Mehmet ERTAN
Bianet
Alevilere yönelik saldırıların olay olarak araştırıldığı, ama mağdurlarının katliamları anmasına izin verilmediği bir hesaplaşma dönemi geçmişin eleştirel bir muhasebesinden çok yeni bir resmi tarih yazımının habercisi.
“Yeni Türkiye” kavramsallaÅŸtırması son zamanlarda yapılan siyasi tartışmalarda çokça kullanılıyor. Özellikle de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) kendi iktidarıyla önceki dönemleri karşılaÅŸtırmak için bu kavrama sıklıkla baÅŸvuruyor.
Son zamanlarda siyasal gündemi meÅŸgul eden ana konulardan ikisinin Anayasa yazımı ve baÅŸkanlık sistemi üzerinden yürütülen rejim tartışmaları olduÄŸu düşünüldüğünde, Türkiye’nin gerçekten yeni sıfatının altını dolduran bir inÅŸa süreci içinde olduÄŸunu iddia edebiliriz. İnÅŸa süreçleri sadece geleceÄŸe yönelik projeksiyonlar taşımaz; bunlar aynı zamanda geleceÄŸe yönelik tahayyüller üzerinden geçmiÅŸe yönelik sorgulamaların yapıldığı, daha açık ifadesiyle güncel politik kaygılarla örülü tarih yazımlarına sahne olan süreçlerdir. Çünkü inÅŸa sadece geleceÄŸe yönelik planlara deÄŸil, geçmiÅŸten kopuÅŸu saÄŸlayacak hesaplaÅŸmalara da açık olan bir tiyatro sahnesidir.
Türkiye’de de 1938 Dersim üzerinde yürütülen tartışmalar, Meclis çatısı altında kurulan Darbeleri AraÅŸtırma Komisyonu, Turgut Özal’ın suikasta uÄŸradığı noktasındaki iddialar veya Adnan Menderes’e iade-i itibar tartışmalarını bu sürecin bir parçası olarak deÄŸerlendirebilmek mümkündür.
GeçmiÅŸle hesaplaÅŸma yolunda atılan adımlardan biri de yakın zamanda CumhurbaÅŸkanı Abdullah Gül inisiyatifiyle gerçekleÅŸtirildi ve Devlet Denetleme Kurulu (DDK), Sivas Katliamını araÅŸtırmak üzere görevlendirildi. Bu konuda yeni bir araÅŸtırma talebinin içinde Sivas ValiliÄŸi ve Belediyesinin de bulunduÄŸu 114 kuruluÅŸ tarafından dile getirildiÄŸini, ama bu STK’lar içinde Cem Vakfı dışında hiçbir Alevi örgütünün olmadığını hatırlatmak gerekiyor.
Alevi kuruluÅŸları Sivas Katliamının CumhurbaÅŸkanlığına baÄŸlı bir yürütme kurumu tarafından deÄŸil, yargı tarafından sorgulanmasını istiyor. Bu sorgulamanın da adli bir vakayı ele alıyormuÅŸ gibi deÄŸil zaman aşımını engelleyecek insanlığa karşı iÅŸlenmiÅŸ suç kategorisi baÅŸlığıyla deÄŸerlendirilmesini istiyor. Bu anlamda DDK’nın giriÅŸimi Alevilerin taleplerinin çok gerisinde.
Bu giriÅŸimin samimiyetinin sorgulanmasına neden olan bir diÄŸer nokta da katliamda hayatını kaybedenlerin aileleriyle görüşmeyi dahi kabul etmeyen CumhurbaÅŸkanının, katliamın maÄŸduru olmayan STK’ların taleplerini dikkate alarak Sivas Katliamının, katliam bile demekten imtina ederek “Madımak Hadisesi” olarak araÅŸtırılmasını istemesi. Üstelik bu araÅŸtırma sürecinde Sivas Katliamının tekil olarak deÄŸerlendirilmeyip BaÅŸbaÄŸlar ile beraber ele alınmak istenmesi de katliamın üzerinin daha geniÅŸ bir tarih yazımı kılıfıyla örtüleceÄŸi izlenimini uyandırıyor.
Darbeleri AraÅŸtırma Komisyonu’nun hazırladığı 1338 sayfalık raporda 1978 yılında ardı ardına yaÅŸanan Alevi katliamlarına verilen yerin hacmi satırlarla ölçülmektedir. Alevi BektaÅŸi Federasyonu’nun yaptığı deÄŸerlendirme, Madımak Katliamı’nın raporda 27 satır, 1978 Eylülünde yaÅŸanan Sivas Katliamı’nın 140 satır, MaraÅŸ Katliamı’nın ise sadece 163 satır yer bulduÄŸunu göstermektedir. Alevilerin maÄŸduru olduÄŸu katliamlarla yüzleÅŸemeyen bir tarihsel hesaplaÅŸmanın sorunlu olacağını belirtmek gerekiyor. Geçen hafta sonu yaÅŸananlar, Madımak ve MaraÅŸ Katliamları karşısındaki tavrın, kayıtsızlıktan daha öte bir anlamı olduÄŸunu ortaya koydu. Valilik olay çıkabileceÄŸi gerekçesiyle MaraÅŸ’ta yapılmak istenen mitingi yasakladı ve katliamı anmak için yurdun dört bir yanından ÅŸehre gelmek isteyen Aleviler, MaraÅŸ’a sokulmadılar. Aslında bu tavır MaraÅŸ’a özgü deÄŸildi. Sivas ValiliÄŸi de geçtiÄŸimiz yıllarda Madımak Oteli önünde gerçekleÅŸtirilmek istenen anma etkinliklerinin, Madımak önünde yapılmasını provokasyon gerekçesiyle yasaklamıştı.
Alevilere yönelik saldırıların olay olarak araştırıldığı, ama mağdurlarının katliamları anmasına izin verilmediği bir hesaplaşma dönemi geçmişin eleştirel bir muhasebesinden çok yeni bir resmi tarih yazımının habercisi niteliğinde. Bu yeni tarih yazımı içinde Alevi katliamları, ülkeyi kaosa sürüklemek isteyen karanlık güçlerin, Alevi ve Sünni vatandaşları birbirine düşürerek bir mezhep çatışması yaratmak istemesinin ürünü olarak okunuyor.
1980 öncesinde gerçekleşen Sivas, Maraş, Malatya ve Çorum katliamları böylesi bir tarih okuması ışığında değerlendirilirken, Madımak Katliamı söz konusu olduğunda bu tarih okumasına bir de oteli ateşe veren kitleleri tahrik eden unsurlar ekleniyor. Bu tarih yazımı Alevi katliamlarını konu ederken, failleri her daim varlığıyla ülkede kaos yaratmayı amaçlayan karanlık güçlerle açıklıyor. Böylece katliamları fiilen gerçekleştirenlerle, katliamlara maruz kalanlar aynı karanlık güçlerin oyununun kurbanı olan mağdurlara indirgeniyor. Hatta bir adım ötesinde katliamlara maruz kalan Aleviler, katliamın arkasındaki güçlere yönelmek yerine doğrudan kendilerini öldürenleri suçladıkları için, yani buzdağının görünen yüzüne yöneldikleri için, karanlık güçlerin oyunlarına alet olmakla suçlanıyorlar. Öznesi olmayan bir tarihe yapılan gönderme, Alevi katliamlarını fiilen gerçekleştirenleri birer mazluma dönüştürürken, Alevilere de katledilmelerinin sorumluluğunu yüklüyor.
Geçmişin kara kaplı defteri böylesi bir tarih okumasıyla açılırken Aleviler ne yapmalı?
Alevilik Enstitüsü kurucularından Doç. Dr. Bedriye Poyraz geçtiğimiz haftalarda Milliyet gazetesinde kaleme aldığı bir yazıda, Alevi katliamlarını araştırmak için bir hakikat komisyonu kurulmasını önerdi ve bu komisyonun kurulması noktasında inisiyatifi üstlenmesi gerekenin de Alevi kuruluşları olması gerektiğini belirtti.
Yirmi yılı aşkın bir örgütlenme deneyimi olan Alevi kuruluşlarının yetkinliği, böylesi bir komisyonun ağırlığını kaldırmaya yeter. Burada hakikat komisyonlarının birer yasayla kurulan, resmi birer statüsü olan, yargılama, cezalandırma ve affetme haklarına sahip Güney Afrika ve Güney Kore örneklerinden farklı olacağı, yani yasal bir yaptırıma sahip olmayacakları ortada.
Ancak Alevi kuruluşlarının inisiyatifiyle, demokratik sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve bağımsız araştırmacıların destek vereceği, konusunda uzmanlaşmış araştırmacılardan oluşan komisyonlar, Alevilerin maruz kaldığı katliamların her birinin tarihsel, politik, ekonomik, sosyal ve hukuki yönlerini ortaya koyabilir. Mahkeme tutanaklarından, tanıklıklardan ve o dönemden kalan gazete haberleri gibi ikincil kaynaklardan yola çıkarak hazırlayacakları raporları resmi bir yaptırım gücüne sahip olmasa bile yaşananların daha sağlıklı bir zeminde tartışılmasını sağlayarak bir kamuoyu yaratabilir.
Aleviler geçmişle eleştirel bir hesaplaşma üzerinden maruz kaldıkları katliamları değerlendirmeye açmalıdır. Hakikat komisyonları ise bu konuda inisiyatifi ele almak için önemli bir adım olacaktır. Bir Afrika atasözü, kendi tarihlerini yazmayan aslanların, avcılık tarihini hep avcılardan dinleyeceğini belirtir. O halde Alevilere bu noktada düşen görev, her zaman avcılardan dinlenen avcılık tarihini, bir de aslanların gözünden yazmaya katkıda bulunmaktır.
* Mehmet Ertan, Boğaziçi Üniversitesi, Atatürk Enstitüsü, Doktora Öğrencisi