Kitaplar Sizce Neyi Anlatır?

Şeyhmus DİKEN
BİA Haber Merkezi

Åžimdi kadim kent yıllardır İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Adana’da kitap üzerine organizasyonlar yapan bir kurum Tüyap aracılığıyla Diyarbakır ve bölge halkını kitabın diliyle buluÅŸturuyor. Bu çok anlamlı.

18-23 Mayıs 2010 tarihleri arasında ilk kez böylesine profesyonel bir organizasyon tarafından düzenlenecek olan bir kitap fuarıyla Diyarbakır tanışacak.

Tüyap çok haklı ve yerinde olarak; “Yazının kadim coÄŸrafyasına yolculuk” sloganıyla Diyarbakır Kitap Fuarına çaÄŸrısını yapıyor.
Amid’de en zengin kütüphanelerden biri vardı

Bugünden neredeyse bin sene evvel, tarihi Amid şehrinde Mervaniler döneminden kalma, içinde bir milyonun üzerinde el yazması ve değerli kitap bulunan dünyanın en zengin kütüphanelerinden biri varmış.

Bugünün tarih bilinci ışığında anılan kütüphanenin varlığını Büyük Kütüphaneci Dîyarbekirli Alî Emîrî Efendi’den ve onun araÅŸtırmalarından öğreniyoruz.

Alî Emiri Efendi Amîd-i Sevda adlı dergisinde “Amid ÅŸehrinde vaktiyle 1 milyon 40 bin cilt kitabı havi cesim bir kütüphane vardı” der ve ekler; “bu kitapların büyük çoÄŸunluÄŸu sefere çıkan Amidli hükümdarların seçkin bilginlerce yazılmış eÅŸsiz eserlerinden” oluÅŸtuÄŸunu paylaşır.

Alî Emiri’ye göre; o devirlerde dünya uygarlığının saygı gören ve önde gelen bölgelerinden ikisi El-Cezire ve Amid imiÅŸ. DoÄŸunun en kıymetli kütüphanelerinden biri Amid ÅŸehrindeymiÅŸ. Kütüphanede hicretin altıncı asrında, çok deÄŸerli, ender rastlanan, sayısı bir milyon kırk bin’e ulaÅŸan kitap bulunuyormuÅŸ.

Tümü el yazma 1 milyon 40 bin cilt kitap…

Alî Emiri Efendi anılan dergideki makalesinde bu büyük kütüphanenin başına gelenleri de şöyle anlatır; “26 Nisan 1183 tarihinde Amid ÅŸehrini fetheden Kürt Salaheddin’i Eyyübi Ulu Camii’nin batı bölümünün ikinci katında birbirinden deÄŸerli kitaplarla dolu bir kütüphane bulunduÄŸunu öğrenir. Kütüphaneyi veziri, Kahire’nin baÅŸ kadısı Abdürrahim El Fadl-i ve İmaduddin Kutub-ul İsfahanî ile birlikte bizzat gidip gördüğünde büyük heyecana kapılır. Kütüphanede tümü el yazma 1 milyon 40 bin cilt kitap bulunduÄŸu tespit edilir. Diyarbakır’ın muhteÅŸem surlarını, kapılarını ve çeÅŸitli yerlerini de gezen Salaheddin’i Eyyübi bu deÄŸerli kütüphaneyi veziri Abdürrahim El Fadl-i’ya armaÄŸan eder. Vezir de günler süren bir çalışma sonunda seçtiÄŸi 35 bin deÄŸerli kitabı 70 deveye yükleyerek Mısır’a, Kahire kütüphanesine göndertir.”

Timur kitapları Dicle’ye döktürür

1390’da MoÄŸol İmparatoru Timur bölgeyi istila ettiÄŸinde, kadim Amid ÅŸehrinin direnmesine öfkelenerek askerlerine ÅŸehri yaÄŸmalatıp surların bir bölümünü, evleri, çarşıları, pazarları yerle bir ettirir.

Bununla da yetinmeyen Timur, ÅŸehrin devasa kütüphanesini ateÅŸe verdirtip, kitapların büyük bölümünü Dicle nehrine döktürür. Tarihçilerin kimi kaynaklardaki ifadelerine göre, Dicle nehrine o kadar çok kitap atılır ki, tümü el yazması olan bu kitaplar yüzünden nehrin suyu günlerce mürekkep renginde ve silme kitap akar…

Elbette sonradan da Diyarbekir’de kütüphaneler oluÅŸturulmuÅŸ. Ama hiçbir zaman bir daha da o azamette bir kitaplık oluÅŸmamış.

1965’ten beri yeni kitap alınmamış

Yıllar sonra 2000’li yılların başında Nobel Edebiyat ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un ödül almadan önce yolu Diyarbakır’a düşmüştü. Åžehrin kütüphanesini merak etti. Adı geçen Ulu Caminin ikinci katındaki Gazi Caddesine bakan çocukluk günlerimizin “ödev yapma” mekânı “ÅŸehir kütüphanesi”ne gittik.

Tozlu raflar karşıladı bizleri. Sordu Pamuk görevliye; 1965’ten beri yeni kitap alınmamıştı kütüphaneye. Zaten kitapların büyük çoÄŸunluÄŸu da sur dışında YeniÅŸehirde açılan yeni kütüphaneye taşınmıştı…

Yıllar sonra kitapların dünyasına bu kez yazar olarak haşır neÅŸir olduÄŸumda ÅŸehrin DaÄŸkapısında İslamî yayınlar da satan bir kitapevine uÄŸramak durumunda kaldım. Zaman gazetesinde Kürtlerle ilgili haberler yapan bir yazar Diyarbakır’a gelmiÅŸti. (1990’lı yılların sonu).

İşte şimdi günüdür

Åžehirde bir dizi görüşmeler yapmış ve benimle de görüşmüştü. Gazetesinde de yayınla(n)mıştı. Sonra o görüşmeler kitap olmuÅŸtu. “Bir ok attım kebap oldu” ismiyle. Sordum kitapçıya kitabı! Yanıtı çarpıcıydı: “Benimle dalga mı geçiyorsun kardeÅŸim. Kebap yemek istiyorsan bitiÅŸikteki kebapçıya git…”

Sonra hikâyeyi kitabın yazarı Osman Güzelgöz’le paylaÅŸtım, kitabı da imzalayıp bana yolladı. O anki kızgınlıkla birgün gidip o kitabı kitapevindeki ÅŸahsa götürüp göstereyim diye düşündüm sonra vazgeçtim, kime neyi kanıtlayacaktım ki! İyisi mi bir gün yazarım dedim. İşte ÅŸimdi günüdür.

Madem Dîyarbekir’in hemÅŸehrisi Alî Emirî Efendi ile baÅŸladık. O halde Emiri’nin Divanü Lugati’t Türk kitabını buluÅŸ serüveni ile sonlandıralım.
Divanü Lugati’t-Türk’ün bulunuÅŸu tesadüf…

Åžimdilerde tek nüshası İstanbul’daki Millet Kütüphanesinde olan Divanü Lugati’t-Türk’ün bulunuÅŸu tamamen bir rastlantı sonucudur. 1914 yılına gelinceye kadar tek bir nüshasına bile ulaşılamamaktaydı.

Oysa Divanü Lugati’t-Türk’ün bir nüshası eski Maliye Bakanlarından Nazif Bey’in kitaplığında bulunmaktaydı. DeÄŸerli bir kitap olduÄŸunu tahmin eden Nazif Bey, yakınlarından bir kadına kitabı verir ve “Bak sana bir kitap veriyorum. İyi sakla… Sıkıştığın zaman sahaflara götür. Altın para ile otuz lira eder, aÅŸağıya verme!” der.

Bir süre sonra paraya ihtiyacı olan kadın, kitabı Sahaflar Çarşısı’ndaki kitapçı Burhan Bey’e götürür ve otuz liraya satmak istediÄŸini söyler. Divanü Lugati’t-Türk gibi bir eser için otuz lira hiç de yüksek bir miktar deÄŸildir ama bu kitabın önemini ve deÄŸerini bilmeyenler için yüksek bir bedeldir.

Sahaf Burhan Bey, yüksek bir fiyatla alır diye kitabı Maarif Nazırı Emrullah Efendi’ye götürür. Nazır da kitabı İlmiye Encümenine havale eder. Kitabı incelemek için bir hafta süre isteyen Encümen, bir hafta sonra kitaba on lira deÄŸer biçer.

Kitabın kendisine ait olmadığını, sahibinin otuz liradan bir para bile aÅŸağıya inmediÄŸini söyleyince, encümendekiler “Biz otuz liraya bir kütüphane satın alırız. Al kitabını, istemiyoruz,” diyerek kitabı Burhan Bey’e geri verirler.

“Bir kitap var ama sahibi otuz lira istiyor”

İşte tam da o günlerde, ömrünü ve servetini kitaplara adayan, haftada birkaç kez Sahaflar Çarşısı’na uÄŸrayıp, kitapçıları tek tek dolaÅŸarak yeni bir ÅŸey olup olmadığını sormayı alışkanlık edinen Ali Emiri Efendi, kitapçı Burhan Bey’in dükkânına uÄŸrar. Ali Emiri Efendi yeni bir ÅŸey olup olmadığını sorunca, Burhan Bey, “Bir kitap var ama sahibi otuz lira istiyor,” diyerek olanı biteni anlatır ve sürenin ertesi gün dolacağını, yaÅŸlı kadının kitabı almaya geleceÄŸini söyler.

Eline aldığı kitabın adını okuduÄŸu anda Ali Emiri Efendi, bayılacak gibi olur… Dünyada eÅŸi benzeri olmayan, Divanü Lugati’t-Türk’tür elindeki kitap… Otuz deÄŸil, otuz bin liraya bile deÄŸerdir bu kitaba.
“Dağınık bir eser… on beÅŸ lira veririm…”

Kendisini hemen toparlayan Ali Emiri Efendi, kesin alıcı görünmemek, kitapçıyı şımartmamak amacıyla: “Dağınık bir eser… Acaba tamam mı deÄŸil mi? Yazarı da Kâşgarlı adlı bir adammış… Kimdir, necidir, belli deÄŸil… Ama ne de olsa bir eserdir… Encümen on lira teklif etmiÅŸ, ben de on beÅŸ lira veririm…” der.

Burhan Bey: “Kitap benim olsaydı verirdim. Sahibi mutlaka otuz lira istiyor Alacaksanız bir kadına iyilik etmiÅŸ olursunuz, almayacaksanız sahibine geri vereceÄŸim,” deyince Ali Emiri Efendi, “İşte ÅŸimdi iÅŸin ÅŸekli deÄŸiÅŸti… Bir kadına yardımcı olmak gerekir. Peki, kabul ettim,” diyerek kitabı satın aldığını söyler ama yanında yalnızca on beÅŸ lira vardır.

Eve gidip gelecek olsa kitabın bir baÅŸkasına satılması ihtimali bulunmaktadır. Paranın üstünü daha sonra vermek üzere kitabı almak istese kitapçı bunu kabul etmeyecektir. Kitabı bırakıp gitmek de istememektedir. Böyle karmaşık düşünceler içerisindeyken kitabı Burhan Bey’le birlikte bırakır ve bir tanıdığa rastlamak umuduyla çarşıya çıkar.
Kitabın önemli eser olduğu anlaşılır

Birkaç dakika sonra eski Darülfünun edebiyat hocası Faik ReÅŸat Bey ile karşılaşır. Hemen yanına koÅŸar: “Varsa, aman bana yirmi lira ver!” der. Faik ReÅŸat Bey’de on lira vardır, hemen onu verir. Geri kalanını getirmek üzere aceleyle evine gider.

Ali Emiri Efendi de Burhan Bey’in dükkânına döner ve gönül rahatlığıyla Faik ReÅŸat Bey’i beklemeye koyulur.

Burhan Bey ÅŸaÅŸkın vaziyettedir. Kitabın önemli bir eser olduÄŸunu o da anlamıştır artık… Birkaç dakika sonra Faik ReÅŸat Bey elinde on lira ile gelir. Ali Emiri, otuz lirayı hemen verir ama Burhan Bey bir de bahÅŸiÅŸ istemektedir. Üç lira da Burhan Bey’e verir ve Faik ReÅŸat Bey ile birlikte dükkândan ayrılırlar, konuÅŸa konuÅŸa çarşıdan çıkarlar.

Fakat Ali Emiri’nin gözü arkadadır, Burhan Bey’in satıştan vazgeçip arkasından gelip kitabı istemesinden korkmaktadır. Kimsenin gelmediÄŸinden emin olunca “Oh… Şükür!” diyerek evine gelir. Ne kadar deÄŸerli bir esere sahip olduÄŸunu, kitabı incelemeye baÅŸladığında anlar.

İşte ÅŸimdi kadim kent yıllardır İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Adana’da kitap üzerine organizasyonlar yapan bir kurum Tüyap aracılığıyla Diyarbakır ve bölge halkını kitabın diliyle buluÅŸturuyor. Bu çok anlamlı…

Not: 19 Mayıs ÇarÅŸamba günü saat 12.00-13.00 arası Mıgırdiç Margosyan-Adnan Binyazar ve Özcan Karabulut ile birlikte “Åžehri Yazmak” üzerine konuÅŸacağız.

22 Mayıs Cumartesi günü Oya Baydar ile birlikte “Kayıp Sözün İzinde” söyleÅŸi yapacağız. Ayrıca 19 Mayıs ÇarÅŸamba saat 14.00-16.00 arası İletiÅŸim Yayınları standında, 22 Mayıs Cumartesi günü de saat 16.00-17.00 arasında Evrensel yayınları standında kitaplarımı imzalayacağım.

Tabi fuar süresince yani 18-23 Mayıs tarihleri arasında Uluslararası PEN Yazarlar Örgütü Türkiye Merkezinin Diyarbakır TemsilciliÄŸi olarak Salon 3 Stant 102 A’da olacağız. Dostları bekliyoruz.