Aris Nalcı
Havaların ısınmasıyla birlikte define sezonu da açıldı. Kars’tan Adapazarı’na Ermeni , Rum ya da Roma defineleri arayanların alana çıkma dönemi.
2016’ya kadar gezdiÄŸim birçok eski Ermeni yerleÅŸim yeri bu aylarda ‘yüksek sezon’a giriyordu.
Bunun birkaç sebebi var.
Öncelikle Ermenilerin kiliselerini çoÄŸunlukla ‘Allah’ın dağı’ yerlere yapması.
İkincisi de bölgeye gelip kendi köylerini gezen diasporalıları takip edenlerin o köylere sonradan tekrar gelmesi.
‘Allah’ın dağı’na yapılan köyler, yerelde köylüler arasında:
“O kadar uzağa yapıldı ise mutlaka altın falan saklamak içindir†diye düşünülüyor.
Oysa aslında hayatta kalabilmek için Ermeniler köylerini ve kiliselerini o uzak ve yüksek tepelere yapmışlardır.
Osmanlı’da en çok vergi alınan, canınızın deÄŸerinin olmadığı bir halktan iseniz evlerinizi ve dolayısı ile de toplanma yerlerinizi vergi memurlarının ulaÅŸamayacağı en uzak noktalara yaparsanız karda çıkarsınız.
Bir nevi vergi kaçırmak.
Tabi siz devletten kaçırdığınız vergileri koruma diye aşiretlere vereceksiniz o başka konu.
Bu basit matematiği yapabilmek için dahi olmanıza gerek yok. Ama basit bir akıl yürütme yeteneğine sahip olmanız gerekiyor.
O basit akıl yürütme yeteneği de sağlam vücut ve kafada bulunuyor biliyorsunuz.
Devlet tarafından manipule edilmiş, etrafının altınla dolu olduğunu zanneden, eli kalem ve çekiç tutmayan fakir, savaştan çıkmış ya da savaşa girmek üzere bir toplumda tabii ki gözler faltaşına dönüyor.
İşte olan da biraz bu.
Her ekonomik kriz define avcılığını biraz daha arttırıyor Türkiye’de. Bu ilk deÄŸil. Ama en derini belki de. 1960’larda 1980’lerde de define avcılığı vardı. Hatta birçok ÅŸehirde efsaneler oluÅŸturacak kadar. Ama ÅŸimdi Corona sonrasında, ÅŸehirde pazardan domates toplama aÅŸamasına, köyde de çuval çuval patatesi dökme aÅŸamasına gelmiÅŸken define arayıcılarının açtığı zarar da büyüyor. Neden mi?
Kriz ne kadar derinse definecilerin etrafa özen gösterme ihtimali de o kadar azalıyor. Çünkü paraya acil ihtiyaç var. Kayanın altını oymak için gerekli materyali almaya gerek yok. YIK GİTSİN. Nasılsa çıkar altından.
Oysa ki hepsi yalan…
Geçen hafta Kayseri’de Tavlusun köyündeki kiliseye dadanmışlardı.
Ondan önceki hafta Van, GevaÅŸ’ta Kantsak Köyü Surp Tovmas’a…
Daha önceki hafta Dersim’de bir kiliseye.
Ondan daha önceki hafta Keban’da, Urfa’da, Harput’ta, Palu’da, Adapazarı’nda, Kızıltepe’de, Samsun’da…
Liste uzayıp gidiyor.
Özellikle yoksulluğun ve işsizliğin yüksek olduğu kentlere bakın.
Sonra da o bölgelerden seçimde galip çıkan partilere ve milliyetçiliğe.
İşte definecileri orada arayacaksınız.
Bu kentlerden biri de Yozgat.
Şehirden genç bir taksici her yerde altın arandığını söylüyor. Ama en çok eski mahallelerde varmış. (Ermeni olduğunu o da bilmiyor)
Anlattığı hikayeler ise inanılmaz.
Dedektör imalatçısı Ermeniler
Diaspora’dan gelen Ermeniler aslında definecilik için kullanılan materyallerin imalatçısıymış. Her detektör ABD’de bir Ermeni’nin evinden izleniyormuÅŸ. BirÅŸey bulunduÄŸunda dedektörün ‘bip’lememesi saÄŸlanıyormuÅŸ ki ABD’dekiler o yaz gelsin bulsun çıkarsın. O yüzden de kendileri bir türlü bulamıyorlarmış, yazın gelen Ermeniler de yanlarına kimseyi almıyorlarmış, Yozgtlılar görmesin bilmesinler yerini diye…
Yozgat’ta kaldığım birkaç gün boyunca her gün her saat bu definecilerin tacize uÄŸradım. O yüzden diasporadan memleketine gelenleri anlıyorum.
Tahminen Yozgatlılar artık o kadar bunaldılar ki. Yanlarına şehirden kimseyi almamaya karar verdiler. Zira ne olacağı belli olmaz. Bir şoförün milliyetçi duygularına kapılıp birkaç Ermeniyi kilisede katletmesi pek de az bir ihtimal değil.
Bir diÄŸeri de Sivas.
Sivas’taki hikayede ise Ermeni olmayan bir kuyumcunun ÅŸehrin göbeÄŸineki bir gecekondunun altında altın bulması ile baÅŸlıyor efsane. Åžehirdeki herkes aynı adamı iÅŸret ediyor. ‘Zaten o Kuyumcu da Ermeni, ona söylediler öyle buldu’ diyorlar.
Tamamı hikâye.
Bahsi geçen gecekondu Ermeni mahallesinde değil o bir.
Kuyumcu Ermeni hiç değil o da iki.
Adam büyük bir ihtimalle altın kaçakçılığı ile o parayı yaptı. Topu topuna bir apartmanı var. Ama yoksulluğun yüksek olduğu bir şehirde o apartman da batar göze.
Çiftlik Bank’ın tosuncuÄŸunun inekleri göze batmaz tabi.
Define kazaları
Bir de define kazaları var. Mardin Kızıltepe’de eski Ermeni kilisesine fakir bir aile yerleÅŸtirilir. Kim neden bilinmez ala yerelde bürokratlardan torpilli. Ya da kullanılmak isteniyor.
Öyle de oluyor. Kiliseye bekçi yapıyorlar. Sonra diyorlar ki kazabilirsin. O da kazıyor. Kazdıkça kazıyor. Bir 5-6 metre derinlikten sonra kilise duvarı üstüne çöküyor.
Yakalanıyor. Ama definecilikten değil mala zarar vermekten.
Adamı dinleyen yok. Kim niye kazdırdı hala bilmiyoruz…
Definecinin sigortası
Diyarbakır’daki Surp Sarkis kilisesi de son dönemde böyle bir kazavari olaya sahne oldu. Sur’un yok edildiÄŸi ‘operasyonlar’ sırasında Surp Sarkis de zaten iyi bir durumda deÄŸilken daha da harabe oldu. Sonrasında bölge kapatıldı ara ara açıldı. Vakıf BaÅŸkanı Ohannes Ohanyan kilise kapısında sürekli duran genç birini fark ediyor.
Sürekli hırsızlığa meyilli.
Belli içeri girecek define için kazı yapacak. Fırsatını kolluyor.
Nasıl beceriyorsa bir ara giriyor.
Klasik bir efsanedir kilisenin sütununun altında altın olduğunu sanıyor. Gökkuşağının düştüğü yerde altın olacağı efsanesi gibi.
Koca kilisede gidiyor bir sütunu kafasına takıyor ve o sütunu üstten değil en alttaki bloğunu bir şekilde çekiyor.
Basit bir matematik demiÅŸtik baÅŸta dimi…
İşte o basit matematiği yapamayınca , sütun üstüne düşüyor, hastanelik oluyor, komaya giriyor.
Sonra mı…
Daha da trajikomikleÅŸiyor olay.
Komdan çıkınca hastanede bakıyor fatura çok kabarık. OkumuÅŸ (ne okumuÅŸsa) doktorlar akıl veriyor, “’Kiliseye dava aç güvensiz binada ziyarete izin vermek’ yüzünden onların sigortaları ödesin senin hastane faturanı†diye.
Ben bunu öğrendiğime şaştım.
Ohannes Ohanyan olayı doÄŸruladı. Dava hala sürüyor. Ne olur bilmeyiz ama definecinin 200 bin TL’ye yakın bir meblaÄŸ istemesi mümkün.
Definecinin akılsızlığı yine kiliseye patlayacak yani.
Neyse buradan küçük bir duyuru siz siz olun define işine girmeyin.
Ne ABD’de oturduÄŸu yerden ‘bip’ sinyali bekleyenler.
Ne de yazın gelip kendi kilisesini kazacak olanlar yok…
Ne demişti Hrant: “Hazine aslında toprağın üstünde altında değil 
Bu arada İstanbul ve Ankara’da definecilerin takıldığı kahveler ve satılık haritaların döndüğü ortamlar olduÄŸunu biliyorum. Sakın ha paranıza kıymayın yazıksınız…
Yazı kapak fotoğrafı: Umut Vedat GAYRETLİ
Kaynak: Artı Gerçek