Sait ÇETİNOĞLU
Koxuz.net
Bırakıp ardımda yuvamı
Nehir kıyısındaki harap evimi
Bırakıp Kars kentini
Bahçelerini ve derin mavi göklerini,
…
Gezinip dururum ÅŸimdi hep baÅŸka ÅŸehirlerde
anayurdum gözlerimin önünde
Yeghishe Charents
Böyle Bir Kars [1] adıyla yayımladığı incelemesinde Ludmila Denisenko, her ayrıntısının ve her nesnesinin dikkatle ve önemle çizildiği naif bir Kars tablosu çizer. Kars’ın hiçbir köşesini ve hiçbir nesnesini unutmadan nerdeyse her santimetrekaresini özenle çizip okuyucusuyla paylaştığı eseri bir entografik inceleme olduğu kadar Kars’ın, bir şehrin sesini kaybetmesinin de tarihidir aynı zamanda.
Denisenko, eserinin yazılış öyküsünü ÅŸu cümle ile özetler: Ölüm karanlıklara gömülme, yok olma olmamalı. Dilerim Kars benden çok yaÅŸasın. Ancak en azından bizim oradaki varlığımızın öyküsünün yaÅŸayacağını garantiye almak için bu kitabı yazmaya kaÂrar verdim. Denisenko’nun bizim oradaki varlığımız dediÄŸi Kars’taki Rus kökenli “TC†vatandaÅŸlarıdır.
Denisenko, çiçeği, böceği, dağı, nehri, dillere destan mimarisi, sokakları, bakkalı, kasabı, sinemaları, tiyatroları, operaları, değirmenleri, hamamları, bayramları, kazları, faytonları, kızakları, peyniri ve balı ile birlikte bize bir zamanlar Kars’ta yaşayan ve cumhuriyetle solan bu rengi hatırlatır… Estonlar, Duhaborlar, Malakanlar, Almanlar, Polonyalılar, Litvanyalılar, Ruslar…
Ne yazık ki bu renkler artık Kars’ın bugünkü puslu tablosunda yer almaz. Tek millet-tek dil politikası Kars’ın bu olaÄŸan üstü renklerini ortadan kaldırmış bir anlamda soldurarak bugünkü puslu tablosunu yaratmış, bir kentin nefesini keserek sesini kaybetmesine neden olmuÅŸtur: Kendimi bildim bileli bizim evde Kars konuÅŸulur: Kars’ta şöyÂleydi, böyleydi. Ben de evlenip çoluk çocuÄŸa karıştığımdan beri hep Kars anlattım sevdiklerime. Gün geldi; anlattıracak, soracak insanÂlarımız da tek tek bizi terk etti: Merak ettiklerimizin cevabı olmadığıÂnın ayırdına vardık acıyla. Bizler de Kars’ta yaÅŸadık, bizler de Kars’ı sevdik. Hem de ne sevdik; genlerimize iÅŸledi adeta; sevinçlerimizin, üzüntülerimizin, düşlerimizin odağı oldu Kars.
Biz bu yazıda Kars’ın kültürel ve etnografik zenginliÄŸinin incelenmesini bir sosyal antropolaga ya da halk bilimciye bırakarak, Kars’ta uygulamaya konulan etnik temizliÄŸe odaklanırken, Denisenko’nun özlü Karslı tanımına yer vermeden de geçemiyoruz: Tarih boyunca sürekli olarak el deÄŸiÅŸtirmiÅŸ olan serhat ÅŸehri Kars’ın tarihi hep yeni hükümranların politikalarına ayak uydurma ya da reddetme tarihidir aynı zamanda. Bu neÂdenle Kars her daim kiÅŸilikli olmuÅŸ, Kars’tan çıkan insanlar hep farklı olmuÅŸ, baÅŸkalarının arasından sıyrılmışlardır hep.
Malakanlar
“TCâ€nin kurucu ideolojisi düşman paranoyası ile maluldür. Bu bakımdan kurucu kadro kendinden baÅŸkasını düşman olarak algılar. Kars’ı oluÅŸturan renkleri ve etnik çeÅŸitliliÄŸine tahammülsüzlüğü de buradan kaynaklanır. Bu unsurlar hakkında raporlar tutulur ve bunların tüketilmesine karşı her tür çabaya baÅŸvurulur. Bölgeyi iyi bilen kurucu kadrodan Karabekir bu politikaların hayata geçirilmesinde en önemli figürlerinden biridir. Kâzım Karabekir, övgüyle söz etse de onların Malakanlar’dan tehlikeli ve şüpheli unsur olarak görülmelerine yol açan raporları da yine kendi tutmuÅŸtu. Bu barışçıl Malakan halkı kimseye yaranamamıştır. Rus Çarlığı Malakanların halkı hakim kilise yolundan çıkaracaklarından Türkiye Cumhuriyeti ise bölge halkını BolÅŸevikleÅŸtirebileceÄŸinden korkmuÅŸtu.
Malakanların cemaat yaÅŸamı, paylaÅŸmacı yaÅŸam görüşleri o dönemde tüm dünyada yoksul halklar arasında ilgiyle karşılanan ‘komünizm’le suçlanmalarına neden olmuÅŸtu. Onların bu doÄŸal yatkınlığı, Rus elçisi Medivani, daha sonra da Mustafa Suphi’nin köylerini ziyaret etmesi Kâzım Karabekir’in sözleriyle “kendi halinde çalışkan bir kavim olan Malakanlann ifsad edilmesine ve felaketlerine sebep olmuÅŸtuâ€.
Kurucu kadro etnik temizliğin en önemli aparatlarından biri olarak zorunlu askerliği görmüştür. Malakanları askerlikle tehdit ederek coğrafyalarından ayrılmaları zorlanacaktır. Bunun için yönetimin görünür bir zor kullanımı da yoktur! Bu unsurlar kendiliklerinden yerini yurdunu terk etmektedir.
Oysa 13 Ekim Kars AnlaÅŸması’nda kararlaÅŸtırılan durum tam tersidir. Kars’taki azınlık unsurların askerlik yükümlülüğü yoktur. 13 Ekim 1921′de Kars’ta Türkiye, Ermenistan, AzerbayÂcan ve Gürcistan arasında imzalanan dostluk anlaÅŸmasının 11 numaralı maddesi şöyleydi:
“BaÄŸlı taraflardan birinin öteki tarafın topraklarında otuÂran uyrukları, yerleÅŸmiÅŸ oldukları ülke yasalarından doÄŸan hak ve görevlere uygun biçimde iÅŸlem görmekle birlikte, uluÂsal savunmaya iliÅŸkin yasalardan bağışık tutulup onlara uymaları istenilmeyecektir. Aile veraset hakları ile ehliyete iliÅŸÂkin iÅŸlerde de tarafların uyrukları iÅŸbu madde hükümlerinin dışında kalacaklardır. Bu konular bir özel anlaÅŸma yapılarak çözümlenecektir.â€
Malakanların ulusal savunmaya iliÅŸkin yasalardan bağıÂşık tutulacağı kararlaÅŸtırılmış olduÄŸu halde Türkiye anlaÅŸma sonrasında bu madde ile vermiÅŸ olduÄŸu taahhüte uymamış, Malakanları askere almaya kalkışmış, onları Türkiye’den gitmeye zorlayacak bir politika benimsenmiÅŸti.
“TC†imzaladığı anlaÅŸmayı daha mürekkebi kurumadan ihlal etmekten çekinmez: Çiçerin’in Büyükelçi Ali Fuat Cebesoy’a verdiÄŸi notalarda “Kars bölgesinde yaÅŸayan Rus halkının zorla askere alınması da XII. maddeyi ihlal edici keyfi bir haÂrekettir ve bunu da ÅŸiddetle protesto ederiz…†denmesine karÂşın, bir ÅŸey deÄŸiÅŸmez. Bunu R.S.F.S.C. DışiÅŸleri Halk Komiseri Çiçerin 13 Kasım 1921 tarihli son notasında:
“Rus hükümeti üzüntü duyarak defalarca yaptığı uyarı, protesto ve istemlerine raÄŸmen, Kars bölgesinde yaÅŸayan Rus halkının her türlü yasa dışı kovuÅŸturmaya ve baskıya hedef olduÄŸunu belirtmek zorundadır. Daha önceleri de belirtmiÅŸ olduÄŸum gibi Rusya ile Türkiye arasındaki iliÅŸkilerde özellikÂle bu soruna büyük önem vermekteyiz. Ancak bu günlerde Kars bölgesinden almış olduÄŸumuz haberler; Türk makamÂlarınca Rus halkına karşı baskı hareketlerine son verilmediÄŸi gibi tersine, daha da arttırdığını göstermektedir. Bütün haklar ve Moskova AnlaÅŸması hükümleri çiÄŸnenerek, Sovyet topraklarına geçmek isteyen Malakanlar Türk uyruklu kimseler gibi kabul ediliyor, üstelik silah altına alınıyor. Bu ise eÅŸine zor rastlanır bir keyfi davranıştan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir (…) Bu dayanılmaz eylemleri ÅŸiddetle protesto edip isyan duygularıÂmı açıklarken özellikle Türk temsilcisi Kâzım Karabekir’in Rus temsilcisi YoldaÅŸ Ganetski ile yaptığı görüşmelerde, Kars ilini terk etmek arzusunu bildirmiÅŸ olan Malakanların Türk uyrukÂluÄŸunda kalmasını ve silah altına çaÄŸrılmasını kabul ettiÄŸimi iddia etmesi karşısında duyduÄŸum ÅŸaÅŸkınlığı ifade etmek isteÂrim. Hiçbir aslı ve dayanağı olmayan bu iddia beni son derece hayrete düşürüyor ve resmen ÅŸunlara bildirmeme zorluyor: Bu asılsız iddialardan çıkacak bütün sonuçlar ve bu sonuçlaÂra kanan ve ÅŸaşıran Rus temsilcilerinin yapacakları herhangi bir açıklamanın hiçbir hükmü yoktur. Rusya hükümeti Kars bölgesinden çıkmak isteyen ve bu isteklerini resmen bildiren bütün Malakanların Rus vatandaşı olarak sayılmasını, MalaÂkanların Türkiye’de askeri göreve alınma giriÅŸiminin yasa dışı kabul edileceÄŸini ve ÅŸimdiye kadar bu üzücü olaylara meydan veren Türk sorumlularının cezalandırılmasını resmen ve keÂsinlikle talep eder. Åžunu da ekleyeyim ki vaktiyle Rusya’ya göç etmek olanağına sahip olmayan Malakanların bugün buÂlundukları yerde bir yıl daha kalma hakları bulunduÄŸuna iliÅŸkin resmi bir mutabakat bulunmaktadır [2] (…) Türkiye’de kalÂma kararını alan Malakanlara gelince, bizce bu Malakanlara, milli azınlıkların haklarına karşı saygı gösterileceÄŸini belirten Misak-ı Milli’nin Moskova AnlaÅŸması ile kabul etiÄŸimiz ilkeÂlerin uygulanması doÄŸru olacaktır.â€
2 Aralık 1921 tarihli notada ise, Hıristiyanların muaf tuÂtulduÄŸu askerliÄŸe tabi tutma uygulamasına deÄŸinilerek, Kilikya’da bütün Hıristiyanlar, Kars’ta ise diÄŸer HıristiÂyanlar askerlik görevinden muaf tutulurken, Çarlık zamanınÂda bile askere alınmayan Malakanlar bugünlerde silah altına alınıyorsa bunun ne anlama geldiÄŸini çok iyi anlamaktayız†denilmektedir.
1922′de savaÅŸ sonrasındaki anti-BolÅŸevizm saplantısının kurbanı olan yirmi binden fazla Malakan, Türklerle evli kızlarını, ölülerini, hemen hemen tüm mal varlıklarını bırakarak kırk yıl önce geldikleri Kars’tan istemeye istemeye ayrılmışlardı. Dayatılan tüm koÅŸullara boyun eÄŸen küçük bir Malakan azınlık Türkiye’de kalmışsa da gözlerin sürekli üzerlerinde olması, anlamsız baskılar ve “at nalı tabyası†denilen ve tabyaÂdan askeri hapishaneye çevrilen yerde sudan bahanelerle haÂpis tutulmaları ve dövülmeleri gibi kasıtlı uygulamalar sonucu 1962 sonrasında da Sovyetler BirliÄŸi’ne ya da Amerika’ya göç etmeyi seçeceklerdi. Hayatta kalanların anlattıklarına bakılırsa Malakanlar Türkiye’yi terk etme kararı aldıklarında lider sayıÂlan köyün yaÅŸlıları günlerce nezarette tutulup sorguya çekilÂmiÅŸ hatta falakaya yatırılıp bazı soruları yanıtlamaları istenÂmiÅŸti. YaÅŸlı baÅŸlı adamlar ÅŸiÅŸmiÅŸ ayaklarıyla yürümekte güçlük çekiyorlarmış çıktıklarında. Malakanlara uygulanan baskı ve ÅŸiddet diÄŸer unsurlar içinde geçerlidir.
Askerlik ayrımcılığın ve baskının en rafine yaÅŸandığı bir kurumdur. “Azınlıkların†zorunlu askerliÄŸi yaÅŸamlarının bu kesitinde ayrımcılığı ve baskıyı iliklerine kadar hissettikleri bir zaman dilimidir. Askerlik yapmış olan bir Karslı kuzen şöyle yazmış: AskerÂde boyuna zincirle takılan ufak plakalara künye denir. Adın, soyadın, ÅŸuben, tertibin, kan grubun bu künye üzerindedir. SaÄŸ alt köşede ise Müslümansan M, deÄŸilsen GM harfleri yazıÂlıdır. Biz gayrimüslim askerler de birbirimize General Motors diyerek ÅŸakalaşırdık.†Her azınlık unsurda olduÄŸu gibi Kars azınlıklarının zorunlu askerlikle ilgili olumlu bir yaÅŸantıları yoktur. Askerlik hem kendileri hem de aileleri için katlanılmazdır.
Denisenko iki trajik örnek verir: 1960′larda kendinden küçük karÂdeÅŸi askere gitmiÅŸti. İlk çocuÄŸu kuzinim Sonya’yı doÄŸurduÄŸu yıldı. Anya teyzenin kardeÅŸi askerde nasılsa vurulmuÅŸ ölmüş, cenazesini getirip bizim eve teslim etmiÅŸlerdi. Kocaman uzun sandık evin önündeki camekânlı balkonda köye nakledilmeyi bekliyordu. Kimse lohusa Anya teyzeye bu acı haberi vermeÂye cesaret edememiÅŸti. Derken sandık gözünden kaçmamış, içinde ne olduÄŸunu sormuÅŸtu. “YaÄŸ, köye gidecek!†diyerek geçiÅŸtirseler de harika yemekler yapan Anya teyze taze yaÄŸÂdan biraz almak istemiÅŸ, kendi kendine kapağı kaldırdığınÂda ölmüş kardeÅŸiyle karşılaşınca dünya başına yıkılmıştı. O günden sonra o munis kadın bir daha kendine gelemedi. Kolya – Nikolay amcanın askerliÄŸi sırasında ne yaÅŸamışsa aynı insan olarak askerlikten dönemeyecektir. Askerden döndüğünde aynı insan deÄŸildi. Bütünüyle huyu suyu deÄŸiÅŸen Koka önce alkol, sonra da uyuÅŸturcu haplar kullanmaya baÅŸlamış ışıklı halini yitirmiÅŸti. Askerlik Kolya’yı yıkıma uÄŸratmıştır.
Cumhuriyet’in ilk yıllaÂrı geçip de Türkiye’de komünizme karşı tedbirler alınmaya baÅŸlandığında, devletin eski refleksi bir kez daha devreye girmiÅŸtir: Güven duyulmayan, devletin zaaf gördüğü bölgelere, baÅŸka bölgelerden oranın nüfusu ile uyuÅŸması zor bir kitle getirilip yerleÅŸtiriliyordu. Malakanların Türkiye’ye geldikleÂri gibi gitmelerini saÄŸlamak için ilk adımlar böyle atılmıştı… KomÅŸuları Malakanların tarlalarına, kendi ekmedikleri ürünleri toplamaya dadandılar. Malakanlar buna seslerini çıkarmadılar. Ancak bu kez de kendileri açlıkla yüz yüzeydiler. Bir gün bir Malakan köylüsü komÅŸusunu tarlada son patatesleri de çalmaya yeltenirken yakalar. “İsteresen onları alma da ben tekrar ekebileyim, o zaman yeni patateslerÂden alabilirsin†der.
Aslında hiçbir zaman Malakanlardan gelen bir tehdit söz konusu değildir. Savaş döneminde Malakan köylerinde askerler beslenir. Bunlardan biri de Çakmak köyüdür. Çakmak köyünde ordugâh kuran Türk ordusuna; günlerce sıcak ekmek, 300 hayvan kesip taze et sağlamış, köylülerin askerlere adeta çocukları gibi baktıkları anlatılır. Çakmaklı Malakanlar zafer zamanında da defalarca Kazım Karabekir’le maiyetindeki kişileri şenlik çadırı kurup günler süren ziyafetlerle ağırlamışlardı.
Devlet nihayet politikalarının sonucunu alarak Malakanları kovmayı baÅŸarmıştır. Ancak Malakanlar giderken bunu ifade etmekten çekinmezler: Çalgavur’un Malakanlarının TürkÂlerle evli olmayanlarının tamamı 1962′de Rusya’ya göçmüş. Köyün en soylu ve zengin insanlarından biri olan Simyon Dayı hem çok zengin, hem kültürlü hem de herkesin saygı gösterdiÄŸi dürüst bir adammış. Bu nedenle vali, askeri erkân onunla ahpaplık eder birlikte gezer, yer, içerlermiÅŸ. Rusya’ya gitmeye karar verdiklerinde Kars’ın ileri gelenleri onu vazgeÂçirmeye gelmiÅŸler; “gitme, etme†demiÅŸler ama Simyon bütün dobralığıyla “Vallahi suç sizde†diye cevap vermiÅŸ. Ne de olsa Denisenko’nun dediÄŸi gibi Karslıdır!
Devlet, Malakanların kiÅŸisel mallarını yanlarında götürme izni vermiÅŸti ama para götürmeye izinleri yoktur. Bu nedenle çoÄŸu altına çeÂvirdikleri paralarını köylerine gömerek gitmiÅŸlerdir. Bu altınlar onlar gittikten sonra bütün bölge ve evleri deÅŸilerek arandı. Simyon amca gibi bazılarınınki bulunmuÅŸ; ama yerli halk bu paraların uÄŸursuz olduÄŸuna inanır ve Çalgavur’un dağında bir Kürdün davarlarını otlatırken Malakanların gömdüğü bir teÂneke altın bulduÄŸunu ancak bu paranın ona haram olduÄŸunu, hiç hayrını görmediÄŸi gibi tam bir yıl sonra aynı daÄŸda donaÂrak öldüğünü anlatırlar. Kısaca Kars azınlıkları için “Cumhuriyet†Kars’ta ayrımcılık, baskı ve sürgün olarak tecelli eder: Cumhuriyet kurulduktan sonra Kars’ta önceleri bir süre her ÅŸey teslim alındığı gibi bırakılmış. Ancak izleyen yıllarda devlette bir güvenlik kaygısı oluÅŸmuÅŸ. Buradaki beyaz ordu kalıntısı Rus asker ailelerini Kastamonu, Çankırı, Yozgat gibi iç bölgelere sürmüşler. Sadece asker ailelerinin sürülmüş olÂduÄŸu iddia edilse de, bugün İstanbul Teknik Üniversitesi’nden emekli olmuÅŸ Malakan kökenli bir ünlü hocanın deÄŸirmenci olan babası Alexandr Popkov ile kardeÅŸi Yosif’in de Çankırı’ya sürülmüş oldukları biliniyor. Hocanın deÄŸirmenci babası Çankırı’da gazinoda çalışarak ailesine bakmış.
Sınırlı arÅŸiv belgelerine baktığımızda Kars’tan ilk sürgünlerin 01.06.1924 öncesinden baÅŸladığını anlıyoruz. İskan ve AÅŸair Umum Müdürlüğü’nün Kars’a yazdığı bir yazıda “Kars’tan baÅŸka yerlere nakil ve iskan edilen muhacirlerin miktarlarıyla nerelere iskan edildiÄŸinin bildirilmesiâ€ni istediÄŸi bir yazı var, 1926’da bir baÅŸka sevkiyatın yapıldığını 20.11.1926 tarihinde “Kars’tan sevk edilen mültecilerin yol masrafları için istenen paranın Sivas’a gönderildiÄŸi†söylendiÄŸi yazıdan anlıyoruz, bunların muhtemelen Yozgat’a sevkiyatın yapıldığı 20.11.1926 tarihli “Kars’tan Yozgat’a sevk olunan mülteciler için iaÅŸe ve yol masraflarının karşılanması için havale gönderildiÄŸi†yazısından çıkarmak mümkün.
Bir başka 08.12.1926 tarihli yazıda “Kars’tan nakledilecek muhacir ailelerinin sevklerinin ilk bahara tehiri†söylendiğine göre başka kafileler de var. Bu sevkler için sürgün terimi kullanılmamış, bu sürgünlerin gayrimenkulleriyle ilgilenilmesi de ilk Ermenilerden başlanmış. 30.06.1924 tarihinde “Kars vilayetinde Ermeni emvalinden ne kadar ev bulunduğunun tesbiti†istenmiştir.
090.1.1929 tarihli ve 7547795-29 sayılı kararnamede “Rusya ve Kafkasya’dan gelerek Kars, Ardahan ve Artvin’e yerleşen ve oralarda ikametleri mahzurlu görülerek iç vilayetlere nakledilen şahıslardan hasta ve ihtiyar olanların memleketlerine iadelerine†dair bir kararname var. Buna göre sürgünler 1928’den önce başlamış olmalı. 03.01.1927 tarihinde Halk Partisi müfettişi Esat bey (muhtemel Ahmet Esat Uras’tır) bir Kars Raporu [3] hazırlamıştır. Sürgünler muhtemelen bu rapor sonucu olmalı. 08.03.1939 tarihli maliye ve adliye vekilliklerince “önceleri Rus istilasında bulunan Kars ve diğer yerlerinde ki bir takım mütegallibenin araziye sahiplik iddiaları üzerine bir takibat†yapılarak raporlanmış. Bu rapor, Kürtlerle olan mutabakatın Şeyh Said ve Ağrı direnişi esnasındaki bozulmasından kaynaklıdır. Daha önce kullanmasına göz yumulmuş Ermeni gayrimenkullerin Kürtlerin elinden alınarak sürgüne gönderilmelerine dairdir. Buna benzer sürgünler de devam eder: 20.09.1931 tarihinde Çıldır’dan sürgün edilen 200 aile, Hamişoğullarının sürgünü 05.06.1936’da … gibi.
Rus Azınlıklar
Denisenko, Kars’taki baskı ve ayrımcılığa verdiÄŸi bir çok örnek verir, bunların içinde bir genç kızın yaÅŸadıkları çarpıcıdır: Kars’ta teÄŸmenlik yapan ve birkaç sene evvel askeri okuldan mezun olup üstteÄŸmen olmaya hazırlanan Feyyaz adında genç bir adamdı. Askeri okuldayken Rusça öğrendiÄŸi için Kars’a gönÂderilmiÅŸti. Haftada bir evimize gelip ders alır, konuÅŸmasını ilerletmeye uÄŸraşırdı. KardeÅŸlerim telaffuzunu komik bulup onunla dalga geçerlerdi. Aradan aylar geçti, arada beni sineÂmaya, orduevindeki yemeklere falan davet etmeye baÅŸladı. Tipim olmasa da, genç insanlarız, arkadaÅŸ olmanın zararı olÂmaz diye onunla ara sıra yürür, sohbet ederdim. Bir gün yine sinemaya gidecektik, baktım gelmedi. Ders günü geldi, geçti gelmedi. Ben ne olduÄŸunu merak ederken arkadaÅŸlarından biri onun Kars civarında bir yerde gözaltında hapis olduÄŸuÂnu haber verdi… O gün aÄŸzımla kuÅŸ tutsam asla bir yerden öteye geçirilmeyeceÄŸimi, adeta damgalı sınıfa mahkûm olduÂÄŸumu anladım. Biz gözlerinde hep gavur kalacaktık ve her fırsatta bu yüzümüze vurulacaktı. Bu olay üzerine iÅŸimden ayÂrılmaya karar verip istifa ettim. Bana nedenini sorup durdular. Cevabım ‘Siz benden daha iyi bilirsiniz’di. Kars’ta azınlıklarla arkadaÅŸlık kurmak dahi tehlikelidir!
Kars’ta da baÅŸka boyutta bir McCarthy’cilik peydahlanmıştır. Bunda da en büyük zararı Rus azınlıklar görmektedirler: Rus düşmanlığı, komünizm düşmanlığı ile katmerlenmiÅŸ, “Moskof uÅŸağı†düşmanlığına dönüşmüştü. BolÅŸevizmi ciddi bir tehlike olarak gören siyasal çevrelerde BolÅŸeviklik konusunÂda cadı kazanları kaynatılmaya baÅŸlanmış; anlayan anlamayan herkes çoÄŸu zaman siyasal iktidarın yanında yer almak dürtüÂsüyle insanları BolÅŸevik olmakla suçlamış, ülkeyi BolÅŸeviklerin ele geçireceÄŸi yolunda senaryolar üretmiÅŸlerdi. Bu kiÅŸilerden biri olan Rıza Nur, Moskova’ya görüşme için gönderilen heÂyette yer almıştı. Rıza Nur tuttuÄŸu raporlarda bazı Karslıları ihbar etmiÅŸti. O yıllarda Ani’yi gidip görmek bile tehlikeliydi ve şüphe çekerdi. İnsanlar Ani’yi geziyor, Rus KonsolosluÄŸuÂ’nun önünden fazla geçiyor gibi gerekçelerle MİT tarafından izleniyor, sorguya çekiliyor, iÅŸkence görüyorlardı. Rıza Nur, bir baÅŸka giriÅŸiminde Ani kentinin taÅŸ üstünde taÅŸ kalmamacasına imha edilmesini de hükümete önerecekti. Ankara’daki Meclis ise bir taraftan BolÅŸeviklerle iyi geçinmeye dikkat ederken diÂÄŸer taraftan ülkede BolÅŸevizmin ve sosyalist düşüncenin engelÂlenmesi için her türlü önlemi almayı sürdürüyordu.
Bu baskı aparatının en önemli ayağı Kars’a gönderilen devlet görevlileridir. Bu görevliler özel görev için orada bulunmaktadırlar: Bu gibi nedenlerle Kars’ta büyük bir terör estirildiÄŸi, baÅŸka bölgelerden tayin edilmiÅŸ memurların yerli halkı suçlayarak, gözdağı vererek sindirdikleri, birbirlerine düşürdükleri biliniÂyor. Orhan Pamuk’un romanı, Kars’ı sadece o loÅŸluÄŸu, korku ve dedikodu dolu güvensiz ortamı yansıtmaktaki becerisi neÂdeniyle beÄŸenmiÅŸtim. Kars’tan, Kastamonu, Çankırı, Yozgat’a büyük çaplı sürgünlerin olduÄŸu kesin bir bilgi.
Devlet Kars’taki küçücük bir “azınlığa†dahi dayanamamıştır. Kars’tan ilk sürgünler, Rus azınlıkta ve Kars’ı terk etmemiÅŸ olan yerli halkÂta doÄŸal olarak var olduÄŸundan kuÅŸku duyulan Rusya sempatizanlığı ve dolayısıyla korkulan komünist yandaÅŸlığına karşı bölgeyi sterilize etmek amacını taşıyordu. Oysa ki Kars’ta yaÂÅŸayan Azeri olsun, Karapapak olsun tüm Kafkas kavimlerinin çocukları, Kafkasya’yı iÅŸgalinden dolayı esasında son derece Rus karşıtı ve milliyetçidirler, o zamanlar da öyleydi. Kars’tan sürülmeleri 1927-1952 arası yıllarda yönetsel düzeyde netlik kazanmamış pek çok ÅŸeyin varlığını gösteriyor [4]. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Cemil Koçak’ın “Umumi MüfettiÅŸlikler†kitabından çıkarsanabileceÄŸi gibi o dönemde 3. bölge ilan edilen Kars’ta Umum MüfettiÅŸlik BaÅŸkanı, Kars’tan göç gerektiÄŸini saptıyor. 5. müfettiÅŸliÄŸin bölgedeki demografik yapıda deÄŸiÅŸiklik geÂrektiÄŸine dair yazısı mevcut. Umum müfettiÅŸliklerinin Kars’ta Rus casusu olabileceklerin varlığına deÄŸinen raporu, özellikle 1946′larda Kars’ın Azeriler, Karapapaklar gibi yerli halkına uygulanan sürgünün dayanağı olmuÅŸtu.
Son olarak Denisnko’nun ailesinden trajik bir örneÄŸe yer verelim. Örnek bir anlamda kar azınlıklarının yaÅŸamını özetler: Dedemin adı Grigori Nimsof’tu. Resmi kayıtlarda Krikor Nimso olarak geçiyor. DoÄŸumu 1896-1900 arasında Astrahan’da olmalı (Annem babasının Astrahan kökenli olÂduÄŸunu söylerdi). Kars’a kaçtığında gencecik bir beyaz ordu mensubu, en fazla bir yüzbaşı olmalıydı. Beyaz ordu 1920′de Astrahan savunmasında yenilmiÅŸ, ordu mensupları çil yavrusu gibi dağılmışlardı. Dedem kendini bir biçimde Kars’a dar atanlardandı. Burada âşık olmuÅŸ, kısa sürede evlenmiÅŸ, çocukları olmuÅŸ yepyeni bir hayata yelken açmıştı. Onu taÂnımış olanlar çok yetenekli olduÄŸunu fısıldarlar: MarangozÂluk, oymacılık, kürk terbiyesi, dabaklama, keman yapım ve tamiri, sabun ve votka yapmak gibi birçok dalda uÄŸraÅŸları vardı. (Kaderin cilvesine bakın ki, yıllar sonra kayınvalidem olacak İsmet Pazarbaşı’nın kemanını da o yıllarda dedem taÂmir edermiÅŸ). Onun hakkında anlatılanlardan gözümün önüÂne ekmeÄŸini taÅŸtan çıkarabilecek, kolay çökmeyen, azimli biri geliyor. Bütün bu vasıfları, kendilerini biri ana karnında ufacık iki bebeyle sürgün kafilesi içinde bulmalarına engel olamazdı tabii ki. Kastamonu’da sürgün bitiminde salıverildiklerinde, asla Kars’a dönmemeleri tembih edilmiÅŸ, ellerinde bir bohçayla hiç bilmedikleri İstanbul’da bulmuÅŸlardı ailecek kendilerini. Dedem Büyükdere’de Bahçeköy yolu üzerindeÂki 1932′de açılmış olan Tekel Kibrit Fabrikasında bir süre çalışmış. Karaköy’deki Rus Ortodoks Kilisesi sahip olduÄŸu hanın odalarını ihtiyaç sahibi yoksullara sembolik bir ücretÂle kiralıyordu.
Kadınlar İstanbullu hanımlara dikiÅŸ dikerek, aşçılık ve temizlikçilik yaparak sebatla tencerelerini kaynatmayı sürdürdüler: Çocukları küçük, İstanbul’da yaÅŸam periÂÅŸanlıktı. Kars’taki nezih yaÅŸam ortamından sonra İstanbul’da sığıntı yaÅŸama alışamayan anneannemin zorlamasıyla Kars’a dönmüşlerdi. BaÅŸlarına gelenler de asıl o zamandı. Kars’ta ihbarlar olaÄŸan, tutuklamalar sıradanmış. Tutuklananlardan biri de dedem. Tutuklanma tarihi annemin anlattıklarına göre (O sırada 14 yaşında imiÅŸ) 1940-41 gibi. Biri Malakan, birÂkaç arkadaşıyla tutuklanmış. Dedemin sekiz yıl Ankara’da ve Erzurum’da hapislerde süründürüldüğü bu zaman zarfında adeta kaybedildiÄŸi, ailesine hakkında hiçbir bilgi verilmediÄŸi biliniyor. Aklıma gelen 1927′de görevini tamamladığı bilinen “İstiklal Mahkemeleriâ€nin ya da benzerlerinin daha uzun süre çalıştığıdır. Bu mahkemelerde avukat tutmanın yasak olduÂÄŸunu, kararların temyize götürülemediÄŸini biliyoruz. Sonuçta dedem “komünist general†suçlamasıyla Erzurum Mal MeydaÂnı’nda asılarak infaz ediliyor. General olmadığı da kesin. Zaten T.C. vatandaşı olmuÅŸ bir sivildi. Ölüm kaydını bir avukat arÂkadaÅŸ eski nüfus kayıtlarından bulmuÅŸtu: 04.06.1947, Erzurum. İdamına iliÅŸkin bir kararname olmalı diye düşünüyorum. Ama nasıl ulaşılacak? O sırada en fazla 50 yaşında olmalı. İdam edilenleri ibret için bir süre ipte bırakırlarmış. Onu o halde o sırada askerliÄŸini yapmakta olan öz be öz amcam meydanÂdan geçerken görmüş, haber vermiÅŸti. Yoksa kimseye bir ÅŸey bildirileceÄŸi de yokmuÅŸ. Yedi yıl hapiste süründürüldükten sonra göğsüne Rus generali yaftasıyla asılması nasıl haklı bir gerekçeye dayandırılabilir?
NOTLAR:
[1] Ludmila Denisenko, Böyle Bir Kars, Heyamola Y. 2011.
[2] Hükümet daha sonra 28.02.1929 tarihinde ve 431-148 sayı ile “Elviyey-i Selasede Sovyetler Birliği tabiyetine geçenlerin gayrimenkullerini tasfiye etmeleri için 1 yıl süre verildiği bunun dışında gayrimenkuller üzerinde bir hak iddia edilemeyeceğine†dair bir kararname de çıkarır. BCA 30.10/247.674.10
[3] BCA 30.10/78.518.10
[4] Kars sürgünleri ile ilgili yargılama dosyaları da diğer yargılama dosyaları gibi büyük ihtimalle halen Meclis arşivinde saklanmaktadır. O dönem siyasi (o dönem her şey siyasi olarak algılanmıştır) davalara bakan mahkemelere de bir anlamda İstiklal Mahkemesi statüsü verildiği söylenebilir.