Karin KARAKAÅžLI
Radikal Gazetesi
Acıyı kendini bile taşımaktan aciz, tutanın elinde, söyleyenin dilinde kalan sakız sözler değil, yürekli siyaset bastırabilir ancak. Biçilmiş role, değişmez repliğe teslim olmayan siyaset
Acının ortasında dil artık öğrendiğimiz sözcükler değil, sadece bir nefeste göğsümüzden çıkan seslerdir. Bir oy sesidir, ah inlemesidir. Ortaktır, tektir, insan soyunun genetik mirasıdır bin yıllardır. O yüzden olsa gerek sarılmak da bilindik tek yapılabilendir acının ortasında. İnsan insanı kucaklar, o iki büklüm oluşu, o katılmayı paylaşır ruhunda, bedeninde.
Havada sıcak nem ve kan kokusu… Bir de tiz çığlıklar, boÄŸuk hıçkırıklar. Tiz çığlıklar anaların, boÄŸuk hıçkırıklar babaların.
Devletin Gediktepe sınır karakolu ziyareti ve sonrasındaki beyanatı bu acıların içindeki yılgınlığa, o hazin çığlığa deva olabilmekten uzak. “Teröre karşı yürütülen mücadele†odaklı, sadece güvenlik sorunu eksenli açıklamada satır araları okunduğunda ‘özel eğitimli kuvvetler’in bölgeye yerleştirilmesi, çevre ve ilgili ülkelerle işbirliği öngörülürken “basın-yayın organlarının terörle bağlantılı haberlerde halkı bilgilendirirken terör örgütünü farkında olmadan cesaretlendirici duruma düşmemeleri için daha duyarlı davranmalarının gereği†doğrudan ifade edilmiş. Özgün, temiz, farklı, insani haber istenmiyor anlayacağınız; gelsin klişeleri yeniden üretme teknikleri.
Oysa basmakalıplığa, sığlığa en az tahammül gösterilebilecek dönem. İstihab haddi çoktan dolmuş. Hayat kendi düzenini, doğal akışını geri istiyor. Silvan ilçesine bağlı Diyarbakır karayolu üzerindeki Bağdere Köyü Jandarma Karakolu’na yapılan saldırı sırasında Silvan ilçesinde okullarda eğitim kalitesinin artırılması projesi için giden Vali Mustafa Toprak da çatışmanın ortasında kaldı. Günlük hayat bombalandı bir kez daha. Tıpkı Bahçesaray ilçesindeki Fekiye Teyran Kültür ve Sanat Festivali’ne hazırlanan herkesin ve yine bu festivale katılmak için Van’da bulunan Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile AB üyesi 15 ülkenin büyükelçisi ve elçilik görevlilerinin kendilerini cenaze törenlerinde bulması gibi. Oysa nasıl hasret oralar gülmeye ve nasıl da yakışır şarkılar, türküler, oyunlar hepsine. Yıllardır çatışmaların korku ve kan dolu alanları olarak karşımıza çıkan Şemdinli, Yüksekova ve daha nice bölge mekânı, sarp vadileri, yeşillikleri, dağ pınarları ile birer doğa harikası. Ama yaşayamadıktan sonra bir güzelliği, oraya sahip olmuş sayılır mısınız? Yar olmuyor kimselere bunca mucize, koşturamıyorsunuz doyasıya toprağınızda. Bundan daha büyük acı ve kayıp duygusu var mı?
Tehlikeli bir nefret
Onun yerine boyuna acı var. Yinelendikçe kesiflenen acı. Acının yangın yeri ana baba ocaklarından yükselen seslere art arda kulak verince, 25 yıllık duygu birikimini de okuyabilir insan:
“Sen böyle gelmek için söz vermedin bana. Ne olur kalk, canım benim…â€
“Bir oÄŸlumu feda ettim. İkinci oÄŸlum da vatana feda olsun ama bu akan kan artık dursun, analar babalar aÄŸlamasın. Daha ne kadar genç ölecek. Tedbir için neyi bekliyorlar?â€
“OÄŸlumla gurur duyuyorum. AÄŸlayıp o ÅŸerefsizleri güldürmeyeceÄŸim. Vatan saÄŸolsun. Bir ÅŸehit verir, bin ÅŸehit doÄŸarız.â€
“OÄŸlumla gurur duyuyorum. OÄŸlumun canını alanların ciÄŸerleri yansın.â€
“Beni de alsınlar askere. KardeÅŸimin intikamını alacağım.â€
Öfke, gurur, isyan, acı, bıkkınlık… Vatan sadece uÄŸruna can feda edilen deÄŸil, içinde doya doya yaÅŸadığın yer deÄŸil midir? Olmamalı mıdır? Vatan mı saÄŸolmalıdır, yoksa sen mi vatanında saÄŸ, saÄŸlıklı, mutlu yaÅŸayabilmelisin?..
Cenaze törenlerine katılan kalabalığın sesine de kulak verelim biraz:
“Açılım deÄŸil kan istiyoruzâ€,
“Şehitler Ölmez Vatan Bölünmezâ€,
“Her Türk Asker DoÄŸarâ€,
“Hepimiz Askeriz Silah İsterizâ€,
“Hepimiz askeriz, PKK’ya yeterizâ€
Çok tehlikeli bir nefret tütüyor havada. Açılım sözü olmadan da akan kanı, kaybedilen canı unutmuÅŸ gözüken, bugünü, olası geleceÄŸi yıkmaya yönelik bir nefret… Oysa günah açılımda deÄŸil, tersine bir türlü açılmamakta. YeÅŸermiÅŸ umutları donduran siyasal buzullukta. İlk zamanlar nasıl da umutluydu bölge. Sadece bölge mi, DoÄŸusu aÄŸladıkça Batısı gülemeyecek koca Türkiye. Derken sınırdan giriÅŸ yapan grubun örgüt üyesi oldukları hatırlanıverdi acı bir ÅŸaka gibi, aylar sonra. SeçilmiÅŸ belediye baÅŸkanları tutuklandı… 1500 çocuk kendini örgüt üyesi diye hapishanede buldu. DaÄŸdan inmelere yönelik tek bir hazırlık yapılmadı… DTP kapatıldı. Ahmet Türk’e yumruk atan saldırgan “Öfkem PKK terörüne†dedi, serbest kaldı. Bugünkü BDP’ye “Meclis’te PKK istemiyoruz†denirken, Gediktepe’de ÅŸehit olan piyade er Mutlu Saydam’ın BDP MuÅŸ Milletvekili Sırrı Sakık’ın akrabası olduÄŸu es geçildi. Ailesi Sakarya’da yaÅŸayan Mutlu, aslen MuÅŸ-Malazgirt’liydi. Ve bu ailenin çığlığı çok baÅŸka bir gerçeÄŸi haykırıyordu aslında: “Bu kavgayı bir an önce bitirin. Bu bir kardeÅŸ kavgasıdır. Sorunun çözümü için siyaset bir ÅŸey üretmelidir.â€
Kimi kimden ayırabiliyoruz hayat içinde?.. Öyle mesafeli haberlerde terörist demek, sınırın ötesinden saldırı beklemek kolay da örgüt üyelerinin de bölgeden olduğu, sınır karakollarının sırtını döndüğü toprakların kucaklanmayı beklediği gerçeğini değiştiriyor mu klişe, içi boş cümleler? Acının tarihini yazan şiirin ustası Turgut Uyar gözünüzün yaşına bakmaz ama. Çarpar hakikati suratınıza:
Ben ÅŸimdi diyorum ki bir bak ÅŸu alanlara
sokaklara köprülere kiremitsiz damlara
taşlara sopalara amanvermez silâhlara
şehir haritasına trafik lâmbasına kan içinde adamlara
kan içinde adamlara
kan umutsuzluktur
ona kendini hazırla
ne kadar yalnız olduğumuzu hep hatırla
Kan güzellemesinin vardıracağı yer umutsuzluktur. Oysa bu denli genç nüfusuyla en çok da ülkemize yaraşır umut. Hayal bile değil, bir haktır umut. O canlar ne olduğunu bile anlamadan ölmeyi ya da güzelim yıllarını ovada hayat kalmadığı için dağlarda çıkış aramakla geçirmeyi değil dolu dolu yaşamayı ister. Bir oğlu askerde, diğeri dağda analar için acının dili zılgıttır, ağıttır, yaradana isyanla haykırıştır. O acıyı kendini bile taşımaktan aciz, tutanın elinde, söyleyenin dilinde kalan sakız sözler değil, yürekli siyaset bastırabilir ancak. Oyunu görüp biçilmiş role, değişmez repliğe teslim olmayan, bir kez de zor olanı deneyen, göze alan siyaset. Ya da basiret diyelim biz ona. Ve basiret hazır olmak demektir. Hazır mıyız sahi acıyı tükürüp de hayatın balından kaşıklamaya? Hep birlikte, birarada.