Doğan Akhanlı
Devrimcikaradeniz.com
Madrid’te Goethe Enstitüsünün misafirhanesine taşındığım günlerde Sarkis Hatspanian aradı. İlias Uyar’ın dayısı Sarkis Hatspanian, Erivan’da yaÅŸamaya karar vermiÅŸ Türkiye ile başı belada bir Fransız vatandaşıydı. Ermenistan’ın KarabaÄŸ Savaşından sonra kahraman ilan ettiÄŸi beÅŸ insandan biriydi. 2004 yılında “Kıyamet Günü Yargıçlarını” okumuÅŸ, bunun bir Türk tarafından yazılamayacağına kanaat getirmiÅŸti. Aynı yıl Köln’e geldi, görüştük. Aramızdaki diyalog baÅŸka kelimeler aracılığı ile vuku bulmuÅŸ olabilir:
Türk müsün gerçekten? diye sordu.
Türkiye’nin vatandaÅŸlığından atıldığımı, ama ana dilimin Türkçe olduÄŸunu söyledim. Arkasından sinirlerimi alt üst eden bir sürü soru daha sordu, bunaldım. Kıyamet Günü Yargıçları’nı Ermeniler için mi yazdın? diye sorunca, yok, diye patladım, kendim için yazdım! BaÅŸka bir cevap verseydin, canına okumuÅŸtum, dedi. ArkadaÅŸ olduk. 2005 yılında Ermenistan’da, Erivan’da 15 gün yaÅŸadım. Kısa sürede beni Ermenistan’ın tanınmış bir ÅŸahsiyeti yaptı. BeÅŸ yıl sonra, 2010’da ikimiz de tutukluyduk. Ben İstanbul’da, Sarkis Erivan’da. İkimizin de babası biz tutukluyken vefat etti. Hadi ben “haindim†diyelim, cenazeye katılmama izin verilmedi. Sarkis Hatspanian kahramandı. Ama devletin tepelerinde dönen dolaplara yolsuzluÄŸa tahammül edememiÅŸ, baÅŸkaldırmıştı. Kahramandı. Ama bana satır satır okuduÄŸu, ayetlerin altını çizdiÄŸi, boÅŸluklarına not aldığı İncili hediye eden babası vefat ettiÄŸinde onun da cenazesine katılmasına izin vermediler. Tutuklu olduÄŸum aylarda, Erivan’daki cezaevinde, benimle dayanışma eylemleri baÅŸlattı. Ermenistan’ı ayağı kaldırdı. Babam öldüğünde, tutuklu bulunduÄŸu cezaevinde, babam için Hıristiyanlar’a özgü bir ayin düzenledi. Benden çok sonra uluslararası baskılar sonucu serbest bırakıldı. İnat etti, vatandaşı olduÄŸu Fransa’ya dönmedi. İlias ve Peri’nin, Madrid’ten ayrıldığı gün Lyon’dan aradığında iade edileceÄŸim telaşı içindeydi ama mücadeleci karakteri deÄŸiÅŸmemiÅŸti. Meraklanma dedi, seni Türkiye’ye yedirmem! Seni Almanya’ya götürmek için hemen yola çıkıyorum.
Kararından vazgeçirmek için akla karayı seçtim. Yok, dedim, bu sefer normal yollarla döneceğim. Sen nasılsın, diye sordum öylesine. İyiyim diyeceğini sanıyordum her zamanki gibi. Sigara kullanmaz, içki içmez, girdiği mekana ışık saçan çok sağlıklı bir insandı. Kötüyüm Doğan, dedi, her an ölebilirim. İlias’ın bilmesini istemiyorum, dedi, söz ver dedi, söylemeyeceğine.
Enstitü’de herkes evine gittikten sonra koskoca binada tek başıma kaldığımda duygu dünyam karmakarışık oldu ve Sarkis Hatspanian’ın sırrını nasıl taşıyabileceğimi bilemedim. Devasa bir yalnızlık çukuruna gömüldüm. Yanıma aldığım, 2066 adlı roman kâr etmedi, Günay Ulutunçok’un yıllar yıllar önceki “Ez Kurdim-Ich bin Kurdin†başlıklı fotoropörtajı kâr etmedi. Televizyonda krimi filmler, kabareler, düzeysiz tartışma, mide bulandırıcı yarışma programları kâr etmedi. Faceebook’taki saçma sapan tartışma ve çatışmalar kâr etmedi. İçtiğim iki litre bira kâr etmedi. Geceyarısına doğru başlayan ağlama krizimi bir türlü durduramadım. Peri’yi telefonla aradım ve aldığım o kötü haberi söylemeksizin sabaha kadar uykusuz bıraktım onu. Sonraki günlerim de kötü geçti. Bedene ve ruha dair ne kadar hastalık varsa üstüme üstüme geldiler.
20 Ocak 2018 tarihini de, öğlenden sonra saat on dört sularında, ömrünü Soykırım kurbanlarının adaletine adamış arkadaşım Sarkis Hatspanian hayata gözlerini yumdu. Belki ölmedi de, bizlere hayatla vedalaşmanın da bir direniş biçimi olduğunu öğreterek dinlenmeye çekildi.
Toprağımız bir olsun Sarkis!