Seni Affetmiyem Ulan!

Sarkis HATSPANIAN

“İnsanların haksız yere çektikleri acılara ÅŸahitlik edenler, ÅŸahit oldukları acıların utançlarını da taşırlar”

J.M.COETZEE

1963-1978 yılları arasında
Dikranagert Surp Giragos
Ermeni Kilisesi
papazlığı döneminde
halkının ruhani çobanı
olmayı başarabilmiş
temiz yürekli BÜYÜK insan
DER GİRAGOS’un kutsal anısına!

Yıl 1980, Garbis aylardan beri polisler tarafından arandığını bildiÄŸi halde memleketinden, Khençepek’ten (1) uzaklara düşmeye niyetli deÄŸildi. YoldaÅŸları onu saÄŸ-selamet Suriye’ye ulaÅŸtırmayı ona defalarca önermiÅŸ olsalar da, usulca reddetmiÅŸti. Bir keresinde hatta İstanbul’daki örgüt arkadaÅŸlarının yollamış olduÄŸu önemli bir emaneti almak için dokunsan elinin sınıra deÄŸeceÄŸi Urfa-Suruç’ta bulunuyorken dahi yapılan ısrarlı teklifleri geri çevirmiÅŸ, kalmasının tehlikeli olduÄŸunu bile bile Dikranagert’ine (2) geri dönmeyi yeÄŸlemiÅŸti. Dikranagert dersen aslında doÄŸup-büyüdüğü ÅŸehrin artık elle tutulur bir Dikranagert’liÄŸi de kalmamıştı ya, ne de olsa “Allah vekil-Diyarbekir“ hesabı yine de memleketiydi iÅŸte! Atatoprağında oturan eloÄŸlu da olsa, toprak el toprağı deÄŸildi ya, sonuçta üzerinde yaÅŸadığı öz be öz babasının toprağı deÄŸil miydi?

Mardin Kapı mevkiinde küçücük bir avlusu olan evin genişçe duvarlarından birinde üstü Erzurum Ermeni iÅŸi kocaman bir halıyla örtülü iç bölmesi bulunan minnacık bir odanın ancak bir mumluk ışık giren ufak penceresinden hep yolu gözleyen Dersimli yoldaşının dışarıyı gözleme nöbetini ondan devralmasının hemen ardından yorgunluktan mest olmuÅŸ halde yer yatağına düşüp ölü gibi uyurken aynı rüyayı bu da Allahbilir kaçıncı kez görmeye alışmıştı sanki… Son günlerde, hemen her uykuda hep aynı rüyayı görmesini anlayamıyor ve «ne bu hikmet, bu iÅŸte bir alamet var da, ben anlamıyorum herhal, sonumuz kherli ola» diye arada kendi kendine söylendiÄŸi de oluyordu.

Rüyasında, çocukluÄŸunda ilkokula giderken Türk ve Kürt çocuklarının Ermeni çocuklarının ardından ölesi-öldüresiye görülmemiÅŸ bir kovalamacayla koÅŸmaları sonucu, her yakalandığında linç edilircesine dövüldüğü zamanları görüyor, parmaklarını biri biri üstüne getirip de haç yapan müslüman çocuklarının parmaklarıyla yaptıkları haçlara küfür-kafir, lapayla tükürdükleri yetmezmiÅŸ gibi, kutsal ibadet merkezleri Surp Giragos’larına bile olmadık hakaretler ediÅŸleriyle, tüm sevdiklerine ana-avrat düz gidiÅŸlerini sıkça gördüğü kâbuslardan bazen sıçrayarak ve kan-ter içinde uyanıyordu. Son zamanlarda, aynı rüyayı tekrar ve yeniden görüyor olması da çok acaibine gidiyordu!

Küçüklüğünün Dikranagert’inde her Ermeni çocuÄŸunun okula gidiÅŸ-geliÅŸ anıları herÅŸeyiyle aynıydı, olmaya ki onlar Türk ya da Kürt çocuklarına yakalansınlar, grup halinde saldırılara maruz kalıp telef ediliyor, binbir hakaret ve baskıya uÄŸruyorlardı. Babadan oÄŸula geçen bu alınyazısında kendi döneminin anlatılması pek zor bu ahlâksız- edepsizliklerine öncülük yapan ÅŸahıssa Åžeyhmus Ziya Kartal (3) adlı belki de diÄŸer çocuklardan bir-iki yaÅŸ büyük, zayıfça, kemik torbası bir oÄŸlandı. Kürt çocuklarının elebaşılığını yapan bu oÄŸlan tüm Ermeni çocukların nefretini kazanmış olmaktan ayrı bir haz duyardı. Haftanın hemen her günü saatler boyu haylazca sokaklarda sürtüp masum Ermeni avına çıkması sanki azmış gibi, Pazar günleri kilise ayininden sonra yemeÄŸe davetli olduÄŸu mümin evlerine yollanan Ermeni papazı Der Giragos’un (4) arkasına düştüğü beÅŸ-on kiÅŸilik çetesiyle Allah’ın o zavallı kulunu “Er-me-ni ke-ÅŸiÅŸ, gö-tü-ne bir ÅŸiÅŸ” diye hakarete maruz bırakarak taÅŸlamak ve o tertemiz insanın onurunu kırıp, dini mevkiini taciz etmekten bambaÅŸka bir zevk duyardı.

Garbis küçükken yıllar yılı ÅŸahsen yaÅŸadığı o iÄŸrenç davranış ve iÅŸkencelerin bilfiil elebaşılığını yapan bu sadistten birgün mutlaka intikam almaya yemin etmiÅŸti etmesine de, ondan-bundan o soysuzun İstanbul’da okumaya gittiÄŸini duymuÅŸ, bunca zaman zarfında da Diyarbakır’da ne adını duymuÅŸ, ne de gölgesine rastlamıştı.

Bulundukları mahallede polisler tarafından ev-ev arama yapılacağı haberi onlara yoldaÅŸlarınca geç ulaÅŸtırılmış olduÄŸundan, Garbis’le arkadaşı yanlarında bulunan biri ondörtlü iki tabancayı bellerine, otuzüçlük iki ÅŸarjörüyle kabzası katlanır otomatik silahı da büyükçe bir torbaya koyup sırtlayarak kaldıkları evden çıktıklarında saat sabahın yedisi gibiydi. Giderek uzaklaÅŸan polis arabalarının siren seslerine karışan köpek havlamalarının da ancak duyulur olmasına paralel, koÅŸu atletlerini kıskandıracak rekor bir hızla, 5-6 metrelik mesafelerde biribirlerini kollayaraktan, sayılı dakikalar içinde koÅŸar adımlarla tehlikeli bölgeyi terketmeyi baÅŸarıp, Khençepek’e yönelmiÅŸlerdi bile!… Garbis, hâlâ Surp Giragos’un avlusunda yaÅŸayan Ermeni hısımları Anto Dayılara (5) sığınabileceklerini, kendileri orada kalamasalar bile en azından yanlarındaki silahları onlara güvenip bir müddet saklamalarını rica edebileceÄŸini umut ediyordu.

Surp Giragos’un iki sokak arkasında köşede bulunan Süryani bakkal İbo’nun oÄŸlu Åžmun dükkan darabasını açarken, uzaktan karşı taraftan kiliseye doÄŸru yürüyen ÅŸahsın kim olduÄŸunu gören Garbis’in vücudunun tüm hücrelerinin birden nasıl titrediÄŸini ve beyin kapağının yerinden aniden fırladığını nereden farkedecekti ki! Garbis’ten topu-topu on-onbeÅŸ metre kadar uzaklıkta, endiÅŸesiz, rahat adımlarla, gezinerekten yürüyen bu vatandaÅŸsa, kimbilir ne kadar Ermeni çocuÄŸunun en masum senelerini onlara zehir eden, o güzelim çocukluk yıllarının korkulu rüyası, o yaÅŸtaki günahsız melekler dünyasında akılalmaz ruhsal bunalım ve travmalar yaratmış, her Ermeni çocuÄŸunca yaÅŸanmış ortak bütün acıların sembolü haline gelmiÅŸ Åžeyhmus Ziya Kartal’dı iÅŸte!

DoÄŸa üstü bir gücün o soysuzu bugünlerde karşısına çıkaracağının sanki önceden haberini verircesine son zamanlarda o yaratığı habire rüyasına getirip-sokuÅŸturması ne kadar anlaşılmaz ise, çok ama çok uzun zamandan beri beklenmiÅŸ bu karşılaÅŸmanın bugün, burada, tam da Diyarbakır Ermeni mahallesi Khençepek’te, hem de Surp Giragos Ermeni kilisesine üç adımlık bir yerde olması hiç de tesadüfi bir raslantı sayılmaz, sayılamazdı ! Hani “olaÄŸanüstü hal ve durum“ diye bir laf edilir ya, ÅŸimdiki hal de, durum da bu sözlerin insana “üstüne bastın kaldır ayağını“ dedirtecek cinsten olanı, ta kendisiydi iÅŸte!… An, çok beklenmiÅŸ bir adaletin yerini bulacağı andı ve Garbis de bu anı hep düşlemiÅŸti ama kaderin bu cilveyi ona ÅŸimdi, polisten kaçmakta olduÄŸu böylesi bir ortamda bahÅŸedeceÄŸini düşünemezdi elbet… bu da yaygın bir halk sözünde “Ermeni bahtı“ diye adlandırılan ve “Ermeni alınyazısına“ eÅŸanlamlı gerçeÄŸin varoluÅŸunun ispatıydı herhalde!

Birlikte olduÄŸu arkadaÅŸa karşıda yürüyen tipin kollanıp takip edilmesi gerektiÄŸini bildirerek adımlarını avına doÄŸru hızlandırırken bir yandan da elini beline götürerek tabancasını yoklamayı ihmal etmedi. Kaderin cilvesi onu bir anda avcı, avlanmakta olduÄŸundan bihaber hemen önünden yürüyen yaratığı da izi sürülen ava dönüştürmüştü. Kilise sokağına girdiklerinde avıyla neredeyse aynı hizaya gelmiÅŸ olduÄŸunu görünce, silahını belinden çıkarıp ceketinin içine gizleyerek eliyle göğsüne bastırmışken, kalp atışlarına paralel hızda yürüdüğünün hiç farkında deÄŸildi. Köşeyi dönmelerinden hemen sonra takip edildiÄŸini hissedercesine rahatsızlanıp, yanıbaşına varmış olan Garbis’e bakmayı denerken kendine yönelen bir tabanca namlusuyla karşılaÅŸan kiÅŸiyse neye uÄŸradığını ÅŸaşırmıştı. Afallayan avıyla yüzyüze gelen Garbis’in, elindeki silahıyla ona Surp Giragos’un büyükçe kapısını gösterip «Gir ulan kiliseye!» demesiyle, birlikte olduÄŸu Dersimli yoldaşının atik bir ÅŸekilde elinde tuttuÄŸu torbada bulunan tüfeÄŸin namlusunu avlarının sırtına dayayarak görülmedik bir hızla içeri soktuÄŸunu görmesine ÅŸaÅŸakalması da bir olmuÅŸtu.

Garbis’in içeriye girer-girmez henüz neye uÄŸradığını anlamakta zorlanan avını yakasından tutup, ite-kaka sürükleyerekten, siyah volkanik taÅŸ duvarlarla örülü kilisenin ortasındaki devasa tavanı tutan onlarca dikili sütun arasından hızla nasıl geçirerek, her santimetre karesini ezbere bildiÄŸi bu kutsal mekanın Ermeni ruhbanların ayin öncesi dini tören elbiselerini giydikleri en dipteki papaz odasına sokmasını görüp de ÅŸaşırma sırası ÅŸimdi Dersimli yoldaşınındı artık! OlduÄŸu yerde hareketsiz duran ve ödünün bokuna karıştığı korkusundan nefes nefese solurken, bakışlarını yerden ayırıp da başını kaldırmaya cesaret edemeyen avına bakıp «Dünya sandığından da küçikmiÅŸ Åžeymus Ziya Kartal, baÄŸh seni çok sevdigin “Ermeni keÅŸiÅŸ-götüne bir ÅŸiş“ diye yıllar yıli hakaret ettigin Der Giragos’umızin odasinda aÄŸirlama ÅŸerefine de nail oliyem ya ölsem de gam yemem artığh!» diyen Garbis’in de aslında içten içe titrediÄŸi boÄŸuk çıkan sesinin titremesinden anlaşılıyordu. Nefret dolu bakışlarla avını yukarıdan aÅŸağıya süzüp, içindeki intikam duyguları kabardığı halde onun yüzü yerine öfkeyle ancak yere tüküren Garbis «Beni tanıdin degil mi itoÄŸlisi, tanımaz olur musun ulan, tabii tanıdın, benim, Cumhuriyet İlkokulindan Garbis, Lice Sarnısköylü demirci Kevork’la, Bışerili Khatun oÄŸlu Garbis’im ulan, aha burda, mehellemiz Khençepek’in hemi de bu havuÅŸunda (6) doÄŸma-büyüme yani, tanıdın degil? Okila giderken hergün peÅŸimize düşip ana-avrat düz giden, dinimize, peygamberimize, namusimiza, anamiza-bacımiza sögen, başımızi taÅŸlan yaran puÅŸtoÄŸli… BaÄŸh gene karÅŸilaÅŸtığh ulan… Dinınizde eger günakh çığharma varsa günakh çığhar da son duani et, çünki senle ben aynı dünyada yaÅŸamayacağız artığh… Bu dünyadan göç edecaÄŸsan ulan, çocuklığimdan yemin etmiÅŸam, seni vuracaÄŸam…» deyip ondörtlü tabancasının mermisini namlusuna sürdü.

Hiç beklenmedik bir ÅŸekilde kendiliÄŸinden dize gelen Åžeyhmus Ziya Kartal, bakışlarını Garbis’e doÄŸrultarak «Yerden göge haÄŸhlisan Gerbis, ben size çoÄŸh puÅŸtlığh, insafsizlığh, ehlaksizlığh, edepsızliÄŸh etmiÅŸam doÄŸrisan. ÇocuÄŸdığh, bilmiyem ne tesir altinda bu ÅŸehrin eni çaliÅŸÄŸan, eni namusli insani Ermenilere Allah vekil doÄŸrisin, çoÄŸh namussizlığh etmiÅŸam, bilirem… amma sene sene üstine eni soni böyiyip İstanbul’a okimaÄŸa gidınca, orada solci-devrımçi olmiÅŸam, yaptığim her biÅŸeydan inan çoÄŸh utanmiÅŸ, ben baha yerin dibine girmiÅŸ girdığim yerden çığmamiÅŸam, inan… Geceleri yataÄŸimda ben baha yalanız çociÄŸhlar kimi aÄŸlamiÅŸ ha aÄŸlamiÅŸ, kan kusmiÅŸam ve Allahim-PeyÄŸemberime birgün sizlerlen karÅŸi karÅŸiya gelip, aha böyle sizin kiliseyizde diz çökip dua edenler kimi dize gelıp özir dilemaÄŸh, yaptığhım kötilikler için af dilemaÄŸh istemışim. O gün meger bugünmiÅŸ Gerbis bıremın, baÄŸh bu kutsal yerihızde, papazlarıhızin ayin ettiÄŸhlari yerde diz çökiyem ve senden, ve Allah vekil kötilığ ettigim bütin Ermenilerden af diliyem. Vur beni Gerbis bıremın, Allahina kadar haÄŸhlisan buni yapmaÄŸhta, ama bir ricam var, evveli beni affet sona vur. Affet beni, yaptığhlarimdan utaniram vallah, ben saha solci-devrımçi olmiÅŸam çoÄŸdan ve senden, sizden, hepihizden, Ermeni milletinden iÅŸte özir diliyem baÄŸh…» demesini ÅŸaşırarak dinleyen Garbis’in duyduklarından afalladığı görülüyorsa da, kendini zorlayarak «Senden ne solci, ne devrımçi olur ulan… puÅŸt, kıbrak, alçak ve soysizdan devrımçi oldıği heç duyılmıştir ulan köpoÄŸlısi, sen beni eÅŸÅŸek yerine alirsan yoÄŸsam… leşıni yere sermedan bu kilisemızin papazı, o temiz yürekli insan Der Giragos’lan onin zürriyetinden her kim olirsa her amma herkestan ÅŸimdi bin kerem özir dileyecaÄŸsan ulan» derken elindeki tabancayı beline sokuÅŸturup az ötede tüm bunların sessiz ÅŸahitliÄŸini yapmakta olan yoldaşına «kalaşı baha ver» dedi.

Az önce esir ettiÄŸi yaratığın aÄŸzından duyduklarına çok ÅŸaşıran Garbis’e bulundukları küçük yerin havasının az geldiÄŸi her halinden belliydi ama yıllar önce etmiÅŸ olduÄŸu yeminden de vazgeçmemeye kararlı görünüyordu. Refakatındaki arkadaşına «Bu bizim hesabımiz yoldaÅŸ, bizi baÅŸbaÅŸa bırakip dışarida beklesen daha iyi olur» dedi. Dışarı çıkan arkadaşının ardından tekrar avına dönüp, «Devrımçi olmiÅŸsan demaÄŸh ha… demaÄŸh İstanbul’lara gidip solci olmiÅŸsan, ÅŸimdi de yalandan özir dilisen ki ben sana aciyam da affedem ha!» diye çıkışmasına «Yalan degilem Gerbis, eger baha inanmisan gidip Ziya Gökalp Lisesi’nin yan sokaÄŸinda eczakhana üstindeki (….) (7) dernegimiza git de hakkimda sor istesen, ben saha doÄŸrıyi söyledım bıremın» cevabını alınca, elindeki otomatik tüfeÄŸinin katlanan demir kabzasını sinirinden birkaç kez yan duvarına vurdu-durdu.

Papaz odasını birden anlatılmaz soÄŸuklukta bir sessizlik doldurdu, dizleri üstünde iki büklüm durmaktan yorulan Åžeyhmus Ziya Kartal’ın esaretine aldırış bile etmeksizin, pozisyonunu deÄŸiÅŸtirip sırtını duvara yaslayarak yere oturmasını sinirinden tir-tir titrediÄŸi halde öylece hareketsiz ve sessizce izleyen Garbis’in Dersimli yoldaşının ‘kendilerini yalnız bırakıp da dışarı çıkma’ teklifine hiç sesini çıkarmadan aynı anda çekip-çıkmasından ÅŸimdi ne kadar piÅŸmanlık duyduÄŸu biri bin parça duran yüzünden hemen okunuyordu. İçinden «ondan bizi yalnız bırakmasını istemeseydim keÅŸke» diye geçirdi, akabinde «arkadaşı burada olsa, daha da doÄŸru olurdu belki» diye düşündü. Kafası karmakarışıktı, ne yapacağını, nasıl davranacağını bilmez, biçare haldeydi. «Vay itoÄŸli, ula puÅŸtoÄŸlipuÅŸta baÄŸh, kıbraÄŸh gidip İstanbul’a devrımçi olmişım diye şımdi benden özir diliysen ha, ula… ben sehin özirınin içine edeyim, köpoÄŸli baha beni affet deyisen ha, ula seni affedenin ula» diye kendi kendini yiyor, kısa kısa adımlarla odada anlamsızca gidip-dönüp-turlarken, kalp atışlarının da giderek daha da hızla çarptığını hissediyordu.

Durdu birden, elindeki silahı sol koltuÄŸunun altına sıkıştırdı, sonra esirine yönelerek ellerinin iki iÅŸaret parmağını biri öbürünün üzerine gelecek ÅŸekilde haça benzeten ÅŸekle sokarak «Tükürsene ulan, haçımıza tükürsene itoÄŸlu, devrımçilar haça tükürmez degil? Solcilar khristiyanliÄŸha düşman degil deseler de, tükür de hiç olmasa o zaman tükürdügini yalamadığıni göreyim ulan !» diye bağırmasına karşılık onun «Sen beni aslinda çoÄŸ eyi anlisan Gerbis, çunki şımdi sen de devrımçi olmiÅŸsan… ben hatami çoÄŸdan anlamiÅŸam, kusurumu bağışliyasan isterem, beni affet ki vicdanım rehetlesin artığh, sona ister vur, ister kır amma evveli beni affet, suçımi affet bavemın, tek rıcam budir» nakarat halini alan cevabını duyunca daha da küplere bindi ve «Yokh ulan…seni affetmiyecaÄŸam, git geber… cehennema keder yolin var, seni vurmaÄŸhtan da beter edecaÄŸam ulan…affetmiyam seni puÅŸtoÄŸli, defol git buradan ve eyle et ki bir dıha bu dünyada karÅŸilaÅŸmiyaÄŸ senlen… çığh ulan kilisemizden, yeter oni kirlettığin alçaÄŸh herif, çıkh burdan… Khençepek’ten de siktir ol git, isterem Diyarbakır’dan da gidesen ulan, git iÅŸte İstanbul’a, orada senin kimi devrımçi, solci olanlarla sarılin birbirihize güninizi gün edin ulan… ben seni affetmiyem, bilesen…bu benim son sözimdir» diyerek otomatik silahının otuzüç kurÅŸun alan ÅŸarjörünü sanki onun vücuduna ardı ardına boÅŸaltıyormuşçasına içini boÅŸaltıp, rahatlattı.

Rahatlamış, sakinleÅŸmiÅŸti gerçekten… az önce sinirinden bas-bas bağırması üzerine odaya gelen yoldaşını karşısında görünce çok sevindi ve ona keyifle «Vurdim delikdeÅŸiÄŸh ettım puÅŸtoÄŸlini, dahasi vurmaÄŸhtan da beter ettım oni, gitsın kendi eceliyle gebersin itoÄŸlisi, ona SENİ AFFETMİYEM ULAN, bu benim SON SÖZİMDİR, defol git dedim!»

HafiflemiÅŸ yüreÄŸiyle Surp Giragos kilisesinin koca sütunları arasından dışarı çıkarken, ne papaz odasından gelen Åžeymus Ziya Kartal’ın inlemeleriyle, hıçkırıklara boÄŸuluÅŸunun giderek gayr-ı insani korkunç bir çığlığa dönüşmesini duyuyor, ne de o seslerin kilise duvarlarına çarpıp gerisin geri o vahÅŸi çığlıkların sahibine dönerek, onu ölmekten beter etmesini umursuyordu artık!

Dipnotlar:
(1): Khençepek şimdiki adı Diyarbakır olan şehrin öbür adı nam-ı diğer Gâvur Mahallesi de olan Ermeni mahallesidir.

(2): Dikranagert şimdi Diyarbakır diye adlandırılan şehre Ermenice verilen addır.

(3): O zaman olduğu gibi şimdi de bir Kürt örgütüne üye olan sözkonusu şahsın gerçek kimliğini kamuoyuna bildirmekten kaçınmak için kullanılan addır.

(4): Der Giragos, 1919 yılında İstanbul’da doÄŸan, 5.mayıs.1963’de Ermeni PatriÄŸi Åžnorhk Kalustyan tarafından Üsküdar Surp Khaç Kilisesinde papaz olarak takdis edilmesinin hemen ardından, 25.Haziran.1963’de görev yeri olan Diyarbakır’ın kendi adını taşıyan Surp Giragos kilisesine giden ve 15 yıllık dini bir hizmetten sonra artık toplumu kalmayan bir kilisenin iÅŸlevini yitirmesi nedeniyle, 20.Ocak.1978 tarihinde geri İstanbul’a dönmek zorunda kalması sonrası, Narlıkapı ve Yenikapı kiliselerinde görevine devam eden ve 9.Haziran.1997’de hayata gözlerini kapayan bir din adamımızdır. Batı Ermenistan’da hemen-hemen ayak basmamış olduÄŸu Ermeni yerleÅŸim yeri bırakmayan, özellikle de Diyarbakır, Siirt, Urfa, Mardin, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Dersim, Bingöl, Van, MuÅŸ ve Bitlis’te ezilerek yaÅŸamaya çalışan halkımızın tüm son Mohikanlarınca TAÅžRA ERMENİLERİNİN BABASI olarak çok sevilmiÅŸ ve sayılmıştır.

(5): Asıl adı Antranik Zor olan Anto Dayı, Dikranagert’i en son terkeden insanlardan biri olup, yazar Åžeyhmus Diken’in kaleme aldığı son denemesine adını veren GİTTİLER İŞTE söyleminin de herkes tarafından mutlaka bilinmesi gereken gerçek sahibidir. Kapısı ve pencerelerinin olmadığı zamanlarda bile, virane halindeki Surp Giragos kilisesinin anahtarını cebinde dolaÅŸtıran Anto Dayı son söyleÅŸilerinden birinde “Gittiler iÅŸte, hepsi gitti, bir tek ben kaldım geriye. Sahibi de, bekçisi de benim bu kilisenin“ diyerek acı gerçeÄŸimizi dile getiren Diyarbakır’da Ermeni kimliÄŸiyle yaÅŸayan SON MOHİKANLARDANDIR!

(6): Havuş, yerel lehçede avlu anlamında kullanılmaktadır.

(7): (…) iÅŸareti o zamanlar varolan bir Kürt örgütlenmesinin adını kamuoyuna bildirmekten kaçınmak için kullanılmıştır.

(*) MAKALE YAZARININ NOTU:

Dikranagerd Surp Giragos Ermeni Kilisesinin uzun yıllar kapalı kalmasından sonra onarılarak ibadete yeniden açılışına atfen tarafımdan kaleme alınan bu yazıda anlatılanların gerçekten yaşanmış olduğunu belirtmek boynumun borcudur.

Anlatımımın kahramanı, çocukluktan okul arkadaşım GARBİS ise, uzun yıllar Diyarbakır mahpusanesinin 5 No’lu zindanında zincirlenerek, en ağır işkence tezgâhlarından geçirildiği halde, düşmana ser verip, sır vermeyen bir yiğit olarak faşizme karşı direniş bayrağını en yükseklerde tutabilmeyi başaran o ÇOK AZLARIN en azlarından biri olduğu için de tüm ilerici-devrimci insan ve örgütlerin sevgi ve saygısına layık olmuş çok değerli bir Ermeni devrimcidir.

Tarihe ve bilginize sunulur…