Nazan ÖZCAN
Radikal İki
“Bu öykünün kahramanı Sara, ailesinden geriye kalan tek kişinin, küçük erkek kardeşinin hayatını kurtarmak için Müslümanlaşmayı ve dahası ailesininin tümünü katleden Ayıb ağa adındaki Milli aşiretine mensup bir Kürt beyiyle evlenmeyi kabul etmiş ancak hayatının tümünü saran fiziksel ve sembolik şiddete rağmen ismini korumuş küçük bir Ermeni kız†diye başlıyor anlatmaya Selçuk Üniversitesi’nden Nevin Yıldız Tahincioğlu.
Sara, 1878 doğumlu, Urfa’nın Viranşehir ilçesinin Telcafer köyünden. Köyüne Hamidiye Alayları girer. Yaşı 14-15 civarındadır. Amcası ve köyündeki erkekler bir mağarada öldürülür, onlara da köyü terk etmek kalır. Ancak katliamın faili olan Ayıb ağa ve askerleri aralarında Sara ve ailesinin de olduğu Ermenileri yakalayarak tutsak eder.
TahincioÄŸlu devam ediyor: “Görüşmecilerin ifadesiyle o gün ‘iki karılı’ Ayıb, kızlarıyla yaşıt Sara’nın güzelliÄŸine vurulmuÅŸtur. ‘Önce Müslüman olacaksın sonra da benimle evleneceksin’ emrini yerine getirmek istemeyen Sara’ya duyduÄŸu öfke Ayıb aÄŸayı yine ve yeniden Ermeni katili yapmıştır. Ancak bu kez öldürdüğü sözüm ona aşık olduÄŸu küçük kızın annesi ve babasıdır. Anne ve babasının katline ÅŸahit olan Sara ailesinden geriye kalan tek varlığı, henüz altı-yedi yaÅŸlarında olan erkek kardeÅŸini korumak için Ayıb aÄŸanın emrine boyun eÄŸer.†Sara’nın tek koÅŸulu vardır, adını korumak, Müslümanlığı kabul etse de. Ama bu da çok önemli olmaz. BaÅŸta kocası Ayıb aÄŸa olmak üzere aÅŸiret mensuplarının gözünde Sara, hep sahte Müslüman ve gerçek bir “gavur†kalır. İsmini korumayı baÅŸaran Sara erkek kardeÅŸinin hayatını kurtarmayı baÅŸaramaz. Ayıb aÄŸa ile evliliÄŸinden dünyaya gelen 15 çocuÄŸu da ölür. Ayıp aÄŸa Sara’yı asla “gerçek Müslüman yapamazâ€. Boynunda taşıdığı haçı da hiçbir zaman terk etmez. Ayıb aÄŸanın da kini bitmez. Son nefesinde bile Sara’ya “soyumu kuruttun pis Ermeni†diye bağırır. 1971’de ölen Sara’nın hikayesi böyle. Müslüman aile tarafından alınan Zabel’inki ise bir baÅŸka. Annesi ağır yaralı ve ölmek üzereyken kızına “Ermeni olduÄŸunu unutma†der. Zabel unutmaz. Yanında namaz kılındığında kendisi de duvara haç çizer. Hovannes de kırımdan kurtulmak için 16’sında Müslümanlığı kabul eder ama her gece annesinin öğrettiÄŸi Ermenice dualarla uyur.
Ermeni nineler
Sara, Zabel ya da Hovannes’in hikayeleri bu haftasonu Hrant Dink Vakfı’nın BoÄŸaziçi Üniversitesi’nde kotardığı “MüslümanlaÅŸtırılmış Ermeniler†Konferası’nda anlatıldı. Katliama uÄŸramışların hikayelerini az çok biliyorduk ama zorla MüslümanlaÅŸtırılanlar neler yaÅŸamıştı, çok bilmiyorduk. Üç günlük konferansta her boyutuna bakıldı. Bazısı MüslümanlaÅŸmış ve öyle devam etmiÅŸ, bazısı MüslümanlaÅŸmış ama gizli saklı kendi dinini yaÅŸamış, kimisi de asla Müslümanlığı kabul etmemiÅŸti. Sabancı Üniversitesi’nden AyÅŸe Gül Altınay şöyle diyordu: “Pek çok tarihçi 1915’te MüslümanlaÅŸtırılan Ermenilerin 200 bin civarında olduÄŸunu tahmin ediyor. 200 bin deÄŸil, 100 bin olsun. Her birinin çocuklarını, onların çocuklarını ve torunlarını düşündüğümüzde, aradaki üç hatta dört nesli bir araya getirdiÄŸimizde ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Bugün Türkiye ’de yaÅŸayan birkaç milyon kiÅŸinin bir Ermeni nenesi, dedesi, büyük halası, teyzesi, amcası, kayınvalidesi, kayınpederi var demektir. Dolayısıyla milyonlarca insana deÄŸen bir meseleden bahsediyoruz.â€
Elbette itiraz edenler çok olacaktır, ama gerçek gerçektir. Hele de bunları Clark Üniversitesi profesörlerinden ve Ermeni soykırımı uzmanı Taner Akçam söylüyorsa. Akçam’ın konferasta sunduÄŸu yeni iddiası ÅŸu: “Asimilasyon soykırımın başından beri ve onun ayrılmaz bir parçası olarak kullanıldı.†Ve bu iddiasını da yönetilebilirlik ilkesiyle açıklıyor: “Osmanlı yöneticileri bana göre bir nüfus politikası hayata geçirdi ve buna göre yüzde 5-10 ilkesi önemliydi†diyor ve bir örnek veriyor: “Suriye’de Ermenileri yerleÅŸtirdikleri yerlerde Müslüman nüfusu tahminen iki milyon civarıydı. Oradaki Ermenilerin Müslüman nüfusun yüzde 10’unu geçmemesi düşünüldü ve aÅŸağı yukarı 150 bin Ermeninin orada hayatta kaldığını görebiliyoruz, zorla MüslümanlaÅŸtırılarak.â€
Din deÄŸiÅŸtir, din deÄŸiÅŸtirme
Akçam yaptığı araÅŸtırmalar sonucunda yeni belgelere de ulaÅŸmış. Kendisinin “tespit†edebildiÄŸi Ermenilerin din deÄŸiÅŸtirmesine dair ilk izin 22 Haziran 1915 tarihli. Ermeniler oldukları bölgelerden gönderilmeye baÅŸlayınca din deÄŸiÅŸtirmeye de müsaade ediliyor. Ve bu belgeye göre din deÄŸiÅŸtiren Ermeniler Der Zor’a gönderilmeyecekler. Ama din deÄŸiÅŸtirseler de bulundukları yerin civarında baÅŸka köylere dağıtılacaklar. “ArÅŸiv belgelerinde görüyoruz ki, Ordu, Fatsa, Giresun’dan Ermeniler yazıyorlar, biz Müslüman olduk ve o terörist Ermenilerden deÄŸiliz, nolur bizi çok uzaklara dağıtmayın, ailecek bir arada kalalım.†Elbette dağıtılıyorlar. Akçam, yine yeni belgelerin ışığında 1 Temmuz 1915’te din deÄŸiÅŸtirmenin bu sefer de yasaklandığını söylüyor. “O tarihe kadar din deÄŸiÅŸtirmiÅŸ olanlar bulundukları yerde kalabilecekler ve dağıtılarak hayatlarını kurtarabilecekler. 1 Temmuz’dan sonra din deÄŸiÅŸtirse bile her Ermeni gönderilecek.â€
Akçam’a göre bu yasaklamanın sebebi, Müslümanlaşan Ermenilerin sayısının yönetilebilir olmaktan çıkması.
Din deÄŸiÅŸtirme yasaklandıktan sonra da zaten fiziki imhaların en yoÄŸun olduÄŸu dönem baÅŸlıyor: Temmuz, AÄŸustos, Eylül… “Talat’ın meÅŸhur telgrafı, din deÄŸiÅŸtirseler bile sürün†diye anlatıyor Akçam. Örnek veriyor. Yola çıkarılan kafileler Urfa’ya gelince, Urfalı Ermeniler korkup topluca İstanbul ’a baÅŸvuruyorlar, “kilisemizi de cami yapacağız, hepimiz de Müslüman olacağız†diye. Talat PaÅŸa’dan derhal bir telgraf geliyor, 18 AÄŸustos’ta. Hiçbir biçimde, kilisenin cami yapılmasına müsaade edilemez, hepsini sürün. Din deÄŸiÅŸtirmenin yasağı 4 Kasım 1915’te kalkıyor.
Akçam, 4 Kasım’a kadar ilginç bir asimilasyon politikası güdüldüğünü de iddia ediyor. Özellikle Suriye Halep’te. “Halep’i merkez olarak seçiyorlar ve Halep civarına gelen Ermenileri dağıtıyorlar. Dinlerine dokunmuyorlar. Her bir kamp için özel papaz atanmasını bile saÄŸlıyorlar. Ama bu sefer de dil yasak. HaberleÅŸmelerini Türkçe yapmak zorundalar, gazete açmalarına müsaade etmeyin, Ermeni çocukları Ermeni okullarına gidemez, Türk okullarına gidecekler.â€
Son bir yöntem daha var. Akçam kesin tarih verememekle birlikte, 1916 baharına kadar “Ya İslam ya ölüm†yönteminin geçerli olduğunu da iddia ediyor. Hatta Akçam, “28 Kasım 1918’deki yeni bir emirle Hıristiyan olmalarına müsaade edilene kadar, 1916 ile 1918 arasında hayatta kalan her Ermeni mecburen Müslüman olarak yaşadı†diyor.
Ermeni çocuklar
Akçam 26 Haziran 1915 tarihli Diyarbakır, Halep, Sivas, Erzurum, Adana, Bitlis gibi her yere gönderilen bir telgrafı örnek gösteriyor. “Bölgelerden sürülen Ermenilerin 10 yaşından küçük çocuklarının yetimhaneler kurularak veya mevcut yetimhanelere yerleÅŸtirilerek talim ve terbiye edilmesi düşünülmüştür. Dolayısıyla çocuk sayısı ne kadardır diye soruyor. Åžu önemli. Henüz daha Diyarbakır, Trabzon, Sivas ve Bitlis’ten sürgün yapılmamış, sürgünden önce ele geçirilebilecek, toplanabilecek çocuklar hakkında bilgi isteniyor. Bu planın önceliÄŸini gösteriyor.â€
12 Temmuz tarihli başka bir belge daha var. “Sürgünün yoğun günleri, ‘Ermenilerin nakil ve sevkleri esnasında velisiz kalması muhtemel olan çocuklar’ deniyor. Resmi belgede ancak bu kadar kullanılır zaten†diyor Akçam ve devamını getiriyor: “Bu çocuklar, Müslüman evlere dağıtıldıkları zaman eğer mali durumları yerinde değilse, o aileye ayda 30 kuruş maaş bağlanıyor. Daha korkuncu, yanınıza aldığınız çocuğun ana babasının bütün miras hakları size kalıyor.
Şüphesiz o dönemde çok insan kurtarıldı ve o insanların hangi amaçlarla kurtarıldığını bilemeyiz tabii, ama unutmayınız, o dönemde bu bir teÅŸvik primi olarak kullanıldı.†Sonuçta belki Sara’nın yarı Ermeni yarı Türk ya da yarı Ermeni yarı Kürt çocukları bugüne gelemedi ama Akçam’ın deyiÅŸiyle “Bugün dedeleri, neneleri, ataları Ermeni olan çok insan var Anadolu’da.â€
