Devlete “Adam Öldürdüm” Dedirtemezsiniz, Bu Ülkede…

Yetvart DANZİKYAN
Radikal.com.tr

Hareketli bir hafta sonu geçirdik. Cuma akşamı NTV-Star ortak yayınında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan gündem oluşturacak çok sayıda malzeme verdi. Gündem oluşturmanın bir yetenek olduğunu da eklemeden edemedi. Yıllardır Erdoğan’ın konuştukları üzerine yazı yazmak artık biraz usandırıcı hale gelse de Başbakan o.

Ve onun devraldığı, geliştirdiği zihniyet, tasarruf içinde yaşamaktayız. Ben ODTÜ’lü hocalar, öğrenciler ve Roboski’de öldürülenler hakkında ettiği laflar üzerinde durmayı uygun buldum. Konuyu Maraş katliamını anmak isteyenlere izin verilmemesi ve kente gelenlerin zor kullanılarak dağıtılmasına da bağlayacağız, çünkü bunlar birbiriyle ilgili meseleler.

Öncelikle ODTÜ’lü hocalar için söylediklerine bakalım. Bilindiği gibi geçtiğimiz hafta Erdoğan’ın ODTÜ kampüsüne geleceğini haber alan öğrenciler protesto gösterisi düzenlemişler, polis de gösterilere sert biçimde müdahale etmişti.

Erdoğan’ın gelişiyle birlikte kampüsteki polis sayısının 3.000’i bulduğu söyleniyor. İşin bu kısmını yakından biliyorsunuz zaten. Bu gelişme üzerine bazı hocalar kampüsteki polis şiddetini gerekçe göstererek derslere girmemişlerdi.

Bu hocaları (ve öğrencileri) şu sözlerle eleştirdi Erdoğan:

“Siz ne biçim öğretim üyesisiniz, sizin yetiştirdiğiniz öğrenci bunlarsa bizim ülkemiz batmış, bitmiş. Bu öğrencilerin gururlanması ‘seyredelim’ demesi lazım. Yani ‘şuralara dev ekranlar koyun da izleyelim’ demeleri gerekirken orada gelip lastik yakıyorlar.(…) Utanmadan sıkılmadan kalkıp söyledikleri şey, ‘polisin, güvenliğin olmadığı bir üniversite istiyoruz’. Neymiş? Derslere girmiyormuş. Girmezsen girme, bu tür öğretim üyeleri olsa ne olur, olmasa ne olur..”

Bu sözleri duyunca aklıma Kenan Evren’in 1980’lerde Aydınlar Dilekçesi’ni imzalayanlar için ettiği laflar geldi. “Vatan hainliği yapan aydınlar var. Ne yapayım öyle aydını?” demişti Evren. Sadece bu örnek üzerinden değil ama genel olarak bir zihniyet benzerliği içinde olduğunu söyleyebiliriz Erdoğan ve Evren’in. Bu sütunlarda daha önce de bu konuda yazmıştım. Yani AKP’nin 12 Eylül darbesine de destek veren orta sınıf üzerine iktidarını oturttuğu konusu (Bkz: Balyoz kararı: Giden neydi, yerine ne geldi? 12 Eylül 2012, Radikal) Orada da hem 12 Eylül darbesinin hem de AKP iktidarının çok benzer tabanlar üzerine oturduğunu, bu tabanın “statüko” dışı her şeye şüpheyle bakan, bilhassa sistemin biraz dışına çıkan her türlü öğrenci (kadın, işçi) hareketini hemen “terörize” eden, devleti tarafından korkutulmaktan hiç şikayetçi olmayan bir taban olduğunu söylemiştim.

Erdoğan’ın ODTÜ’lü öğrencilere ve onların maruz kaldığı şiddete tepki gösteren hocalara karşı bakışı bu çizginin güçlenerek sürdüğünü gösteriyor.

Burada temel özellik kanımca şudur: lider, kendini hemen o orta sınıfın bir üyesiyle eşitler. Dolayısıyla hem o tabanı besler hem de o tabandan beslenir. Karşılıklı bir etkileşim içinde cereyan eder her şey. (Öğrencilerin dev ekran talep etmesini beklemesi de bu manada dikkate değer) Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi” sözlerinin toplumda bir karşılık bulduğunu biliyordu Erdoğan, o yüzden idam meselesini getirdi önümüze koydu. Şunu hesap edememişti bir tek: aradan 32 yıl geçmişti. Dünya ve Türkiye değişmişti. Erdoğan o kadar da değişmiş olamaz dedi herhalde ama Türkiye artık global kapitalist sistemin tam göbeğindeydi ve hala Avrupa ile çok zayıf da olsa bir ilişki içindeydi.

Yine de Erdoğan’ın bu fikirden tam olarak vazgeçtiğini düşünmüyorum. Bu konu ileride bir yerde tekrar karşımıza çıkabilir.

Merkez-sağ’ın devletçi kanadının düşünce kodlarıdır bu, esasen. Ve aslında Süleyman Demirel tarafından 1970’lerde kurulmuştur. Evren tarafından sistematikleştirilmiş, Özal tarafından sürdürülmüş, Erdoğan tarafından da devralınmıştır. Denecektir ki AKP vesayet sistemiyle savaşmadı mı, onu yenmedi mi? Evet elbette öyle fakat burada bahsettiğimiz solcuydu, Kürttü, Ermeniydi, Aleviydi vs söz konusu olduğunda Türk Sünni devletin ve Türk Sünni merkez sağın aynı refleksleri göstermesidir. Aynı refleksleri gösterirler çünkü aynı zihniyetle yetişmişlerdir, daha doğrusu devlet merkez sağı ve muhafazakar siyaseti böyle yetiştirmiştir. Ve merkez sağın, muhafazakar siyasetin bu ilişki biçimine hiç itirazı olmamıştır, dikkat ederseniz.

Tam da bu yüzden Pınar Selek bir türlü beraat edemez, tam da bu yüzden ODTÜ’lü öğrencilerin evleri basıldığında toplanan kitaplar hep aynıdır, ve hep aynı sorulara muhatap olurlar, polis hep aynı biçimde onlardan bir terörist yaratmaya çalışır, sanki 1971’den beri aynı polis yapmaktadır bu baskınları, tam da bu yüzden Hrant’ı mahkum eden karar imza atan Yargıtay üyeleri terfi ederler, tam da bu yüzden Hrant’ın öldürülmesine göz yumanlar, omuz silkenler, başlarını öte yana çevirenler, “vursunlar, ne olacak” diyenler hala yargılanamazken, Hrant’ın hayatını koruyamadığı için ağır hizmet kusuru işleyen ve tazminat ödemek zorunda kalan İçişleri Bakanlığı bu tazminatı tetikçilerden talep eder. Tam da bu yüzden Sevag Balıkçı öldürülür öldürülmez takım komutanı görgü tanıkları ile tek bir ifadenin verilmesi için gizli toplantılar yapar. İşte tam da bu yüzden Erdoğan cuma gecesi kalkıp Roboski’de öldürülenler için “Siviller öldü” denmesi üzerine “Terör örgütünün mensubu da sivildir. Sivil görüntünü altında teröristtir. 34’te 34’ünün böyle mi olduğuna yönelik yargı kararına bakmamız lazım. Karar çıksın görelim..” der. Daha ne kararı bekliyorsa artık.

Kan dondurucudur bu sözler. Ölenlerin terörist olmadıklarını mahkemede ispatlamak zorunda olmalarından bahsediyoruz, farkındasınız değil mi? Ve evet tam da bu yüzden Maraş Katliamını anmak için kente gelenler durdurulur, kente sokulmaz, yola çıkacak otobüslerin anahtarlarına el konur. Gelenek devam ediyordur çünkü. Bir katliama uğrayan Aleviler’in, kaybettiklerini anmalarına bile izin verilmez. Öldürüldüklerini bile ispatlayamazlar, neredeyse. Türk-Sünni devlet ve devletçi merkez sağ yine aynı yerde buluşmuşlardır.

Ta 1976’da “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyen Demirel, aslında belki de bilmeden sistemi özetlemişti. Bu ülkede devlete suçunu itiraf ettiremezsiniz. Sadece rakip kanadın suçunu, o da yıllar sonra, itiraf eder devlet.