Sedat YILMAZ
Özgür Gündem
Müzakere sürecinde, Kürt sorununda çözüm ve halkların birlikte inÅŸa edeceÄŸi bir Türkiye için Ankara’da yapılan ‘Demokrasi ve Barış Konferansı’nda, Aleviler, Ermeniler, Süryaniler, Kürtler, Türkler, Sünniler, Araplar, Romanlar, Türkiye’nin farklı halkları, inanç grupları ve ötekileÅŸtirilmiÅŸ tüm kesimler, bir araya geldi ve kalıcı bir barışı tesis etmek için birlikte hareket etmek, barışın toplumsallaÅŸması için önemli kararlar aldı. İki gün boyunca izleme imkânı bulduÄŸumuz konferansta, çeÅŸitliliÄŸin eksik kaldığı, çok daha farklı kesimlerin de orada olması gerektiÄŸi ve bu tür toplantıların devam ettirilmesi genel kanı oldu. İki günlük konferansın içeriÄŸini ve süreci farklı kesimlerin temsilcileriyle konuÅŸtuk.
‘Yeni bir uyanış’ konuşuyor
Türkiye Ermenileri tarafından baÅŸlatılmış olan, Ermenicede ‘Yeni Uyanış’ anlamına gelen Nor Zartonk’tan Sayat Tekir, “Barışı sadece Türklere ve Kürtlere bırakmayalım†diyerek kendi halkını ve halkları sürece katkı sunmaya çağırdı. Türkiye’nin kara resmî tarihinden (1894-96/1915 vd.) örnekleri hatırlatan Tekir, barışa olan özlemini şöyle dillendirdi: “Birçok insan konferansa katılmak istediÄŸi halde gelemediler. Bu da bize bu ülkenin ne kadar barışa susadığını gösteriyor. Konferans sadece Kürtlerle ilgili deÄŸil, Rumlar, Ermeniler, Süryaniler ve diÄŸerleriyle de ilgilidir. Kürtler ve Türkler yok sadece. Akan kanın durması, barışın gelmesi için buradayız. Burada olmamın bir diÄŸer nedeni ise Türkler ile Kürtlerin geçmiÅŸ dönem barışlarını biliyoruz. Yapılan soykırımları tek tek hatırlıyoruz. Bu anlamda barış dediÄŸimiz ÅŸey bir ÅŸeylerin üstünü kapatmak deÄŸil. Burada yapıldığı gibi bazı hakikatleri ortaya çıkararak olur. Son 100 yıllık, son 30 yıllık sürede bu topraklarda yaÅŸayan halklara ne yapıldıysa, bunların araÅŸtırılması, özelikle hakikatler komisyonunda ortaya çıkması için biz de buradayız.â€
‘Kürtler takdiri hak etti’
“Her ÅŸeyden evvel Kürt tarafının barış iradesini takdir etmek lazım. Çok cesur bir adım attılar, bu onların barışa olan güvenini gösterir†diyen Sambur, silahların devreden çıkarılmasının mücadelenin son bulması anlamına gelmediÄŸini hatırlatarak devletin yapması gerekenleri anımsattı: “DemokratikleÅŸme konusunda Kürt tarafı daha aktif rol almalı. İkincisi, sorunun kaynağı bakımından temel aktör devlettir. Sorunun kaynağı olduÄŸu gibi çözümün de kaynağı devlettir. ÇoÄŸulculuÄŸu kabul eden, beli bir dil, tarih, kültürü dayatmayan ve insanın temel hak ve özgürlükleri çerçevesinde kendi iktidarının sınırlılığını kabul eden yeni bir devletin dizaynına ihtiyaç var. Bunun da aracı yeni yepyeni bir anayasadır. Devletin yeni bir paradigmayı inÅŸa etmesi lazım. Bu paradigma deÄŸiÅŸikliÄŸinin esası da, artık merkezde devletin deÄŸil, insanların olduÄŸu, hak ve özgürlüklerin olduÄŸu bir durumdur. Anayasa konusunda bir takım anlamsız sistem tartışmalarıyla vakit kaybetmenin hiçbir anlamı yok. Paradigma deÄŸiÅŸikliÄŸi için birincisi, anayasanın giriÅŸine ‘insan onuru vazgeçilmez temel deÄŸerdir’, ikincisi ‘Türkiye’de yaÅŸayan bütün diller, dinler, etnisiteler anayasal güvence altındadır’, üçüncüsü de, ‘hiçbir ÅŸekilde insanların diline, dinine, kültürüne müdahale anlamına gelecek düzenleme yapılamayacağı’ ilkeleri yazılmalı.â€
Barış sivil bir süreçtir
Türkiye’nin son 30 yıllık savaşın getirdiÄŸi sorun ve sonuçları yaÅŸadığını, bu durumun da kendi kurumlarını yarattığına dikkat çeken Sambur, barış sürecine uygun kurumların yaratılması gerektiÄŸini dillendirdi: “Bu savaÅŸ kendi problemlerini yarattı. İnsanlar bu problemler karşısında örgütlendiler. İnsanlar göç ettirildi, GÖÇ- DER kuruldu, insanlar hapse atıldı tutuklu aileleri dayanışma içine girdi. Åžimdi barış süreci de benzer ÅŸekilde kendi kurumlarını yaratır, kendi sürecini belirler. Barış bir anda olabilecek bir ÅŸey deÄŸil. İnsanlar barışa niyetlenirler ve onu gerçeÄŸe dönüştürmek için çabalarlar. Ben bu konferansı her ÅŸeyden önce barışın ete kemiÄŸe bürünmesi için yapılan bir faaliyet olarak deÄŸerlendiriyorum. Barış süreci sadece resmi kurumlarla yürütülecek süreç deÄŸil. Barış her ÅŸeyden önce sivil bir süreçtir. Devletin egemenlik ve kontrol alanı dışında yürütülmesi gereken bir süreç. Sivil bir inisiyatifin ortaya çıkması açısından da konferansı önemsiyorum. En önemli ÅŸey ÅŸu: Son iki yüz yılın eleÅŸtirel muhasebesi yapılıyor, son 30 yılın muhasebesi yapılıyor, bu yeni baÅŸlayan süreçte eksiklikler, sorunlar tartışılıyor.â€
30 yıllık mücadeleye bakarım
Barış sürecinin ilk baÅŸladığı günlerde PKK Lideri Öcalan’ın cımbızlanan sözleriyle çeÅŸitli çevrelerin geçirdiÄŸi ‘şok’u hatırlatıyorum Tekir’e. Şöyle yanıtlıyor: “Bugün taktik olarak belki insanlar farklı ÅŸeyler de söylüyor olabilir ama 30 yıldır söylenen sözler var. Mücadeleyi verenler, içeride tecrit altında olan, daÄŸda olan insanların söyledikleri sözler var. Ben bunların bir günde deÄŸiÅŸeceÄŸini düşünmüyorum. DeÄŸiÅŸirse de geçmiÅŸteki Türk-Kürt barışına dönüşür. Ama ben bunun olacağını düşünmüyorum. Barış çetrefilli, dikenli bir yoldur. Bu yolda ilerlerken sağımıza solumuza bir ÅŸeyler batıyor. Gönül istemiyor tabii çok az kalmış halklarla ilgili söylenen sözleri. ‘Nasıl olur’ diye insan içinden geçiriyor ama 30 yıllık mücadele ve sözlerin bir günde bir iki cümle ile deÄŸiÅŸeceÄŸini düşünmüyorum.â€
‘Onlar bizim de annelerimiz’
“Üç çaÄŸrın olursa†diye sorduÄŸum soruya Tekir’in verdiÄŸi cevap ise şöyle oldu: “Hükümetin bu süreci ucuz bir oy hesabına heba etmeyip, devam etmesini öneririm. Üç seçim yaklaşıyor, oylar önemli ama barış milyonlarca seçime deÄŸiÅŸmeyecek kadar deÄŸerli bir ÅŸeydir. Bunu unutmamak gerekir. Kürt halkının önünde ise bir sürü inisiyatif var. Bunların en önemlisi barış anneleridir. En dik duranı. Onlar bizim de annelerimizdir. Onlar gibi olmalarını barıştan yana tutum deÄŸiÅŸtirmemelerini istiyorum. Ermeni halkına da barışın sadece Türklere ve Kürtlere bırakılmayacak kadar mühim bir ÅŸey olduÄŸunu ve bu süreci sahiplenmelerini söylemek istiyorum. Çünkü barış, bu ülkenin o sert, milliyetçi atmosferini de deÄŸiÅŸtirecektir. Bu atmosferin deÄŸiÅŸmesi önemlidir.â€
Bir OrtadoÄŸu projesi
Konferansa katılımcı, çeÅŸitli ve birlikte yaÅŸamı esas alan ruhun hakim olduÄŸunu belirten Hacı BektaÅŸ Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel BaÅŸkanı Ercan Geçmez, barışla birlikte Türkiye’nin rahatlayacağını söyledi. Kürt hareketinin Türkiye ile sınırlı ÅŸekilde deÄŸerlendirilmemesi gerektiÄŸini ifade eden Geçmez, şöyle devam etti: “Kürt hareketini sadece Türkiye’de deÄŸerlendirdiÄŸimizde barış Türkiye için bir yol haritası olabilir ama öbür taraftan baktığımızda; Kürt hareketi İran, Irak, Suriye hata Ermenistan’da var olan; OrtadoÄŸu coÄŸrafyasının bir kısmında var olan bir harekettir. Belki onlara da yol haritası çıkarabilir. OrtadoÄŸu’nun daha rahatlayabilmesi, daha özgürlükçü, daha demokratik bir noktaya gelebilmesi, halkların kendisini ifade edebilmesinde, bir yol olabileceÄŸi inancıyla bu konferansın iyi olduÄŸunu düşünüyorum.â€
AKP’nin değil Kürtlerin projesi
“Bir hakkı teslim etmek lazım. Kürt hareketinin verdiği mücadeleden sonra Türkiye bu noktaya gelebildi. Bu öyle hükümetin istediği, devletin yeni renginin istediği bir gelişme değil. Bu Kürt hareketinin ve ona yıllardır destek veren, sivil toplum örgütlerinin bir kazanımdır. Tabii çoğunluğu Kürt hareketine aittir.†diyen Geçmez, “Barış süreci önce bir devletli barış olarak algılandı. Oslo görüşmelerinden gerillanın çekilmesine kadar bir devletli barış olarak algılandı. Ama bu süreç biraz toplumsal bir süreç olarak gözüküyor. Toplumun değişik kesimlerinin ‘aman ha zinhar asla savaş ortamına geri dönülmemesi’ni dillendirmesi gerekli. Alevi toplumuna baktığımızda, yapılan üç büyük Alevi kurultayında barış süreci net şekilde dillendirildi.†diye konuştu.
‘Bu bir sınavdır’
Geçmez, aynı zamanda ÅŸu uyarıları yaptı: “Bu süreç çok deÄŸerlidir ve asıl bundan sonra Kürt hareketine büyük sorumluluk düşüyor. Çünkü Kürt hareketi ÅŸimdiye kadar kendisiyle birlikte var ettiÄŸi bileÅŸenlerle birlikte mi gidecek, yoksa sadece kendisiyle ilgili hakların pazarlığına girip eski Türk- İslam devletinin yerine Türk-Kürt İslam devleti noktasına mı çekilecek? Kürt hareketinin buna özen göstermesi gerektiÄŸine inanıyorum. Ben Kürt hareketinin böyle olduÄŸuna inananlardan deÄŸilim. Çünkü verdiÄŸi mücadele herkesin önünü açabilecek bir noktaya geldi. Bunu kıskançlık sergilemeden yaptı, bundan sonra da sergileyebileceÄŸini düşünmüyorum. Daha toplayıcı, lokomotif görevi yerine getirerek, birleÅŸtirici olacağını düşünüyorum.â€
‘Herkes özeleştiri yapmalı’
Konferansın zamanlaması bakımından önemli olduğunu dile getiren Mazlum- Der Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, hem hükümete hem de PKK’ye çağrıda bulunarak şunları söyledi: “Ülkedeki sorunları çözme yükümlülüğü, sorumluluğu iktidarındır. Dolayısıyla bu süreçte bizim en fazla muhatap olmamız gereken, kendisinden adım atmasını beklediğimiz doğal olarak iktidar tarafıdır. İktidardan beklediğimiz Kürt tarafının ortaya koyduğu talepleri dikkate alarak bunu anayasal ve yasal güvencelere bağlamasıdır. KCK tutuklularının, yaşlı ve hasta tutsakların serbest bırakılması, köy isimlerinin değiştirilmesi gibi, yol temizliği dediğimiz şeyler yasal düzenleme istemeden yapılacak işlerdir. Bunu bekliyoruz. Bir de hükümetin muhataplarıyla konuşurken kullandığı dilde nezakete dikkat etmesi gerekir. PKK tarafına gelince çekilmeyi deklare etmelerini önemli görüyorum fakat tıpkı devletin olduğu gibi PKK’nin de zaman içinde kendi hareketiyle ilgili bir özeleştiri yapması gerekiyor diye düşünüyorum. Geçmişte Kürt İslamcı kesimin de Türkiye’nin Kürdistan’ında gerekse diğer bölgelerinde eleştirilmesi gereken birçok şeyi oldu. Onların da özeleştiri içinde kendisiyle yüzleşmesi gerektiğini düşünüyorum.†Türkiye’deki dindar kesimin Kürt meselesinde biraz geç kaldığını da anımsatan Ünsal, “Fakat bu hiçbir şeyin sonu değil. Şu an itibariyle bu sürece destek vererek, durduğu yeri iyi tespit ederek sürece destek vermesi lazım.†çağrısında bulundu.
Hükümet samimi olmalı
Konferansta heyecanını gizleyemeyen Barış İçin Kadın GiriÅŸimi’nden BoÄŸaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç.Dr. Esra Mungan, “Uzun zamandır bu kadar farklı kesimlerin bir araya geliÅŸine tanık olmadım†diyerek baÅŸladığı sözlerini şöyle sürdürdü: “Ermeni, Süryani, kadın, Alevi, sosyalist sınıf perspektifinde konuÅŸtuÄŸu zaman yeni ve ek anlamlar katıyor. Sözlerini dile getiriyorlar, söz kuruyorlar. ÇoÄŸulcu bir dil var, korkuları ve kaygıları teskin ediyor. Barışa herkesin çok yoÄŸun bulaÅŸması gerekiyor. Barış birlikte yapılacak bir ÅŸeydir. Hükümete samimi olma ve bunu bize göstermeleri çaÄŸrısını yapıyorum. Bunu bir çatışmayı durdurma projesi olarak deÄŸil, bir barışın inÅŸası olarak görmelerini istiyorum. Bu konuda ben ve birçok kiÅŸi henüz ikna olmuÅŸ deÄŸiliz. İkna edilmek istiyorum. Kürtlerin çoÄŸullaÅŸarak bu projeyi devam ettirmelerini istiyorum. Kürtler ve Kürtlerin dışında destek vermek isteyenlerin, ortak Türkiye hayali olanlarla birlikte kenetlenerek yürümelerini istiyorum. Konferansın bunun en sembolik göstergesi olduÄŸunu düşünüyorum.â€