Sibel ÖZBUDUN
Demokrasiveozgorluk.org
“İnsan çevresine
yüreğiyle bakmalı;
onunla özdeşleşirsen
onu anlayabilirsin.â€[1]
Bir Fransız avukat ahbabım vardı – Türkiye’ye giriÅŸi, tahminim, ÅŸimdi anlatacağım, görmekte olduÄŸu iÅŸ nedeniyle yasaklanmış. Bir görüşmemizde, benden, telefonla aktaramayacağı önemli bir ricası olduÄŸunu söyledi. BuluÅŸtuk… Bana iÅŸini anlattı.
Fransız hükümeti adına, ülkede yaşayıp orada ölen Ermenilerin mirasçılarını arıyordu. Çünkü Fransız yasalarına göre bu ülkede ikamet edip orada ölen kişilerin mülkleri, yasal olarak düzenlenmiş bir süre içerisinde mirasçıları çıkmazsa devlete kalmaktaydı. Ancak devlet de olası mirasçıları bulmak için çaba göstermek zorundaydı.
Avukat arkadaşımın müteveffa “müvekkillerâ€i çoÄŸunlukla yalnız yaÅŸayan Ermeni kadınlardan oluÅŸmaktaydı ve çoÄŸunluÄŸunun doÄŸum kaydı -tahmin edeceÄŸiniz üzere- bugünkü Türkiye sınırları dâhilindeydi… Arkadaşım ise, belirttiÄŸim gibi Türkiye’ye girememekteydi. Benden isteÄŸi ise, doÄŸum kayıtlarını göndereceÄŸi müteveffa Ermenilerin kütüklerini araÅŸtırarak saÄŸ kalmış akrabaları olup olmadığına bakmak, var iseler nerede olabilecekleri konusunda bilgi edinmeye çalışmak…
Tabii kabul ederken de zor bir işe talip olduğumun bilincindeydim, ama karşılaşacağım engelleri düşümde görsem hayra yormazdım…
Elimden geleni yapacağımı söyledim. Türkiye’ye döndüğümde ilk “görev†geldi; Edirne nüfusuna kayıtlı dul bayan X… Önce son derece kuÅŸkulu patrikhane görevlilerinden sonuçsuz kalan bilgi edinme giriÅŸimi, ardından ver elini Edirne… Nüfus müdürlüğünde ne istediÄŸim öğrenilince savaÅŸ sırlarını elde etmeye çalışan bir casus muamelesi görüşüm… Araya soktuÄŸum tanıdıklara verilen, gayrımüslim kayıtlarının ayrı bir defterde tutulduÄŸu, bu defterin ise nerede olduÄŸunun bilinmediÄŸi yanıtı… Åžansımı denemek üzere gittiÄŸim tapu dairesinden yüzgeri ediliÅŸim… “Acaba mezar taÅŸları ya da ölüm kayıtlarından bir sonuca varabilir miyim?†sorusuyla Ermeni mezarlığı ararken karşılaÅŸtığım hemen herkesin Edirne’de gayrımüslim mezarlığı olmadığı, çünkü tüm ahâlinin (“Elhamdülillahâ€) Müslüman olduÄŸunu söyleyiÅŸi… Ve nihayet iç mahallelerden birinde bana Ermeni olduÄŸu söylenen yaÅŸlı ustanın, korkuyla karışık bir ısrarla Müslüman olduÄŸunu, hiç Ermeni tanımadığını vurgulaması…
Hayatımda hiçbir yerden elim bu kadar boş dönmemiştim…
Aynı deneyimi şimdi hangisi olduğunu anımsayamadığım (Trabzon? Giresun?) bir Karadeniz kentinde yaşadıktan sonra, havlu attım… Evet, resmî kayıtlara göre Anadolu’da hiç Ermeni yaşamamıştı. Yalnızca fiziksel varlıkları değil, tüm izleri de silinmişti resmî ve gayrıresmî belleklerden… Ya da başka bir ifadeyle “orada†olduklarını, bir zamanlar oralarda yaşamış, çalışmış, üretmiş, yemiş-içmiş, mal-mülk edinmiş, evlenmiş, ibadet etmiş, vergi vermiş vb. olduklarını biliyor, ama elle tutulur bir kanıta ulaşamıyordunuz…
Bu topyekûn “eradikasyon†operasyonu dahi, Aydın Engin’in deyiÅŸiyle, “Soykırımdı… Hayır tehcirdi… Yok yok mukateleydi… Ama Ermeniler de Türkleri öldürdü… Hayır, yok edilen Ermeniler kadındı, çocuktu, köylüydü, nasıl öldürmüş olabilirler?.. Evet ama onlar Rus ordusuyla iÅŸbirliÄŸi yapan Ermeni TaÅŸnak çetelerini besleyip, barındırıyorlardı… Soykırımdı… Hayır tehcirdi… Yok yok mukateleydi…â€[2] laf kalabalığının ötesinde bir gerçekliÄŸe iÅŸaret ediyor olsa gerek. Gerçekten de sorun salt, erkân ve ricalin buyurduÄŸu üzere, örneÄŸin, “Van isyanına katılıp Osmanlı’nın bölgeye asker göndermesi üzerine Rus ordusunun peÅŸinden çekilirken bir kısmı soÄŸuk ve açlıktan kırılan 1 milyon Ermeniâ€,[3] “DoÄŸu Anadolu’yu kan gölüne çeviren Ermeni komitacılar, İstanbul’da sayısız suikast düzenleyen TaÅŸnak ve Hınçak militanlarıâ€, Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus üniforması giyerek DoÄŸu Anadolu’da katliam yapan Ermeniler…â€,[4] İmparatorluÄŸun dağılmasıyla Anadolu’dan Yunanistan’a, Suriye’ye, Lübnan’a, Fransa’ya, Amerika’ya, Arjantin’e gidip, buralarda yerleÅŸirken çektikleri çileleri, ıstırapları bir nevi duygusal kültür hâline getiren Ermeni ve Rum göçmenlerâ€;[5] Fransızlar[6] (ya da Ruslar,[7] İngilizler,[8] batılı istihbarat örgütleri[9] vb.) tarafından kullanılan “maÅŸalarâ€; mukatele ya da “ölüm-kalım savaşıâ€;[10] cephe gerisini saÄŸlama almak üzere uygulanan bir tehcir kararı ve bu süre içerisinde asla kasıt güdülmeksizin -soÄŸuk, hastalık ya da açlık nedeniyle- gerçekleÅŸen ölümler [meraklısı, MGK’nın 12 Eylül rejiminde cezaevindeki ölüm olayları için verdiÄŸi bilançoya baÅŸvurabilir: “kaza sonucu ölümler, hastalık nedeniyle ölümler, güvenlik güçlerini ‘töhmet’ altında bırakmak için gerçekleÅŸtirilen intiharlar, ve “ecel†nedeniyle ölümlerâ€; ama asla “öldürmeler†deÄŸil…] ya da sürgün bölgesine saÄŸ salim varmalarına karşın “kara propaganda†amacıyla kasıtlı olarak abartılan kayıp sayılarından[11] ibaret olaydı, Anadolu’daki Ermeni varlığının tüm izlerini yok etmek için nüfus müdürlüklerinden mezarlıklar genel müdürlüğüne, devletin bütün kurumlarının seferber olmasına gerek duyulur muydu?
İşin boyutları, hiç kuÅŸku yok ki, içeriÄŸi her amigosuyla birlikte biraz daha muÄŸlaklaÅŸan “resmî tez†[mukatele? emperyalizmin oyunu? diyasporanın abartısı/propagandası? “biz yapmadık, esas onlar (Ermeni komitacılar ya da ASALA) yaptıâ€? tehcir sırasında yaÅŸanan istenmeyen hadiseler? ve nihayet: “iÅŸi tarihçilere bırakalımâ€?…] partizanlarının tüm karartma çabalarına raÄŸmen her gün biraz daha açıklığa kavuÅŸuyor.
Ama aynı süreç içerisinde açığa çıkması gereken bir şey daha var. Bence soykırım ya da “Meds Yeghern/Büyük Felaket’te ölenlerin sayısından da önemli bir şey… [Öyle ya, 1.5 milyon, 1 milyon, 700 bin, 300 bin… Katledilenlerin sayısı kadınıyla, ihtiyarıyla, çoluğu-çocuğuyla işinde gücünde, yaşamını sürdürmekten başka bir gailesi olmayan 10 bin, 5 bin, bin, yüz… masum insan olsa utancımızın boyutu çok mu değişecek?]
Açığa çıkması gereken, bu lanetli susuşun ve unutuşun neden bu denli uçsuz bucaksız olduğu… Kimi zaman kurbanlarını da kapsayacak kadar[12]… Öyle ya, Cumhuriyet yöneticilerinin, “Bu müessif olaylar, bizim yıktığımız Osmanlı İmparatorluğu’nun eseridir, lanetliyor, kurbanlardan ve insanlıktan özür diliyoruz!†demeyip de onlarca yıldır söylem düzleminde inkâr, eylem düzlemindeyse tüm izleri ortadan kaldırma yolunda bunca çaba harcaması niye?
Galiba iki nedeni var… İlki, genç Türk burjuvazisi ilk sermaye birikimini baÅŸta Ermeniler olmak üzere ÅŸu ya da bu biçimde tasfiye edilen gayrımüslimlerden geriye kalan mülkleri [“emval-i metrukeâ€= “terk edilmiÅŸ (!) mallar] temellük ederek yaparken, sıradan yurttaÅŸların da bu yaÄŸmaya artık nasiplerine ne düşerse (bir ev mi, mutfak takımı mı olur, bir inek, birkaç tavuk mu, yatak-yorgan, soba mı, yoksa genç, güzel bir Ermeni kızı mı…) katılarak suçortağı konumuna düşmeleri… Anadolu’da “Babamgillerin doÄŸduÄŸu evde eskiden Ermeniler (ya da Rumlar…) yaÅŸarmış†öyküsüne yabancı bir birey bulmak zordur, gerçekten de.
Ayşe Hür, bu yağmanın boyutlarını hesaplamanın zorluğuna değinerek, İngiliz belgelerine müracaat eder ve 1918’de sabık Britanya Başbakanı Sir James Baldwin ve yardımcısı Herbert Asquith’in, yeni Başbakan Ramsey McDonald’a Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermenilere niye maddi yardım yapılması gerektiğini anlatan raporlarında söylediklerini aktarır: “Toplam beş milyon Türk pound’u (yaklaşık 33 ton altına eşdeğer) Türk Hükümeti tarafından 1916’da Berlin’deki Reichs Bank’a yatırılmıştır. Bunun büyük bir miktarı Ermenilerin parasıdır.†Deutche Bank’a yatırıldığı rivayet olunan Ermeni altınlarının miktarı ise bilinmemektedir. Hür, şöyle devam ediyor:
“Ermeni Ulusal Konseyi adlı bir Ermeni örgütünün 1919’da Paris’te hazırladığı rapora göre 1915-1917 Tehciri’nde el konulan mallarının yaklaşık deÄŸeri 19 milyar Fransız Frankı’na ulaÅŸmaktadır. (1914’ten 1915 sonuna kadar 1 Osmanlı Lirası, 22,8 Fransız Frankı’dır.) Aynı örgütün iddiasına göre, Ermenilerin Osmanlı bankalarındaki paralarına el konduÄŸu gibi, Avrupa bankalarındaki paralarına da el konulmuÅŸtur. 1925’te ABD Senatosu’nda yapılan görüşmelerde, Ermeni mallarının bedelinin yaklaşık 40 milyon Dolar olduÄŸu tahmini yapılır. Günümüzde bazı Ermeni araÅŸtırmacılar tehcirden sonra el konan Ermeni servetinin 14,5 milyar Frank’a (bugünün parası 100 milyar Dolar) tekabül ettiÄŸini ileri sürüyorlar.â€[13]
Ama daha da korkuncu, dönemin ABD büyükelçisi Morgenthau’nun anılarında Talat PaÅŸa’dan yaptığı aktarma: “Henry Morgenthau anılarında Talat’ın “KeÅŸke Amerikan hayat sigortası ÅŸirketlerine baÅŸvursaydınız da Ermeni poliçe sahiplerinin tam bir listesini bize göndermelerini saÄŸlasaydınız. Nasıl olsa hepsi öldü ÅŸimdi, parayı alacak mirasçıları da yok. Tabii ki bunun tümü devlete kalır. Hükümet ÅŸimdi yasal olarak mirasçı durumundadır (…)’dediÄŸini anlatır.â€[14]
Çeşitli araştırıcılar Çankaya Köşkü dâhil[15] binlerce, onbinlerce gayrımenkulün sürgün/katl edilen Ermenilerden gasp edildiğini ortaya koyduğuna göre, 10-12 milyon nüfuslu bir ülke için hatırı sayılır bir servet transferidir sözkonusu olan: ve bu transfer sürecinde tepeden aşağıya damlayanlar, yerel eşraf ve halkın suçortaklığının zeminini oluşturmuştur[16]… Lâmı cimi yok, genç cumhuriyet burjuvazisinin sermaye birikiminin temelinde, “Meds Yeghern†yatmaktadır…
Acı veriyor, ama son bir kez daha AyÅŸe Hür’ün anlattıklarına döneceÄŸim… İttihat Terakki bürokrasisinin, iÅŸi kılıfına uydurmak üzere, “Emval-i Metruke Tasfiye Komisyonları†oluÅŸturduÄŸu biliniyor. “Alacaklı olduÄŸunu iddia edenlerin kendileri ya da vekilleri aracılığıyla iki ay içinde komisyonlara baÅŸvurması gerekiyordu. Ülke dışında olanlar için süre dört aydı. BaÅŸvuru sahipleri tebligat için komisyonun bulunduÄŸu mahâlde bir ikametgâh gösterecekti. Alacaklı kimse komisyonun takdir ettiÄŸi miktara 15 gün içinde itiraz edebilecekti. İtiraz bidayet hukuk mahkemesine yapılabilecekti ama mahkemenin kararı kesin olup, temyiz yolu kapalıydı…â€[17] Tehcir, yaÄŸma, açlık, soÄŸuk, tecavüz ve katliam kurbanlarına ne “hakkaniyetli†bir davranış deÄŸil mi? [Tıpkı… tıpkı Katolik Kilise’nin İspanyol fatihlerin Amerika kıtasının fethi sırasında yerlileri katletmesinin meÅŸru sayılabilmesi için önce Hz. Adem’in yaratılışından Katolik Kilise’nin kuruluÅŸuna dek geçen bir öyküyü (requiremento) -tabii İspanyolca olarak- yerlilere okuyup onları Hıristiyan olmaya çağırmalarını ÅŸart koÅŸması gibi! Fatihler, yine de “neme lazım†diyerek aÄŸaçların arasında fısıltıyla okuyorlardı requiremento’yu…]
Ama bu da yeterli değil… Ortak ve ürkütücü suskunluk ve olayın üzerinden neredeyse yüz yıl geçmişken sergilenen saldırgan-savunmacı refleks, sadece lanetli bir yağmaya topluca katılmış olmanın suçortaklığıyla açıklanamaz…
Bir de “Malta sürgünleri†sorunu var… Savaş sonunda Ermeni kırımına katıldıkları için yargılanıp bir kısmı Malta’ya sürgüne gönderilen İttihatçıların, Cumhuriyet kurulduğunda geri dönüp rejimin kilit noktalarında görev almaları… “Örnek†mi? İstediğinizden fazla:
Ali İhsan Sabis: Sürgün dönüşü, Büyük Taarruz öncesine kadar 1. Ordu komutanlığı yaptı, 1940’larda Alman yanlısı faaliyetlerden dolayı mahkûm oldu; 1954’te DP’den Afyonkarahisar milletvekili seçildi.
Ahmet Muammer Bey: 1922-23 yıllarında Kayseri valisi.
Ali Fethi Okyar: Mustafa Kemal’in yakın arkadaşı, başbakanlık ve TBMM başkanlığı yaptı, M. Kemal’in isteği üzerine Serbest Fırka’yı kurdu.
Fazıl Berki Tümtürk: Milletvekilliği, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Hava Kurumu müfettişliklerinde bulundu.
Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi: Sürgün dönüşü M. Kemal’in görev önerisini sağlık nedenleriyle reddetti, 1921 yılında öldü. Sonradan başbakanlık yapan Suat Hayri Ürgüplü’nün babası.
Hüseyin Cahit Yalçın: Ateşli bir İttihat Terakki savunucusu olarak yıldızı M. Kemal ile bağdaşmasa da, onun ölümünden sonra, İstanbul, Çankırı ve Kars milletvekili oldu (1939-1954).
Hüseyin Kadri Bey: TMO yönetim kurulu üyeliği yaptı.
Mehmet Sabit Sağıroğlu: Elazığ milletvekilliği yaptı.
Sabri Toprak: II, III, IV ve V. dönem (Saruhan ve Manisa) milletvekili, Tarım Bakanlığı da yaptı.
Mithat Şükrü Bleda: Burdur ve Sivas milletvekilliğinde bulundu.
Şükrü Kaya: Lozan Heyeti mensuplarından, İzmir belediye başkanı, II., III., IV. V. dönem milletvekili, Tarım, Dışişleri ve İçişleri bakanlığı yaptı.
Mehmet Ubeydullah Hatipoğlu: IV. ve V. dönem milletvekilliği yaptı. Mahmut Esat Bozkurt’un dayısı.
Ali Münif (Yeğenağa): Adana Belediye Başkanı, Mersin ve Adana milletvekili.
Faik Kaltakkıran: I. dönem Edirne milletvekili, Meclis başkanvekilliğine seçildi.
Cemal Mersinli: I. dönem Isparta milletvekili.
Hasan Tahsin Uzer: 1919-35 arasında çeşitli bölgelerden milletvekilliği yaptı, 1935’de 3. Ordu genel müfettişliğine getirildi.
Mustafa Vasıf Karakol: I. dönem milletvekili, İzmir suikastı sanığı.
Ahmet Emin Yalman: Vatan ve Tan gazetelerini çıkardı.
Liste böylece uzayıp gitmekte… Peki bu ne anlama geliyor? Öncelikle, “Ermeni kırımı†suçlamasıyla cezalandırılan kiÅŸilerin çoÄŸunluÄŸunun, Cumhuriyet’in siyasal kadrolarına, bir baÅŸka deyiÅŸle “kurucu elitâ€e dâhil olduÄŸu anlamına geliyor. Sürgünlerin önemli bir bölümünün, yalnızca M. Kemal tarafından onaylanan milletvekillerinin “seçildiÄŸi†II. dönem görev yapmaları ise, bizatihi “kurucu iradeâ€nin güvenine mazhar olduklarını gösteriyor. Üstelik bu da yetmiyor, “25 Aralık 1921’de İstanbul’daki Divan-ı Örfi Mahkemesi’nde, tehcirde katliamlara emir verdiÄŸi için suçlu bulunup idam edilen Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey ile 14 Ekim 1922’de ise aynı mahkemede aynı gerekçe ile idam edilen BoÄŸazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in önce ‘milli ÅŸehit’ ilan ediliyor, “ardından da ailelerine ‘Emval-i Metruke’ faslından maaÅŸ baÄŸlanmasıâ€[18] uygun görülüyor: Cumhuriyet hükümetleri tarafından… Ve böylelikle, “genç†Cumhuriyet, İttihat Terakki’nin zehirli mirasını sahiplenmiÅŸ oluyor…
Bu durumda, maktul ahbariÄŸimizin deyiÅŸiyle “kanımızı zehirleyen†bu mirasın reddinin Cumhuriyet hükümetlerini aÅŸtığı ortadadır. Tabii “Emval-i metrukeâ€yi kendisine sermaye edinmiÅŸ Türkiye burjuvazisi ya da Türk-Kürt Anadolu eÅŸrafını da…
Bu iÅŸi ancak “elleri temiz†olanlar yapabilecektir: gırtlağından gayrımüslimlerden gasp edilmiÅŸ bir lokma geçmemiÅŸ Türk-Kürt yoksullar yani… Ermeni soykırımına suçortaklığı, yıllardır maruz kaldığı ÅŸovenist propagandaya inanmış olmaklıktan ibaret olan emekçiler ve onların siyasal temsilcileri… Bir baÅŸka deyiÅŸle bu alanda da “zincirlerinden baÅŸka kaybedecek bir ÅŸeyi olmayanlarâ€â€¦
Çünkü biliyoruz ki, Kürt, Türk, Ermeni, Rum… “Halkların gerçek kardeÅŸliÄŸiâ€nin bize kazandıracağı bütün bir dünya var…
Notlar:
[*] 24-25 Nisan 2010 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen “Öncesi ve Sonrasıyla 1915: İnkâr ve Yüzleşme†sempozyumunda yapılan konuşma… Tîroj, Yıl:8, No:44, Mayıs-Haziran 2010…
[1] Saint Exupery, Küçük Prens.
[2] Aydın Engin, “Aghetâ€, http://www.t24.com.tr/content/authors.aspx?article=1847&author=13.
[3] Kemal Karpat, “Bir Milyon Ermeni 1917’de Kuzeye Göç Ettiâ€, Milliyet, 1 Haziran 2009.
[4] Özdemir İnce, “Diasporayı Anlamak Ama Nasıl?â€, Hürriyet, 23 Ekim 2009, s.20.
[5] Özdem Sanberk, “Acılar Köprü de Yaratabilirâ€, Radikal, 23 Mart 2005, s.11.
[6] Mahmut Gürer, “Atatürk’ün Açıklamaları: Ermenileri Fransızlar Silahlandırdıâ€, Cumhuriyet, 12 Ekim 2006, s.9.
[7] Metin Kale, “… ‘DoÄŸu Sorunu’ BaÄŸlamında Ermeni Sorunuâ€, Cumhuriyet, 7 Nisan 2005, s.2.
[8] Türkkaya Ataöv, “Mahallelerde Katliamâ€, Cumhuriyet, 25 Nisan 2009, s.8.
[9] Kadri Ergin, “Batı Teröre Göz Yumduâ€, Cumhuriyet, 29 Nisan 2001, s.4.
[10] Necdet AdabaÄŸ, “Tarihimizle YüzleÅŸsek mi?â€, Cumhuriyet, 9 Ekim 2006, s.2.
[11] “Tehcir bölgelerine ulaÅŸan Ermeni sayısının 1 milyonu geçtiÄŸi belgeler ve konsolos raporlarına göre sabittir.†(Kemal Çiçek, “Talat PaÅŸa’nın Evrak-ı Metrûkesi…â€, Radikal, 13 Mart 2009, s.15.)
[12] ÖrneÄŸin, BaÅŸbakan Recep Tayyip ErdoÄŸan’la görüşmesinden sonra basına yaptığı açıklamada, “100 bin kaçak çalışan Ermeni var, bunları sınırdışı ederiz,†diyen baÅŸbakana, 100 bin sayısını kendilerinin vererek yanılttıklarını, gerçek sayının 20 bin olduÄŸunu söyleyip özür dileyen Ermeni cemaati temsilcisi Bedros ÅžirinoÄŸlu… ÅžirinoÄŸlu, Ermenilerin katledilmesi konusunda ise, ÅŸunları söylemekte: “Bunun adı kavgadır. 1.5 milyon Ermeni vardır. Evet, muhakkak ki hem Ermeni tarafından hem Türk tarafından zayiat olmuÅŸtur. Bu 1.5 milyon Ermeni’nin büyük bir kısmı da yurtdışına göç etmiÅŸti. Ben ‘bir ÅŸeyler olmamıştır’ demiyorum. Benim büyükbabam da bu olaylarda vefat etmiÅŸtir ama bunu fazla kurcalamaya gerek yok. 100 sene geçmiÅŸ üzerinden. Kin taşımaya gerek yok. Her nedense bu olayın üstü kapatılmak istenmiyor. Niye istenmiyor, anlamıyorum.†(“Soykırım DeÄŸil Kavgaâ€, Cumhuriyet, 27 Mart 2010, s.9.)
[13] AyÅŸe Hür, “Ermeni Mallarını Kimler Aldı?â€, Taraf, 2 Mart 2008.
[14] a.g.m.
[15] “Hâlen Kanada’da yaşayan Kasapyan ailesinden mimar Edward J. Çuhacı’ya göre: “Çankaya Köşkü’nü Kasapyan ailesi hiçbir kimseye satmamıştır. Devrin hükümeti yalnız o köşkü değil, bütün mallarını ve mülklerini ellerinden alıp Ağustos 1915 yılında tüm aileyi sürgüne sevk etmişlerdir. Benim babam (Ankara doğumlu 1887-1930) o tarihlerde ecnebi bir şirketin sahibi olduğu demiryolunda çalışması vesilesiyle tüm aileyi Ankara’dan (Konya yoluyla) İstanbul’a kaçırmıştır. Ayrıca Kasapyan ailesinin sahip oldukları mülkler arasında Keçiören’deki bağ evi vardı ve bu bağa da Vehbi Koç ailesi sahip olmuştur. 15 veya daha fazla sene evvel, İstanbul gazetelerinden birinde bu bağ evinin resmî çıkmıştı -bu evi Vehbi Bey müzeye çevirmişti- ve annem rahmetli Vehbi Bey’e bir mektup yazmıştı. Vehbi Bey de anneme o bağ evinin renkli bir fotoğrafını yollamıştı…†(Ayşe Hür, a.g.m.)
[16] Üstelik işin içinde salt temellük/gasp değil bir de “tahrip†boyutu olduğunu, Falih Rıfkı’nın sansüre uğramamış Çankaya’sından izleyebiliyoruz: “İzmir’i niçin yakıyorduk? Kordon konakları, oteller ve kazinolar kalırsa, azlıklardan kurtulamayacağımızdan mı korkuyorduk. Birinci Dünya Harbinde Ermeniler tehcir olunduğu vakit, Anadolu şehir ve kasabalarının oturulabilir ne kadar mahalle ve semtleri varsa, yine bu korku ile yakmıştık. Bu kuru kuruya tahripçilik hissinden gelen bir şey değildir. Bunda bir aşağılık duygusunun da tesiri var. Bir Avrupa parçasına benzeyen her köşe, sanki Hıristiyan veya yabancı olmak, mutlaka bizim olmamak kaderinde idi. Bir harb daha olsa da yenilmiş olsak, İzmir’i arsalar hâlinde bırakmış olmak, şehrin Türklüğünü korumaya kâfi mi gelecekti?†(Falih Rıfkı, Çankaya, 1958 baskısı, Dünya Yayınları, ss.212-213.)
[17] Ayşe Hür, a.g.m.
[18] Ayşe Hür, a.g.m.
19 Nisan 2010, Ankara