedi, böyle dedi, davası böyle oldu. Ama Selahattin bunların hiçbirine cevap veremiyor. Dolayısıyla bana bu konuda çok görev düşüyor. Ben eskiye göre kendimi çok daha güçlü hissediyorum. Evet, belki zorluklar çok daha arttı, haksızlıklar gün ve gün daha da artıyor ama güçlü olmak zorundayım. Çünkü büyük bir mücadele yürütüyoruz birlikte.
Kızlarımız büyük destek veriyor
Selahattin tutuklandığında kızlarımız çocuktu. Åžimdi büyüdüler, iki genç kız oldular. İkisi de ilk önce durumu çok idrak edemiyorlardı. Babalarının haksız bir durumla karşı karşıya olduÄŸunu biliyorlardı ama hani, durumu tam olarak bilmiyorlardı. Åžimdi artık durumun çok farkındalar. Babalarının neden cezaevinde olduÄŸunu çok iyi biliyorlar. Onlar da bana yoldaÅŸlık yapıyorlar, arkadaÅŸlık yapıyorlar. Büyük destek veriyorlar bana. Selahattin’in de katkısı çok oluyor. O da kızlara çok moral veriyor. Pazartesi günü Selahattin’i görmeye gittik. Selahattin’e biz moral vermeye gittik ama ondan moral alıp döndük, her seferinde de böyle oluyor.
Erdoğan miting yapıyor biz açık görüş hakkımızı kullanamıyoruz
Selahattin yaklaşık beş yıldır tutuklu. Pandemiden sonra bizim görüşmelerimizde sınır oldu. Biz pandemiden önce haftada bir defa kapalı görüş, ayda bir defa da açık görüş yapabiliyorduk. Ama bu pandemi sonrasında ayda sadece iki defa görüşebiliyoruz. Kızlarımız da babalarıyla ayda bir defa görüşebiliyorlar, dönüşümlü olarak. Yaklaşık bir yıldır kızlarımız babalarıyla açık görüş yapamadılar. Biz Selahattin ile bu pandemi nedeniyle açık görüş yapamıyoruz.
Kapalı görüşte iki tarafta cam var, demir parmaklıklar var. Çıplak sesimizi dahi birbirimize duyuramıyoruz. Ancak telefonla konuÅŸabiliyoruz. Geçen hafta ErdoÄŸan bir ilin kongresinde salondakilere ‘Pandemiye raÄŸmen, salgına raÄŸmen salonu tıklım tıklım dolduran herkese çok teÅŸekkür ediyorum’ dedi. Bir taraftan ErdoÄŸan mitingler yapıyor, Sarayda yemekler veriyor ama biz doÄŸal hakkımız olan görüş hakkımızdan yararlanamıyoruz. Bunun gerekçesi olarak da bizlere pandemi sunuluyor. Tabii bunun akılla, mantıkla açıklanacak bir tarafı yok. Ama bu durum sadece ben ve kızlarımla da ilgili bir ÅŸey deÄŸil. Åžu anda cezaevinde olan herkes bizim de aynı durumda. Özellikle pandemi dönemde mahpuslar adeta tecrit içinde tecrit koÅŸullarında yaşıyorlar.
Toplumda çok büyük bir adaletsizlik var. Bir taraftan kongreler yapılıyor ama diÄŸer taraftan milyonlarca esnaf dükkanlarını açamıyor. Restoranların açılmasına izin verilmiyor ama aynı yiyecekleri, içecekleri veren oteller açık, AVM’ler açık. Yani toplumun her alanında büyük bir adaletsizlik var. Ama tabii ki ben çok umutluyum. Bir gün adaletli bir ülkede yaÅŸamak mümkün olacak ve hak yerini bulacak. Buna inanıyorum.
Tüm dünya biliyor
AHİM kararı ile ilgili Selahattin şöyle demiÅŸti; ‘bu karar en az beni ilgilendiriyor’. Selahattin’i ilgilendiren kısmı derhal serbest bırakılması kısmı. Geri kalanı, diÄŸer ihlal maddeleri toplumun tümünü ilgilendiriyor. Yani Türkiye demokrasiyle ilgili bir durum. Düşünce özgürlüğü, özgürlük ve güvenlik hakkı, siyasete katılım hakkı, seçme ve seçilme hakkı. Bunlar sadece Selahattin’i ilgilendiren bir durum deÄŸil. Åžu anda Türkiye’de toplumun yarısından fazlasını ilgilendiren bir durum. Selahattin durumu böyle deÄŸerlendiriyor.
Biliyorsunuz, yaklaşık beş yıldır Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, İdris Baluken ve daha adlarını sayamadığım birçok HDP’liye karşı büyük bir kara propaganda yapılıyor. Propaganda yapılır, anlaşılır. Bir siyasi partinin politikalarını beğenmeyebilir, onu eleştirebilirsiniz. Bunların hepsi anlaşılır. Ama ortada çok büyük yalanlar var. Çok büyük bir algı kampanyası yürütülüyor. Bu algı kampanyasını biz niye yaptıklarını biliyoruz. Aslında artık sadece biz de bilmiyoruz, artık AHİM kararıyla bütün Avrupa, bütün dünya biliyor.
HDP seçmeninin sandığa gitmemesini amaçlıyorlar
Aslında bunu daha önce yaptılar, referandum döneminde yaptılar. AİHM 18. madde ihlali kararı verdi ve kararda, CumhurbaÅŸkanının ismi verilerek, “Recep Tayyip ErdoÄŸan kendine üstünlük saÄŸlamak amacıyla en etkili rakibini, siyasi amaçlarını gerçekleÅŸtirmek için tasfiye etmek amacıyla tutuklanmıştır†denildi. Referandum için bunu söyledi AİHM. Biliyorsunuz, önümüzde seçimler var. Yine aynı ÅŸeyi deneyecekler. Selahattin ile ve HDP’’liler ile siyaseten baÅŸ edemediler, hukuken de baÅŸ edemediler. AİHM kararı bütün hukuksuzluÄŸu ortaya çıkardı. Ne yapacaklar? Büyük bir algı çalışması yapacaklar, algıyla içeride tutmaya çalışacaklar. Bunu niye yapacaklar? Önümüzdeki seçimler için HDP’nin yaklaşık 7 milyon oyunun muhalefet bloÄŸunda yer almasını istemiyorlar. Belki seçmeni küstürerek, sandığa gitmemelerini saÄŸlamayı amaçlıyorlar. Tamamen seçim kaygısı ve oy kaygısıyla bunları yapıyorlar.
Selahattin çok umutlu
Selahattin ile bir saatlik görüşme bile o kadar iyi geliyor ki. Selahattin ilk günden bu yana Türkiye’nin geleceÄŸine dair hep çok umutluydu ve bunun için mücadele etti ve o sadece kendisi umutlu deÄŸildi. İlk günden bu yana umudu bütün topluma vermeye çalıştı. Dik durdu, direndi. Orada çalışmalar yürüttü, üretken oldu. Kitaplar yazdı, resimler yazdı. Üreterek direniyor ve bu, herkese büyük bir cesaret veriyor. Tabii ki öncelikle bana cesaret veriyor. Biliyorsunuz Selahattin’in çok güzel bir sözü var; “Cesaret bulaşıcıdır†diyor. Biz Selahattin’den, ilk elden bu cesareti alıyoruz.
Biz Selahattin ile hiçbir zaman ne zaman çıkacağını konuÅŸmadık O ne zaman çıkacağı dair bir tahminde dahi bulunmadı. Ben de ona ne zaman çıkacağını hiç sormadım. Son AHİM kararı dahil olmak üzere. Selahattin hep ÅŸunu söylüyor; ‘BaÅŸak, biz bir bedel ödeyeceÄŸiz. Bu, Türkiye’nin demokrasisi açısından önemli bir ÅŸeye dönüşmeli. Ben buraya hukuki deÄŸil siyasi nedenlerle girdim. Dolayısıyla çıkışım da siyasi nedenlerle olacak ve çıktığımda demokrasi adına güzel ÅŸeyler olmuÅŸ olacak.’
Yeni roman geliyor
Selahattin yeni bir roman yazıyor, bize el yazısı ile gönderiyor. Biz de kızlarla birlikte bilgisayara geçiriyoruz, yazıyoruz. Biz yazımı bitirdik şimdi. Söz sevgili yazarımızda. Bazı düzeltmeler yapacak, belki bazı değişiklikler yapacak. Çünkü bizim önerilerimizi özellikle kızlarımızın önerilerini çok dikkate alıyor. Biraz da gençlere hitap eden bir roman sanırım, hem konusu hem de dili itibarıyla. Kızlar bu görüşte önerilerini aktardılar, Selahattin de dikkatle dinledi.
Boğaziçi öğrencileri çok haklı
AKP’nin yanlışını söyleyen, AKP’nin eksiÄŸini söyleyen herkes ‘terörist’. BoÄŸaziçi öğrencileri haftalardır sadece ve sadece barışçıl protesto haklarını kullanıyorlar. Herhangi bir ÅŸiddet eylemi yapmıyorlar. Ama daha gözaltındayken bu ülkenin CumhurbaÅŸkanı tarafından, bakanlar tarafından terörist ilan edildiler. Gazeteciler, barolar , Selahattin DemirtaÅŸ , HDP , bağımsız gazeteciler , herkes ‘terörist’. Türkiye toplumundan yarısından fazlası ‘terörist’. Tabii ki hiçbirimiz terörist deÄŸiliz.
Aslında en güzel cevabı BoÄŸaziçi öğrencileri verdi. Kimliklerini gösterdiler, ‘Biz bu üniversitenin öğrencileriyiz, terörist deÄŸiliz’ dediler. Barışçıl protesto haklarını kullanıyorlar. Bunda da çok haklılar. Özgür bir üniversite istiyorlar. Özgür bir üniversitenin topluma ülkemize hiçbir zararı olmaz, aksine çok büyük bir faydası olur.”
Kaynak: Gazete Duvar