Hovsep HAYRENİ
BaÅŸbakan ErdoÄŸan 12 yıllık iktidar deneyimi içinde zaman zaman resmi kalıpları çatlatan sürpriz çıkışlarıyla farklı bir lider olarak göründü. Kuru kafalı bir devlet adamı gibi tekdüze deÄŸil, zamanın gereklerine uygun deÄŸiÅŸik ve akıllı hamleler yapmasıyla dikkat çekti. Despot ve reformist yüzünü sık sık dönüşümlü ve birarada gösterdi. Esasen ikinci yönü oldukça sahte, gerçek deÄŸiÅŸimleri saÄŸlamaktan uzak ve reel iÅŸlevinden fazla psikolojik algılar yaratan birÅŸeydi. Toplumun nabzını iyi ölçerek kendi politik geleneÄŸini yeniden biçimlendirmeyi ve taban geniÅŸletmeyi baÅŸardı. Güven kazandıkça ülkenin tabu sorunlarına dokunma ve eskisi gibi gidemez olan yönlerini kısmen revize etme cesareti buldu. Ama temsil ettiÄŸi devletin kuruluÅŸ temellerini hiç tartışma konusu yapmadı ve stratejik çıkarlarını titizlikle gözetti. Zaten “milli†meselelerde yenilik olarak ne yapsa bu doÄŸrultuda yapacaktı. ÖrneÄŸin Kürt meselesinde açılıma yönelirken “tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak†vurgusunu hiç ihmal etmedi. Darbe tehlikesinden korunmak için askeri vesayeti geriletirken devletin güvenlik sigortası olarak militarist anlayışı muhafaza etti. İslami geleneÄŸin baskılanmasına son vermek için Kemalist ideolojinin laikçi damarına yüklenirken ortaklaÅŸtığı ırkçı-ÅŸoven çizgileri ve Atatürk mitini özenle korudu. İyi bir demagog ve ÅŸovmen olarak tartıştığı her konuda hem nalına hem mıhına vurmasını bildi. İç siyasette rakiplerini zayıflatıp kendine avantaj saÄŸlayacak gündemler yarattı, bazen de ortaya çıkan karambolleri deÄŸerlendirmede mahir davrandı. Siyasi rakibi CHP’yi tek parti döneminin insanlık suçları üzerinden teÅŸhir etme giriÅŸimi ve yukardan aÅŸağıya tarih sorgulaması tam da böyle bir vesileyle baÅŸlamıştı.
BaÅŸbakan’ın adına hiç deÄŸilse “katliam†diyebildiÄŸi ve tevekkeli biçimde olsun “devlet adına özür†beyan ettiÄŸi 1937-38 Dersim soykırımı bu sayede yoÄŸun bir tartışma gündemi oldu. Ancak Türkiye’de tarihle yüzleÅŸmenin en netameli konusu olan 1915 Ermeni-Süryani soykırımı ve 1923’e kadar Pontus Rumlarını kapsayarak devam eden Hristiyan halkların kanlı tasfiyesi dokunulmaz kalıyordu. Son on yılda sivil toplumun sorgulama alanına girmekle beraber devlet katında bu süreç gündeme alınmıyor, dışardan gelen basınca ise alışılmış inkarcı söylemle tepki veriliyordu. BaÅŸbakan’ın Dersim çıkışını ve yankılarını irdelerken biz hep bu garipliÄŸe dikkat çekmiÅŸ ve eÄŸer vicdan iÅŸiyse o vicdanın 1915’e neden iÅŸlemediÄŸini sorgulamıştık. Birçok faktör içinde en esaslı görülmesi gereken iki nedenden biri; bu olayın cumhuriyet içinde bir budama deÄŸil, cumhuriyetin hemen üzerine kurulduÄŸu bir kök kazıma eylemi oluÅŸu, diÄŸeri ise kazınıp silinen halkların gayrımüslim ya da “gâvur†olarak çok daha deÄŸersiz görülüşüydü. Yıllar süren bekleyiÅŸten sonra nihayet soykırımın 99. yıldönümünde BaÅŸbakan bu konuya da “insani†açıdan deÄŸinme lütfunu gösterdi. Fakat çok gecikmeli gelmesinin yanında bu deÄŸinmenin tarzı Dersim çıkışından belirgin ÅŸekilde sönük ve içeriÄŸi de büsbütün zayıf, daha doÄŸrusu boÅŸ kaldı.
Yöntemde Dikkat Çeken Tutukluk ve İçerikte Cimrilik
Her konuda ve her vesileyle kürsüye çıkıp doğrudan konuşmayı seven Başbakan, 1915 gibi önemli bir soruna ilk kez “empati†ile değinecek olduğunda neden somut tasvirler içeren duygulu bir hitabı değil de, muğlak sözcüklerle dolu diplomatik bir yazılı açıklamayı tercih etmiştir? Açıklamanın dokuz dilden tüm dünyaya duyurulma isteği bu sorunun tatmin edici yanıtı olamaz herhalde. Daha önce Dersim 1937-38 için vermek istediği mesajları hep kürsüden vermiş ve uluslararası kamuoyu da bunları izlemekten mahrum olmamıştı. “Ah benim Dersimli kardeşim, ah benim Diyarbakırlı kardeşim†diye kalabalıklar önünde gözyaşı bile dökebilen Başbakan, iş Ermenilerin acısını paylaşmaya gelince öyle dokunaklı bir seslenişi neden beceremedi dersiniz?
Açıklama muhtevasında kendini gösteren farklar bir yana, yönteme iliÅŸkin bu tutukluk bile kendiliÄŸinden çok ÅŸey anlatır. Düne kadar “Biz yaradılanı yaradandan dolayı severiz†gibi bir nakarat eÅŸliÄŸinde bu ülkenin farklı kimliklerine hitab ederken yalnızca Müslüman olan etnik grupları sayıp Hristiyan olanların adını aÄŸzına almayan bir BaÅŸbakan’dan söz ediyoruz. Yani ayrım yapmadığını anlatmaya çalışırken dahi ayrımcılığını ele veren sistemli bir ketumiyet içindeydi. Bu defa konu 1915 olunca orucu bozması kaçınılmazdı, ama yine bir mesafe koymak ister gibi sesli hitabetten feragat etti. Bunu ait olduÄŸu gelenek içinde “gavurla duygudaÅŸlık†kurmanın zorluÄŸuna yormak yanlış olmaz sanırım. Sonraki hafta partisinin meclis grup toplantısında konuÅŸmasına gelince yazılı açıklamanın primini toplamak üzere diÄŸer partilerle polemik dışında birÅŸey yapmayıp, Ermeni halkının trajedisiyle ilgili yüreklere seslenmekten yine kaçındı.
Dersim çıkışını yaptığında Necip Fazıl Kısakürek’ten pasajlar okuyarak o dönemin vahÅŸetini nasıl kınadığını hatırlayalım. 1915’te sergilenen vahÅŸetin çapı çok daha geniÅŸ, bilançosu kat be kat ağırdı. Üstelik kendi vicdanına iÅŸlemesi için ille Müslüman kimlikli birilerinin referansı gerekiyorsa, o dönem Ermenilere yapılanı “bir milletin vahÅŸice imhası†gibi etkili sözlerle telin eden Müslüman gazeteci, siyasetçi ve azledilmiÅŸ mülki amirler de vardı. Onlardan birkaçının İttihatçı canilere söylediklerini dile getirebilirdi mesela. “İttihatçı zihniyetle hesaplaÅŸma†gereÄŸinden sözediyordu hani, onun en büyük cürmünü ve ardındaki toplu tasfiyeci zihniyeti mahkum etmekten kaçınan biri İttihatçılığın nesine karşı geliyor olabilir ki?..
GecikilmiÅŸ 1915 açıklamasının ne kadar düşük profilli ve cimrice olduÄŸunu anlamak için Dersim konusundaki yarım ağız özürle karşılaÅŸtırmak yeterlidir aslında. BaÅŸbakan Dersim’de yapılanlar için “katliam†tabirini kullanınca yüreÄŸi aÄŸzına gelen devletçi medya sözcüleri de “Dersim’deki katliamsa ötekine ne diyeceÄŸiz?†yollu endiÅŸelerini dile getirmiÅŸlerdi. Aynı yıllar içindeki baÅŸka konuÅŸmalarında 1915 için “ecdadıma laf söyletmem†havasını çalan BaÅŸbakan, Dersim çıkışının yaratmış olduÄŸu paradoksa raÄŸmen bu alandaki “sıkı duruÅŸâ€unu halen sürdürme niyetinde görünüyor. Öyle ki 100. yıla 1 kala ihtiyaç duyulan yazılı açıklama 1915’de Ermenilere yapılanı resmi tarihin “tehcir†kavramı dışında bir ÅŸeyle tanımlamıyor. Dahası o tarihte Ermenilerin acılarını savaÅŸ içinde her milletin doÄŸal olarak çektikleriyle aynılaÅŸtırıyor. Devletin sorumluluÄŸuna hiçbir ÅŸekilde deÄŸinmiyor. Dolayısıyla özür de sözkonusu deÄŸil. Kimsenin acısından farklı bir muhtevası yoksa, 99 yıl sonra Ermeni halkına özel “taziye†sunmanın anlamı ne olabilir ki?..
Zamanlama Ustalığı ve İşaret Ettiği İtici Etkenler
“Taziye†her ne kadar Ermenilere ithaf edilse de esasen dünya kamuoyuna hitab ediyor. Amaç 100. yılın giriÅŸinde uygun bir politik taktikle dünyanın gözünü boyamak, Ermeni halkının adalet beklentisine cevap vermeksizin “medeni ve demokratik†bir görüntüyle bu önemli süreci atlatmaktır. Böyle bir oyuna dünden razı olan büyük devletler birkaç “insani†kelime içeren açıklamayı şüphesiz memnuniyetle karşılayacaklardı. Geleneksel inkar politikasından vazgeçilmemiÅŸ olması sorun yapılmayacak, “iyi niyet†alkışlanacaktı. ABD DışiÅŸleri sözcüsünün “gayet açıkyürekli ve gerçeklere dayalı†gibi sözlerle yaptığı abartılı takdire bakılırsa, böyle bir açıklama için ErdoÄŸan hükümetine çoktan beri telkinde bulunduklarını ve hatta belki bu “taziyeâ€nin taslağını kendilerinin oluÅŸturduÄŸunu bile tahmin edebiliriz.
Yeminli Ermeni düşmanı nasyonal-sosyalist DoÄŸu Perinçek de bu ihtimale dikkat çekmiÅŸ, ama bütünüyle ters sonuç çıkartmak üzere!.. O ve benzerleri ABD’nin Türkiye’yi Ermeni sorunu üzerinden sıkıştırdığı ve ErdoÄŸan Hükümeti’nin ihanete varan bir tavizkarlık içinde olduÄŸu kanaatini yaymak istiyor. Halbuki ABD ve AB’nin politikaları bu konuda Türkiye’yi hesap vermeye zorlayıcı nitelikte deÄŸil. Onlar ancak baÅŸka konularda kendi istemlerini kabul ettirmek için arada bir bu sorunu ÅŸantaj unsuru gibi gösterip geri çekmekle yetiniyorlardı. Beri yandan kendilerini bu sorunda çözüm için tutarlı etki yapmaya zorlayan Ermeni diasporasına ise “geliÅŸme†anlamında birÅŸeyler göstermeye ihtiyaçları vardı. Her 24 Nisan’da ABD BaÅŸkanı soykırım sözcüğünü telafuz etmesin diye çırpınan Türk hükümetine “Bari siz makul görülecek birÅŸey söyleyin de bizim elimiz rahatlasın†demiÅŸ olmalılar.
İşte “insani†temelde geldiÄŸine dair inanılmaz takdir beyanlarının yaÄŸdığı taziyenin itici etkenlerinden biri bu olabilir. Ve tabii özellikle de 100. yıla giriliyor oluÅŸu. Ona bir dalgakıran gerekliydi. 100. yılın 24 Nisan’ını beklemek çok geç olurdu. Bu nedenle, daha önce yapılamadıysa bile, 99. yılın 24 Nisan arifesinde (hem de Türklüğün sembolü 23 Nisan’a denk getirerek) böyle bir deklarasyonun yapılması kendi çıkarları hesabına çok akıllıca bir adım olmuÅŸtur. Bunu artık kurt siyasetinden tilki siyasetine geçiÅŸ sayabiliriz.
Beklenenden Düşük Profil ve Yüksek Takdirler
Böyle bir adımı birkaç yıldır bekliyorduk. 2012 yılının 24 Nisan’ında AKP’li bir vekil (İsmet Uçma) “kendi ÅŸahsı adına Ermenilerden özür dilediÄŸiâ€ni belirtmekle birlikte “Ben Ermeni vatandaÅŸlarımıza reva görülen ÅŸeyin soykırım deÄŸil de soysürgün olduÄŸunu düşünüyorum†diye iÅŸaret vermiÅŸti. Ben de o günlerdeki bir yazımda “Sanki bu çıkış ÅŸahsi özür dilemek için deÄŸil de, hükümetin yakınlarda geliÅŸtireceÄŸi bir tavır için ÅŸimdiden soykırım yerine geçirilecek tanımı piÅŸirmek için yapılmış gibi†demiÅŸtim. Bir baÅŸka iÅŸaret ise geçen Aralık ayında DışiÅŸleri Bakanı DavutoÄŸlu’nun “Tehciri benimsemiyoruz, İttihatçıların yaptığı gayrı-insani bir olay†deyiÅŸi olmuÅŸtu. Sonunda BaÅŸbakan’ın da benzer bir söyleme yöneleceÄŸi beklenilir birÅŸeydi.
Bunu büyük bir sürpriz gibi lanse etmek doÄŸru deÄŸil. Böyle davrananlar aynı zamanda içeriÄŸini de abartma durumundalar. Dikkat edilirse BaÅŸbakanlık adına resmi açıklamanın sözcükleri önceki iÅŸaretlerden daha çekincelidir. Mesela DavutoÄŸlu tehcirin kendisini gayrı-insani tanımlamışken, bu defa yazılı metinde “Her din ve milletten milyonlarca insanın hayatını kaybettiÄŸi I. Dünya Savaşı esnasında, tehcir gibi gayr-ı insani sonuçlar doÄŸuran hadiselerin yaÅŸanmış olması†deniyor. İkisi arasında ince bir fark var. Yazılı açıklama “tehcirin amacının kötü olmadığı†yönündeki resmi görüşü sürdürürcesine yalnızca onun doÄŸurduÄŸu sonuçlar için “gayr-ı insani†diyebiliyor. Bu ise soykırımın mimarlarından Talat PaÅŸa’nın anılarında “Esas olarak askeri bir önlemden baÅŸka birÅŸey olmayan göç ettirme, vicdansız ve karaktersiz insanların elinde bir facia ÅŸeklini almıştır†deyiÅŸinden daha farklı bir ifade sayılmaz.
BaÅŸbakanlık mesajının yüzüncü yılı karşılama amaçlı politik bir manevra olduÄŸunu ortalama bilinç yada tarihsel hafıza sahibi her Ermeni idrak edebilir. Türkiye’deki Ermeni toplumu içinden gelen kimi abartılı övgü ve eleÅŸtirisiz takdir ifadelerini bulundukları ortamla bağıntılı düşünmek gerekir. Özel bağımlılık nedeni olan ve çıkarı gereÄŸi yaranmacı davrananlar bir yana, genel olarak Ermeni cemaatine uygulanan rehine siyasetinin psikolojik yansımalarıdır gördüğümüz. Devlet katından en ufak bir jest görmeye susamış insanlarımız ne kadar içi boÅŸ olsa da taziye gibi gönül okÅŸayıcı bir ifadeyi olumlu karşılamaya eÄŸilimlidir. Nankörlükle suçlanmamak ve daha ileri adımlara kolaylık saÄŸlamak gibi bir hissiyat da memnuniyet ifadelerinde rol oynuyor. Bunlar bütünüyle anlaşılır. Fakat bir de özgür entellektüel profili çizerek atılan adımı devrim gibi selamlayan, en ufak bir temkin göstermeksizin bonkörce prim verenler var ki, asıl onlar üzerinde durmak gerekiyor.
Ermenistan’ı ve Diasporayı Öteleme Gönüllüleri
Kendisiyle yapılan söyleÅŸilerde taziye metnini hiç kritik etmeden olumlayan, “meseleyi manevi ve insani bir alana çekiyor†diye öven Etyen Mahçupyan, daha önemlisi herkes bu görüşü paylaÅŸmak zorundaymış gibi mühürleyici vurgular yapıyor: “Bunu olumsuz karşılayacak kimsenin olacağını sanmıyorum. Olsa da ciddiye alınmaz zaten. Bunun yetersiz olduÄŸunu söyleyenler olacaktır, 2015’i gölgelemek için kasten atılmış bir adım olduÄŸunu söyleyenler olacaktır ama bunlar da çok etkili ÅŸeyler deÄŸil†diyerek eleÅŸtirel yaklaşımları peÅŸinen itibarsızlaÅŸtırmaya çalışıyor. Üstelik bu meseleyi tamamen “Türkiye’nin iç meselesi†sayarak, BaÅŸbakan tarafından önerilen tarih komisyonunun da uluslararası deÄŸil, Türkiye’nin kendi içinde kurulmasını salık veriyor. “Tabi bütün yurt dışındaki Diaspora’yla manevi bir ilgisi var elbette, onların dedeleri, babaları yaÅŸadılar bunu sonuçta. Ama ben hiçbir devletin Ermenistan dâhil bu konuda taraf olarak muhatap alınması gerektiÄŸini düşünmüyorum†diyor. Küçük bir ayrıntı gibi, hem Ermenistan hem de diasporada o hatıralarla yaÅŸayan insanların çözüme nasıl müdahil olacakları sorusu havada kalıyor. Devletlerin karışmasına tepki gösterirken tam insiyatifle sorunu çözmeye yetkili saydığı Türkiye’nin de bir devlet ve dahası suçlu devlet olduÄŸunu unutmuÅŸ gibi konuÅŸuyor. Neden sonra hatırlayınca ÅŸunu ekliyor: “Ben hiçbir zaman devletlerin tavırlarını ciddiye almadım ama toplumların tavırlarını, söylediklerine saygı duydum ve bunu dikkate alıyorum. BaÅŸbakan ErdoÄŸan’ın açıklaması da bildiÄŸimiz devlet cümlesi gibi deÄŸil toplumsal karşılığı olan bir cümle…â€.
Ne kadar ikna edici bir savunma!.. Buna inanmak gerekirse, ErdoÄŸan’ı devlet geleneÄŸinden hayli uzaklaÅŸmış adil bir lider, hislerine tercüman olduÄŸu Türk toplumunu da bu tarihle yüzleÅŸmeye gayet açık bir toplum saymak gerekir. Yalnız Mahçupyan’ın yine unuttuÄŸu birÅŸey var. Az yukarda “ciddiye alınmaz†dediÄŸi eleÅŸtirel bakışa sahip diaspora nesillerini nereye koyuyor? Hani devletlerin deÄŸil fakat toplumların tavırlarını ciddiye alıyordu kendisi? Öyleyse bu geliÅŸmeye kuÅŸkuyla bakan, taziye çıkışını vicdani deÄŸil diplomatik gören, inkar siyasetini sürdürmenin bir baÅŸka biçimi olarak deÄŸerlendiren onca hafıza sahibi insan toplum dışı mıdır? Açıkça kendi içinde çeliÅŸkili olan bu beyan dünyadaki soykırım maÄŸduru Ermenilerin görüşleriyle birlikte ötelenmelerini salık veriyor. Bu tutumun daha kaba bir versiyonunu ise yapılan mülakatlar içinde Kandilli Ermeni Kilisesi Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Dikran Kevorkyan’ın görüşünden okuyoruz: “Çok insani, ruhani ve manevi bir mesaj. İnÅŸallah bu mesaj, diasporadakilerin de aÄŸzını kapatır. EndiÅŸem, dış güçlerin bundan tatmin olmamaları ve ‘Niye bu kelimeyi kullanmadı, niye ÅŸunu demedi’ deyip, baÅŸka taleplerde bulunmaları. Umarım belli odaklar bu güzel mesajı istismar etmezâ€.
Böyle cengaver Ermeni savunuculara sahip olduktan sonra baÅŸbakan ve devletinin inkar politikasını sürdürme cesareti artmaz mı? Hem de nasıl? Nitekim, meclis grubundaki konuÅŸmasında içerden ve dışardan aldığı yüksek takdir notlarını sergileyen ErdoÄŸan, 1915’le yüzleÅŸmeye deÄŸil yine inkarcı çizgiyi tahkim etmeye dönük mesajlar vermiÅŸ, Mehmed Akif’in ÅŸiirlerinden “ecdad†savunusu yapan dizeler okuyarak bir anlamda soykırım kurbanları yerine faillerinin ruhunu ÅŸad etmiÅŸtir.
BaÅŸbakan’ın “Tarihimizle YüzleÅŸtik†Böbürlenmesi
“Bizim kadim tarihimizde utanacağımız, korkacağımız, yüzleÅŸmekten çekineceÄŸimiz hiçbir hadise bulunmuyor†sözünü nasıl algılamak gerekir? Sahip çıktığı tarihin “temiz†oluÅŸunu akla getiren bu vurgular, devamında “İşte Dersim hadisesi ile yüzleÅŸtik. Ana muhalefetin genel müdürü yüzleÅŸebildi mi? Dersim’in gerçek destekleyicisi onlardı. O katliamın arkasında faili onlardı. Ayıplayabiliyor mu? CHP hala bunun hesabını verebildi mi?..†sözleriyle baÅŸka bir anlam ve mecraya kayıyor. Demek ki öyle temiz bir tarih sözkonusu deÄŸil. Utanılacak dolu ÅŸeyler var. Dersim özgülünde o bunu, kendi ailesi de soykırım kurbanı olup büyük bir paradoks sonucu CHP’nin başına gelerek inkarcı devlet tutumunu üstlenen KılıçdaroÄŸlu ve bugünkü partisine havale ediyor. Evet bu daha özel bir utanca iÅŸaret eder. Ama o vahÅŸetin sorumluluÄŸu yalnız bugünlere CHP olarak gelenlerin deÄŸil, o günün tek devlet partisi CHP içinde olup sonradan ayrışarak bugünün AKP’sine kadar çeÅŸitlenen bütün “milli†siyaset yelpazesinin ve devlet mekanizmasının omuzlarındadır. Burada hiç deÄŸinilmeyen 1915 soykırımının sorumluluÄŸu bir adım öncesinden baÅŸlayarak benzerdir. İttihatçı birçok failin doÄŸrudan Türkiye Cumhuriyeti kuruluÅŸunda etkin rol aldığı ve CHP’den bugüne dallanarak gelen Türk siyasetinin esasını o lanetli geleneÄŸin belirlediÄŸi çok iyi biliniyor.
BaÅŸbakan kendi kliÄŸini bunlardan yalıtarak konuÅŸmakla paylaşılan utancı yalnız baÅŸkalarına maletme gibi ahlaki olmayan bir tutum sergiliyor. Dahası hem İttihatçı gelenekten gelen, hem de kendi ÅŸeflik döneminde insanlık suçlarına imza atan M. Kemal’i savunup partisi CHP’yi yermekle çok bariz bir tutarsızlık göstermiÅŸ oluyor. Yukardaki sözlerinin devamında son dönemlere de gelerek “Faili meçhullerle yüzleÅŸtik. Diyarbakır cezaevi ile yüzleÅŸtik. Sivas Çorum KahramanmaraÅŸ, Gazi Mahallesi olayları ile yüzleÅŸtik. Bizim iktidarımızda olmadı bunlar. Devletin devamlılığından hareketle bunları da ortaya çıkardık†deyiÅŸi ise büsbütün palavracı bir böbürlenme. Bütün bu “yüzleÅŸtik†dediÄŸi insanlık suçları ve en çok lafazanlık ettiÄŸi Dersim soykırımı hesabı verilmemiÅŸ olarak orta yerde duruyor. Ne cezalandırıcı, ne de telafi edici adalet namına birÅŸey yapılıyor. Tersine baÅŸbakan zikrettiÄŸi Alevi katliamlarının failleriyle siyasi alanda kucaklaÅŸma ve maÄŸdurların her yıldönümü adalet çığlıklarını boÄŸma durumundadır. Hiç bir yaptırım ve tazmin getirmeyen söylemlerin sahteliÄŸi açıktır. DoÄŸrudan kendi iktidarının eseri olan Roboski için bir özür dilemeyen, failleri ve kendi sorumluluÄŸunu gizleyen ErdoÄŸan, adalet ve yüzleÅŸme adına gerçekten haketmediÄŸi bir prim yapma çabasındadır.
İnkarı Sürdürücü Taziye Değil, İnsan Gibi Bir Özür Bekliyoruz!
Bu taziye açıklaması her ne kadar devlet adına daha önce benzeri görülmeyen bir çıkış olsa da eskisinden iyi bir yönelim içine girildiÄŸine iÅŸaret etmiyor. BaÅŸka verilerle beraber deÄŸerlendirildiÄŸi zaman hayırhah bakma imkanı büsbütün ortadan kalkıyor. Daha geçen aylarda “hükümetin ve dışiÅŸlerinin Ermeni soykırım iddialarına karşı dört yıllık etkin bir strateji ile mücadele programı yaptığıâ€na dair haberler çıkmıştı. Tam o haberin ardından, bu konularda sözünü sakınmayan Türkiyeli Ermeni aydın Sevan Nışanyan’ın yine dört yıllık bir mahkumiyetle içeri tıkılması stratejiye uygun görünüyor. Hrant Dink, Sevag Balıkçı, Maritsa Küçük ve Zirve Yayınevi davalarının hiç birinde adalet beklentisinin karşılanmaması, katiller ve azmettiricilerin geniÅŸ tolerans görmesi aynı hisleri veriyor. Yine yakın zamanda Türkiye sınırından Suriye’ye sokulan Cihadistlerin Ermeni yerleÅŸimi Kesab’ı iÅŸgal etmeleri ve halkının kaçmak zorunda kalışı, 99 yıl önceki siyasetin güncel bir tehdit olarak da sürdürüldüğünün kanıtıdır. Taziye açıklamasından hemen sonra baÅŸbakanın Ermenistan sınırını açmayı KarabaÄŸ’da taviz ÅŸartına baÄŸlaması da ayrı bir veri. Bütün bunlar Türk hükümetinin bu sahte çıkışıyla göz boyama, zaman kazanma, 100. yılın basıncını azaltma, Ermenistan’ın karşılık vermediÄŸi gibi bahanelere yatma ve inkar politikasını daha sürdürülebilir kılma amaçlarını ele veriyor.
Türkiye Cumhuriyeti BaÅŸbakanı insani anlamda kendisine düşen sorumluluÄŸun 1915 soykırımına dair nitelikli bir kabul eÅŸliÄŸinde ağırbaÅŸlı bir özür olduÄŸunu bilecek durumdadır. Bunu yapmasının en iyi yolu, Cemal PaÅŸa’nın torunu Hasan Cemal gibi gidip Ermenistan’da Soykırım Anıtı önüne saygıyla diz çökmesi olabilir. O zaman bütün dünya Ermenileri gerçek bir dönüşüm niÅŸanesi sayarak takdir etmesini bilir.