Abdülhamit’in soykırım provası – 2

hamidiye

Aydın AKYÜZ
ETHA

Berlin Anlaşması (1878), Ermeniler için olduğu kadar Osmanlı İmparatorluğu için de bir dönemeçti. Balkan ulusların çoğu bağımsızlığını ilan etmiş, imparatorluk daralmış ve nüfusta Müslüman yoğunluğu artmıştı.

Osmanlı yöneticileri ve egemenlerine göre bunun sorumlusu, ihanet içinde olan Hristiyanlardı. Hem Balkanlarda hem de Karadeniz kıyısı ve Kafkasya’da Türklerin de içinde olduÄŸu Müslüman halklar; ya maruz kaldıkları katliamlar ve baskılar sonucu ya da kendisine yabancı gördüğü/benimsemediÄŸi bir iktidarın egemenliÄŸi altında yaÅŸamak istemediÄŸi için Osmanlı’ya göç ediyorlardı. Bu dönem, muhacirlerin sayısı sekiz yüz bini bulmuÅŸtu. Göç ile seferler, Batı’da İstanbul’a ve Batı Anadolu’ya DoÄŸu’da ise Ermenilerin de yoÄŸunlukla yaÅŸadıkları vilayetlere yerleÅŸtiriliyorlardı. Muhacirlerin geldikleri yerlerde maruz kaldıkları katliamlar, baskı ve zulüm onlarda toplumun Hristiyan kesimlerine karşı bir tepki ve düşmanlığa yol açıyordu. Bu durum Türk, Kürt ve diÄŸer Müslüman yerli halkları da etkiliyordu. Buna Abdülhamit’in izlediÄŸi Panislamcı politik çizgi ve inÅŸa etmeye çalıştığı baskıcı, gerici istibdat rejimi de eklenince, Ermeniler baÅŸta olmak üzere Hristiyan halkların durumu kritik bir hal almaya baÅŸladı.

Ayrıca 1877-’78 Osmanlı Rus Savaşı’nda (93 Harbi) savaşın kaderi üzerinde önemli bir rol oynamayacak kadar az sayıda Kafkas Ermeni’sinin Rus ordusu içindeki varlığı ve Anadolu Ermenilerinin sınırlı bir bölümünün de onlara yardım etmiÅŸ olmasını; ne Osmanlı devleti ne de yerel Kürt ve Türk aÄŸa ve eÅŸrafının önemli bir bölümü tarafından unutmayacak ve bu durum yıllar yılı Ermenilere dönük saldırılar, önyargıların yanında “Ermeni korkusu” yaratmanın propagandası olarak kullanılacaktı. Bu konuda gerçeklerle iliÅŸkisi koparılmış hikayeler tarih kitaplarında yazılmaya devam ediliyor. Bugünkü Erzurum’da, masallarla süslenmiÅŸ Ermeni düşmanı ırkçı-ÅŸoven anlatımlar halk arasında yaygın.

Bu koÅŸullar altında devletin yerel Kürt, Türk ve Çerkes egemenlerinin yönlendirdiÄŸi çetelerin ve kışkırttıkları Müslüman halkların Ermenilere dönük saldırılarında bu savaÅŸ ve akabinde imzalanan Berlin AnlaÅŸması’ndan* sonra bir tırmanış baÅŸladı. AnlaÅŸmanın yarattığı umut ve güven, süreklileÅŸmiÅŸ saldırılar karşında Ermenileri daha fazla örgütlenmeye ve mücadele etmeye yöneltti.

1890’ların başında Van, Bitlis, Erzurum, Arapkir, Diyarbekir, Harput, Sivas ve MuÅŸ gibi Kürdistan (bu bölgenin bir kısmı tarihi Ermenistan ya da Batı Ermenistan olarak da anılır) illerinde önemli bir Ermeni nüfus yaÅŸamaktayken. “Van merkez sancağındaki Garzan, Adilcevaz, Bergiri (Muradiye) ve Marks (Müküs) kazaları dışında hiçbir yerde açık farkla çoÄŸunlukta”(1) deÄŸillerdi. En yoÄŸun bulundukları diÄŸer sancaklarda ise nüfusun en fazla yarısı Ermenilerden oluÅŸuyordu. ÇoÄŸunlukla kentli olsa da Erzurum, MuÅŸ ve Van kırsalında tarım ve hayvancılıkla geçinen önemli bir nüfus yaÅŸamaktaydı. Kürt komÅŸuları gibi kendilerine ait küçük bahçe ve arazileri iÅŸlenen Ermeniler; gittikçe ortakçılığa ve kiracılığa zorlanıyorlardı.

Yeni düşüncelerle İstanbul, İzmir, Selanik gibi büyük kentlerde ve yurt dışında kaldıklarında tanışıyor; ve bu düşünceler memleketine dönenlerin getirdiÄŸi yayınların yanı sıra Batı Avrupa ülkeleri ABD’nin bölgede açtığı misyon okulları aracılığıyla yaygınlaşıyordu. İlk olarak yurt dışındaki metropol kentlerde kurulan devrimci/demokratik Ermeni dernekleri, Anadolu kent ve köylerinde de yavaÅŸ yavaÅŸ çoÄŸalıyordu. 1880’lerin sonunda, İran ve özellikle Rus sınırından yayınlarla birlikte silahlar da getirilmeye baÅŸlanmıştı.

Ermeniler’de geliÅŸmekte olan demokratik ulusal bilinç, 1880’lerde artık ulusal demokratik devrimci ve sosyalist örgütlerin ortaya çıkmasına zemin oluÅŸturmuÅŸtu. “…Sosyalizm ve milliyetçilik düşünceleri, Ermenilerin yerel Kürt eÅŸkıyadan sürekli zulüm gören ve devlet tarafından yeterince korunmayan köylü hemÅŸehrilerini koruma giriÅŸimleriyle birleÅŸtirirken.”(2) 1880’de Erzurum’da Anavatan Müdafaası, 1885’de Van’da Arwenakan, 1887’de Cenevre’de Devrimci Hınçak (Çan Sesi, 1909’da Sosyal Demokrat Hınçak Partisi adını aldı), 1890’da Tiflis’de ulusal devrimci komitelerin birleÅŸmesiyle TaÅŸnaksutyn (Ermeni Devrimci Federasyonu) adlı örgütler ve partiler kuruldu.
Devrimci ÅŸiddeti de benimseyen bu örgütlerin hedefi, demokratik, reform ve bağımsız Ermenistan’ı kurmaktı.

“Öte yandan 1830’lu ve 1840’lı yıllarda Osmanlı yönetimi tarafından merkezileÅŸme politikaları çerçevesinde Kürt beyliklerinin özerk yapılarına son verilip, aÅŸiretlerin topraÄŸa yerleÅŸtirilmesi kararı uygulanmaya konulmuÅŸtur. Bu süreçte göçlerle yerleÅŸik düzende yaÅŸayan topluluklar arasında süren gerginlikler, çatışmalar daha da artmıştır. Geleneksel hale gelen köy baskınları ve yaÄŸmalama olayları, haraç almalar bunlar arasındadır. Kafkaslardan Rus baskısından kaçıp gelen Müslüman göçmenlerin bir kısmı da bu yöreye yerleÅŸtirilmiÅŸtir. İç içe geçmiÅŸ yerleÅŸimler oluÅŸmuÅŸtur. Bu da karşılıklı çatışmaları beraberinde getirmiÅŸtir. Ermeni sorunu baÅŸlangıçta uluslararası diplomasiye Ermenilerin, Kürtlerin ve Çerkeslerin saldırısından korunması çerçevesinde dahil olmuÅŸtur.”(3)

Berlin AnlaÅŸması’nda Ermenilerin korunması doÄŸrultusunda alınan kararı, bazı Kürt aÅŸiret reisleri kendilerine dönük tehdit olarak algıladılar. Bunlardan Åžemdinanlı Åžeyh Ubeydullah başı çeker. “Ermeniler Van’da bağımsız bir devlet kuracaklarmış ve Nasturiler de kendilerini İngiliz tebaası ilan edip İngiliz bayrağını yükselteceklermiÅŸ. Kadınları silahlandırmak zorunda kalsam da buna asla izin vermeyeceÄŸim” diyerek, isyan bayrağını çeken Ubeytullah. Bölge aÅŸiretlerden geniÅŸ tabanlı bir ittifak oluÅŸturdu. Osmanlı yönetimi bu ittifakın bölgede zaten zayıf olan otoritesinin daha da zayıflatılacağını düşünerek müdahale ederek ve uzun uÄŸraÅŸlar sonucu bu isyanı 1881’de bastırdı. Ayrıca yine bu süreçte binlerce Süryani de Kürt aÄŸalarınca katledilmiÅŸlerdir.

HAMİDİYE ALAYLARI VE TOPRAK GASPLARI

Bu geliÅŸmeler Babıali için uyarıcı oldu. Kürtleri merkeze daha fazla baÄŸlayarak asimile etmek, Ermeniler üzerinde baskı kurmak, Rusya ve İran tarafından gelecek tehditlere karşı ve Kürtleri DoÄŸu cephesi dışındaki savaÅŸlara da katmanın bir yolu olarak 1891’de oluÅŸturulmaya baÅŸlanan. Hamidiye Alayları, Ermenilerin ağırlıklı yaÅŸadığı altı ilde yoÄŸunlaÅŸtırıldı.

“Bu hafif süvari alaylarının çoÄŸunluÄŸu Kürt’tür. 1892’de (alay sayısı) 40 iken 1899’da 63’e çıkar. Bir alay 500-1000 kiÅŸidir. Bir alayın kurulmasını saÄŸlayan her aÅŸiret belli sayıda adam verir ve komuta aÅŸiret reisinde olur. Devamlı hizmette olmazlar ve ancak hizmetteyken maaÅŸ alırlar. Bu sisteme baÄŸlı aÅŸiretler silahlıdır ve diÄŸer aÅŸiretlere baskı yapıp hakimiyet altına almayı saÄŸlayacak üstünlüğe sahiptirler.”(5)

Kürt aÅŸiret reisleri, Hamidiye Alayları’nın saÄŸladığı güçten aÅŸiret çıkarları için de yararlandılar. “…bölge halkı da kaynaklar üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştı, bunun arka planında daha büyük küresel bir süreç olan toprağın ticarileÅŸmesi ve buna baÄŸlı olarak toprağın deÄŸerinde meydana gelen artış yatıyordu. Milislere yazılan Kürt reisleri devletin baÅŸka amaçlarla saÄŸladığı destekle kendi gündemlerini yürütmek için elveriÅŸli bir konuma geldiler ve çoÄŸu Ermeni olan komÅŸularının topraklarına ve kaynaklarına el koydular. Bu büyük ÅŸema içinde daha zayıf Kürt komÅŸular da risk altındaydılar.”(6)

Hamidiyeli reisler katliamlarla, tehditle, ÅŸantajla, göçe zorlayarak Ermeni köylülerin topraklarına el koyuyorlardı. O dönem bir Ermeni’yi devrimci ya da sempatizanlıkla suçlamak, toprağına el koymanın yollarından biriydi. Bunun, her durumda doÄŸru olması da gerekmiyordu. Topraklara el koymak her zaman zorla olmuyordu. Bunun yasal yolları da vardı. Köylüler, ağırlaÅŸan vergiler karşısında malını ya da hasadını ipotek ettirmek zorunda kalıyordu. Borcunu ödemeyince de satış yoluyla bunlara el konuluyordu. Bu yeni bir yöntem olmasa da bu dönem itibariyle Ermenilere karşı yaygın bir uygulamaydı.

Bazı bölgelerde devlet yöneticileri Ermenileri topraklarından söküp atma politikalarını destekliyorlardı. Ermenilerden boÅŸalan topraklara Kürt aÅŸiret mensuplarını ve Kafkasya’dan gelen Müslüman muhacirleri yerleÅŸtiriyorlardı. Yersiz yurtsuz kalan Ermeniler çaresiz Rusya baÅŸta olmak üzere baÅŸka ülkelere geçmek için izin almaya çalışıyorlardı.

Toprak meselesi, Ermenileri eyleme geçiren önemli konulardan biriydir. Aynı şekilde Hamidiyeli Kürt aşiret reislerini de harekete geçiren önemli motivasyonlardandı. Hamidiyeliler, çıkar sağladıkları sürece devletle hareket ediyorlardı. Çıkarları olmadığında ya da çıkarlarına ters düştüğünde pekala farklı hareket edebiliyor ya da devlet yöneticilerini aldatıp farklı yönlendirebiliyorlardı. Ermenilerin tasfiyesi, devletin olduğu kadar Kürt ağa ve beylerinin de işine geliyordu.

Topraklar için baÅŸlayan kavga, her iki tarafı da dönüştürerek Ermeni ve Kürt ulusal bilincinin geliÅŸmesini hızlandırıyor, iki halk arasındaki çeliÅŸkinin derinleÅŸmesine yol açıyordu. Bu da, çatışmaların yaygınlaÅŸmasına ve sertleÅŸmesine neden oluyordu. EÅŸkıyalar, Hamidiye Alayları ve devlet saldırıları kadar toprak sorunları da Ermeni halkını hızla örgütlenmeye ve mücadeleye sevk ediyordu. Osmanlı’da oyun çoktu. Binlerce yıldır yan yana ve iç içe barış içinde yaÅŸayan iki ezilen halk olan Ermeniler ve Kürtler arasına düşmanlık tohumları ekiliyordu.

Berlin AnlaÅŸması’na kadar Ermenilere dönük çete saldırıları daha çok eÅŸkıyalar, kimi Kürt aÄŸaları ve rüşvetçi yerel devlet yöneticileri eliyle yapılıyordu. Bunlara Kafkasya ve Karadeniz kıyılarından katliam, baskı, zulümle göçe zorlanarak Anadolu’ya gelmek zorunda kalan, bu yüzden de Hristiyanlara kaşı nefret duyguları besleyen Çerkeslerin bir kısmı da eklemek gerek. Berlin AnlaÅŸması sonrasında ise saldırılar Babıali tarafından yönlendirilerek ve teÅŸvik ediliyordu. Ayrıca askerler de bu saldırılarda aktif olarak yer alıyordu.

Hamidiye Alayları, ittihatçıların iktidara geliÅŸinden sonrada isim deÄŸiÅŸikliÄŸiyle varlığını sürdürmüş yeni Türk devletinin kurulmasıyla da dağıtılmıştır. Kürt isyanları patlak verince yeniden Abdülhamit ve ittihat geleneÄŸine sarılan Kemalist iktidar 1924-’25 yıllarında çıkarılan köy kanunuyla Hamidiye milislerine benzer köy koruculuÄŸu getirilmiÅŸtir. Ermenilere karşı olduÄŸu gibi Kürt isyanlarına karşı da Kürt iÅŸbirlikçileri kullanılmıştır. 1980’lerin ortalarında Kürt ulusal devrimci hareket atılım yaptığında devlet zaman kaybetmeksizin aynı paslı silaha baÅŸvurdu. ’84-85’te çıkardığı yasalarla köy koruculuÄŸu yeniden canlandırarak kurumsallaÅŸtırdı. Korucular, Hamidiye Alaylarının Ermenilere yaptığı saldırıların hemen hepsini Kürt yurtseverlerine yönelttiler. Katliam, kaçırma, iÅŸkence, iÅŸkenceyle öldürme, köyleri yakma, mallarını yaÄŸmalama ve topraklarına el koyma vb. Hamidiye Alayları’ndan devralınmış yöntemlerle çeteler, hala köy koruyucuları ÅŸahsında yaÅŸatılıyor. Köy koruculuÄŸunu reddetmek, Hamidiye Alayları’nın katliam ve saldırganlıklarıyla yüzleÅŸilmeden yüzeysel ve içeriksiz kalır.

ANADOLU’DA KATLİAMLAR YÜZYILI AÇILIYOR

Abdülhamit, kabul etmek zorunda kaldığı reformları uygulamak yerine katliamlarla Ermenileri sindirme ve etkisizleÅŸtirme yolunu izledi. 1878 ve 1890 Erzurum, 1894 Sason (Sasun) 1895-96’da Ermenilerin yoÄŸunlukla bulunduÄŸu Kürdistan vilayetleri ve kimi baÅŸkaca Anadolu kentleri ve İstanbul; 1902 tekrar Sason ve 1909’da da Adana katliamları gerçekleÅŸtirildi. Yüz binlerce Ermeni ve Hristiyan katledildi. Bundan dolayı Abdülhamit “İstibdadın kanlı sultanı” Avrupa kamuoyunda da “Kızıl Sultan” olarak anılmaya baÅŸlandı.

Anadolu ve Mezopotamya’da yeni katliamlar asrı Ermeni katliamları baÅŸlamış; Süryani, Keldani, Bulgar, Rum, Kürt, Yakubi**, Ezidi ve Alevilere kadar ezilen halkların hepsinin maruz kaldığı bir devlet geleneÄŸine dönüşmüştür. Abdülhamit’ten ittihatçılara, hemen Kemalistlerden AKP’ye 1878’de yeni çağın ilk Ermeni katliamı olan Erzurum katliamından Roboski’ye bir tarihsel süreklilik ve baÄŸ vardır.

1877-’78 Osmanlı Rus Savaşı’nın andından Berlin AnlaÅŸması’nın imzalanmasıyla Rus askerleri Erzurum’dan çekilince 80 bin Ermeni katliam riskiyle karşı karşıya kalır. Bu saldırılarda binlerce Ermeni katledilirken iki yıl sonra ise yine Erzurum’da bir katliam daha gerçekleÅŸir.

Ermenilere yönelik 1889 Ekim’inde Diyarbakır çerçevesindeki köylerde Kürt aÄŸalarının öncülüğünde yaÄŸmalamalar baÅŸlar. Ermeni ve Yakubi köyleri talan edilir, cinayetler iÅŸlenir. 1892’de Mardin Mutasarrıfı Enis PaÅŸa’nın organize ettiÄŸi sabotajda Mardin Çarşısı ateÅŸe verilir. Ağırlıkla Ermenilerin dükkanları yanar. Dükkanı yanan az sayıda Kürt ve Türk’ün de önceden haberdar olduÄŸundan dükkanları boÅŸaltılmıştır.

Yıllardır devletin baskısı ve zulmü, Hamidiye aÄŸalarının ve eÅŸkıyaların saldırıları altında bulunan Ermeniler, bir de çifte vergi ödemek zorunda bırakılıyorlar. Hem devlete hem de yerel Kürt beylerine vergi ödemek zorundadırlar. 1894’te çifte vergiye karşı baÅŸlayan Sasun ayaklanması dört bir yanda Ermenilerin coÅŸkulu dayanışma eylemleriyle selamlandı. Ayaklanmada ve protestoların yaygınlaÅŸmasında baÅŸta Hınçak olmak üzere devrimci örgütlerin önemli bir rolü oldu. Ordu ve Hamidiye Alayları’nın ortak saldırısıyla ayaklanma kanlı biçimde bastırıldı. Sasun katliamı Abdülhamid’i tatmin etmemiÅŸ olacak ki, Ermenilere “ders vermek” için katliamları yaygınlaÅŸtırma talimatı verdi. Ermenilerin yoÄŸunlukla yaÅŸadığı altı Kürdistan ili baÅŸta olmak üzere, Trabzon, Halep, Adana Ankara, İstanbul vilayetleri ve İzmit ve Zeytun kasabalarında katliamlar yapıldı. 1896 yılının sonlarına kadar aralıklarla süren katliamlarda toplam 200 ile 300 bin arasında Ermeni ve diÄŸer Hristiyan halklarından yaÅŸamını yitiren oldu.

İstanbul’da katliamları protesto eden Hınçak’ın öncülük yaptığı kitle, 30 Eylül 1895’te Babıali’ye doÄŸru yürürken kitlenin önünü keserek elli Ermeni’yi öldürdü. Ardından, Abdülhamit’in ajanlarının kışkırttığı medrese öğrencileri ve esnafın saldırısında Ermenilerden iki bine yakını yaÅŸamını yitirdi.

1896’da İstanbul’da TaÅŸnak üyesi Arman Garo ismini kullanan Ermeni devrimci Karekin Pastırmacıyan’ın başında bulunduÄŸu 31 devrimci, coÄŸrafyamızın devrimci tarihine altın harflerle yazılması gereken cüretkar bir eyleme imza attılar. Pastırmacıyan ve yoldaÅŸları devam etmekte olan Ermeni katliamının derhal durdurulması için Osmanlı Bankası’nı iÅŸgal ettiler. Askerin ve linç güruhlarının saldırıları boÅŸa çıkınca devlet eylemdeki devrimcilerin bütün taleplerini kabul etti. 30 saat süren iÅŸgal; 27 AÄŸustos akÅŸamı, günlerdir İstanbul’da devam eden katliam bıçakla kesilir gibi durunca sona erdirildi. İstanbul’da binlerce Ermeni’nin yaÅŸamını yitirdiÄŸi bu katliam iÅŸgal eylemi sayesinde daha fazla büyümeden durduruldu.

Yapılanlar sadece katliamlarla sınırlı deÄŸil, zorla MüslümanlaÅŸtırma, kadın ve çocukların kaçırılarak “evlendirme” ya da “aileye katma” yoluyla asimile etmek; köle pazarlarında satma, mallarına ve topraklarına el koyla yaÄŸlama, yakma, yıkma, tahrip etme saldırıları katliamlara eÅŸlik etti.

Saldırılar sadece Ermenilere yönelmedi, Süryani, Keldani ve Yakubilere de yönelmiştir.

Bu katliamlar sonucu “Yakubi topluluÄŸu tamamen yok edilmiÅŸtir.”(7) Bu halk kültürüyle, inancıyla artık yaÅŸamıyor. Sınırlı bir nüfusa sahip olması ve geriye hiç kimsenin kalmamasından dolayı pek gündeme de gelmemekte. Oysa, açıkça ve netlikle söyleyebiliriz ki, bir Yakubi soykırımı yaÅŸanmıştır.

“Önce Türk birlikleri katliam amacıyla bir kasabaya geldiler daha sonra Kürt başı bozuk askerleri ve aÅŸiretleri yaÄŸmacılık amacıyla geldiler. Nihayet ateÅŸ ve yıkımla katliam geldi ve kaçakları izleme ve temizleme harekatlarıyla o vilayetteki topraklara ve köylere yayıldı. 1895 yılının bu cinayetler kışında, DoÄŸu Türkiye’deki yirmi kadar ilçede Ermeni nüfusunun büyük bir kısmının yok edildiÄŸine ve mülklerinin tahrip edildiÄŸine tanık olundu.”(8)

1895 katliamları Urfa’da genellikle Cuma günü (günümüze kadar birçok katliam veya katliam giriÅŸiminde olduÄŸu gibi muhtemelen Cuma namazından sonra) boru çalarak katliamlar baÅŸlatılıyordu. Ve yine borunun çalmasıyla da katliamlara o günlük ara veriliyordu. Kurtulma umuduyla kilise ve benzeri yerlere sığınanlar, mekan ateÅŸe verilerek kadın ve çocukların da içinde olduÄŸu Hristiyanlar diri diri yakılarak öldürüldüğü örnekler az deÄŸil.

“Genç Ermenilerden oluÅŸan büyük bir grup bir ÅŸeyhin huzuruna getirildiÄŸinde ÅŸeyh onları sırt üstü yatırmış, el ve ayaklarını baÄŸlamıştı. Daha sonra bir gözlemcinin deyimiyle Kur’an’dan ayetler okundu ve “Koyun kurban edilirken yapılan Mekke ayininin (Mecca Rite) ardından boÄŸazlarını kesti.”(9)

Katliamlarda kılıç ve silahla doğrudan öldürmelerin yanı sıra işkenceyle yakarak, diri diri gömme, parçalayarak veya boğazını keserek öldürme gibi en insanlık dışı ve vahşi biçimlerinin de uygulandığını görüyoruz.

Bir diÄŸer önemli unsur ise yukarıdaki örneklerde de gördüğümüz gibi egemenler katliam ve yaÄŸmaları meÅŸrulaÅŸtırmak için dini bir araç olarak kullanmaktan da geri durmuyorlar. Sonraki katliam ve soykırımlarda da linç güruhlarını toplayabilmek için İslam’ın kullanıldığını biliyoruz. Çorum, MaraÅŸ, Sivas gibi yakın dönem Alevi katliamlarında da; bugün IŞİD ve El Kaide’nin yaptığı katliamlarda da benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Müslüman halklarının bu gelenekle yüzleÅŸip kopuÅŸması, sadece tarihle hesaplaÅŸma deÄŸildir. Güncel, toplumsal ve politik sonuçları da olan acil bir görevdir. Katliamlarda İslam’ın kullanılmasının önüne geçilecektir.

Birçok kaynaÄŸa göre, Babıali’nin talimatı Ermeni katliamıdır. Ancak bir kere kıyıma dini motif giydirilince Müslümanları Hristiyanlara karşı kışkırtınca yerel yöneticiler, Hamidiyeliler ve bunlara katılan linç güruhları her zaman öldürdükleri kiÅŸi Ermeni mi deÄŸil mi ayırt etmemeye baÅŸladılar. Kaldı ki yerellerde çıkan çatışmaları ya da saldırgan tarafın yaÄŸmadan mal ve mülk edinme iÅŸtahı kabarınca kimin Ermeni olup olmadığını çok önemi de kalmıyordu.

Katliamlar, asimilasyon, kaçırma, köleleÅŸtirme, yaÄŸma ve mülklerine el koyma saldırıları sonrası Ermeni göçleri daha da yaygınlaÅŸtı. Ermenileri göçe zorlamak, Babıali’nin ve yerel Kürt aÅŸiret reislerinin ve aÄŸalarının ortak amaçlarından biridir. Babıali için göçe zorlamak, altı Kürdistan ilinde Ermeni nüfusunu seyrelterek reformları gereksiz kılmak, onları bir özerk ya da bağımsız Ermenistan’ın önüne geçmekti. Zira, Babıali, kabusla sonuçlan Balkanların ikinci bir baskısını DoÄŸu’da yaÅŸamak istemiyordu. Öte yandan Kürt aÅŸiret reislerinin bağımsız Ermenistan korkularını, yanı sıra Ermeni göçleri onlara yeni topraklar saÄŸlamalarının yolunu açıyordu.

KAÇIRMA KÖLELEŞTİRME ASİMİLASYON

Ermeni kadınlarının kaçırılarak Müslümanlarla zorla evlendirilmeleri, 19. yüzyıl boyunca yaÅŸansa da özellikle Berlin AnlaÅŸması’ndan sonra devletin desteÄŸini alan yaygın bir uygulamaya dönüştü. 1894-’96 katliam döneminde ise kitlesel bir hal aldı.

“1894-’96 katliamları boyunca kadınların ve genç kızların Müslüman evlere kapatılarak zorla Müslüman yapılmak istenmesi, genç çocukların kaçırılarak Müslüman evlere alınması, basılan Ermeni köylerinde tüm halka Müslüman olmaları için baskı yapılması, erkeklerin toplu olarak zorla sünnet ettirilmeleri ve kiliselerin camiye çevrilmesi ve bazı durumlarda onlara ‘Hamidiye Camisi’ isminin verilmesi yaygın pratiklerdi.”(10) Din deÄŸiÅŸtirmeye zorlamalar Süryani, Keldani ve diÄŸer Hristiyan halklarının da sorunuydu.

“Ermenilerin kiliseye doldurulmaları ve tek tek dışarıya alınarak Müslüman olmaları istenmesi bir baÅŸka yaygın uygulama idi. Müslüman olmayı kabul etmeyen kiÅŸi hemen orada öldürülmekteydi. Bu nedenle canlarını kurtarmak isteyen Ermeniler, Müslümanlığa kabul etmekten baÅŸka bir seçeneÄŸe sahip deÄŸillerdi.” (11) Bazı durumlarda Müslümanlığı kabul etmeleri, hayatlarını kurtarmaya yetmiyordu, “yalandan din deÄŸiÅŸtirdikleri” bahanesiyle öldürülenler az deÄŸildi. Bu dönem yaklaşık 20 bin Hristiyan zorla Müslüman olduÄŸu tahmin ediliyor.

Katliam döneminden sonra kendilerini güvende hissettikleri geliÅŸmeler gördüklerinde Hristiyanlığa geri dönüşler oluyordu. Ancak Osmanlı’ya güvenmeyip verilen güvencelere raÄŸmen açıktan Müslüman görünüp, Hristiyanlığı gizli olarak yaÅŸamaya devam etme örnekleri de bu dönem ortaya çıkarak yaygınlaÅŸtı. Zira Hristiyanlığa dönmeleri halinde öldürülecekleri yönünde tehditleri alıyorlardı. Nitekim Hristiyanlığa döndükleri için öldürülenlerin sayısı az deÄŸil.

Kaçırılan kadın ve çocukların bazıları ise köle olarak pazarlanıyor, çalıştırılıyor, tekrar tekrar satılıyordu. Birkaç kentte geçici olarak köle pazarı kurulurken Halep’deki Bab-Nera çarşısındaki esir pazarı, 1908 devrimine kadar varlığını koruya gelmiÅŸti.

1890’LARDAN 1990’LARA TARİHSEL İRONİ VE PARALELLİKLER

1890’lar ile 1990’lar arasında öğretici ironiler ve paralellikler vardır. 1890’larda Anadolu ve Mezopotamya’nın Ermenileri ulusal demokratik haklar ve statü talebiyle bir uyanış ve mücadele içindeydiler. 1990’larda Kürtler ulusal direniÅŸlerini devrim düzeyine sıçrattılar. 1890’larda Osmanlı devleti Ermeni ulusal demokratik direniÅŸini bastırmak için katliam, sürgün, asimilasyon, iÅŸkence, kontra vb. akla gelebilecek hemen her yola baÅŸvuruyordu. 1990’larda da Türkiye Cumhuriyeti Kürt ulusal devrimci direniÅŸini bastırmak için Abdülhamid’den geride kalmayacağını ispata çalışır gibiydi. Abdülhamid, Hamidiye Alaylarına ve hırsız, katil, tecavüzcü eÅŸkıya çetelerine Ermenileri katletmesi için görev ve yol veriyordu. MGK’nın kumandasında Özal, Demirel, Çiller hükümetleri dönemlerinde ise kontrgerilla, JİTEM, Hizbullah ve korucular, Kürt ulusal devrimci direniÅŸini ezmek için her yola baÅŸvurdu. Yüzyıl önce Ermenileri linç etmek için Kürtleri Türkler ve Çerkesler kışkırlırken 1990’larda linç saldırısının hedefi Kürtler, Aleviler ve devrimciler oldu.

1990’larda kent merkezlerinde devletin resmi ve gayri resmi silahlı güçleri, devrimci karargahlara infaz amacıyla baskınlar yaparlarken organize edilerek çevrede linç güruhları tempo tutuluyordu. 1896’da Ermeni devrimciler, Osmanlı Bankası’nı iÅŸgal ettiÄŸinde asker kuÅŸatması ve saldırısına linç güruhları aynı organizasyon ve aynı biçimde tempo tutarak eÅŸlik etmiÅŸlerdi. Demek ki; Abdülhamid’ten Kemalist çömezlere ne gelenek deÄŸiÅŸmiÅŸti ne de zihniyet.

*93 Harbi’nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde imzalanan Ayastefanos AntlaÅŸması’nın ağır yükümlülükleri ve Rusya’nın Balkanlar üzerindeki artan hakimiyeti üzerine 13 Haziran 1978 tarihinde İngiltere, Avusturya-Macaristan, Fransa, Almanya, Rusya ve Osmanlı Devleti arasında imzalanan antlaÅŸma.

**Yakubiler, Batı Süryanileridir. Hz. İsa’nın tek doÄŸası olduÄŸunu kabul ederler. Edessa psikoposu Yakub’un adından dolayı Yakubiler olarak da anıldılar.

Kaynaklar
1) Hamidiye Alayları, Janet Klein, İletişim Yayınları
2) age.
3) Ermeni Sorunu Üzerine, Işık Kutlu
4) Öteki Tarih I, Ayşe Hür
5) Mardin 1915, Yves Ternon, Belge Yayınları
6) Hamidiye Alayları, Janet Klein, İletişim Yayınları
7) Mardin 1915, Yves Ternon, Belge Yayınları
8) Jenosid, Vahakn N. Dadrian,
9) age.
10) Ermenilerin Zorla Müslümanlaştırılması, Tamer Akçam, İletişim Yayınları
11) age.