Yunanistan Yolunu Arıyor: Genel Grev ve Faşizm

Y. Doğan ÇETİNKAYA
BirGün

Yunanistan bir ay içerisinde ikinci genel grevini bugün gerçekleştirdi. Dışarından bakıldığında ekonomik olarak çökmüş ve gösteri geleneği gelişmiş bir ülke için sıradan bir haber olarak görülebilir bu genel grev. Ancak işin aslı öyle değil. Yunanistan çok derin bir dönüşüm geçiriyor. Hali hazırdaki çatışmadan galip çıkacak taraf Yunanistan’ın geleceğini inşa edecek. Zira mevcut durumun sürdürülebilirliği artık tükenmiş durumda. Bundan dolayı her gösteri ve genel grev Yunanistan’ın nereye doğru gitmekte olduğuna dair önemli ipuçları veriyor.

AB ve Troyka

Dört ay önce iktidara gelen koalisyon hükümeti, Troyka denen IMF, Avrupa Birliği ve Avrupa Merkez Bankası’nın empoze ettiği acı reçeteyi uygulamaya çalışıyor. Ancak ilaç o kadar acı ki neo-liberalizme iman etmiş bu teknokratlar dahi bir türlü somut uygulamaya geçemiyorlar. Hükümet ile Troyka görüşmeleri Başbakan Samaras’ın iki ay içinde iflas edilecek olmasını devamlı tekrar ediyor olmasına rağmen tıkanma noktasına geldi. Yardım paketi hal-i hazırda yolda kalmış durumda. Zira mevcut memorandumu uygulamak başka bir politik ortamı gerektiriyor. Demokrasi AB’nin önünde engel. Zira bir ülkenin hemen hemen topyekun reddettiği bir iktisadi rejim zorla yukarıdan aşağıya inşa edilmek isteniyor. Dahası Başbakan koalisyon ortakları ve hatta kendi partisindeki kimi gruplara rağmen bugün Brüksel’de ek kesintiler ve vergi zamlarına ilişkin sözler veriyor.

İşsizliğin gençlerde yüzde 55’i bulduğu, on binlerce küçük esnafın her ay kepenk kapattığı ve ekonomisi 2008’deki seviyenin dörtte birine gerilemiş bir ülkede daha fazla kesinti büyük bir infiale yol açıyor. Ülke ekonomisinin küçülmeye devam ettiği ve IMF’den ilk defa öz eleştiri seslerinin gelmeye başladığı bir durumda başbakanın ve AB’nin yeni kesintiler için bastırması manidar. Geçen hafta ilk defa bazı IMF yetkilileri önerdikleri sosyal kesintilerin ve vergi zamlarının istenen sonucu vermek bir yana ekonomik durgunluğu daha da tetiklediğini kabul etmek zorunda kaldılar. Ancak özellikle Merkel yönetimi, merkezi bir banka sistemi ve kesintiler için bastırmaya devam ediyor.

Denge

Ancak mevcut hükümetin ve yeni mali-toplumsal tedbirlerden yana olanların mevcut toplumsal muhalefeti alt etmeden Yunanistan’da yollarına devam etmeleri zor görünüyor. Toplumsal muhalefet ve Solun ise başka bir sistemin taşlarını döşemeye başlamadan tepki vermeye uzun süre devam edebilmesi güç. Ancak bu dengenin bu şekilde biteviye sürüp gitmeyeceği aşikar. Aslında artık her büyük eylem ve toplumsal karşılaşma bu dengenin nereye doğru meyledeceğine dair işaretler vermeye başladı.

Polis

Krizin patlak verdiği günden beri Sol özellikle seçimlerde oylarını arttırırken, ülkenin güvenlik aygıtı da en dinamik ve hızlı gelişen devlet kurumu olma yolunda hızla ilerliyor. Polis gerek kamusal meselelerde gerekse kamusal hayat içerisinde her geçen gün daha da görünür oluyor. Atina’nın merkezinde gün boyu polisin olmadığı bir sokakta yürümek imkansız hale gelmeye başladı. Polisin yaptığı sokak kontrolleri de her geçen gün artıyor. Gösteriler öncesi güvenlik gerekçesiyle insanlar göz altına alınmaya başladır. Şehir merkezindeki onbinlerce göçmen içinse hayat daha çekilmez bir hal almış durumda. Atina antik anlamıyla değil modern anlamıyla polis devleti olma yolunda.

Altın Şafak

Polisin güçlenmesi ve kamusal hayatın içerisinde daha etkin bir aktör olarak temayüz etmesinin yanı sıra Altın Şafak aldı neo-nazi örgütü de etki alanını genişletiyor. Daha önce marjinal olarak görülen faşist hareket artık Agios Panteleimonas ve Kipseli gibi bazı merkez mahallelerde tek güç olma konumuna gelmiş durumda. Göçmen pazarlarından tiyatro gösterilerine kadar birçok alanda saldırılar düzenliyor. Altın Şafak ile polis teşkilatı arasındaki derin bağ konusunda ise ülkenin ana akım medyasına kadar kimsenin şüphesi yok. Ancak faşist hareket ekonomik krizin getirdiği yıkım ile beraber toplumsal tabanını her geçen gün genişletiyor. Özellikle son günlerde göçmen karşıtı söylemine ve saldırılarına Solu da ekledi. Geçen hafta Panteleimonas yakınında yapılan bir anti-faşist dayanışma gösterisine doğru yürüyüş düzenlemeye cüret edebiliyor artık. Hükümetin bu yükselişten çok rahatsız görünmemesi ve adli bir adım atmaması her halde bir tesadüfün eseri değildir.

Sol

Peki polisin artan gücü ve yükselen faşist hareket karşısında Sol ne yapıyor? Solun önemli bir kısmı mevcut hükümetin meşru olmadığını ve yakında düşeceğini düşünüyor. Nitekim ana muhalefet partisi Syriza’nın lideri Çipras hükümetin ömrünün çok uzun olmadığını söyledi geçenlerde. Syriza parlamento seçimlerinde etkin olsa da sokakta çok görünür değil. Yapılan eylemlerde parti içerisindeki küçük gruplar daha görünür oluyorlar. Ancak ülkenin ana muhalefet partisinin toplumsal hayatta bir görünürlüğünün olmaması ilginç. Bu durum ülkenin dört bir yanında yapılan dayanışma girişimlerini, mahalle komitelerini, toplumsal mutfakları, anti-faşist faaliyetleri etkisiz kılıyor. Syriza yirminci yüzyılın ortasında olduğu gibi neo-libralizmin karşısında sosyal devletin geri gelmesini ve kendisini alıp götürmesini bekliyor gibi sanki. Ülkenin diğer bir önemli örgütü olan Komünist Partisi ise sanki Yunanistan’da yaşamıyor. Kamu çalışanlarından işçilere, öğrencilerden esnafa kadar toplumun birçok kesimini örgütlemiş olan solun bu eski partisi, eylemlerde de üyelerini disiplinli ve kitlesel olarak mobilize edebiliyor. Bu haliyle solun aslında oy oranlarına yansımasa da en örgütlü gücü gibi gözüküyor. Ancak Komünist Partisi kendi dışında ne diğer Sol ile ne de toplumla çok ilgiliymiş gibi gözükmüyor. Diğer dinamik küçük örgütlerin ise sayıca büyüme eğiliminde olduklarını söylemek güç.

Genel Grev

Bugünkü genel grev iki büyük partinin hal-i pür melalini ayan etti. Eylemde ülkenin ana muhalefet partisini görmek mümkün olmadı. Ne sembolik anlamda ne de politik irade anlamında. Komünist Partisi ise her eylemde yaptığı gibi ayrı olarak toplandı, Sytagma meydanından yürüdü ve gitti. Yani genel grevde pratik olarak yoktu. Kendi dünyasına geri döndü. Bu anlamda içerisinde topladığı binlerin öfkesini ve tepkisini de soğurmuş oldu. An itibarıyla Komünist Partisi’nin bu sorumsuz tutumunu artık politikanın ötesinde tarihsel ve ahlaki olarak tartışmak gerekiyor. Toplumsal muhalefetin diğer bir önemli öznesi Anarşist gruplar ise sönük eylemleri ateşleyecek bir potansiyeli haiz olmalarına rağmen aslında polis ile çatışmayı bir görsellik derecesine indirmiş durumdalar. Selanik’te önemli bir kolektifleri polis tarafından geçen hafta işgal edilip dağıtılmışken, her gün polis tarafından göz altına alınmaya ve tutuklanmaya başlanmışken herhangi bir örgütlü karşı çıkışı inşa etme gibi olasılıkları yokmuş gibi gözüküyor. Yükselen polis terörü karşısında en sert tepkiyi verecek ama ilk dağılacak grup onlar olacaklar gibi duruyor. Bu üç grubu eleştiren ve farklı örgütlerde bir araya gelen Antarsya gibi topluluklar ise kendilerini doğru sözü söylemenin rahatlığına bırakmışa benziyorlar. Her küçük grubun yapabildiği bir iki yerel çalışma büyük okyanusta boğulacağa benziyor. Evet karamsar bir tablo.

Ancak bugün genel grevde geleceğe dair iyimser yorumlar yapmak için önemli girdiler de vardı. Her şeyden önce eyleme katılanlar kritik bir eşikten geçildiğinin farkındaydı. Yunanistan’da eylemlerde ve toplumsal hareketlilikte belli bir korku eşiği aşılmış gözüküyor. On binlerce insanın artık çok ciddi bir sokak eylemi tecrübesi edindiği görülüyor. Kitlelerin sokak çatışmasını öğrenmeleri önemli bir eşiktir. En barışçıl toplumsal gösterilere bile katılması beklenmeyecek sosyal kesimler ve yaş grupları, yaşanacak çatışmalara hazırlıklı olarak meydanlara geliyorlar artık. Her Atinalının çantasında daha önce “marjinal gruplara has” olarak nitelenen gözlükler ve ağızlıklar var. Ve saatlerce patlayan ses bombaları, yağdırılan gaz bombalarına rağmen merkezi terk etmeyen kalabalıkların artık bağırıp çağırıp evlerine gitmekten sıkıldıkları gözleniyor. Polis saatlerce “sıradan insanı” Atina merkezinden uzaklaştıramadı. Ses bombaları ve göz yaşartıcı bombalar ironik bir şekilde kitlesel alkışlar ile karşılanıyor. Bu aslında Solun kendi kabuğunu kırması için önemli bir olanak ve buna dair küçük adımlar atılmaya başlanmış durumda.

Bu küçük ama önemli adımlar gelecek yazının konusu, ancak aksi gibi, tarihin akışı Yunanistan’da hızlanmış durumda. Mevcut denge radikal olarak bir yöne doğru değişecek. Solun bütün renkleri bugün “seçenekler tükendiğinde, halk kendi yolunu açar” mealinde sloganlar yazdı pankartlarına ve şehrin duvarlarına sözleşmiş gibi. Ancak bu yol yakın gelecekte açılmaz ise alttan alta büyüyen toplumsal sinizm egemen hale gelebilir. Zira hükümet neo-liberal politikalarını ısrarla sürdürmeye her koşulda devam edecek. Sinizmin büyümesi güçlenen güvenlik aygıtı ve yükselen Altın Şafak’ın nemalanacağı bir ortam yaratacaktır. Yapısal faktörlerin uçurum kıyısına getirdiği bir ülkede hangi yoldan gidileceğine irade karar verecek gibi gözüküyor. Ama kimin iradesi?

Atina / 18 Ekim 2012