Alexis KALK
24 Nisan günü Türkiye‘nin turnusol kağıdı olmayı hala sürdürüyor. Belki de en önemli işlevi kendini az ya da çok solda tanımlayan grup ve partilerin milliyetçi eğilimlerini ortaya çıkartması.
Bu yaklaşımlar içselleştirilmiş mi yoksa milliyetçi argümanlar siyasal rant elde etmek için mi kullanılıyor elbette kesin olarak bilemiyoruz ama varacakları yerin her iki durumda da Nasyonal Sosyalizmin pek uzağına düşmeyeceğini söyleyebiliriz. Bu turnusol testini geçemeyenler aslında durumun pek su kaldırır bir yanı olmadığını bildiklerinden söylemlerini içi boş sınıf edebiyatı, emperyalizm karşıtlığı, Amerikan karşıtlığı gibi motiflerle süslemeyi ihmal etmiyorlar.
Bu durumun en açık örneklerini bu 24 Nisan’da www.sol.org.tr adresinde yayınlanan iki köşe yazısında gözlemledik. Tevfik Çavdar’ı zaten 07.04.2006 tarihli Komünist dergisinde yayınlanmış olan “Günümüz Koşullarında Talât Paşa’yı Anlamak” adlı yazısından az çok tanıyorduk. Özet geçmek gerekirse Çavdar’a göre Talat Paşa vatansever bir halk adamı ve bir örgütlenme ustasıydı. Biz Talat Paşayı yanlış anlamış, tanımıştık. Bir tanısak çok severdik. Aslında Dünya Hitler gibi bir “örgütlenme dâhisini” yanlış anlamışken bizimkisi affedilebilir bir şey olsa gerek. Unutmadan Talat Paşa’nın cesedini de Türkiye’ye Hitler armağan etmişti, bir dostluk nişanesi olarak. Çavdar’a göre bizler bugün Talat Paşa’yı, Hitler’i, Miloseviç’i ve türevlerini işledikleri “insanlık suçlarıyla” değil “örgütçülükleriyle”, “gözlerinin güzelliğiyle” vs anmalı, hatırlamalıyız. Neyse ki Çavdar var da hem bize hem de etrafındakilere Talat Paşayı en doğru şekliyle anlatıyor. Çalışmalarına Hitler’i de dâhil ederse Dünya çapında üne kavuşacağına şüphem yok. Hele son yazısındaki yeni soykırım tanımlarını bence mutlaka genişletmeli, kitaplaştırmalı, yabancı dillere çevirmeli. Onun anlatılarının etkisiyle olsa gerek www.sol.org.tr genel yayın yönetmeni Kemal Okuyan “İttihatçı Paşalara vurmak!” başlıklı bir yazı kaleme almış. Öyle bir sahiplenmiş ki paşaları sanırsınız yazar Türkiye Komünist Partisi Siyasi Büro üyesi değil de CHP Merkez Yürütme Kurulu üyesi. Neymiş Abdülhamitgillere kimse vurmuyormuş, solun sesi pek kısık çıkıyormuş. TKP o sesi kısık da olsa çıkan solun arasında neden olmadığını sorguluyor mu hiç?
95 yıl önce bu topraklarda tüm Dünya’nın gözü önünde yaşananları dahası herkesin de aslında bal gibi bildiğini açıkça konuşanlar, anlatmaya çalışanlar, resmi söylemin milliyetçi hegemonyasını kırmaya çalışanlar emperyalistlerin tarih yazımına tabi olmakla suçlanacak ama resmi tarih yazımının sol soslu bir tekrarını yapmak ya da meselenin etrafından dolanmak devrimcilik olacak. Devlet icazetinde komünistlik böyle bir şey olsa gerek.
Peki TKP bu “emperyalist tarih” yazımı dediği söylem karşısında ne üretebilmiş. Böyle bir üretim çabası olmuş mu? Tarihi ezilenlerin perspektifinden okumaya çalışmış mı? Yoksa ezilenleri ve ezilenlerin yanında olanları neredeyse düşman ilan etmiş, katillerden, canilerden “devrimci” kahramanlar mı yontmuş. Devlet eliyle katledilen yüz binlerce masum insan ve inkâr politikası umurunuzda değil anladık bari katledilen binlerce Osmanlı Ermenisi komünistin, devrimcinin anısına bir saygı duruşu durabilme cesaretini, onurunu gösterebilseydiniz bu güne kadar. Katil Paşalara, Hitlerlere methiyeler düzen yazarlara yayın organlarınızın kapısını sonuna kadar açmanın dışında ne yaptınız, ne söylediniz, ne ürettiniz? Tarih sizi yargıladığında karşınıza çıkacak olan soru bu olacaktır ve o zaman tüm bu kuru patırtınız hiçbir işinize yaramayacak! Bilesiniz!