Bir varmış, bir çokmuÅŸ, bazen de bir varmış, hiç yokmuÅŸ. TC’nin plazalardan esinlendiÄŸi adalet saraylarında ne hak varmış ne hukuk. Ne yol bilen varmış, ne maksadı, ne de derdi anlayan. BeÅŸ yıl ve yirmi beÅŸ duruÅŸma sonrasında Hrant DİNK’i katleden tetikçiler de, katlinin yol göstericileri de, bu katliama zemin saÄŸlayanlar da, apoletliler de, bürokrasi de, hükümet de, medya da bir masal tutturup gittiler: “Bir varmış bir yokmuÅŸ…â€
Herkesin gördüğü ve bildiÄŸi örgütü bir türlü bulamayan mahkeme, katilleri “terör örgütü yöneticiliÄŸi veya üyeliÄŸi” suçlamalarından beraat ettirdi. İşin başındakilere yine hiç dokunmadan, kıllarına halel getirmeden kendi anlattığı ve inandığı masalı sürdürmeye devam etti.
Hrant DİNK’i katledilmeye götüren sürecin kronolojisinde, Sabiha GÖKÇEN haberinin hemen ardından Dink’in ValiliÄŸe çaÄŸrıldığını ve ilk “uyarıyı” bizatihi takım elbiselilerden aldığını unutmamak gerekir. Kayıt düşelim; dönemin İstanbul Valisi, ÅŸimdinin İçiÅŸleri Bakanı olan Muammer GÜLER’dir. Vali BaÅŸyardımcısı ve beraberindekiler, bir Ermeni’ye sözüm ona tavsiye ve uyarılarıyla aba altından sopa gösteriyorlar ve “Olur ha bir gün başınıza bir ÅŸey gelirse†demeyi de eksik etmeden, Dink’i alçakça tehdit ediyorlardı.
Hemen ardından, yazdığı bir yazı dizisindeki makalede, okuyanın hemen anlayabileceÄŸi bir cümleden dolayı iki halkın ortaklaÅŸmasına dair çabaya karşılık olarak “Türklüğü AÅŸağılamak” bahisli 301. Madde’den dava açılır. Dönemin Adalet Bakanı olan Cemil ÇİÇEK’in had bildirimlerinden bir nebze de olsa payına düşeni elbet alacaktır bu Ermeni! Yalnız AKP bakanı deÄŸil, daha sonra Ergenekon terör örgütünün üyeleri arasında zikredilip, müebbet hapis ile cezalandırılacak olan Veli KÜÇÜK ve Kemal KERİNÇSİZ’ler de mahkeme kapılarında yapılan bu uyarıları dikkate alıp gereÄŸini yapacak ve sözlerini sakınmayacaklardır. “Ya Sev Ya Terk Et!†yoksa, “Bir Gece Ansızın Gelebiliriz!â€
Bizler 301. Madde duruşmalarında Hrant DİNK’in yanında dururken, onu aramızdan alacak olan karanlığın yapı taşlarının nasıl üçer-beşer döşendiğini, ona ve düşüncelerine karşı aralıksız, sinsice nasıl bir nefret ve öfke ikliminin yaratıldığının yakın şahidi olduk. Hrant DİNK’i hedef tahtasına koyan karanlık isimler ile bu cinayeti önlemekle yükümlü kolluk kuvvetleri tarafından cesaretlendirilmiş olan tetikçiler de bu yolda ilerleyerek onu katlettiler. Tarih; 19 Ocak 2007! Bir tetikçi, iki yardımcı, üçten de az olmayan gözcü. Üç kurşun, hepsi de Hrant DİNK’in sırtından, savrulan tehditler bir kez daha bir Ermeni’nin sonunu hazırlamıştı.
Hrant DİNK’in katledilmesinin hemen ardından yüz binlerin örgütlediği tepkinin yoğunluğu ve gücünün etkisiyle, tetikçi Ogün SAMAST, Samsun Otogarı’nda yakalanmış ve iki kolluk kuvvetinin arasında muzaffer bir komutan edasıyla, elinde bayrak ile poz vermişti. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin CERRAH ise olayın yalnızca “Basit, milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayet†olduğunu söylüyordu.
Onlar gerçeklerin üstünü bu yalanlarla örtmeye çalışırken bizler ise; bu cinayetin failinin devlet olduğu bilinciyle, Hrant DİNK’in düştüğü yerde, cenaze töreninde yüz binler olarak bir arada durarak, caddeleri ve meydanları doldurarak tüm acıları ve öfkeleri birleştirmiş, bu ırkçı nefret cinayetinin gerçek faillerinin bulunması için mücadeleyi yükseltmiştik.
Ne var ki dava sürecinde Hrant DİNK’in katledilmesinden sorumlu olan hiçbir devlet görevlisi yargılanmadı ve tam aksine hepsi birer birer terfi aldı. Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek TBMM BaÅŸkanlığı’na, İstanbul Valisi Muammer GÜLER ise önce milletvekilliÄŸine daha sonra da İçiÅŸleri Bakanlığı’na “terfi†ettirildi. Trabzon’dan gelen ihbarları bir türlü deÄŸerlendirmeyen İstanbul Emniyet Müdürü Yardımcısı Åžammaz DEMİRTAÅž ise UÅŸak Emniyet Müdürlüğü’ne atanarak daha sayabileceÄŸimiz pek çokları gibi adeta ödüllendirildi.
Hrant DİNK’in “ölüm fermanım†dediği 301. Madde davasından aldığı cezayı onayan Yargıtay hâkimlerinden biri olan Mehmet Nihat ÖMEROĞLU da bu kervana katılanlardan. Ömeroğlu, Yargıtay Ceza Kurulu’nda verilen cezanın temyiz sürecini, DİNK’in sözünü, derdini önemsemeksizin kendi sözleriyle “rutin uygulama†olarak değerlendirdiği bir kararın altına imzasını atmış, vazifesinin mükafatını da, AKP nezdinde gerçekleştirilen bir seçimle, Türkiye’nin ilk kamu başdenetçisi görevine getirilmekle almıştır.
Hrant DİNK’in ölümüne giden yolların taşlarını döşeyen isimlerden bazıları Ergenekon Davası’nda yargılanmıştır. Gerçekte bu dava sürecinde gerçekleşen yargılama AKP’nin, devletin eski ‘’sahipleri’’ ile hesaplaşmasına indirgenmiş, ne Hrant DİNK’in katledilmesinden ne de Kürtlere ve devrimcilere karşı işlenen fiillerden dolayı hiçbir yargılama olmamış, yargılananlar darbecilikten ceza almış fakat kontrgerilla faaliyetlerinden adeta beraat ettirilmiştir.
Ne ile suçlandıkları konusu çoğu zaman muğlâk bırakılan basın emekçileri, öğrenciler, Kürt siyasetçiler, devrimciler, akademisyenler, avukatlar ve sendikacılar; bu ülkede sırf düşündükleri, sorguladıkları ve eleştirdikleri için tutuklanırken ve en ufak eylem bir şekilde terör örgütlerine bağlanırken; bu davanın failleri ortada olmalarına karşın örgüt bir var bir yok olmuş, en son Yargıtay bir örgüt bulmuş ama örgütün terör ile ilintisi göz ardı edilmiştir. Her şey en başından bu yana söylediğimiz gibi; tatsız bir masaldır!
Bu dava aynı zamanda üzerinden neredeyse yüz yıl geçmesine raÄŸmen hiç bitmeyen soykırımı ve devletin bunu teÅŸvik edip kollayan söyleminin ve tavrının devamlılığının da bir kanıtı olmuÅŸtur. 301. Madde Davası ile baÅŸlayan süreçte, tetikçi gazeteler ve gazeteciler “Susturun Åžu Ermeni’yi!â€, “Ermeni’ye Bak!â€, “Kovun Bunları!†diye çığırtkanlık yapıyor, ırkçılık kusuyor, katliam için gereken ortamı hazırlıyor ve soykırım sürecinin alttan alta, sessiz ve derinden devamlılığı saÄŸlanıyordu.
Bu topraklarda yaşayan halklar olarak, her türlü sömürü ve tahakkümden arındırılmış bir dünya tahayyülümüzü, evde, okulda, fabrikada, sokakta bir araya gelerek, örgütlenerek, barışı, eşitliği ve adaleti haykıracağız. Bizler, emekçiler, devrimciler, kadınlar, öğrenciler, LGBT’ler olarak hepimize anlatılan, yutturulmaya çalışılan bu masala artık karnımızın tok olduğunu ve bir kez daha sergilenecek olan bu tiyatroya itibar etmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
Hrant’a sözümüzdür! Bir varmış bir yokmuş diye anlatılanların zamanla kâbusa dönüşmemesi için, bir kere daha faili belli olan cinayetlere kurban edilmemek için, herkes için ve hepimiz için, Hrant DİNK’in hesabını, mutlaka soracağız!
Õ€Ö€Õ¡Õ¶Õ¤ Õ”Õ¥Õ¦ ÕŠÕ«Õ¿Õ« Õ‰Õ´Õ¸Õ¼ÖÕ¶Õ¥Õ¶Ö„
