
Yunus Emre KOCABAÅžOÄžLU
BİA Haber Merkezi
Baskın Oran’ın Mayıs ayında Güney Fransa’da, Avignon kenti yakınlarındaki Althen-des-Paluts köyünde katıldığı ‘Althen Ermenistan’la BuluÅŸuyor’ adlı Ermeni Günlerine iliÅŸkin yazı dizisi, Radikal’de yayınlanıyor. Özellikle, Michel Marian, Yves Ternon, Jacky Mamou ve Laurent Leylekian ile birlikte konuÅŸmacı olarak katıldığı ‘Devlet İnkârcılığına Karşı Sivil Toplum’adlı oturumdaki konuÅŸmasını ilgi ile izliyorum.
Baskın Oran’ı hem çok severim, hem de saygı duyarım. Bu ülke için önemli bir deÄŸer olduÄŸunu düşünüyorum. Ancak, Radikal’de yayınlanan yazı dizisinde beni çok ÅŸaşırtan ifadelerini de yok sayamayacağım. Bir yazar olmadığımdan, düşüncelerimi yeterince akıcı ve net ifade edemiyor olabilirim; ancak özünde hocanın yaklaşımını çok da saÄŸlıklı bulmadığımı ifade etmeliyim.
Amacım hocayı revizyonist düşüncelere yakın olmakla suçlamak falan da değil. Sadece, bazen cehennemin yollarının iyi niyet taşlarıyla örüldüğünü hatırlatmak. Yoksa, öküz altında buzağı aramak değil niyetim. Tam tersine, hocanın girişimlerini hem cesurca, hem de tarihsel açıdan önemli buluyorum.
Soykırım nedir?
Baskın hocadan yapacağım ilk alıntı “soykırım” kelimesinin kullanımı ile ilgili. Hoca, Ermeni Günleri’ni düzenleyenlere şöyle yazıyor:
“1915’teki insansal kanamayı, 1948 BM sözleÅŸmesindeki hukuksal terim olan soykırım’la anmayı siyasal olarak tercih edebilirsiniz. Böyle bir adlandırma, bilimsel olarak yetkili bir uluslararası yargı organı kararı gerektirdiÄŸi halde, itirazım yok. Ama, özellikle de moderatör olarak, konuÅŸmacıları bu terimi kullanmaya zorlamamalısınız. Ermeni olayında hiçbir hukuksal ve ekonomik sonuç yaratmayan bu terim, Türk devletinin inkarcılığı yüzünden ÅŸu anda Ermeniler için sosyo-psikolojik bir tuzak oluÅŸturmuÅŸ vaziyette…” [1]
Öncelikle, soykırım nedir, onu anımsayalım: 9 Aralık1948 tarihinde BirleÅŸmiÅŸ Milletlerce kabul edilen ve 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe giren Soykırım Suçlarını Önleme ve Cezalandırma AnlaÅŸması’nın (SSÖCA) 2. maddesi “Soykırımı oluÅŸturan Eylemler” baÅŸlığı altında ÅŸunları saymaktadır:
“Bu SözleÅŸme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla iÅŸlenen aÅŸağıdaki fiillerden her hangi biri, soy kırım suçunu oluÅŸturur.
a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) Gruba mensup çocukları zorla bir baÅŸka gruba nakletmek” [2]
Teknik olarak, Baskın Oran iki açıdan haklı gibi görünüyor.
Birinci nokta; Roma hukukuna dayalı Avrupa hukuku, yasa ile belirlenmemiÅŸ suç olmayacağı, dolayısıyla bir yasanın geriye doÄŸru suç isnat etmek için iÅŸletilemeyeceÄŸi (“nullum crimen sine lege, nulla púna sine lege praevia”) ilkesi üzerine kurulmuÅŸtur. Bu açıdan 1915 olayları, SSÖCA çerçevesinde “soykırım” olarak tanımlanamayacağı eskiden beri öne sürülen bir görüştür.
Ancak, Avrupalı mihver devletlerindeki önde gelen savaÅŸ suçlularının yargılanabilmesi için 8 AÄŸustos 1945 tarihinde imzalanan Londra AnlaÅŸması ile kurulan Uluslararası Askeri Mahkeme (International Military Tribune), bu tarihten önceki suçları yargılamak için kurulmuÅŸtur. Nitekim, mahkemenin yetki alanı aynı tarihte kabul edilen Uluslararası Askeri Mahkeme Tüzüğü’nün (Charter of the International Military Tribunal) 6. maddesinin (A) fıkrasında “Barışa karşı suçlar”, (B) fıkrasında “SavaÅŸ Suçları” ve (c) fıkrasında “İnsanlığa karşı Suçlar” olarak tanımlanmıştır. [3] Bu durumda yargılama, anlaÅŸma öncesi dönemi kapsadığından, suç tanımlanması geriye doÄŸru (ex post facto) iÅŸletilmiÅŸtir. Nüremberg’deki Uluslararası Askeri Mahkeme de 2006 yılındaki kararında”soykırım” ifadesini SSÖCA’da soykırımın tarifinden önce açıkça kullanmıştır. [4]
BirleÅŸmiÅŸ Milletler tarafından 26 Kasım 1968 tarihinde kabul edilen ve 11 Kasım 1970 tarihinde yürürlüğe giren “SavaÅŸ Suçlarına ve İnsanlığa Karşı Suçlara Zamanaşımının Uygulanmaması Hakkında SözleÅŸme” de 1. maddesinin (B) fıkrasında, geriye doÄŸru iÅŸletilmiÅŸ olan Nüremberg Uluslararası Askeri Mahkeme Tüzüğü’ne atıfta bulunarak, “insanlığa karşı iÅŸlenmiÅŸ suçlar”ın zaman aşımına uÄŸratılamayacağını hükme baÄŸlamıştır. [5] Bazı uzmanlar bu karar ile soykırımlara iliÅŸkin geriye dönük yargılama yapılabileceÄŸini savunmaktadırlar.
Baskın hocanın haklı gibi göründüğü ikinci nokta da, mahkeme kararı koÅŸuludur: SSÖCA’nın 6. maddesi “Soykırım fiilini veya Üçüncü maddede belirtilen fiillerden birini iÅŸlediÄŸine dair hakkında suç isnadı bulunan kimseler, suçun iÅŸlendiÄŸi ülkedeki Devletin yetkili bir mahkemesi, veya yargılama yetkisini kabul etmiÅŸ olan SözleÅŸmeci Devletler bakımından yargılama yetkisine sahip bulunan uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından yargılanır.” demektedir. Aynı sözleÅŸmenin 9. maddesi de “SözleÅŸmeci Devletler arasında, bu SözleÅŸmenin yorumlanması, uygulanması veya yerine getirilmesi ve ayrıca soy kırım fillerinden veya Üçüncü maddede belirtilen fiillerin her hangi birinden bir Devletin sorumluluÄŸu ile ilgili olarak çıkan uyuÅŸmazlıklar, uyuÅŸmazlığın taraflarından birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı önüne götürülür” demektedir. [2] Yani bir mahkeme kararı gerekliliÄŸi ortadadır. Ancak, buradaki püf noktası SSÖCA’da tekrarlanan “SözleÅŸmeci Devletler” kavramıdır ve Osmanlı İmparatorluÄŸu anlaÅŸma imzalandığında fiilen var olmadığından, sözleÅŸmeye taraf devlet de deÄŸildir. Türkiye’nin kuruluÅŸu da 1923 tarihinde olduÄŸundan, 1915 olaylarında mahkeme yolunun açık olup olmadığı konusunda uzmanlar arasında kesin bir görüş birliÄŸi yoktur.
Yine de ilginç bir geliÅŸmeyi aktaralım. 2002 yılında Türk-Ermeni Barışma Komisyonu’nun Türk üyelerinin isteÄŸi ile International Center for Transitional Justice (ICTJ) adlı kuruluÅŸtan 1915 olaylarının “soykırım” olarak adlandırılması konusunda teknik görüş istendi. ICTJ, üç unsur açısından (1. bir ya da daha fazla insan öldürüldü; 2. bu kiÅŸiler belirli bir ulusal, ırksal ya da dinsel gruba aittiler, 3. grup üyelerine yönelik öldürme eylemleri bir kalıp ortaya çıkaran biçimde uygulandı) SSÖCA’daki “soykırım” tanımına uyduÄŸu ve anlaÅŸmanın baÅŸlangıç kısmında da “tarihin her döneminde soykırımın insanlık için büyük kayıplar meydana getirdiÄŸini kabul ederek” ibaresinin bulunduÄŸundan hareketle 1915 olaylarının “soykırım” olarak nitelendirilebileceÄŸi; ancak sözleÅŸmenin hem yürürlük tarihinden geriye doÄŸru iÅŸletilemeyeceÄŸinden, hem de sadece imzalayan ülkeleri baÄŸladığından hareketle de 12 Ocak 1951 tarihinen önceki olaylara uygulanamayacağı kanaatine vardı. [6]
“Büyük Felaket” soykırım deÄŸil midir?
KonuÅŸmasının bir baÅŸka yerinde, Baskın Hoca özür kampanyasında neden “soykırım” yerine “büyük felaket” dediklerini şöyle açıklıyor:
“15 Aralık sabahından itibaren ortalık cehenneme döndü. Protestocular özellikle iki noktaya çok sinirlenmiÅŸlerdi: ‘Büyük Felaket’ ve ‘Özür diliyorum’.
Büyük Felaket’e niye sinirlendiler? Çünkü Türkler bu terimi ‘Soykırım’ olarak okudular. Soykırım kelimesi Türk kamuoyu için tek bir anlama gelir: Nazilerin Yahudileri ortadan kaldırması. Duydukları anda çok öfkelenirler ve kulaklarını otomatik olarak tıkarlar. Artık bir ÅŸey dinletemezsiniz. Olay kilitlenir.
Oysa, Ermenice ‘Medz YeÄŸern’ teriminin tam çevirisi olan bu terim imzacılar tarafından özenle seçilmiÅŸti:
1) Soykırım kelimesinin kullanılmaması Türk kamuoyunun yabancılaşmasını önleyecekti,
2) Bu Ermenice terim Ermenilerin soykırım kelimesi 1944’te icat edilmeden önce 1915 için kullandıkları en yaygın terimdi. Böylece Ermenilerin acılarına mütevazı bir ilaç olacaktı. Ayrıca Erivan’daki anıtın da ismiydi.
İlginçtir: Daha önce de dediÄŸim gibi, ulusalcı Türklerin yanı sıra kimi Ermeniler de tam ters bir simetrik nedenle Medz YeÄŸern’e çok sinirlendiler: Soykırım teriminden baÅŸka terim duymak istemiyorlardı. Bazıları, Özür Kampanyası’nın Soykırım terimini sulandırmak ve Ermeniler arasında kargaÅŸa yaratmak için baÅŸlatıldığını söylediler. Bir baÅŸkaları, Medz YeÄŸern’i hayatlarında ilk defa duyduklarını bildirdiler. Hiç Ermenice bilmeyen Ermenilerdi bunlar; çoÄŸu Amerikalı.” [7]
Bu konuda farklı araÅŸtırma sonuçları yayınlanmış olmasına raÄŸmen [8], velev ki Baskın hocanın tanıştığı Amerikalı Ermeniler Ermenice bilmiyorlar, ama bu onların 1915’teki olayları bilmedikleri ya da anlamadıkları anlamına gelmez. Hocanın affına sığınarak ÅŸunu da not etmek gerekir: Ermenice “Medz YeÄŸern” terimi, anlamı itibarıyla İngilizce’de “soykırım” (“Genocide”) anlamına gelir, Bu tamlama Türkçe’ye bire bir “büyük felaket” olarak çevrildiÄŸinde, kesinlikle aynı anlamı vermez.
Museviler de soykırımı tanımlamak için, İbranice “Sho’ah” kelimesini kullanırlar. Sho’ah kelimesinin İbranice sözlük anlamı da, aynı Ermenice’deki “Medz YeÄŸern” gibi “büyük / ciddi felaket”tir. [9]
Ancak bu terim, 6 milyon Musevinin katledilmesini tanımlarken İngilizce’ye “catastrophe” veya “great calamity” olarak çevrilmez, “Holocaust” veya “Genocide” olarak çevrilir. Benzer ÅŸekilde, Sho’ah Almanca’da da “große Katastrophe” olarak deÄŸil “Holocaust” veya “Völkermord” olarak kullanılır.
İşin ilginç yanı, Holocaust’un da bire bir çevirisi “soykırım” deÄŸil, “tam yakılmış”tır (Helence. “holos” = tam, “kaustos” = yakılmış) ve Tevrat’ta geçer. [10]
Unutmamak gerekir ki, bir dildeki kavramlar o ulusun tarihsel belleÄŸi ve duygulanımı ile yakından alakalıdır. Yani, soykırıma uÄŸramış olanın dili, uÄŸratanın dilinden farklıdır. Aynı Japonca’da “Tsunami” kelimesinin (tsu = liman, nami= dalga), bire bir “liman dalgası” olarak çevrilmesinin bu doÄŸal afeti bilmeyene bir ÅŸey ifade etmeyeceÄŸi, hatta kavramın içini boÅŸaltacağı gibi.
Dilimizdeki algı ile, her soykırım büyük bir felakettir, ancak her büyük felaket soykırım deÄŸildir. Pek çok insanın deprem, bulaşıcı hastalık gibi herhangi bir sebepten ölmesi de “büyük bir felaket” olarak adlandırılabilir. Ancak bu terimin soykırım yerine kulanımı, “sorumlu olma” kavramının içini boÅŸaltır. Oysa, soykırım yaÅŸayan toplumlarda gerçeÄŸi anlamak –veya tüm çıplaklığıyla kavramak– yüzleÅŸme (confrontation), uzlaÅŸma (reconciliation) ve iyileÅŸmenin (rehabilitation) en temel noktasıdır.
Bence Baskın hoca tam da bu nedenle, “Büyük Felaket” çevirisi ile kavramı kaydırma riskini göze almış oluyor. Ve Yahudi soykırımı bize gösteriyor ki; bu tip kavramları kaydırmanın en önemli tehlikesi, revizyonizm ve inkar yolunun açılmasıdır.
Oldukça ünlü bir soykırım revizyonisti olan ve yazılarını çoÄŸu kez Ernst Gauss takma adıyla yazan Germar Rudolf,”The Controversy about the Extermination of the Jews: An Introduction” adlı kitabında bu kavram kaydırmasını gayet net kullanıyor:
“Tabi ki revizyonistler techir, gettolaÅŸtırma ve köle işçilik çerçevesinde, en azından ihmalkarlığın binlerce Yahudi’nin hayatına mal olduÄŸunu kabul ediyorlar. Ama revizyonistler arasında bile Yahudilerin sırf farklı inançlarından dolayı kasten öldürülüp öldürülmediklerine iliÅŸkin sorunun yanıtlanmasında bile görüş ayrılıkları var. KiÅŸisel olarak ben bu ölümlerin olduÄŸunu kabul ediyorum, ancak yeterli delil bulunmadığından bu ölümlerin hangi miktarda olduÄŸu ya da daha üst merciler tarafından onaylandıkları ve hatta emredildikleri gibi konularda yorumda bulunamayacağım.
Revizyonistler, Nasyonal Sosyalist rejimin bilerek, ya da büyük bir ihmal sonucu, nüfuz alanında yaşayan Yahudileri onlara hem ciddi fiziksel veya zihinsel olarak zarar verici koşullara maruz bıraktığını, hem de onların fiziksel olarak yok oluşları ve cinsiyet ayrımı yoluyla kasten doğum oranlarının düşürüldüğünü inkar etmiyorlar.
Yine de, revizyonistler arasında kesinlikle Reich hükümetinin konsantrasyon kampları ve gettolardaki durumdan ne kadar hberdar olduÄŸu, olanları ne derece onayladığı veya koÅŸulları yeterince düzeltmede ne denli ihmalkar davrandığı, hatta bu durumu cesaretlendirdiÄŸi konusunda bir tartışma mevcut; ki bütün bunlar Yahudilere karşı Nasyonal Sosyalist önlemlerin yasal çerçevede deÄŸerlendirilmesini etkileyecektir.” [11]
“Techir edildiler / ihmalden ölenler oldu / çok kötü ÅŸartlardan dolayı öldüler / onlara çok kötü davranıldı…” Rudolf, SSÖCA’nın 2. maddesindeki neredeyse tüm fıkralara gönderme yaptığı halde, söylemini “büyük bir felaket yaÅŸadılar”la sınırlıyor,
“soykırım” demeye dili varmıyor bir türlü…Bu arada, Rudolf’un 2006 yılında Almanya’da, alıntı yaptığım kitabı ve diÄŸer eserleri yüzünden “soykırımı inkar” suçundan üç yıl hapse mahkum olduÄŸunu da not edelim.
Benzer bir ÅŸekilde, yine bir soykırım inkarcısı olan ve bu sebeple hapis cezasına çarptırılan Ernst Zundel’e ithaf edilmiÅŸ bir siteden alıntı yapalım:
“Revizyonistler İkinci Dünya Savaşı sırasında pek çok Yahudinin acılar çektiÄŸini, pek çok Yahudi gayrımenkulüne yasadışı el konulduÄŸunu, pek çok Yahudinin öldürüldüğünü veya korkunç koÅŸullara hastalık ya da açlıktan öldüklerini; Almanlar ve diÄŸerleri tarafından Yahudilere karşı zorbalık ve mezalim uygulandığını inkar etmiyorlar. Bunların hiçbirini revizyonistler reddetmiyorlar. Revizyonistler, İkinci Dünya Savaşının insanlık tarihinin en kanlı, en ölümcül, en acımasız çatışması olduÄŸundan hareketle ve tarafların karşılıklı suç kabul edilecek davranışlar içinde bulunduklarına iÅŸaretle [Yahudilerin başına gelenlerin] abartıldığını belirtiyorlar.” [12]
Velev ki, Milliyet gazetesinde 21.3.2005’te yayınlanan “Sohbet Odası”nda Derya Sazak’la ropörtaj yapan Türk Tarih Kurumu BaÅŸkanı Prof. Yusuf HalaçoÄŸlu kesinlikle ve tamamıyla haklı. HalaçoÄŸlu o söyleÅŸide “Tehcir, Katolik ve Protestan Ermenilere uygulanmadı. Soykırım yok. Hastalıktan ölenlerin sayısı 100 bin civarında. Saldırılarda ise 10 bin kiÅŸi öldü” diyor. [13] Bütün bahsi geçen topu topu 10,000 kiÅŸi yani.
Bu durumda bile iÅŸler kötü HalaçoÄŸlu için; Uluslararası Adalet Divanı, 26 Åžubat 2007 tarihindeki kararında, 1995 temmuz ayında Bosna-Hersek’in Srebrenica kentinde 7,000 Müslümanın öldürülmesiyle sonuçlanan olayın bir soykırım olduÄŸuna hükmetti. Yani soykırımın “öldürülen kiÅŸi sayısı” ile ilgisi yok. Üstelik Adalet Divanı’nın bu davadaki gerekçeli kararı, kıyıma dair resmi bir hükümet planı olmasına gerek olmadığını, paramiliter kuvvetlerin bile bu suçu iÅŸlemiÅŸ olması halinde dahi devletin suçlu kabul edileceÄŸini içtihat haline getirdi. [14]
“Etno-dinsel temizlik”?
Yani biz bu “bir kelime bir iÅŸlem” oyunları ile meÅŸgulken, aklı biraz eren bir ilkokul öğrencisi bile, “Madem Ermenileri techir ettiniz, yani başımıza bela olmasın diye bir kısmını Beyrut’a kadar yürüttünüz; ve madem Cemal PaÅŸa’nın bütün iyi niyetli giriÅŸimlerine raÄŸmen Ermeniler yollarda kazara / bulaşıcı hastalıktan / eÅŸkiya baskınıyla, vb öldüler, onlara ölülerini gömecek fırsatı da mı hiç vermediniz? Nerede Beyrut’a kadar yol boyunca olması gereken Ermeni mezarları? Hepsi aynı anda ölmediÄŸine göre, ya da ölenlerin yakınlarından bir kısmı saÄŸ salim olduÄŸuna göre, ölenlerin tamamı da toplu mezarlara gömülmemiÅŸtir sanırım, gömülmüşse de arÅŸivde bir yerlerde kayıtları vardır herhalde.” diye sormaz mı? Sahi her adımda kayıtlar var deniliÄŸine göre, bunlar da günün birinde gün ışığına çıkacak o zaman.
Sevgili Baskın Hoca devam ediyor:
“Bakınız, belki şöyle söylersem anlatabilirim: Türkiye’de sivil toplum bu meselede gerçeÄŸi Ermeni diasporasının yayınlarından öğrendi. Mesela ben 45 yaşımdan sonra öğrendim. Tamam. Ama ÅŸu andaki aşırılıklar (overdoing) yapana zararlı hale geldi çünkü uzmanlık konusu azınlıklar olan insan hakları savunucusu ben bile tepki duyuyorum.
Bu konuda ‘aşırılık’la neyi kastediyorum? Bazı Ermenilerin ‘inkârcı’ terimine verdikleri anlamı kastediyorum. Bu tanım şöyle: “İnkârcı, 1915’te cereyan eden olayları Soykırım’dan baÅŸka herhangi bir terimle adlandırmaya kalkan kiÅŸi veya kurum”. Oysa benim ve arkadaÅŸlarım için ‘inkârcı’nın anlamı ÅŸudur: “İnkârcı, Osmanlı Ermenilerinin 1915’te İtthatçılar tarafından Anadolu’dan etno-dinsel temizliÄŸe tabi tutulduklarını reddeden kiÅŸi veya kurumdur.” [15]
Burada duraksıyorum. Bir daha okuyorum bu paragrafları… Hakikaten; “aşırılık” derken hoca neyi kastediyor? “Etno-dinsel temizliÄŸe tabi tutulmak” ne demek? “Yürüyün hadi yallah, Beyrut’a” mı demek?
Halbuki, oldukça ünlü bir Holokost revizyonisti olan Greg Raven bile, büyük olasılık Yahudi toplumunun 1945 sonrası “soykırım” konusundaki benzer “aşırılık”ları yüzünden, “soykırım” kelimesini kullanmak zorunda hissediyor kendisini:
“Öncelikle soykırımın olduÄŸunu reddetmiyorum. Tekrarlayayım. Soykırımın olduÄŸunu reddetmiyorum. Bu tartışmanın çerçevesi içinde, ‘soykırım’ teriminin oldukça genel bir tanımını kullanıyorum: ‘İkinci Dünya Savaşı sırasında 6,000,000 yahudinin Nazi devletinin merkezi bir hareketi ile, çoÄŸu gaz odalarında olmak üzere imhası’. Bu tanıma iliÅŸkin sorunu olan varsa, lütfen kendi versiyonunuzu ortaya koyun.
İkincisi, soykırım revizyonistlerinin ASLINDA söyledikleri: Avrupalı yahudiler İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında büyük bir trajedi yaÅŸadılar (suffered a great tragedy). ÇoÄŸuna kötü davranıldı ve korkunç ÅŸartlar altında öldüler. Ancak, (a) Nazilerin Yahudileri tamamen ortadan kaldırmak için bir plan ya da politikaları olduÄŸuna dair bir kanıt yok, (b) Yahudileri öldürmek için cinayet amaçlı gaz odaları bulunduÄŸuna dair bir kanıt yok, ve (c) Yahudi kurban sayısının altı milyon olduÄŸu bir abartma.” [16]
Pekala; bu “aşırılıklara” “uzmanlık konusu azınlıklar olan insan hakları savunucusu” olarak hocanın, “ben bile tepki duyuyorum” demesi de ne anlama geliyor?
Yani bir soykırım yaÅŸanmışsa, onun bir “soykırım” olduÄŸunda ısrar etmek aşırılık falan deÄŸildir. Hem de, Yahudi soykırımı inkarcılarının bile “tamam canım soykırım oldu, ama azıcık oldu” dediÄŸi bir dünyada…
Soykırım, çeÅŸitli yollarla “etno-dinsel temizlik” de deÄŸildir. SSÖCA’nın 2. maddesinde sıralan eylemlerin biri bile “soykırım” tanımı için yeterli çünkü.
1915 ve ona giden yıllarda olan biteni anlamak için Osman Köker editörlüğünde hazırlanan “Orlano Carlo Calumeno Koleksiyonundan Kartpostallarla 100 yıl önce Türkiye’de Ermeniler”adlı kitabı ilginç bir çalışmadır. Bu kitapta; Edirne vilayeti, Biga sancağı, Hüdavendigar (Bursa, Bilecik, Kütahya, EskiÅŸehir, UÅŸak, Afyon, Balıkesir) vilayeti diye uzayıp giden liste, kartpostallarla neredeyse Anadolu’nun her tarafına Ermeni varlığını net olarak ortaya koyar. Konu, kesinlikle “Rus güdümündeki” doÄŸu vilayetlerindeki Ermenilerle kısıtlı deÄŸildir yani.
Bir ülkenin her köşesinden sistematik olarak silinmiÅŸ bir ulustan bahsettiÄŸimizi akademik olarak bilmek baÅŸka, bunu iliklerine kadar hissetmek baÅŸka demek ki…
Baskın Hoca devam ediyor:
“Daha önce de söyledim, Türkiye’de bu kelime sadece Yahudilerle ilgili sayıldığı için “Senin deden Naziydi” izlenimi uyandırıyor ve büyük tepki doÄŸruyor.
Terimin Ermeniler nezdinde yaptığı psikolojik etki ise bambaşka. Israrla kullanmak için birçok sebep görüyorlar:
* Üçüncü devletler nezdinde etki yapmayı kolaylaştırıyor,
* 3 T’nin [Tanıma, Tazminat, Toprak] bir gün gelip gerçekleÅŸeceÄŸi umudunu yaratıyor,
* İnkârcılığın bu kadar katı olduğu bir ortamda Ermenilere muazzam psikolojik tatmin sağlıyor; bir tür intikam,
* Bu terim Ermeni kimliÄŸinin belkemiÄŸini oluÅŸturuyor. Bu acı, onların yerleÅŸtikleri Hıristiyan ülkelerde (Fransa, ABD, vb.) asimile olmalarını önlüyor. Kimliklerini canlı tutuyor. Buna sosyal psikolojide ‘chosen trauma’ denir. SeçilmiÅŸ Travma. Acı sayesinde birbirine tutunmak.
Bu koÅŸullar altında Soykırım kelimesi bir yandan Ermenilerin acılarını uyuÅŸturuyor, bir yandan da Türkiye’deki inkârcılığı besliyor.” [15]
Bir dakika… “Soykırım olmadı, bütün bunlar yalan” diyenler bile daha tutarlı deÄŸiller mi? Soykırım, hamilelik gibidir; ya vardır, ya yoktur. Bu iÅŸin “azıcığı”nın olmadığını Uluslararası Adalet Divanı kararıyla belirtmiÅŸtim. Yani, ya soykırıma inanıyorsunuzur, ya da inanmıyorsunuzdur.
İnanıyorsanız, hocanın söylediklerini okuyun ve kendinize sorun “Nazilerle ne farkı var hakikaten? Naziler Almandı, daha iyi organize oldular, daha iyi taşıma ve iletiÅŸim sistemleri kurdular, daha çok insan öldürdüler. Bundan baÅŸka ne farklı?” EÄŸer bir bilim adamı olarak soykırım olduÄŸunu düşünüyorsanız, “tepki uyandırmak” ne zamandan beri gerçeÄŸi ifade etmemeyi gerektiriyor? Bu düşünce tarzı bana sanki biraz toplum mühendisliÄŸi kokuyor gibi geliyor: “halka neyi, nasıl, ne kadar vereceÄŸimizi biz biliriz, ağır ağır olsun, aman tepki doÄŸmasın”.
Yoksa, Almanlar yeterince tepki vermeyi beceremediklerinden mi, Sho’ah İngilizce ve Almanca “soykırım” olarak ifade ediliyor? Hocayı anlamakta hakikaten çok zorluk çekiyorum.
İkincisi: “Üçüncü devletler nezdinde etki yapmayı kolaylaÅŸtırıyor” veya “3 T’nin bir gün gelip gerçekleÅŸeceÄŸi umudunu yaratıyor” da ne demek oluyor bütün bunların üzerine? Politik bir oyun mu, iÄŸer ülkeler üzerinde bir baskı / sempati toplama aracı mı yani “soykırım”ların bu denli günemde ve canlı tutulması?
Paralel düşünelim: Yahudiler, 2. Dünya Savaşı sonrası tazminat almak için mi, ya da İsrail devletini kurmak için mi “soykırım” demeye devam ettiler? Tam da revizyonist ve İslami fundamentalist söylem bu çünkü. Bütün soykırım müzeleri, anıtları, anma günleri, belgeselleri ve benzerleri üçüncü devletler nezdinde etki yapmayı kolaylaÅŸtıran politik birer Yahudi kumpası mıydı yani? Ahmedinejat bunları söylüyor, revizyonist toplantılarına ev sahipliÄŸi yapıyor.
Not edelim, sadece, soykırıma uÄŸramış olanın dili, uÄŸratanın dilinden farklı deÄŸildir; olguyu içselleÅŸtirme biçimi de ikisi için baÅŸkadır. Ne de olsa, “en kolay katlanılan baÅŸkasının acısı”dır çünkü.
Emory Universitesi’nin ilgili web sitesinde “Holokost İnkarı nedir?” baÅŸlığı altında Türkçe olarak ÅŸu bilgi verilmektedir:
“Holokost inkarcıları”, Holokost hakkındaki bu saÄŸlam gerçekleri inkar etmektedir. İkinci Dünya Savaşı sırasında yaklaşık altı milyon Yahudinin aslında katledilmediÄŸi ve Almanların çok büyük miktarlarda para koparmak amacıyla hileyle Siyonist bir senaryonun kurbanı haline getirildiÄŸi iddia edilmektedir.
Batıdaki Holokost inkarcılarının amacı politiktir. Genel olarak Nazizme ve faÅŸizme ve özellikle de Adolf Hitler’e itibarını iade etmek, Yahudi aleyhtarlığını ve zaman zaman da İsrail aleyhtarlığı düşüncesini öne çıkarmak istemektedirler. Arap ve Müslümanlık dünyasında ise Holokost inkarının, Holokost’un İsrail’in mevcudiyetine yönelik güçlü bir haklı neden olduÄŸu algısını çürütmek amacından yola çıktığı görülmektedir.” [17]
Para koparmak, toprak iÅŸini haklı göstermek; “3T”ler falan… Acaba bütün bunlar sadece benim kulağımda mı yan yana aksediyor?
Dahası, hocanın “bir tür intikam” ve “terim Ermeni kimliÄŸinin belkemiÄŸini oluÅŸturuyor” cümlelerini bir arada düşündüğümde, Germar Rudolf ile paralel söylemi beni ÅŸaşırtıyor. Alıntı “The Controversy about the Extermination of the Jews: An Introduction” adlı kitaptan, bakın Rudolf’un aÄŸzından en azınan ilk iki paragrafta “bal damlıyor”:
“Günümüzde Alman-Yahudi ilÅŸkilerine hakim olan 1933-1945 arası çekilen acıların hatıralarıdır. Bu yıllar, bir tarafta bitmek bilmez suçlamalar, diÄŸer tarafta bitmek bilmez af dilemeler halinde tezahür eder bir biçimde Alman-Yahudi ilÅŸkilerini geri dönülemez ÅŸekilde zehirlemiÅŸ gibi durmaktadır. Bu sırada bir kenarda kalan da ortak tarihimizde olumlu deÄŸere sahip olan ve gelecekte birlikte yaÅŸamak için model olarak hizmet edebilecek olayların anımsanmasıdır.
Benim dileğim, bu iki halkın karşılıklı saygı çerçevesinde bir ortaklık oluşturarak biraraya gelmesi ve bu yolla dünyaya, Yahudiliğe ve Alman halkına olağanüstü yararlar sağlamış olan bir çağın geleneklerinin tekrar ayağa kaldırılmasıdır. Yine dileğim, sonunda tüm karşılıklı küçümseme ve hor görmenin, karşılıklı güvensizliğin ve korkunun aşınıp sonunda tamamen ortadan kalkacağı bir zamanın gelmesidir. dünyaya, Yahudiliğe ve Alman halkına büyük ihtimal hiç bir çağın getirmediği kadar felaket getiren bu çağın sona ermesini arzuluyorum.
Münih’teki Alman Silahlı Kuvvetleri Üniversitesinde tarih profesörü olan Michael Wolffsohn, özellikle Yahudi tarafının sürekli soykırımı anımsamayı, Yahudi dini ve Yahudi milliyetçiliÄŸinin ardından çaÄŸdaÅŸ Yahudi kimliÄŸinin üçüncü önemli ayağı olarak deÄŸerlendirdiÄŸini fark etmiÅŸtir.
Ancak bu davranış biçimi, her iki halkın barış içinde birarada yaÅŸama imkanını azaltacak biçimde Yahudi tarafının Almanya’yı ve Alman halkını ebedi ‘düşman’ olarak görmesiyle sonuçlanabilir. O sebeple, Yahudilerin kendilerine bakışlarında soykırımın nasıl bir rol oynaması gerektiÄŸi konusunda bir taÅŸtırmaya ihtiyaç var gibidir, ki bu sayede iki halk da ileride ortaklığa dayalı bir iliÅŸki geliÅŸtirebilsinler.” [11]
Yani soykırımı anımsamak, Almanlarla Yahudilerin kardeÅŸ kardeÅŸ yaÅŸamalarına engel soykırım revizyonistlerine göre… “Felaketlerle dolu bir dönem” mi denmeli yani? “Önümüze” mi “bakalım”?
Ne diyor, Baskın hoca: “İnkârcılığın bu kadar katı olduÄŸu bir ortamda Ermenilere muazzam psikolojik tatmin saÄŸlıyor; bir tür intikam.” İyice kayboluyorum yazının içinde.
Hayır, soykırımın anımsanması kimseye tatmin matmin saÄŸlamaz… Dayak atan kocanın yaklaşımıdır bu, “öf pardon dedik ya, uzatmayalım artık, bak zehir ediyorsun günü kendine” misali. Velev ki Avrupalı bir Yahudisiniz; cemaatinizdeki her ailenin soykırımda kaybettiÄŸi bireyler var… Dedelerinizden, nenelerinizden bu denli kiÅŸisel, bu kadar yüreklerini delen öyküler dinleyerek büyüyorsunuz… TV’de Shoah ile ilgili belgeselleri gözleriniz dolmadan, dudaklarınızı ısırmadan izleyemezsiniz; açılmış toplu mezarlar başında çırılçıplak vurulan kadınları, çocukları, yaÅŸlıları gördükçe çaresizlik kaplar sadece içinizi. İçiniz acır. Ve herkesin acısı kendine biriciktir iÅŸte… Emin olun, “Reader” filmine bile bakışınız diÄŸerlerinden farklıdır…
Kimsenin acısı falan da uyuÅŸmaz öyle… Aynen Hrant Dink’in karısı ve çocuklarının acısının uyuÅŸmayacağı gibi. Soykırım da pek çok insan için tam da o denli kiÅŸiseldir, ailelerinden birilerini anlamsız bir ÅŸekilde alıp götürmüştür çünkü…
Soykırıma uÄŸramış bir toplumun üyesi deÄŸilseniz, buna steril olarak “chosen trauma” olarak bakabilirsiniz. Ancak, unutmamak tekrarlanmamayı da getirir. Temel amaç da budur zaten.
Bir daha altını çize çize söyleyeyim: Soykırımın anımsanması, bütün çıplaklığıyla bilinmesi, okullarda öğretilmesi bir zorunluluktur. Çünkü göreviniz, benzer bir “büyük felaket”in tekrarlanmasını önlemektir. Yahudiler “forgive, but never forget” (affet, ama asla unutma) derler. Bu “aman tazminat kapalım” iÅŸi falan deÄŸildir; her an olabilecek dehÅŸetli bir olguya karşı toplumu duyarlı kılmak ve öyle tutmaktır. Bu, suçluluk duygusunun canlı tutulması demek de deÄŸildir (forgive); ama ne olduÄŸunu, nasıl olduÄŸunu, neler yaÅŸandığını ve bu yaÅŸananların bir daha yaÅŸanmaması için neler yapılması gerektiÄŸini anlamak ve anlatmaktır (never forget).
Ha tazminat konusuna gelince… Camı kırdıysanız, hem camın parasını, hem de ustanın mesaisini ödersiniz.
Baskın hoca, “Bakınız, belki şöyle söylersem anlatabilirim: Türkiye’de sivil toplum bu meselede gerçeÄŸi Ermeni diasporasının yayınlarından öğrendi. Mesela ben 45 yaşımdan sonra öğrendim.” diyor. O da, biz de, siz de Ermenilerin yaÅŸadıklarını daha önceden bilseydik, babalarımızdan, öğretmenlerimizden duysaydık; çocuklarımıza öğretseyik, Kürt sorunu bambaÅŸka noktalarda olmaz mıydı sizce?
Ya da Nagasaki ve HiroÅŸima’nın hatırlanması, yarattığı büyük kaybın ve acının tüm çıplaklığı le sonraki kuÅŸaklara aktarılması nükleer silahların bir daha kullanılmamasında hiç etkili olmamış mıdır yani size göre? (YEK/EK)
(*) Doç. Dr. Yunus Emre Kocabaşoğlu, IFMSA Onursal Üyesi
___________________________________________________
Kaynakça
[1] Radikal, 6.7.2009, Baskın ORAN. “Özür kampanyası’ndan Fransa’da Ermeni günlerine.” http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=943779&Date=6.7.2009&CategoryID=104
[2] BirleÅŸmiÅŸ Milletler, 9.12.1948. “Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide.” http://www.unhchr.ch/html/menu3/b/p_genoci.htm
BirleÅŸmiÅŸ Milletler, 9.12.1948. “Soykırim Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İliÅŸkin SözleÅŸme.” http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/sozlesme.htm
[3] The Government of the USA, The Provisional Government of the French Republic, The Government of the United Kingdom, The Government of the USSR., 8.8.1945. “Prosecution and Punishment of Major War Criminals of European Axis.” http://www.ena.lu/london_agreement_august_1945-020302341.html
[4] Secretariat of the Tribunal. 1947. “Trial of the Major War Criminals before the International Military Tribunal.” http://www.loc.gov/rr/frd/Military_Law/pdf/NT_Vol-I.pdf
[5] BirleÅŸmiÅŸ Milletler, 26.11.1968. Convention on the Non-Applicability of Statutory Limitations to War Crimes and Crimes Against Humanity. http://www.unhchr.ch/html/menu3/b/p_limit.htm
[6] International Center for Transitional Justice, 4.2.2003. The Applicability of the United Nations Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide to Events which occurred during the Early Twentieth Century. Legal Analysis. http://www.ictj.org/images/content/7/5/759.pdf
[7] Radikal, 6.7.2009, Baskın ORAN. “Özür Kampanyası ve Hrant’ın cenazesi kapıları araladı”
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=944101&Date=8.7.2009&CategoryID=104
[8] Anny BAKALIAN. “Armenian Americans: From Being to Feeling Armenian.” Transaction Publishers, p. 257. US. 31 Oct 1992. ISBN-13: 978-1560000259. http://books.google.com.tr/books?id=4e1aaXd0skQC&pg=PA257&lpg=PA257
[9] Dalia OFER. “Linguistic Conceptualization of the Holocaust in Palestine and Israel, 1942-53.” Journal of Contemporary History. Vol. 31, No. 3, 567-595 (1996). http://jch.sagepub.com/cgi/pdf_extract/31/3/567
[10] The Catholic Encyclopedia. “Holocaust.” http://www.newadvent.org/cathen/07396b.htm
[11] Germar RUDOLF. “The Controversy about the Extermination of the Jews: An Introduction” in “Dissecting the Holocaust. The Growing Critique of ‘Truth’ and ‘Memory’.” Theses & Dissertation Press, 18 Jan 2000. ISBN-13: 978-0967985626.
http://www.scribd.com/doc/4653040/Alt-Hist-Germar-Rudolf-The-Controversy-About-the-Extermination-of-the-Jews-an-Introduction
[12] Bruce HAGEN. “Holocaust Revisionism in a Nutshell” http://www.zundelsite.org/basic_articles/nutshell.html
[13] Derya SAZAK. Milliyet, 21.3.2005, “Türk Tarih Kurumu BaÅŸkanı Prof. Yusuf HalaçoÄŸlu: ‘Ermenilerin dönüşü için kanun çıkarıldı’.” http://www.milliyet.com.tr/2005/03/21/siyaset/asiy.html
[14] International Court of Justice. 26.2.2007. Judgment. Case concerning the Application of the Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide (Bosnia and Herzegovina V. Serbia and Montenegro). http://www.icj-cij.org/docket/files/91/13685.pdf
[15] Radikal, 9.7.2009, Baskın ORAN. “Ermeniler Türkiye sivil toplumuna güvenmeli” http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=944230&Date=9.7.2009&CategoryID=104
[16] The Nizkor Project. “Are “Revisionists” Holocaust-deniers?” http://www.nizkor.org/features/revision-or-denial ve http://www.nizkor.org/ftp.cgi/people/r/raven.greg/1994/raven.0494
[17] Emory University Üniversitesi Yahudi Araştırmaları Tam Enstitüsü. Holokost İnkarı Yargılanıyor: Çarpıtmalarla Yüzleşirken Tarihe Başvurma. http://www.hdot.org/tr/denial#intro-denial