Barış Tezahüratı

Tacım AÇIK – Canan AYDIN
Birgün Gazetesi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın beraber maç izleme davetini kabul etmesinin ardından, Ermenistan ve Türkiye kamuoyu Türkiye-Ermenistan ilişkilerine odaklandı. Haliyle bu davet uluslararası platformda kendisine önemli bir rol buldu. Geçtiğimiz günlerde Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan”ın, Türkiye-Ermenistan ilişkileriyle ilgili bir soru üzerine, “Cumhurbaşkanı Gül’ün ülkemizi ziyaret etmesi, ilişkilerimizi geliştirmemiz için gerçek bir zemin oluşturacak” sözüyle ziyaret öncesi taraflar arasında kısmi diyalog zemininin oluştuğu izlenimi çıkıyor. Ziyaretin Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin gelişimi açısından bir barış adımı algısı taşıyıp taşımadığını, AB”nin destek vermesine karşın, MHP ve CHP”nin karşı çıkmasının alt okumalarını, Abdullah Gül”ün politik

olarak değişip değişmediğini, ziyaretin uluslararası platformda nasıl yorumlanacağını ve beklenen olası süreci Beril Dedeoğlu, Tatyos Bebek, Hayko Bağdat, Ece Temelkuran, Pakrat Estukoğlu ve Murat Yetkin ile konuştuk.

Diplomatik bir ilişki kurmanın sebebi var
Hayko Bağdat (Radyo Programcısı)

Hrant Dink”le başlayan yarım kalmış mücadele, elde kalanlarla devam ediyor. Toplumların kendi aralarında aşağıdan yukarıya baskı yaparak beraber yaşama ve geleceği beraber kurma haklarının, dünyadaki bütün kesimlerden çok, Türkiye Ermenileri ile Türkiye”deki diğer toplumlar arasında yapılması gereken bir çalışmayla olması gerektiğini düşünüyoruz. Elbette hayırlı bir iş bu. Ama eninde sonunda burada oluşacak müzakerelerin, diplomasinin, uluslararası ilişkiler dediğimiz şeyin soğuk tavrının kısa vadede beni çok heyecanlandıran bir tarafı yok. Aynı şekilde bizler, Fransa”da parlamentoda karar çıktığında da Amerika”daki başkanın “jenosit” deyip dememesinde de hep aynı tavrı gösteriyorduk. Çünkü bunlar bir satranç tahtası oyunudur. Oysa halkların geleceğini beraber ihya etme çabası başka bir ilişki ağıyla yürür. Bu olmadı. Yani Hrant Dink öldürüldüğünde bu yarım kaldı. Şimdi artık başka bir şey var. Diplomatik bir ilişki kurulma sebebi var. Bunun niye olduğunun, niye bu süreçte olduğunun altını okumak lazım: Bir davet geldi ve o davetin gönderilme sebepleri vardı. Bunun karşılanma sebepleri var. Dolayısıyla Türkiye”deki muhafazakar kesimin tepkileri olacaktır. Liberal gözüken hükümet içinde Abdullah Gül insan ilişkileri yönüyle sağduyulu olan insanlardan bir tanesi. Gitmesini bekliyordum. Maç vesilesiyle olsa bile, aslında başka şeyler konuluşacağını hepimiz biliyoruz. Onun “Maç için gidiyorum” cümlesini anlayışla karşılıyoruz. Zamanla politik eylemler de değişebiliyor. Daha önce de Alparslan Türkeş, bir sürü öneride bulunmuştu. Bugün Devlet Bahçeli başka bir şey söylüyor. 1993″te Abdullah Gül sadece Ermeniler için değil, bir sürü konuyla ilgili bir sürü şey söylemiştir büyük ihtimalle. O değiştim, dönüştüm hikayelerinden sonra onu çok önemsemiyorum. Benim referans noktam o değil. Abdullah Gül”ün şahsında yürüyen mücadele değil. Konjonktürün bizi üstten aşağıya itiyor olması bir yandan içimi burkuyor. Bir yandan da hiç yoktan iyidir noktasına getiriyor.

MHP ve CHP”nin aldığı tutuma söyleyecek söz yok. Hadi MHP”yi hiç konuşmayalım. Ama CHP”nin MHP”yi sollayacak şekilde sağ bir parti olduğunu hepimiz görüyoruz.

Uluslararası ilişkiler açısından yorumlamaktan üzgünüm. Yakın tarihte yaşanan her şey uluslararası ilişkilerin bir sonucu değil mi zaten? Bu bölge halklarının yaşadığı bütün travmalar devletler arası ilişkilerin bir sonucu değil mi? ABD”de Irak”a da uluslararası ilişkilerde bir konsensüs sağlayarak girdi, ama öyle ama böyle. Zaten sorun burada bence, birbirini çok iyi tanıyan ama bunu unutmuş olan halkların birbirini tekrar anımsaması gerek. Asıl gerçek barış, gerçek gelecek böyle kurulur. Çünkü bugün uluslararası ilişkilerde Abdullah Gül oraya gider, konjonktür değiştiğinde başka bir şey olur.

Ortada hiçbir şey yokken, devletin resmi ağzıyla, medyasıyla, ordusuyla, benim etnik kimliğimden olan insanlara küfür söylerken daha ne konuşalım? Hatırlayalım, “Sabiha Gökçen Ermeniydi” dendiğinde, ordu yaptığı yazılı açıklamada “Sabiha Gökçen”e atılan bu iftira ve hakaret” sözlerini kullandı. Bir kadın pilotun Ermeni olması ihtimali ona yapılmış bir hakaret olarak algılanıyor, devletin resmi ağzında. Bu her yerde ötekileştiren bir üslup. Medyada, askeriyede, hükümette görüyoruz bunu. İlk defa o taraftan da başka bir açılım geliyor. Bu bakımdan gidip gelmesini beklemek gerek. Bir de bunun Ermenistan ayağı var. Bunları, döndüğü zaman konuşmak gerekir. Çok umutluyum, çok güzel şeyler olacak demiyorum ama resmi anlayışın tavrını, üslubunu değiştirmesinin ufacık bir adımı gibi yorumlanabilir. Olumlu mu değil mi daha bilmiyoruz tabii. Sonucuna bakmak lazım. Yapmaya çalıştığımız ve yapılmasını özenle beklediğimiz şey, aşağıdan yukarı bu halkların bir arada bir gelecek kurma talebini yukarıya bastırmak ve zorlamaktı. Şimdi biz tribünlerdeyiz, seyirciyiz ve oynanacak ikinci maça ne çıkacak diye bakıyoruz. Olumlamak anlamında da bu kadarını söyleyeyim.

Arka planı önemli, yoksa unutulup gider
Beril DEDEOĞLU (Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi)

En azından bir diyalog zemininin kurulabileceğini işaret eden bir durum. Aslında bir diyalog zemini vardı, bu ziyaret belki bunu dünyaya duyurmak anlamına da geliyor. Bu iki ülkenin resmi politikalarını kökten her konuda değiştirmesinin yolunu ne kadar açar emin olmak zor. Ama en azından belki sorunların çözümünü değil de, işbirliği olanaklarının tartışılması mümkün olabilir.

Negatif unsurların bertarafı değil de pozitif olabilecek unsurların değerlendirilmesi söz konusu olabilir. İkinci olarak da toplumsal önyargıların kırılmasına yol açabilecek bir sürecin başlangıcı olabilir. Ermenistan vatandaşları ile Türkiye vatandaşlaları aralarında daha rahat diyalog kurabilme olanağı bulabilir. Daha yukarıya yapılmış bir referanstır. Yani Cumhurbaşkanının referansı altında daha özgüvenli diyalog zemini bulabilirler.

Ziyaretin yapılmasını destekledim ve yapılması gerektiğini düşündüm. Çok umut bağlamayarak konuşuyorum. Çünkü konjonktürel durumlar, çevre ülkelerle ilişkiler, her iki ülkede muhafazakar kesimlerin doğurabileceği baskılarla sistem değişiverir. Bahar havası gidebilir. Bunu şöyle düşünebiliriz; deprem nedeniyle Türk-Yunan yakınlaşması olmuştu. Tıpkı bunun gibi belki böyle bir başlangıcın ivmesini oluşturur. Bu umut hoş bir umut, dolayısıyla böyle bir teklif gelmesinden itibaren kabul edilmesi gerektiğini düşünenlerdenim.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bence “Ben diplomatik bir ilişki kurmak için gitmiyorum, siyaseten bir tavır sergilemeye gidiyorum. Maç izlemeye gidiyorum demek tabii ki kültürel diyalog zemini kurmaya ve bir atmosfer yaratmaya gidiyorum demek ama bunu resmi bir diplomatik ilişki kurma süreci olarak algılamayın” diyor.

CHP ve MHP”nin ziyaret için onay vermemesi çok tutarlı bence. Çünkü AB”nin desteklediği bir siyasete CHP ve MHP”nin karşı çıkması çok şaşırtıcı değil. İkincisi CHP her şeye itiraz ettiği için şaşırtıcı değil. MHP de Türklük üzerinden meseleye baktığı için, siyasetini bunun üzerine kurduğu için karşı çıkacaktır doğal olarak. “Düşmanla iş birliği yapmak”, “Ermenistan”a boyun eğmek” gibi algılayacaktır ve seçmenine de o şekilde hitap edecektir. Oysa ki MHP”nin geçmişinde bunun tam tersi rasyonel kararlar verenler vardı. Ama şu an her ikisi de muhalefette oldukları için bunu rahatlıkla söyleyebilirler.

Abdullah Gül”ün bu ziyaretiyle aynı Gül olmadığı anlaşılıyor. Bir defa şu an iktidardalar. İkincisi dünya değişti, koşullar değişti, muhtemelen kişiler de değişiyor. Dolayısıyla da akıllı siyasetçiler de var olan koşullara göre farklı tutumlar alabilir. İkincisi de daha önce muhalefette iken ya da siyaset dışı bir alandayken söylenenle iktidarın en tepesinde iken söylenen arasında farklılık olur. Dolayısıyla daha önce şunu yapmıştı, şimdi şunu yapmıyor gibi eleştiriler çok anlamlı değil.

Önemli olan şu anın gereği nedir, ona uygun davranılıyor mu ve bu hesaplanarak yapılmış bir davranış mı, bunun yanıtlarına bakalım. Bir de bu irade Abdullah Gül”den gelmedi bunu da unutmamak lazım. Kendimi davet ettireyim demedi.

Batı dünyası bu ziyareti gayet tabii ki olumlu karşılayacaktır. Umalım ki Türkiye, bu ziyaret ve iyi niyet gösterisini Avrupa Birliği ile ilişkilerinin bir parçası olarak kullanmayı becersin. Bunu bir argümantasyon olarak iyi kullanabilsin. Zaten olumlu karşılanabilecek bir şeyi siyaseten kullanmak gerekir diye düşünüyorum. İkinci ayağı ise Rusya ile ilgili. Rusya”ya bu ziyaretin tümü ile Ermenistan”ı batıya yaklaştırmak siyaseti olmadığı konusunda Türkiye”nin ikna edici bir siyasi tavır alması gerekir. Böyle bir siyasi tavır almazsa Gürcistan”ın başına gelenlerin Ermenistan”da da farklı bir şekilde olmaması mümkün gözükmüyor. Dolayısıyla Rusya”yı kızdırmadan sadece normalleşme ve Ermenistan”ı sıkışmışlıktan kurtarmayla yetinen bir Türkiye rolü yeterli. Ayrıca Azerbaycan var. Azerbaycan”a bu ziyaret önceden haber verilmiş ve diplomatik olarak, siyasi olarak bunun Türkiye için ne kadar erdem olabileceği, ne gibi faydaları olabileceği bir konuşma kompleksinin ana çerçevesinde bildirilmiş olsa gerek. Bununla birlikte Azerbaycan”daki milliyetçi kesimlerin bunu kullanacağını düşünüyorum. Ama bir yandan da Azerbaycan”ın Türkiye”nin davranışlarını sınırlama eğilimine Türkiye”nin boyun eğmeyeceği de söz konusu. İpotek altına alamayacağının da ortaya çıkması önemli. Çünkü bu baskı Türkiye”nin biraz elini daraltan da alana işaret ediyordu. Uzun vadeli olarak düşündüğümüzde Karabağ sorununun çözümü sırasında gerginliklerin devamının en fazla büyük güçlere yaradığını anımsamalarında büyük fayda var. Umarım Türkiye bu itiş kakışın ne Azerbaycan”a ne Ermesintan”a bir faydası olmadığının, büyük güçlerin bu işten yarar sağladığını anlatmıştır . Diplomatik arka planı hazırlandıysa bu ziyaret küçük başlıklar olmaktan çıkabilir. Çok daha geniş ve uzun süreli, kalıcı etkileri olabilir. Arka planı çok iyi hazırlanmadıysa ve yanı, sağı, solu çok doldurulmadıysa eğer, işte bir zamanlar biri gitmişti, böyle bir başlangıç olmuştu sonra o unutulup gitmişti olur, tarihin sayfaları arasında.

Neyin gürültüsü bu?
Ece TEMELKURAN / Milliyet

Gazetelere bakıyorum, konuşulanlara, demeçlere. Ermeniler hiçbir şey demiyor ve Türkiye ha bire başının üzerinde dönüp duran hayaletlerle kavga ediyor sanki. Ermenistan’dan kimse ‘Gelmeyin, gitmeyin, şöyle gelip böyle gidin’ diye bir şey söylemezken burada bir gürültü. Neyin gürültüsü bu? Bir sıkıntının gürültüsü, içimizi sıkan bir şey var. Sözü açılmayan, sözü açılırsa diye herkesin bir gargaraya getirmeye gayret ettiği bir ‘musibet’. Başımızda bir bulut. Öyle korkutuyor ki bizi bu bulut, daha çok gürültü yaparak savmaya çalışıyoruz hayaletleri. Bu toprağın hayaletleri içimizde bir yeri dürtüyor.

Diyorlar ki, Cumhurbaşkanı Gül maçı kurşungeçirmez camın ardından izleyecek. ‘Ağlamakla gülmek arasındayım’ hakikaten. Kurşungeçirmez camlar neyi geçirmez? Kurşunları. Ya hayaletler? Hayaletlere karşı korunabilseydi insanlar o zaman bunca gürültü olmazdı gazetelerde. Bu toprak hayaletlerini tek tek adlandırıp, tek tek yıkayıp, dualarla paklayıp gömebilse bu kadar gürültü olmazdı. Kendi kendimize ettiğimiz, ölülerin 100 yıllık bir sabırla izlediği bu kavga biter giderdi.

İnsani ilişkiler, diplomatik ilişkilerden daha önemlidir
Tatyos BEBEK (Diş Hekimi)

Sporun, geçmişte ülkeler arasında savaşlara neden olabildiği gibi birbirine düşman ülkeler arasında diplomatik ilişkileri başlattığına da şahit olduk. Türkiye-Ermenistan arasındaki milli maç da konjonktürel olarak benzeri yeni bir örnek olabilir. Tarihte yaşanan acıların üzerine farklı bir gelecek inşa etmenin fırsatı geçti elimize. Daha doğrusu ben öyle görmek istiyorum. Bu umudu içimde taşıyorum. Abdullah Gül”ün Ermenistan”ın davetini kabul ederek maç nedeniyle Erivan”a gitmesi, iki ülke arasındaki olası yumuşama ve ilişkilerin başlaması için çok olumlu ve o kadar da önemli bir adım. Üstelik maçın tarih olarak 6 Eylül”e denk gelmesi ziyarete farklı bir anlam da katarak önemini daha da artırıyor. Cumhurbaşkanı Gül muhalefetin olumsuz ve çatışmacı girişimlerine prim vermeyip uzatılan eli sıkarak yapıcı bir tutum sergiledi. İlk kez ve en üst düzeyde gerçekleşecek ziyarete Ermenistan tarafının da olumlu bir karşılık vermesi gerekir. İki ülke arasında başlayabilecek ilişkiler ve açılacak sınır kapıları, diyalogu ve ticareti geliştirecektir. İnsani ilişkilerin artmasıyla toplumlar arasındaki önyargıların ve tabuların daha çabuk yıkılacağına, geçmişte yaşananların daha çok paylaşılabileceğine inanıyorum. Geçmişte yaşanan acıların açıklıkla konuşulabilmesi bile kendi başına önemlidir. Yaraları sarmak için, insani ilişkiler diplomatik ilişkilerden daha iyi bir merhem olacaktır.

Abdullah Gül”ün ziyareti; yüz yıllardır aynı coğrafyada birlikte yaşayan iki toplum arasındaki kara bulutların dağılmasına zemin oluşturabilir. Geçmişe takılıp kalmak yerine bundan dersler çıkararak geleceğe bakmak, düşmanlıklar yerine dostluklar kurmaya çalışmak, bölge barışı için de katkı sağlayacaktır. Barışın ve dostluğun egemen olduğu bir gelecek için birlikte çıkaracağımız sese, erkleri elinde bulundurup çözüm üretmede ikircikli davrananlar uzun süre sessiz kalamayacaktır.

İmajda Türkiye çok prestij toplayacak
Pakrat ESTUKOĞLU / Agos

Bunu sadece bir futbol müsabakası münasebetiyle ilişkilerin normalleşme sürecine bir katkı olarak görmek lazım. Daha fazlasını değil. Türkiye”nin ve Ermenistan”ın tarihinde ilk kez bir cumhurbaşkanı Ermenistan”ı ziyaret ediyor. Bu önemli bir nokta. İnkar edilebilecek bir şey değil. Abdullah Gül bu anlamda elini taşın altına koyuyor. İçerde ciddi bir muhalefetle karşılaşması söz konusu. Biliyorsunuz ki Türkiye”nin CHP ve MHP gibi milliyetçi partileri var.

Şu anda CHP aşırı sağcı bir parti ve bu yüzden de bu ziyareti istememesi doğal. Daha doğrusu CHP bir İttihat ve Terakki Partisi”dir. Dolayısıyla onların şu andaki durumunu çok doğal olması gereken bir tavır olarak görüyorum. CHP fevkalade sağda ve MHP ile aynı çizgide bir siyasi oluşumdur. Farklı bir tepki göstermesi de beklenemez.

Gül ve Erdoğan”ın geldikleri noktayla bugün durdukları nokta arasında çok önemli bir fark var. Bu çelişki de bu farkın neye benzediğini gösteriyor. İkisi de sağın çok sıkı insanlarıydılar. Bugünkü konjonktür içerisinde gittikçe bir liberal çizgide bulunmak durumunda kaldılar. Dolayısıyla bu çelişki de çok anlaşılır bir çelişkidir. Şu an Türkiye”nin dış politikalarını bu anlamda çok pozitif buluyorum. Gerçekte olmasa bile imajda Türkiye çok prestij toplayabileceği hareketler yapıyor. Daha doğrusu büyük bir devletin üstlenebileceği birçok misyonu üstleniyor. Baskın Oran”ın tabiriyle “orta büyüklükte bir devlet” olduğu halde çok büyük bir misyonu üstleniyor. Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yapıyor. Kafkasya”da istikrar programı hazırlıyor. Moskova ile Gürcistan arasında diplomasiyi geliştirmeye çalışıyor. Bütün bunlar olurken Ermenistan”ı da yok sayamaz. Dolayısıyla da bir açılım da orada yapıyor. Tüm bunlar Türkiye”nin imajı açısından çok pozitif.

Bölgede yeni işbirliği kapıları açılabilir
Murat YETKİN / Radikal

Ermenistan ziyareti Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin gelişimi açısından bir barış adımı olarak görülebilir mi?

Görülebilir. Bu, bir Türk cumhurbaşkanının Ermenistan”a ilk gidişi. Sadece bu açıdan bile; 1- İki ülke arasındaki buzların çözülmesi, 2- Halklar arasındaki husumet atmosferinde kırılmaya zemin hazırlanması, 3- Türkiye”nin hem iç hem dış siyasetindeki belli dokunulmaz alanların dokunulabilir ve tartışılabilir hale gelmesi, 4- Hem iç, hem dış siyasette Ermeni meselesinden kaynaklanan ağır yükün en azından hafifletilebilmesi, 5- Soykırım iddialarıyla Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin birbirinden ayrı ele alınabileceğini göstermesi açılarından önemlidir.

1993″te Demirel hükümetinin Ermenistan politikalarını eleştiren -dönemin Refah Partisi sözcüsü- Abdullah Gül”ün bu ziyareti yapması, Gül”ün politik olarak farklı bir çizgiye yaklaştığını mı gösteriyor?

Cumhurbaşkanı Gül”ün o günden bugüne siyaseten geçirdiği dönüşümü, evrimi gösteriyor denebilir. Benzeri bir dönüşümü Gül”ün Avrupa Birliği üzerine görüşlerinde de bulabiliriz. Ama bunun karşılıklı olduğunu söylemek lazım. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan da asker kökenli, Yukarı Karabağ”ın Ermeni ordularınca işgalinde aktif görev almış, geçmişte en şahin safta yer almış isimlerden biridir.

Ziyaretin AKP tabanlı Gül”den gelmesine rağmen CHP ve MHP”nin karşı çıkmasının ardında neler yatıyor?

Tamamen iç siyasi kaygılar yatıyor. MHP, kimse bu topa girmezken, Alparslan Türkeş döneminde Ermenistan”la ilişkilerin düzeltilmesi girişiminde bulunmuş bir kişidir. CHP”nin Karabağ gerekçesinin altı boştur; çünkü Azeriler ve Ermeniler bu konuyu yüzyüze ve en üst düzeyde müzakere ediyorlar zaten. Petrolünü ve gazını Rusya”ya muhtaç olmadan dışarı satmak için 1- Gürcistan ve Türkiye”ye, 2- Kafkaslarda istikrar ve işbirliğine, 3- Bunun da ötesinde, dış siyasetini yükten kurtarmak için Ermeni meselesini halletmeye ihtiyaç duyan Azerbaycan yönetiminden de bir itiraz gelmiş değil henüz.

Siz, bu ziyareti önceden öngörmüş biri olarak, ziyareti “Türkiye ile Kafkas bölgesi arasında yeni bir politik sürecin başlangıcı” olarak mı ele alıyorsunuz?

En azından önemli bir fırsat olarak görmek gerekiyor. Bu fırsatın değerlendirilmesi durumunda ki büyük hatalar yapılmadığı takdirde değerlendirilebileceği görülüyor, bölgede yeni siyasi ve ekonomik işbirliği kapıları açılabilir. Buna bütün bölge ülkelerinin ve halklarının ihtiyacı var. Bu geziyi değerlendirmemek, bu fırsat kapılarını kapamak olurdu.