Sait ÇETİNOĞLU
Demokrat Haber
Türkiyeli akademisyen Taner Akçam’ın mevcudu bulunmayan Ermeni Sorununun/Soykırımının genel fotoğrafının çekildiği, başucu kitabı: İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu çalışmasının 3. Baskısı ile Ermenilerin zorla Müslümanlaştırılması- Sessizlik, İnkar ve Asimilasyon başlıklı yeni çalışması arka arkaya okurlarıyla buluştu.
Bir başucu kitabı olan İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu çalışması, genele odaklanarak Sorunun baştan sona ayrıntılı incelenmesini kapsar.
Ermenilerin zorla Müslümanlaştırılması çalışması ise özele odaklanır. Kitabın üçte ikisi özgül bir konuya zorla Müslümanlaştırma ve zoraki asimilasyona ayrılmışken, geri kalanı İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu çalışmasının serüveni bağlamında Ermeni sorununa dair çalışmalarının hikayesi olmasının yanında, sorunun Türkiye’de ele alınış ve algı düzeyi, Ermeni Sorunu ile ilgili çalışmalarının konumunu, Türkiye’de Ermeni Soykırımı ile uğraşmak ya da zımnî suskunluk anlaşması ile imhacı nefret cenderesine sıkışmak başlığı altında, Türkiyeli bir akademisyenin Ermeni sorunu ile ilgili çalışmaları içinde yaşamının bir kesintisini paylaşır.
Soykırım tartışmalarına yeni bir boyut getirerek, Sol’u, dostlarını ve egemen tarih anlayışını sorgular ve tezlerini paylaşır: BaÅŸlangıçta dünyaya ve Türkiye’ye ortalama bir Türk solcusuÂnun sahip olduÄŸu pencereden baktığını ve konuya iliÅŸÂkin ciddi kuÅŸku ve endiÅŸelerinin olduÄŸunu kaydeden Akçam; Zamanla bu kuÅŸku ve endiÅŸelerin aslında solcu, ilerici olmamla alakalı olmadığını, Türk olmakla ilgili olduÄŸunu kavradım. Türkiye’de Ermeni soykırımı ile niçin uÄŸraşılmadığının sırrı da burada yatıyorÂdu. Konu doÄŸrudan Türk ulusal kimliÄŸi ile, bu ulus menÂsupları olarak bizlerin kendimiz hakkında yarattığımız imaj ile ilgiliydi. Çünkü, bizim varlığımız, bu konunun yok sayılÂması üstüne kurulmuÅŸ idi. Sözleriyle Ermeni soykırımı ile uÄŸraÅŸmak bu anlamda kendi ulusal kimliÄŸimizi yeniden inÅŸa etme süreci olduÄŸunun altını çizer. Yani sözün özü: Türkiye Kürt-Türk, alevi ve Sünni’si ile Hıristiyanların yok edilmesi üzerinde kuruldu.
İkinci bölüm, geçen yılın önemli tartışma konularından bir olan Ermeni Yüzbaşı Torosyan’ın askerlik serüveni bağlamında tartışma etiğine ilişkindir.
Yüzbaşı Torosyan tartışmaları bir bakıma 2015’in yani Ermeni soykırımının 100. Yıldönümünü gölgede bırakmaya ve Soykırımın karşısına bir İngiliz-Alman savaşı olan Çanakkale Savaşını çıkarmaya yönelik resmi çalışmaların öncü çatışması, resmi ideolojinin öncü sarsıntısı niteliğindedir.
Zorla Müslümanlaştırma, geçen yıl Boğaziçi Üniversitesinde düzenlenen Ermenilerin Müslümanlaş(tırıl)ması konferasındaki, konferansı kurtaran konuşmasında üstünü araladığı, Türkiye’de bugüne kadar tartışılmamış Kültürel Soykırıma dairdir. Bu bölümde Sessizlik, inkar ve asimilasyon sürecini zengin belgeler ve örnekler ışığında tartışır. Tartışma boyunca genç araştırmacılara yol göstermekten geri kalmaz onlara yeni alanlar açar, yeni araştırma konuları ve alanları önerir. Akçam bu bölümde çok yoğun bir bilgi ve belge paylaşmış konuyu derinlemesine ve karşılaştırmalı olarak inceler. Bu bölüm ayrıca kültürel soykırım konusunda Türkçe’deki tek başvuru kaynağı olma niteliğine sahiptir.
BirleÅŸmiÅŸ MilÂletler SekreterliÄŸi’nin 1947 yılında hazırladığı ilk taslak meÂtinde kültürel soykırım baÅŸlığı altında özel bir suç kategoriÂsi yer aldığını ifade eden Akçam, Bunun nedeni, ilk taslağın hazırlanmasında Lemkin’in büÂyük katkıları olduÄŸunu kaydeder.
Lemkin’in soykırım kavramı ile 1948 SözleÅŸmesinde ifadesini bulan soykırım kavramından oldukça farklı karakterini paylaşır: Lemkin soykırımı tek bir olay olarak tanımlamıyordu. Onun için soykırım uzun bir döneme yayılan bir süreçti. Sözleriyle, Lemkin’in Soykırım kavramını ilk tanıttığı kitabındaki, “eÄŸer genel olarak söylemek gerekirse, soykırım bir milletin hemen imhası demek deÄŸildir†sözlerini naklederek, 1948 tanımı ile birlikte, Lemkin’in uzun döneme yayılan, farklı eylemlerden oluÅŸan koordineli imha planı olarak tanımladığı soykırım fikri[nin]unutuldu[ÄŸunun] ve soykırımı tek bir eylem ve esas olarak da fiziÂki imha olarak tanımlayan bir anlayışa bıraktı[ğının] altını çizer.
Lemkin’den hareketle, Soykırımın sadece veya esas olarak fiziki imha ile sınırlı olÂduÄŸu yolunda yaygın bir kanaat olduÄŸunu kaydeden Akçam bunun doÄŸru olmadığını ve zorla asimilasyon da soykırım süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olduÄŸunu vurgular. Nitekim, 1915-1918 Ermeni soykırımı süreÂci boyunca da Ermenilere yönelik, merkezi ve sistemli, zorla asimilasyon politikası izlenmiÅŸtir. Bu politika üç ayrı biçimÂde gündeme getirilmiÅŸtir. Birincisi, “gönüllü†ve/veya zorla din deÄŸiÅŸtirmedir. Sürgünün özellikle baÅŸlangıç döneminde Ermenilere, eÄŸer isterlerse, din deÄŸiÅŸtirmeleri imkânı tanınÂmış ve birçok Ermeni saÄŸ kalabilmek için “gönüllü olarak†Müslümanlığı seçmiÅŸtir: “ya İslâm ya Ölümâ€..
Politikanın ikinci önemli ayağı olarak, özelÂlikle 12 yaşından küçük erkek ve kız çocuklara yönelik olaÂrak uygulamaya sokulan yöntemleri sıralar: Çocuklar zorla Müslüman yaÂpılmış, yetimhanelerde veya dağıtıldıkları Müslüman evlerÂde Türk-lslâm kültürüne göre yetiÅŸtirilmiÅŸlerdi. Yanlarına Ermeni çocuk alan aileler, aylık maaÅŸ baÄŸlanması baÅŸta olÂmak üzere, mali olarak ödüllendirilmiÅŸlerdi.
Asimilasyonun üçüncü ayağı, genç kızların zorla Müslüman erkeklerle evÂlendirilmeleridir: Her iki uygulama ilgili uygulamalar Hükümetin, asimilasyon konusuna verdiÄŸi önemi göstermektedir. Bunların arasınÂda, hükümetin, Müslüman ailelerin Ermeni çocukları evlat edinmelerini teÅŸvik için geliÅŸtirdiÄŸi özendirici bir mekanizÂma dikkat çekmektedir. “Asimilasyonu teÅŸvik programı†olaÂrak tanımlayabileceÄŸimiz bu mekanizmanın özü, Ermeni çoÂcukların ve evlenen kızların geldikleri ailelerinin miraşçıları olarak kabul edileceÄŸidir. Böylece, Ermeni çocukları yanlarıÂna alan aileler veya Ermeni kız ile evlenen kiÅŸiler, otomatik olarak bu çocukların servetine el koyacaklardır. 11 AÄŸustos 1915 tarihinde tüm Emvâl-i Metrûke Komisyon Riyâset [BaÅŸÂkanlıklarına] çekilen bir telgraf bu bakımdan çok önemlidir.
Uygulamaya dair Siverek’ten Dahiliye Nezaretine çekilen 7 Ekim 1915 günlü telgraf ibret vericidir: Altında, On dört, on beş yaşında Ermeni kızlarına el koyan Siverek’lilerin uzun bir isim listesi olan belgede, kızların hamile olabileceklerinden söz edilmektedir.
Tehcir ile el koyma ve suç ortaklığı birlikte yürütülmüştür.
Zorla asimilasyon politikasının dördüncü bir ayağı olarak Sürgün ve imhanın baÅŸlangıç döneminÂde, özellikle Mayıs-Kasım 1915 arasında, Ermenilerin Halep, Rakka, RasülAyn, Der Zor vb. civarlarında sınırlı olarak iskânÂlarına izin veril[diÄŸi] dönem uygulamalarından örnekler:Ermeni çoÂcukların, Türk okullara gitmeleri, Türkçe eÄŸitim görmeleri, Ermenice gazete vb. yasaklanması…
Zorla asimilasyon konusu niçin ihmal edildi? Sorusunu soran Akçam, Bunun sadece Ermeni soykıÂrımına iliÅŸkin bir durum olmadığını söyleyerek, Soykırım kavramının bir hukuk kategorisi olarak ortaya çıkmış olması, Holokost’un, soykırım çalışmalarının merkezine oturarak, her ÅŸeyin kendisine göre ölçüldüğü bir denek taÂşı haline getirilmiÅŸ olması ile asimilasyon veya zorla asimilasyon kavramından ne anlaşılÂması gerektiÄŸi ve soykırımın bir unsuru sayılıp sayılmayacaÂğı konusunda ciddi kuÅŸkuların var olması olarak cevaplar.
Bunlara Ermeni soykırımı özelinde, iki önemli faktör daha ekler: Birincisi bu güne kadar, zorla din deÄŸiÅŸtirme; çocukların toplanarak İslâm-Türk kültürüne göre yerleÅŸtirilmeleri ve genç kızların zorla evlendirilmeleri gibi konularla ilgili eldeki mevcut kaynakların durumu; İkinciÂsi ise Türk hükümetinin 100 yıllık inkâr politikasının negaÂtif yan sonuçları meselesidir.
Akçam, Ermenilerin zorla din deÄŸiÅŸtirme asimilasyon mekanizmaları ve İttihatçıların saiklerine iliÅŸkin yoÄŸun örnekler vererek, sözlerine, İttihatçıların din deÄŸiÅŸtirmeyi, Ermeni çocuklarını zorla toplamayı ve Islâm- Türk geleneklerine, göre yetiÅŸtirmeyi ve Ermeni kızları zorla Müslümanlarla evlendirmeyi sistemli bir politika olarak hayata geçirdikleri kesindir. Ve bu politikalar Ermenilerin topÂtan imhasının bir parçası olarak kullanıldılar. Genç akadeÂmisyenlerin bu konularda son derece deÄŸerli eserler vereceÂÄŸi ümidiyle! Sözleriyle ÅŸimdilik nokta koyar. TeÅŸekkürler Taner Akçam…