Erkan ÅžENSES
failbelli.org
Türkiye’de yargının yargılanan sanık/mağdurlara göre bir muhakeme yürütmesi, uzun tutukluluk kadar sıkça dile getirilmese de artık tartışılan bir konu. Yargının delilleri takdir yetkisini kullanırken yargılanan kişi/kurumların özellikle kamu vicdanındaki algılanmasını dikkate almaması yargıyı çoğu zaman bir “cezasızlık kurumu/aracı†eleştirilerine maruz bırakabiliyor. Bu nedenle de yazıda yargının dava delillerini yargılanan kişi/kurumlara göre farklı takdir/değerlendirmesi ile bu durumun “cezasızlık†olgusuyla ilişkisi tartışılacaktır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) “Delilleri takdir yetkisi†başlıklı 217. maddesi hâkimin, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceğini, delillerin ise hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edileceğini hüküm altına almıştır.
Hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe delilleri takdir etme yetkisi yargılamanın olmazsa olmazıdır. Ancak hâkimin bu yetkisi, öncelikle elde edilen delillerin hukuka uygun olmasına, sonra ise hâkimin Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde[1] de sayılan bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat ilkelerine sahip olmasına bağlıdır. Mecelle’de de bu durum “Hâkim, hakîm, fehim, müstakim ve emin, mekin, metin olmalıdır†diyerek ifade edilmiştir.[2]
Sanıkların/mağdurların delillerini takdir edecek yargının özellikle suç failinin kamu görevlileri/kolluk görevlileri olduğu ve suç mağdurunun öteki/muhalif sayıldığı dava dosyalarında her türlü takdir hakkını sanıklar lehine kullandıkları bilinmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde bu türden bir ayrımcılık iddiasının kanıtlanması çok zor ve AİHM’in de ayrımcılık konusuna eğilme konusunda isteksiz olmasından ötürü bu konuda bir içtihat külliyatına sahip değiliz ne yazık ki. Ancak yazıda sözü edilecek kararlar ve adliye koridorlarında konuşulanlar üzerinden bile artık Türkiye yargısında bir eşitlik ve tarafsızlık sorununun var olduğunu söyleyebiliriz.
Şimdi yargının kamu vicdanında kabul görmemiş ve tarafsızlık/eşitlik ilkeleri açısından sorunlu kararlarından birkaçına değinerek yargının Bangalor Yargı Etiği İlkelerine ne derece uyduğunu tartışmak yerinde olacaktır.
Bir önceki yazıda Şerzan Kurt davasını anlatmaya çalışmıştık.[3] Şerzan Kurt davasında sanığın Şerzan’ı hedef gözeterek öldürdüğünü gören ve sanığı açıkça teşhis eden bir gizli tanık bulunmaktaydı. Gizli tanık yargılama esnasında Muğla Ağır Ceza Mahkemesi’nde kurulan sistem ile ses ve görüntüsü değiştirilerek Mahkeme heyeti, Savcılık ve taraf avukatlarına tanıklık ettiği olaya ilişkin görgüsünü ifade etti, tarafların sorularına cevap verdi. Ezcümle, gizli tanık sanığın Şerzan’ı hedef gözeterek vurduğunu gördüğünü iddia etmekteydi. Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise gerekçeli kararında gizli tanık beyanını esas almadı, gizli tanığın beyanlarına neden itibar edilmediğini açıklamaya bile gerek duymadı. Oysa CMK’nın 230. maddesi “Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi†gerekir diyerek mahkemenin bir delile neden itibar edilmediğini gerekçeli kararda açıklamak zorunda olduğuna hükmetmektedir. Ancak Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi sanığı bir polis memuru olan davada bu yasal kuralı uygulamama yoluna gitmiştir.
Gizli tanık beyanlarının değerlendirilmesi konusunda Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemeleri’nde ise durum çok farklıdır. Burada görülen KCK davalarında mahkemeler sanık avukatlarının gizli tanığın dinleneceği duruşmalara katılma isteklerini reddederek, tüm itirazlarına rağmen sanık avukatlarına doğrudan soru sorma imkanı vermeden, sadece mahkeme heyeti ve cumhuriyet savcısının hazır bulunduğu bir duruşmada gizli tanığı dinlemekte ve beyanları taraflarca tartışılmayan gizli tanığın beyanlarına itibar edilerek sanıklara ağır hapis cezaları verebilmektedir. Yani burada mahkemelerin delilleri takdir yetkisini tartışmaya açmadan önce daha ağır bir ihlal olarak Diyarbakır mahkemelerinin yargılamada silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini ifade edebiliriz.
Bu konuda Askeri Mahkemelerin de sicilinin pek parlak olduÄŸunu söyleyemeyiz. Sevag Balıkçı davasında Sevag’ın öldürüldüğü an yanında bulunan jandarma er Halil EkÅŸi’nin sıcağı sıcağı alınan ve olay anını gördüğünü belirten beyanları sanık Kıvanç AÄŸaoÄŸlu’nun Sevag’ı kasten veya olası kastla öldürdüğünü gösteriyordu. Ancak yargılama aÅŸamasında verdiÄŸi ifadeyi “tehditâ€le deÄŸiÅŸtirerek ÅŸakalaÅŸma olduÄŸunu belirtiyor, müdahil avukatların ısrarlı çabası sonucu Diyarbakır’da verdiÄŸi ifadede ise olay anını görmediÄŸini beyan ediyordu. Aynı gün verdiÄŸi ifadeden sonra tanık Halil EkÅŸi “başıma bir ÅŸey gelirse sorumlusu Kıvanç AÄŸaoÄŸluâ€dur diyordu. Yargılama pratiÄŸinden bilinir ki tanıkların en doÄŸru beyanları olayın hemen akabinde sıcağı sıcağına verdikleri beyanlardır. Ancak Diyarbakır 2. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesi 26 Mart 2013 tarihli gerekçeli kararında Halil EkÅŸi’nin “baskı altında verdiÄŸini düşündüğümüz†askeri mahkeme önündeki beyanına itibar etmiÅŸtir.
1990’lı yıllarda da kolluk görevlilerinin neden olduÄŸu ölümlerde cezasızlık üzerine bir yargı pratiÄŸi geliÅŸmiÅŸti. O dönemde de bu kararlar “bağımsız yargıâ€nın verdiÄŸi kararlardır denilip üzerinde pek durulmamıştı. Bu konudaki bir örnek o dönem yargılanan kolluk görevlilerinin avukatlığını yapan Ömer YeÅŸilyurt’un bile yıllar sonra kararın hatalı olduÄŸunu kabul etmesi açısından ayrı bir önem taşımaktadır:
“Ömer YeÅŸilyurt suçlu olmasına karşın beraat etmesini saÄŸladığı bir baÅŸka polisi anlatıyor:1990 yılında Avcılar’da, bir barda Kürtçe ÅŸarkı tartışması vardı. Polis ÅŸarkının çalınmasına itiraz ediyor, fakat kargaÅŸada polisi bıçaklıyorlar. Polis ikisini öldürüyor. Altı yıl sekiz ay verdiler. Temyiz ettik. Yargıtay, ‘MeÅŸru müdafaa’ dedi, polis beraat etti. Kastın aşılması süretiyle adam öldürmekten yerel mahkemede almıştı. Åžimdi emniyet müdürüdür. MeÅŸru müdafaa mıydı? Bana göre deÄŸildi. Bıçak yaraları öldürücü deÄŸildi. Bacaklardaydı. Buna karşılık yakın mesafeden öldürücü yerlere ateÅŸ etmesi… Adil bir karar mı? Bana göre deÄŸil. Biri Kürtçe ÅŸarkı söylüyor diye kavga çıkarmanın anlamı da yok. Bugün bunu derim ama o gün demiyordum.â€[4]
Şimdi de sanık avukatı Ömer Yeşilyurt’un sözünü ettiği olayla ilgili Yargıtay’ın polis memurlarına beraat kararı verilmesine neden olan ve hukuk fakültelerinde meşru savunma konusu anlatılırken “savunmanın saldırıyla orantılı olması†bahsinde mutlaka anlatılması gereken kararına bir bakalım:
“Olay günü mesai sonu, arkadaşı Ramazan A. ile karşılaÅŸan sanığın, adı geçen kiÅŸi ile Avcılar’da bulunan SeyisoÄŸlu adı ile bilinen lokantaya gittiÄŸi, bir masaya oturup sipariÅŸ verdikleri, daha önce bu lokantaya gelmiÅŸ maktül ve arkadaÅŸlarının bir baÅŸka masada oturdukları sırada, maktüllerden Kemal K.’nın ses sanatkarından mikrofonu alarak Kürtçe ÅŸarkı söylediÄŸi, ÅŸarkının bitiminden sonra bir ara Kemal K.’nın sanığın masasına giderek, sanığın da mensubu bulunduÄŸu Emniyet TeÅŸkilatına küfrettiÄŸi ve hakaretamiz sözler sarfettiÄŸi, sanığın hadise çıkmaması için maktüllerin masasında oturan Hüseyin C.’den, Kemal K.’yı almasını rica ettiÄŸi, müşterilerin de araya girip doÄŸan tatsız havayı yatıştırmak istediÄŸi sırada, maktül Ali Haydar A.’nın bıçakla sanığın masasına yürüdüğü, diÄŸer maktül Kemal K’nın da sandalye ile sanığa vurup, onu yere düşürdüğü, kalkmak isterken darbelerin devam etmesi sonucu silahı ile ateÅŸ etmeye baÅŸladığı, önce sandalye ile vurmakta olan maktül Kemal’e, ateÅŸ edip kaçmak isterken, diÄŸer maktülün de sandalye ile üzerine gelmekte olduÄŸunu görünce ateÅŸ edip onu da öldürdüğünün†kabul edilmesi; maktüller ve arkadaÅŸlarının dosya içeriÄŸinden açıklıkla anlaşılan saldırgan kiÅŸilikleri, sanığın birden çok kiÅŸinin aynı anda bıçaklı ve sandalyeli saldırısına muhatap olması, uÄŸradığı saldırının yoÄŸunluÄŸu karşısında hedef seçerek ateÅŸ ettiÄŸinin kesinlikle belirlenememesi, ateÅŸ etmeye baÅŸlamasına raÄŸmen maktüllerin saldırılarına devam ettiÄŸini görünce ardı ardına ateÅŸ etmesinin doÄŸal karşılanması gerektiÄŸi gözönünde tutulduÄŸunda, sanığın yasal savunma ÅŸartları içinde hareket ettiÄŸi ve savunmada aşırılığa kaçmadığının kabulünde zorunluluk bulunduÄŸu…â€[5]
Yargıtay’ın kararında geçen “maktüller ve arkadaşlarının dosya içeriğinden açıklıkla anlaşılan saldırgan kişilikleri†deyimini Türkiye’de mağduru kamu/kolluk görevlisi olan hiçbir kararda göremezsiniz. Bu karar Türk yargı tarihinde somut bir katliamın nasıl soyut değerlendirmeler üzerinden hukuka uygun bulunduğunun acı bir vesikasıdır.
Yargının toplumdaki adalet duygusunun zedelendiğini görüp özellikle Bangalor Yargı Etiği İlkeleri’nde sayılan tarafsızlık ve eşitlik ilkelerini koşulsuz uygulamasını dilemekten başka bir çaremiz yok. Çünkü ancak ‘yargısal kültür arka planı’ olmadan uygulanacak tarafsızlık ve eşitlik ilkeleri ile ‘cezasızlık’ asgariye indirilebilir.
NOTLAR:
[1] Bangalor Yargı Etiği İlkeleri BM İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2000 tarihli oturumunda kabul edilmiştir.
[2] Mecelle’de sayılan ilkelerin açıklaması için bkz. Fikret İlkiz’in makalesi, http://www.bianet.org/bianet/siyaset/102296-hakim-hakim-olmalidir
[3] Şerzan Kurt kararı: Vicdan, adalet ve garabet
[4] Radikal Gazetesi, Mahkemede Laf Atıp Gülüyorlardı, 27.10.2010, http://www.radikal.com.tr/turkiye/mahkemede_laf_atip_guluyorlardi-1025786
[5] Yargıtay 1. CD., 23.12.1992, 2807/2966, ( Vural, Savaş /Sadık, Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, Ankara 1999, s. 946).