”İnsan Hakları Dokunulamaz, Devredilemez, Ertelenemez Bir Bütündür”

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI (TİHV) İzmir Temsilciliği, İNSAN HAKLARI DERNEĞİ (İHD) İzmir Şubesi, ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ (ÇHD) İzmir Şubesi
SesOnline.net

Bugün, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin BirleÅŸmiÅŸ Milletler tarafından kabul ediliÅŸinin 59. yıldönümü. İkinci Dünya Savaşının hemen sonrasında savaÅŸan devletler, insanlığın iki büyük savaÅŸtan edindiÄŸi acı deneyimlerden yola çıkarak ortak bir deÄŸerler sistemi oluÅŸturmak istemiyle 1945 yılında BirleÅŸmiÅŸ Milletler örgütünü kurmuÅŸtur. Evrensel Bildirge ise BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in kurulmasından üç yıl sonra, 10 Aralık 1948 yılında kabul edilmiÅŸ böylece insanlık, çaÄŸdaÅŸ dünyanın en temel insan hakları belgesine kavuÅŸmuÅŸtur. Süreç içinde tüm dünyada insan hakları anlayışında önemli geliÅŸmeler olmuÅŸ ve Evrensel Bildirge daha geliÅŸkin pek çok uluslararası ve bölgesel insan hakları belgesine kaynaklık etmiÅŸtir. Bu sayededir ki artık günümüzde toplumların ulaÅŸtığı uygarlık düzeyi “insan hakları” ölçütü ile deÄŸerlendirilir hale gelmiÅŸtir.
Buna karşın günümüzde, özellikle ABD’nin 11 Eylül 2001’de yürürlüğe koyduÄŸu ve baÅŸta AB olmak üzere dünya çapında benimsenen, insan haklarını “güvenlik” gereklerine feda etmeyi öngören terörle mücadele konsepti”nin yarattığı “küresel olaÄŸanüstü hal” nedeniyle uygarlık deÄŸerlerinin çiÄŸnendiÄŸi, insan hakları açısından kazanımların gerilediÄŸi, ihlallerin arttığı kaygı verici bir sürecin içine girilmiÅŸtir. 2007 yılında da, bu sürecin devam ettiÄŸi gözlenmektedir. Dünyada insan hakları ihlalleri açısından öne çıkan belli baÅŸlı geliÅŸmeler şöyledir:
· İşgal ve ÅŸiddet ortamı nedeni ile Irak’ın doÄŸal, tarihsel ve kültürel zenginlikleri ile sosyal yapısı nerdeyse tümüyle tahrip olmuÅŸ, Irak halkı, baÅŸta yaÅŸam hakkı ve iÅŸkence yasağı olmak üzere en temel haklardan yoksun duruma gelmiÅŸtir. İşgalin baÅŸladığı 20 Mart 2003 tarihinden bu yana ÅŸiddete maruz kalan yüz binlerce sivil yaÅŸamını yitirirken iki milyondan fazla insan da ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır.
· OrtadoÄŸu’da İsrail’in Filistinlilere yönelik uygulamaları nedeniyle ağır insan hakları ihlalleri yaÅŸanmaktadır.
· Terörle mücadele gerekçesiyle başta ABD ve İngiltere olmak üzere birçok batı ülkesinde bir insanlık suçu olan işkenceyi meşrulaştırmaya ve ona hukuksal dayanak kazandırmaya yönelik girişimlerde kaygı verici bir artış gözlenmektedir.
· Küresel iklim değişikliği nedeniyle su kaynakları hızla tükenmekte, deniz ve göllerde değişimler yaşanmakta, yaban hayatı ve biyo-çeşitlilik yok olmakta, meteorolojik karakterli doğal afetler olağan hale gelmektedir. S on verilere göre, dünyada 1,5 milyar kişi temiz içme suyuna ulaşamıyor, 3 milyar insan güvenli arıtma tesisinden yoksun, bu nedenle her gün büyük çoğunluğu çocuk olan 35 bin kişi ölüyor.
· Uluslararası sermayenin küreselleşme politikaları, derinleştirdiği işsizlik, açlık ve yoksulluk; bozduğu ekolojik denge; desteklediği anti-demokratik/gerici rejimler; kışkırttığı bölgesel çatışmalar ve savaşlar nedeniyle dünya halkları açısında ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Bu bağlamda yaşanan doğal afetlerin ardından yüz binlerce insan kendi kaderleri ile baş başa bırakılmakta, etnik ve dinsel farklılıkların kışkırtılmasıyla büyük insan toplulukları, halklar çeşitli saldırılara maruz kalmakta, büyük göç hareketleri gerçekleşmekte, yaşanan eşitsizlik ve ayrımcılıklar insanları umutsuzluğa yöneltmektedir. Bir çok Avrupa ülkesinde göçmenlik yasaları, küreselleşme politikalarının mağduru on binlerce insanın sınır dışı edilmesine neden olacak biçimde değiştirilmekte, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı kışkırtılmaktadır.
2007, ülkemizde de insan hakları açısından ciddi sorunların yaÅŸandığı bir yıl olmuÅŸtur. Bir yandan AB kriterlerine uyum amacıyla yapılmaya çalışılan göreli ve kısmi iyileÅŸmelere son verilirken diÄŸer yandan otoriter yönelimlerde ve insan hakları ihlallerinde -baÅŸta iÅŸkence yasağı, yaÅŸam hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü olmak üzere- bir tırmanış yaÅŸanmıştır. Özellikle ayrımcılığın, ırkçı ve milliyetçi tutum ve davranışların, resmi ve sivil geniÅŸ toplumsal kesimlerce refleks haline getirilmesi, giderek bu reflekslerin, Hrant Dink’in ve Malatya’da üç Hristiyan’ın öldürülmesi örneÄŸinde olduÄŸu gibi yok edici ÅŸiddet ve saldırı eylemlerine dönüşmesi kaygı verici bir boyuta ulaÅŸmıştır.
Geriye dönük adımların başında geçen yıl kabul edilen Terörle Mücadele Yasası (TMY) ile bu yıl Haziran ayında Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun (PVSK) bazı maddelerinde deÄŸiÅŸiklik yapan 5681 sayılı yasa gelmektedir. Özellikle kamuoyu ilgisinin genel seçimlere kilitlendiÄŸi koÅŸullarda, TBMM’nin kendi iç prosedürlerine ve teamüllerine dahi uyulmadan alelacele çıkarılan 5681 sayılı yasayla birlikte kaygı ve endiÅŸeler kısa sürede gerçeklik halini almış ve uygulamada kötü muamele iÅŸkence ve hatta yaÅŸam hakkı ihlaline kadar varan ağır hak ihlalleri yaÅŸanmıştır.

İŞKENCE ve KÖTÜ MUAMELE
· Hükümetin “sıfır tolerans” söylemine karşın iÅŸkence, hala ülkemizdeki insan hakları ihlallerinin başında gelmektedir. Önceki yıla oranla 2007 verilerinde nispi bir artış görülmektedir. Bunda özellikle PVSK’da yapılan deÄŸiÅŸikliÄŸin rolü büyük olmuÅŸtur:
· Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na (TİHV) 2007 yılının ilk 10 ayında iÅŸkence ve kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 406 kiÅŸi baÅŸvurmuÅŸtur. BaÅŸvuranların 287’si aynı yıl içinde iÅŸkence ve kötü muamele gördüklerini belirtmiÅŸlerdir.
· İnsan Hakları DerneÄŸi (İHD) Genel Merkezi’nin verilerine göre ise 2007 yılının ilk altı ayında 146 kiÅŸi gözaltında, 51 kiÅŸi cezaevlerinde iÅŸkence görmüştür.
· Cezasızlık, hala işkence ile mücadelede en önemli engeldir. 2007 yılında da işkence ve kötü muameleden sorumlu pek çok kamu görevlisi, yine haklarında hiç dava açılmaması, dava açılsa da beraatla sonuçlanması ya da verilen cezaların ertelenmesi yahut da dava sürecinin kasıtlı olarak uzatılması sonucu davanın zaman aşımına uğraması gibi nedenlerle cezasız kalmıştır.
· İşkenceyle mücadelede çok önemli bir dayanak olan Birleşmiş Milletler İşkenceyle Mücadele Seçmeli Protokolü (OPCAT) TBBM tarafından onaylanmadığı için uygulamaya konulamamaktadır.

YAÅžAM HAKKI
· TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin verilerine göre 2007 yılı içinde üçü gözaltı merkezinde intihar ettiÄŸi iddiasıyla, biri gözaltı merkezinde polis tarafından kurÅŸunlanarak, biri ise gözaltı sonrası gönderildiÄŸi cezaevinde olmak üzere toplam beÅŸ kiÅŸi gözaltında yaÅŸamını yitirmiÅŸtir.
· Yine TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin belirlemelerine göre, 2007’nin ilk 11 ayında dördü polisler, beÅŸi asker ve jandarmalar tarafından olmak üzere toplam dokuz kiÅŸi “dur” ihtarına uymadıkları gerekçesiyle öldürülmüştür. Ayrıca güvenlik güçlerinin suç araÅŸtırması yapma, kimlik sorma vb. “görev ve yetkilerini” yerine getirirken aşırı ve orantısız güç kullanmaları sonucu dört kiÅŸi yaÅŸamını yitirmiÅŸtir.
· Yine TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin belirlemelerine göre, 2007’nin ilk 10 ayı içinde sekiz kiÅŸi yargısız infaz sonucu yaÅŸamını yitirmiÅŸtir.
· Son yıllarda, milliyetçi duyguların kışkırtılması, ötekileştirme ve farklı olana tahammülsüzlüğün körüklenmesi sonucu gerçekleşen münferit ve linç benzeri toplu saldırılar 2007 yılında da devam etmiştir. Bu nitelikteki saldırılar sonucu toplam dört kişi yaşamını yitirmiştir. Her ne kadar bu tür saldırıların bir çoğunda ölüm olayı gerçekleşmemiş ise de bu olaylar, güvenlik güçlerinin önünde, onların göz yumması, teşviki ya da yeterli önlemi almaması nedeniyle gerçekleştiğinden –bu tür girişimlerin diğer politik ve sosyal etkilerinin yanı sıra- yaşam hakkı ihlal ve riskleri için zemin oluşturmaktadır. Linç benzeri toplu saldırı eylemlerine katılanlar yönünden hiçbir yasal işlem yapılmazken, mağdurlarının gözaltına alınması, adli soruşturma ve kovuşturmaya maruz kalmaları da kişi güvenliği, eşitlik, adil yargılanma ve etkili soruşturma hakkının ihlali sonucunu yaratmaktadır.
· Yetkililer sadece bu ülkenin vatandaÅŸlarının yaÅŸam haklarını korumakla yükümlü deÄŸillerdir. Ülkemiz, önemli bir mülteci ve sığınmacı nüfus hareketi için “geçiÅŸ ülkesi” durumundadır. Ağır hak ihlallerine uÄŸradıkları için ülkelerini terk eden bu insanlar, yolculukları sırasında insan kaçakçılarının aldatma ve istismarına maruz kalmakta, hatta yaÅŸamlarından olabilmektedirler. Nitekim 2007 yılında da Türkiye’den geçiÅŸ yapan onlarca sığınmacı/mülteci yaÅŸamını yitirmiÅŸtir. Türkiye mülteci ve göçmenler için gerekli yasal düzenlemeleri yapmaktan, temel ve insanî ihtiyaçlarının karşılanmasını saÄŸlayacak koÅŸulları iyileÅŸtirmekten uzak tutumunu 2007 yılında da devam ettirmiÅŸtir.

OLAĞANÜSTÜ HAL UYGULAMALARI
· OlaÄŸanüstü Hal, 1 Aralık 2002 itibariyle kaldırılmış ise de bölgede hak ve özgürlüklerin kullanımı bakımından sürmekte olan sorunlar ve ihlaller, özellikle çatışmaların yoÄŸunlaÅŸması ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi operasyon hazırlıkları nedeniyle bazı sınır illerinde askeri yasak bölgeler ilan etmesi ile daha da yoÄŸunlaÅŸmıştır.
· TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin belirlemelerine göre, 2007’nin ilk 10 ayı içinde GüneydoÄŸudaki çatışma ve operasyonlar sırasında 112’si asker, 283’ü militan olmak üzere toplam 395 kiÅŸi yaÅŸamını yitirmiÅŸtir.
· Mayınların temizlenmemesi nedeniyle bölgede yaÅŸanan can kayıpları sürmektedir. İHD Genel Merkezi’nin belirlemelerine göre 2007 yılının ilk altı ayında mayın ve sahipsiz bomba patlamaları sonucunda üçü çocuk yedi kiÅŸi ölmüş, 16’sı çocuk 33 kiÅŸi de yaralanmıştır.
· Olağanüstü halin kaldırılmış olmasına rağmen koruculuk sisteminin fiilen sürüyor olması nedeniyle çatışmalı dönemde topraklarını terk etmek zorunda kalanların, köylerine geri dönüşleri için uygun koşullar hala yaratılamamıştır.

DÜŞÜNCE ve İFADE ÖZGÜRLÜGÜ
· 2007 yılı içinde de düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik kısıtlama ve yasaklamalar devam etmiştir. Bu çerçevede gazeteci, yazar, insan hakları savunucusu vb. çok sayıda kişiye davalar açılmış, dergi ve kitaplar toplatılmış, gazeteler, dernekler kapatılmış, partiler hakkında kapatılma davaları açılmıştır.
· TCK’nunda ifade özgürlüğü bakımından sorun yaratabilecek, birbiri yerine kullanılabilecek en az 14 madde (84, 125, 132, 134, 215, 216, 218, 285, 286, 288, 299, 301, 305, 318. maddeler) bulunmaktadır. Bunlar dışında Terörle Mücadele Yasası, Atatürk’ü Koruma Yasası, Basın Yasası ve RTÜK Yasası gibi yasalar da ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı niteliktedirler. Ancak, Terörle Mücadele Yasası üzerinde ayrıca durmak gerekir. Bu yasa, sadece düşünce ifade ve örgütlenme özgürlüğü açısından deÄŸil, aynı zamanda çocuk hakları, sanık hakları vb. birçok yönden de ciddi ihlallere kaynaklık etmektedir.
· İHD Genel Merkezi’nin verilerinden 2007 yılının ilk altı ayında TCK’nun yukarı da sayılan maddelerinden 451 kiÅŸi hakkında 93 dava açıldığı, suçlamalar yönünden 25 dava ile TCK’nun 301. ve 23 dava ile TCK 215. maddeleri başı çektiÄŸi anlaşılmaktadır.
· Yine İHD Genel Merkezi’nin verilerine göre 2007’nin ilk altı ayında yedisi miting, üçü konferans, üçü tiyatro oyunu, ikisi konser, ikisi imza kampanyası, biri karikatür sergisi vb olmak üzere toplam 26 etkinlik yasaklanmıştır.

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ
· Yapılan değişiklikler, örgütlenme özgürlüğü açısından karşılaşılan temel sorunları çözmekten henüz uzaktır. 2007 yılı içinde de dernek, vakıf ve sivil örgütler ile inisiyatifler üzerindeki baskıların uygulamada devam ettiği gözlemlendi. Derneklerin, faaliyetlerine yönelik toplantı ve etkinlikler engellendi, merkez veya şubelerine baskınlar düzenlendi. Yasal mevzuat uyarınca veya idari kararlar ile derneklerin faaliyetleri durduruldu ya da kapatıldı. Derneklerin yönetici ve üyeleri, bu sıfatları veya dernek faaliyetleri nedeni ile baskı, soruşturma ve yargılamalara maruz kaldı.
· İHD Genel Merkezi’nin verilerine göre 2007’nin ilk altı ayında 31 parti binası, 10 dernek binası, 2 sendika ve 1 vakıf bürosu güvenlik güçleri tarafından basıldı. Ayrıca, Barıs Gönülleri DerneÄŸi’nin feshine karar verildi. İlmi ve Kültürel AraÅŸtırmalar Vakfı ve Lambda İstanbul DerneÄŸi hakkında kapatılma davası açıldı. Emekli-Sen hakkında 2002 yılında açılan kapatma davasının yeniden görülmesine baÅŸlandı.
· 2007 yılında siyasi partilere yönelik de kapatma istemleri oldu. Bunun en son örneÄŸi Demokratik Toplum Partisinin kapatılma davasıdır. Bu dava ile hukuk yoluyla toplumun bir kesiminin kendisini gerçekleÅŸtirme ve ifade etme hakkının elinden alınması söz konusudur. Ayrıca yıl içinde Hak ve Özgürlükler Partisi (HAKPAR), Milli Demokrat Halkın Partisi ve Özgür Toplum Partisi’ne Anayasa Mahkemesi tarafından ihtar verildi.

TOPLANTI ve GÖSTERİ ÖZGÜRLÜĞÜ
· 2007 yılı, toplantı ve gösteri özgürlüğü açısından da, ihlallerin ve kısıtlamaların yaşandığı bir dönem oldu. Bu başlıklar altında yapılan yasal değişikliklerin de ne yazık ki uygulamaya henüz yansımadığı görüldü. Kolluk güçlerinin, barışçıl gösterilerde orantısız güç ve şiddet kullanması ve cop, dayak, biber-gazı gibi uygulamaları önceki yıllarda olduğu gibi devam etti.
· 2007 yılı Newroz kutlamaları sırasında güvenlik güçlerinin göstericilere müdahaleleri çok sert oldu. İçiÅŸleri Bakanlığı açıklamasına göre; 49 ilde toplam 431 kiÅŸi gözaltına alındı. İzmir’de Newroz kutlamaları sırasında gözaltına alınan göstericilerden sekizi TİHV İzmir Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezine baÅŸvurmuÅŸtur. Gözaltına alınırken polisin aşırı ÅŸiddet kullanımına maruz kalan bu kiÅŸilerin TİHV’de yapılan tetkik ve muayeneleri sonucunda;
– Bir kiÅŸide omuz çıkığı;
– Bir kiÅŸide burun kemiÄŸinde kırık, diÅŸ kırığı ve mine çatlakları;
– Üç kiÅŸide baÅŸ bölgesinde travmaya baÄŸlı yarılma nedeniyle dikiÅŸ skarı, saçlı deride kesi, sıyrık ve yüzülmeler;
– Bir kiÅŸide dört kaburga kemiÄŸinde zedelenme, bel bölgesinde iki omurda çatlak;
– Bir diÄŸerinde kaburga kemiÄŸinde, ayakta ve kaburga kemiÄŸi omur birleÅŸim yerinde kemik zedelenmeleri;
– Tümünde ekimozlar, ödem ve yumuÅŸak doku zedelenmeleri saptanmıştır.
· 37 kiÅŸinin yaÅŸamını yitirdiÄŸi 1 Mayıs 1977 katliamının 30. yıldönümünde Taksim’e yürümek isteyen göstericilere polis tazyikli su, jop ve biber gazı ile müdahele etti. 1000’e yakın insan gözaltına alındı, polisin yoÄŸun olarak kullandığı biber gazından binlerce kiÅŸi etkilendi, çok sayıda kiÅŸi de çeÅŸitli yerlerinden yaralandı.
· 16 Temmuz 2007 tarihinde Ankara’da Meclis önünde gösteri yapmak isteyen 300 kiÅŸillik gruba polis biber gazı sıkarak ve copla saldırararak müdahale etti. 37’si çocuk 157 kiÅŸi dövülerek gözaltına alındı.

CEZAEVLERİ
· Türkiye’de halen mevcut 421 cezaevinde toplam 75.589 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır.
· 2007 yılında cezaevlerinde intihar, hastalık, kaza gibi değişik nedenlerle 10 kişi yaşamını yitirmiştir. Başta F tipi cezaevlerinde olmak üzere tüm cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülere yönelik baskılarda devam etmektedir..
· Tutuklu ve hükümlülerin fiziksel-sosyal-ruhsal bütünlüğünü tehdit eden tecrit sorunu, uygulamada varlığını sürmektedir. 2000 yılında Adalet Bakanlığı tarafından vaat edilen, cezaevlerinin şeffaflaşmasını sağlayacak olan cezaevlerinin bağımsız, demokratik ve mesleki kurum temsilcilerinden oluşan kurullarca sivil denetime açılması hala sağlanmamıştır.
· Cezaevleriyle ilgili geniş ve ayrıntılı açıklama kurumlarımızın ortak raporuyla 18 Aralık 2007 Salı günü yapılacaktır.

EKONOMİ ve ÇALIŞMA YAŞAMI
· Dünya Bankası raporlarına göre Türkiye’de istihdam çağındaki nüfusun %54’ü iÅŸsizdir. İşgücünün %52’si herhangi bir sosyal güvenceye sahip deÄŸildir.
· Türkiye’de yaÅŸayan nüfusun. % 20’si kiÅŸi açlık sınırındadır. Avrupa ülkelerine göre asgari ücret on kat daha düşüktür.
· Sigortasız, çok düşük ücretlerle çalıştırma her geçen gün yaygınlaÅŸmakta, emekçilerin insanca yaÅŸama hakları ellerinden alınmaktadır. Yoksulluk sınırının altında asgari ücretin belirlenmesi emekçileri adeta angaryaya zorlanmaktadır. İşçilerin geçimini saÄŸlamaktan uzak düşük tutarlarda belirlenen asgari ücret, “bölgesel asgari ücret” uygulaması getirilerek daha da düşürülmeye çalışılmaktadır.
· Sosyal güvenlik “reformu” adı altında sosyal güvenliÄŸe ve saÄŸlığa ayrılan devlet payını azaltılması, emekli aylıklarının düşürülmesi, emekli olmanın zorlaÅŸması hatta imkansızlaÅŸtırılması, saÄŸlık hizmetlerinde sigortalının ödemiÅŸ olduÄŸu prim ve katkı paylarının arttırılması ve saÄŸlık hizmetlerinin paralı hale getirilmesi hedeflenmektedir. Bütçe açıklarının bedeli yine emekçilerin üzerine yüklenirken, saÄŸlık ve sosyal güvenlik hakları ellerinden alınmaktadır. Sosyal güvenlik “reformu” ile emekçilerin en temel hakkı: “YaÅŸama hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı” ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.
· İşyerlerinde etkin denetim mekanizmalarının iÅŸletilememesi nedeniyle her geçen gün iÅŸ kazaları ve meslek hastalıkları artmakta işçilerin saÄŸlıklı yaÅŸam hakları ellerinden alınmaktadır. Nitekim 2007 yılı’nın ilk 10 ayında İstanbul Tuzla Tersanelerinde, ağır çalışma koÅŸulları, saÄŸlanmayan iÅŸ güvenliÄŸi nedeniyle yedi işçi yaÅŸamını yitirmiÅŸtir.
· SendikalaÅŸmanın önündeki yasal engeller ve iÅŸveren baskıları emekçilerin örgütlenme hakkını ortadan kaldırmaktadır. ÖrneÄŸin İstanbul Tuzla Desan Tersanesi’nde üç ay ücretlerini alamayan ve sigorta primleri ödenmeyen 55 işçi için basın açıklaması yapan Liman, Tersane Gemi Yapım-Onarım İşçileri Sendikası (LİMTER-İŞ ) üye ve yöneticilerine yönelik polis saldırısı sonucunda altı işçi yaralanmış aralarında sendika yöneticilerinin de bulunduÄŸu 16 işçi gözaltına alınmıştır.
· Çalışan çocuk sayısı ve dolayısıyla çocuk emeğinin sömürüsü artmaktadır. Çocuk ve engellilerin haklarının korunmasına, onların daha güvenli, sağlıklı ve onurlu bir sosyal ortamda gelişmelerine ve yaşam sürdürebilmelerine yönelik yasal, idari ve pratik önlem ve değişiklikler hala gerçekleştirilememiştir.
· Azınlıkların mülkiyet ve diğer haklarına yönelik yasal engelleme ve sınırlamalar devam etmektedir.

ÇEVRE HAKKI
· Pek çok uluslararası sözleşme ve ulusal hukuk metinlerinde sağlıklı çevrede yaşama hakkı kabul edilmiş olmasına karşın maalesef ülkemizde insanlar, özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşullarını sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşayamıyor .
· Türkiye küresel ısınmanın artmasına yol açan karbon gazı salımında dünya ülkeleri arasında 23. sırada olmasına karşın, küresel ısınmayı denetlemeye yönelik BM Kyoto İklim Koruma SözleÅŸmesi’ni imzalamamıştır ve bu sözleÅŸmenin öngördüğü önlemleri almamaktadır.
· Siyanür liçi yöntemiyle altın madeni iÅŸletmelerinin toprağı, suyu ve havayı kirlettiÄŸi pek çok bilimsel çalışma sonucunda kanıtlanmasına ve mahkeme kararlarına raÄŸmen Bergama-Ovacık, UÅŸak-EÅŸme KışladaÄŸ’da altın çıkarılmasına devam edilmektedir.
· Allianoi, Hasan Keyf gibi binlerce yıllık, insanlığın kültür mirası, yanlış kararlar ve yatırımlar nedeniyle sulara gömülmekle karşı karşıyadır.

CİNSİYET AYRIMCILIĞI
· Türkiye kadına yönelik ayrımcılık ve ÅŸiddetin çok yoÄŸun olduÄŸu bir ülke olma özelliÄŸini korumaktadır. Hukuk sisteminin halen cinsiyetçi öğelerden arındırılamamış olması, yargı ve kolluk güçlerinin uygulamalarında kadına, erkek egemen kimliÄŸin ötekileÅŸtirici bakışıyla bakmaları, ülkemizi kadınlar için yaÅŸanması zor bir ülke haline getirmektedir. Bir yandan kadınların toplumsal ve aile içindeki konumunda hızlı bir dönüşüm yaÅŸanırken diÄŸer yandan kadınların daha etkin, daha özgür bir kimlik edinme yönündeki çabaları ÅŸiddet veya linç uygulamalarıyla karşılaÅŸabilmektedirler. İHD Genel Merkezi’nin verilerine göre 2007 yılının ilk altı ayında 33’ü ev içinde, 30’u toplumsal alanda ÅŸiddete maruz kalan 63 kadın yaÅŸamını yitirmiÅŸtir.
· Ayrıca ülkede cinsel kimlikleri, kadın ve erkek olarak mutlaklaştıran erkek egemen zihniyet karşısında farklı cinsel yönelimi olanlar ciddi ayrımcılığa ve şiddete maruz kalmakta, hak aramaya yönelik örgütlenmeleri engellenmektedir.

ASGARİ TALEPLER
Sergilemeye çalıştığımız bu tablonun kader olmaktan çıkması ve değişmesi için yıllardır dile getirdiğimiz asgari talepleri bir kez daha yinelemek istiyoruz:
· İşkence iddiaları hakkında derhal ve koşulsuz olarak soruşturma açılmalı; işkence gördüğünü belirten kişinin tetkik ve incelemeleri İstanbul Protokolü çerçevesinde gerçekleşmelidir.
· İşkence ve kötü muamele suçu işleyenlerin cezasız kalmasına neden olan yönetsel, yasal, yargısal ya da öteki tüm engeller kaldırılmalı, suçluların derhal ve adil biçimde yargılanması ve cezalandırılmasının mekanizmaları etkinleştirilmelidir.
· İşkence insanlık suçu olarak kabul edilmeli, haklarında işkence ve kötü muamele yapmak nedeniyle soruşturma açılan kamu görevlilerine, soruşturma sonuçlanıncaya dek hemen görevden el çektirilmelidir. İşkence suçu için zaman aşımı kaldırılmalıdır.
· Gözaltı birimleri ve cezaevleri “Bağımsız İzleme Kurulları”nın denetimine açılmalıdır.
· Bu amaçla, işkenceyle mücadelede çok önemli bir dayanak olan Birleşmiş Milletler İşkenceyle Mücadele Seçmeli Protokolü (OPCAT), TBBM tarafından ivedilikle onaylanarak uygulamaya konulmalıdır.
· Irkçı, ayrımcı ve cinsiyetçi beyanların ve nefret söyleminin yanı sıra kişi ya da grupların taşıdıkları kimlik, değer, politik görüş, cinsiyetleri ya da cinsel yönelimleri nedeniyle maruz kaldıkları saldırı ve şiddet insanlık onuruna yönelik suç fiilleri kapsamına alınmalı, ayrımcılık hukukunun uluslararası standartlarını esas alan yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
· Türkiye Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini tanımalı, bu amaçla Roma SözleÅŸmesi’ni imzalamalıdır.
· Temel hak ve özgürlüklerin geliÅŸtirilmesi yönündeki çalışmalar, uyum süreçlerinin gereÄŸi sonucu ve bir “ev ödevi”nin yerine getirilmesi anlayışı ile deÄŸil, aksine hak ve özgürlüklerin bu ülke insanının istemi, ihtiyacı ve demokrasinin içselleÅŸtirilmesinin gereÄŸi olduÄŸu için yapılmalıdır.
· Bu bakımdan temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi esas olmalı; özgürlük-güvenlik ikilemi yaratılarak bu gelişim engellenmemeli; varolan hak ve özgürlüklerden geri adım atılmamalıdır.
· Örgütlenme ve düşünceyi açıklama özgürlüğünü engelleyen uygulamalara son verilmeli, buna yol açan tüm yasalar sonuçlarıyla birlikte yürürlükten kaldırılmalıdır.
· İnsan hakları ile ilgili çalışma yapan kişi ve kurumların karşılaştıkları yasal ve idari engeller, kısıtlamalar kaldırılmalıdır.
· Yenilenmesi düşünülen anayasa, her türlü ayrımcılığı yasaklayan, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini, çalışanların ekonomik ve sosyal haklarını, doğal ve kültürel çevre ve varlıkların korunmasını güvence altına alan bir niteliğe sahip olmalıdır.
· Olağanüstü hal uygulamasının fiilen devam eden sonuçları ve kurumları tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Kürt sorununun şiddetsiz ve demokratik yollardan çözümü ve ülkede kalıcı bir barış ikliminin tesisi için herkes sorumluluklarını yerine getirmeli, ekonomik, sosyal, politik vb. her türlü önlem bir an önce alınmalıdır.
· F Tipi Cezaevi ve tecrit uygulamasından vazgeçilmelidir.
· Çocuk ve engellilerin haklarının korunmasına, onların daha güvenli, sağlıklı ve onurlu bir sosyal ortamda gelişmelerine ve yaşam sürdürebilmelerine yönelik idari ve pratik önlemler alınmalı gerekli yasal değişiklikler gerçekleştirilmelidir.
· Çevre ve doğaya zarar verme riski olan yatırımlar için, yöre insanının onayı alınmalı; Çevre ve doğa koruma ile ilgili İdare Mahkemesi kararları uygulanmalı; Hiçbir çevresel kaygı taşımayan, yaşam alanlarının kirlenmesine ve yok olmasına yol açan 5177 Sayılı yasa ile değişen Maden Yasası değiştirilmelidir.
· Türkiye, ivedilikle Kyoto SözleÅŸmesi’ni imzalamalı ve küresel ısınmaya karşı üzerine düşenleri yapmalıdır.
· Çevre kirlenmesine yol açmayacak, ekolojik dengeyi bozmayacak yeni bir yöntem geliÅŸtirilip uygulanıncaya kadar, siyanür liçi yöntemiyle yapılan altın madenciliÄŸinden vazgeçilmeli, Bergama-Ovacık, UÅŸak-EÅŸme KışladaÄŸ altın madeni iÅŸletmeleri kapatılmalıdır. Efemçukuru ve Kaz DaÄŸları’ndaki diÄŸer projeler ise iptal edilmelidir. Bu faaliyetler nedeniyle ÅŸu ana kadar çevrede oluÅŸan kirlenmenin temizlenmesi ve bozulan doÄŸanın düzeltilmesi iÅŸi, madenci ÅŸirketlere yaptırılmalıdır.
· İşçilerin ve diğer çalışanların grevli-toplu sözleşmeli sendikal haklarının önündeki engeller ortadan kaldırılmalı, tüm çalışanlar için iş güvencesi ve istihdam olanakları, sosyal güvenlik hakkı güvence altına alınmalı, Kamu Personel Rejimi kaldırılmalıdır.

10 Aralık 2007