Main menu:



















Arama

Arşiv

Arşiv

Nor Zartonk: Taht Oyunları Sürüyor

2010 yılında Nor Zartonk olarak patriklik seçimlerine ilişkin olarak “Bozuk düzende sağlam çark olmaz!” demiştik. 7 Yıl sonra geldiğimiz noktada bu tespitin haklılığının bir kez daha teyit edildiğini görüyoruz.

2008 yılında Patrik II. Mesrob’un hastalığı ile başlayan süreç türlü çıkar hesapları, şark kurnazlıkları ve basiretsizlikler ile sündürülerek bugüne kadar getirildi. Tüm bu 9 senelik süreçten en çok hırpalanan ve zarar gören kurum kuşkusuz patriklik makamıdır. Muhafazakâr kimlikleriyle övünen büyük vakıf başkanlarının ve elbette din adamlarının tüm bu yaşananlara karşı makamın saygınlığını korumak adına sergilediği 9 senelik suskunluk ibret vericidir.

Aram Ateşyan, vekil maskesiyle patriklik makamını 9 yıl boyunca hukuksuzca gasp etmiştir. Kendisi bir taraftan AKP ve devletle kurduğu şüpheli ilişkiler sayesinde koltuğu sağlama alırken diğer taraftan büyük vakıfların para babası yöneticileriyle iktidarını kuvvetlendirmiştir. Hem patriklik hem de vakıf seçimlerinin yıllardır yapılamamasının arkasında bu kirli ittifak ilişkileri yatmaktadır.

Vakıf taşınmazları üzerinde AKP müteahhitleriyle yapılan pek çok bol akçeli inşaat işi halkın denetiminden tamamen uzak tutulmuştur. Vakıf yönetimleri gerçek anlamda şeffaflaştırılmadığı sürece tüm bu yöneticiler zan altındadır. Nitekim dönen kirli işlerin kokuları ayyuka çıkmış ve Ruhani Kurul Başkanı Episkopos Sahak Maşalyan 13 Şubat 2017 tarihinde ağır ifadeler içeren bir mektupla istifa ederek durumu protesto etmiştir. Bu istifanın doğru ama oldukça geç kalmış bir tepki olduğunu söylemek zorundayız. Yalnızca Sahak Maşalyan değil, Ruhani Meclis üyesi bütün ruhaniler neden bu kadar uzun bir süre tüm bu kirli işlere karşı sessiz kaldıklarını, patriklik makamının itibarsızlaştırılmasına neden göz yumduklarını açıklamak zorundadır.

16 Şubat 2017 VADİP Toplantısı

Sahak Maşalyan’ın istifası ve Agos’a verdiği demeçler üzerine VADİP 16 Şubat Perşembe akşamı konuyu değerlendirmek üzere toplanma kararı aldı. Kumkapı Meryem Ana Kilisesi Kazaz Amira Salonu’nda gerçekleşen VADİP toplantısı Vakıflar Genel Müdürlüğü Azınlık Vakıfları Temsilcisi Toros Alcan, CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, çok sayıda vakıf başkanı ve temsilcisinin katılımı ile başladı. Bu toplantının sosyal medyada duyulması üzerine konuya ilişkin fikirlerini beyan etmek üzere Kumkapı Meryem Ana Kilisesine gelen ve aralarında Nor Zartonk üyelerinin de bulunduğu 150 kadar Ermeni yurttaş kilise bahçesinde toplandı.

Toplantının halkın katılımına kapalı olduğu dillendirilse de yoğun itirazlar sonucunda yurttaşların toplantıya katılımı sağlandı. Bu esnada Patrikhane’de aralarında Sahak Maşalyan, Bedros Şirinoğlu, Melkon Karaköse, Vasken Barın, Aram Ateşyan ve Erol Ergan’ın da bulunduğu bir grubun ayrı ve gizli bir toplantıda olduğu öğrenildi. Tartışmalar sürerken gizli toplantıdan çıkan grup VADİP toplantısına geldi ve tüm itirazlara rağmen mikrofonu ele geçirerek hazırlamış oldukları protokolü toplantı katılımcılarına dayatırcasına okudu. Yukarıda kısaca bahsetmiş olduğumuz bu şer ittifakı, bu kriz vesilesiyle ortaya çıkacak olası tartışmaların ve elbette sorgulamaların önünü erkenden almak istemiştir. 9 senedir işleri bu noktaya taşıyanlar şimdi baskın bir seçimle kendilerini temize çıkarmak istemektedirler. Oysa sorun uzun süredir bir seçim sorunu olmaktan çıkmış durumdadır. Sorun, bir zihniyet ve sistem sorunudur. Sorun, bir kişinin 9 yıl boyunca patriklik makamını işgal edebilmesi ve tüm yaptıklarına ve toplumdan yükselen itirazlara rağmen hala istifa etmemiş olmasıdır. Sorun, patriğin dünyevi işlere karışması sorunudur. Sorun, imzalanan protokolün altındaki imzaların tamamının varlıklı erkeklere ait olması sorundur. Bu açıdan çözüm ise kesinlikle seçim değil, zihniyet ve sistem değişimidir.

Patriklik Makamı Üzerine

150 yıllık 1863 Ermeni Milleti Nizamnamesi’ne göre iki kademeli bir seçimle ruhani önder olarak seçilen patrik zaman içerisinde cismani meclis ve kurulların devlet tarafından tasfiyesi ile dünyevi ve uhrevi yetkilerin tek elde toplandığı bir iktidar odağına dönüştü. Dini kimliğinden ötürü her türlü sorgulamadan ve eleştiriden muaf olan bu makamı bu tarz sorumluluklar ile donatmak, ayrıca ona siyasi görevler yüklemek, başta makamın sahibi din adamına ve tüm topluma yapılmış bir haksızlıktır. Esas görevi inananlara dini önderlik etmek olan bir kişi böyle bir duruma sokulmamalı.

Oysa bizler bugün makamın ve makam sahibi kişinin çeşitli gruplarca araçsallaştırıldığını görüyoruz. Toplumun belli köşe başlarını tutmuş varlıklı kişilerin bu makamın gücünden faydalanarak statükoyu korumaya ve yolsuzluklarını görünmez kılmaya çalıştığını, toplumu dönüştürme iddiasındaki bazı çevrelerin ise yine bu makamın gücünden istifade ederek yukarıdan aşağıya bir dönüşüm hayal ettiklerini görmekteyiz.

Birinci grup tarihsel olarak Ortaçağ Avrupası’nda gördüğümüz feodal beyler (toprak ağaları) ile kilise (din adamları) arasındaki ittifakın günümüzdeki bir yansımasından ibaret ve sınıfsal pozisyonuna uygun hareket etmekte. İkinci grup ise bizce büyük bir yanılgı içerisinde debeleniyor. Patriklik makamının siyasallaşmasına itiraz etmeden, yetkilerini kısıtlayacak yapısal reformların mücadelesini vermeden sadece makama reformcu olacağını umdukları bir ismi getirmeye çalışmak nafile bir çabadan ibaret. Bu durumun örnekleri Ermeni toplumunun yakın tarihinde de yaşanmıştır. Seçilecek kişi her kim olursa olsun devlet ve sermayeyi elinde tutan kişiler karşısında aciz durumdadır. Zira patriklik makamının gücü uhrevidir ama yapılmak istenen reformlar dünyevi reformlardır. Kuşkusuz akçeli işlerden uzak duracak, ahlaksızlığa bulaşmayacak, dürüst ve çalışkan bir patriğin seçilmesi toplumun yararınadır fakat toplumsal mücadele ağları örülmeden, yapısal reformlar hayata geçirilmeden beklenti bundan fazlası olmamalıdır.

Ne Yapmalı?

Tüm bu tartışmalar, iktidar bloğu içindeki çatlak sesler, ayyuka çıkan yolsuzluklar ve pis kokular sistemin sorunlarının daha fazla görünür olması açısından kuşkusuz hayırlı olmuştur.

VADİP toplantısında dayatılan protokolün halkımızın nezdinde hiçbir geçerliliği yoktur. Kapalı kapılar ardında al gülüm ver gülüm iş bağlamaya alışmış tüccar zihniyetinin toplumumuzun son derece ciddi ve artık kangrenleşmiş sorunlarına çözüm bulma yetisi olmadığı aşikârdır. Bu zihniyet toplumu da hızla yozlaştırmakta, tam manasıyla yok olmanın eşiğine sürüklemektedir.

Artık tüm sorunlar halkın katılımına açık toplantılarda tartışılmalı, kararlar halk ile birlikte alınmalıdır. Tüm vakıf yönetim toplantıları halkın katılımına ve denetimine açık hale getirilmeli, seçimlerin yapılabilmesi adına her türlü girişim ivedilikle başlatılmalıdır.

Vakıf yönetimleri 9 yıldır yenilenmemiştir ve dolayısıyla denetlenmemiş, halkın onayına sunulmamıştır. Patriklik makamının itibarsızlaştırılmasına göz yuman ruhaniler kadar halkın kolektif mülkleri üzerinden kişisel rant elde edenler de bu topluma ihanet içerisindedir ve istifa etmeleri gerekir.

Patriklik makamının siyasi ve maddi işlerden arındırılması makamın saygınlığının sürdürülebilmesi ve işleyişin şeffaflaşabilmesi adına artık bir zorunluluk olmuştur. Patriklik makamını işgal etmiş olan Aram Ateşyan derhal istifa etmeli ve patriklik seçimlerini yıllardır yapılmasına neden engel olduğunu halka anlatmalıdır.

Çözüm: Çok Sesli İç İşleyiş – Çok Sesli Temsiliyet

Türkiye Ermenilerinin bir temsiliyet problemi olduğu ortadadır. Patriklik makamı siyasi ve dünyevi bir temsiliyet makamı olmaktan çıkarılmalı, bu sayede makamın ruhani önderlik misyonu, olması gerektiği gibi kuvvetlendirilmelidir. Ermeni toplumu ile ilgili kurumların dışa kapalı yapıda olmaları temsiliyet sorununun ana sebeplerinden biridir. Mevcut durumda kurumlar varsıl erkekler tarafından kapalı kapılar ardında yönetilmektedir. Son VADİP toplantısında yaşananlar ve ortaya çıkarılan protokol yöntem açısından bunun yüzlerce ispatından biridir.

Tüm kurumların şeffaf ve katılımcı idaresi, sağlıklı bir temsiliyetin inşası için şarttır. Ayrıca kadınların, gençlerin ve emekçilerin katılımına öncelik tanıyan mekanizmalar sağlanmadan gerçek bir temsiliyetten söz edemeyiz. Ermeni toplumu içerisinde daha fazla sivil kurumun hem kendi toplumlarını ilgilendiren konularda hem de Türkiye toplumunu ilgilendiren konularda fikir üretmeleri ve haklarını savunmaları hem çok sesli bir iç işleyiş hem de çok sesli bir temsiliyet yaratacaktır. Sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri, vakıflar ile köy, meslek ve okul dernekleri yukarıda bahsettiğimiz ilkeler doğrultusundan teşvik edilerek çok sesli temsiliyet inşa edilmelidir.

Türkiye Ermenileri hem kendi geleneksel kurumları içerisinde, hem de devlet nezdinde, gasp edilen hakları doğrultusunda daha yaşanabilir bir ülke için talepkâr olmalıdır. Türkiye Ermenilerinin tek kurtuluş reçetesi; susmayarak ve sinmeyerek, demokratikleşme mücadelesine destek vermek, katılımcı olmak için tüm olanakları zorlamak, demokrat yapılar ile dayanışmak ve haklarını talep etmektir. Artık kaybedecek daha fazla zamanımız kalmamıştır. Ermeni Toplumu, Kamp Armen Mücadelesinde olduğu gibi bir seferberlik ruhuyla bir araya gelmeli, gerek iradesini gasp eden vakıf yönetimlerine karşı gerekse patriklik makamının geleceğine dair ivedilikle eyleme geçmelidir.

NOR ZARTONK / ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ

“Bozuk Düzende Sağlam Çark Olmaz!” adlı Ağustos 2010 tarihli yazımız için tıklayınız.

Բոլորս Ալ Քիչ Մը Փոխուած Ենք Հրանդէն Ետք

Սայաթ Թէքիր

ժուար է հաւատալ որ տասը տարիներ անցան այն դէպքէն ետք, ուր ականատես եղանք մարդասպանութեան մը: Ծրագրուած կանխապատրաստուած ոճիր մըն էր գործուածը: Բայց կանխատեսումները սխալ դուրս եկան: Մարդկային հեղեղ մը գոյացաւ դէպքէն ետք: Այսօր կարօտով յիշուած «Կէզիի ոգին» առաջին անգամ այդտեղ տեսանելի դարձաւ: Տարբեր ինքնութիւններով, տարբեր մտայնութիւններով բիւրաւոր մարդիկ առաջին անգամ այդ ոճիրը դատապարտելու համար մէկտեղուեցան: Հրանդի մահով բոլորս ալ քիչ մը փոխուած էինք:
ԺԹ դարու վերջերէն սկսելով Օսմանեան երկրի մէջ կեանքը հետզհետէ անտանելի դարձած էր հայոց եւ այլ ժողովուրդներուն համար: Ծանր ճնշումը կոտորածներով զարգացաւ ու 1915 թուի ցեղասպանութիւնով հասաւ իր գագաթնակետին: Devamını oku: Բոլորս Ալ Քիչ Մը Փոխուած Ենք Հրանդէն Ետք �

Hey! Evetçi Arkadaş!

Murad Mıhçı
Demokrat Haber

Ben senin yan komşunum, hatta kapısını güvenerek çaldığın arkadaşınım. Bana bugün “HAYIRCI terrorist” diyorlar, kanma ben yine aynı kişiyim..
Biliyor musun yine binlerce öğretmeni, akademisyeni işten atmışlar. Onlar senin de çok sevdiğin kızına ders veren, zorlukla geçinen öğretmendi. Sen tatildeyken gizli gizli markette çalışan öğretmen. Ülkede işsizlik olunca ilk kapıya konan memur. Onlar arasında senin de yakının yok mu?
Biliyor musun son seçimlerde “istikrar kazanacak” diye seçim çalışması yapmışlardı. Sen de inanıp oy vermiştin.
Ben bu sene de zam almadım ve birçok yakınım da işsiz. Zorlandığı için senden borç para isteyen kaç arkadaşın var hadi bir düşün güzel arkadaşım.. Devamını oku: Hey! Evetçi Arkadaş! �

Tek Yol: Ateşyan İstifa!

Ohannes Kılıçdağı
Agos

Patrik seçimi krizindeki son gelişmenin farkındasınızdır. Sahak Maşalyan, daha evvelki bazı hatalarına rağmen, ki onların da Ateşyan’ın zorlamasıyla olduğu anlaşılıyor, istifa ederek ve istifa mektubunda yazdıklarıyla, dokuz senelik patrik seçim krizinin en onurlu davranışında bulundu. Kamuoyuna duyurdukları, Aram Ateşyan’ın ipliğini geri dönülemez biçimde pazara çıkardı. Kendisine teşekkür, boynumuzun borcudur. Gerçi biz Ateşyan’ın ne olduğunu, hatta belki biraz da fazla oto-kontrol yaparak, defalarca söyledik ama Maşalyan onun yakınındaki biri olarak Ateşyan’ın kötü niyetini en açık biçimde ortaya koydu. Baksanıza, Ateşyan süreci akamete uğratmak için tehditlerde bile bulunmuş. Burada üst düzey bir ruhaniden mi bahsediyoruz, yoksa zorba bir mahalle kabadayısından mı? İnsanları ‘devlet’ sopasıyla tehdit ediyor; Ermeni toplumu için bilindik, ucuz bir numara. Devletle ‘dilekçe oyunu’ oynayıp hepimizi aptal yerine koyuyor, zekâmızla dalga geçiyor. Akçeli işleriyle ilgili şaibelere hiç girmiyorum bile. Devamını oku: Tek Yol: Ateşyan İstifa! �

Şık’tan Tarihi Savunma: İktidar, Darbecileri Kıskandıran Bir Cunta Rejimini Hayata Geçirdi

Diken

Gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener, Soner Yalçın, Yalçın Küçük ve eski emniyet müdürü Hanefi Avcı dahil 13 sanıklı Oda TV davasının karar duruşması sona erdi. Mahkeme heyeti, duruşmayı 12 Nisan’a erteledi.

Duruşma, davayı takip etmek için gelen gazeteci ve izleyiciler salona alınmadan ‘kaşla göz arasında’ başlatıldı. Devamını oku: Şık’tan Tarihi Savunma: İktidar, Darbecileri Kıskandıran Bir Cunta Rejimini Hayata Geçirdi �

Marmara İletişim’den İhraç Edilen Akademisyenler: ‘Diz Çökmeyeceğiz’

Gazete Karınca

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden ihraç edilen akademisyenler önce terk etmek zorunda kaldıkları odalarından seslendi, sonra da kampüs önünde bir basın açıklaması yaptı. Akademisyenlerden Uraz Aydın, yaşananların eğitimi hedef alan bir siyasi tasfiye operasyonu olduğunu söyledi. Burcu Yılmaz “Direnmeye devam edeceğiz” mesajı verdi. Emre Tansu Keten ise “Biz bilgi üretmeye devam edeceğiz, diz çökmeyeceğiz” diye konuştu. Devamını oku: Marmara İletişim’den İhraç Edilen Akademisyenler: ‘Diz Çökmeyeceğiz’ �

Arat Dink’ten Şık’a Mektup: Bu Ülke Hangi Ülkenin Eskizi Ahmet?

Agos

Arat Dink, 46 gündür tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık’a hitaben bir mektup kaleme aldı.

Agos Gazetesi’nin kurucusu Hrant Dink’in oğlu Arat Dink, “FETÖ, DHKP-C ve PKK propagandası” iddiasıyla 46 gündür tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık hakkında bir yazı kaleme aldı.

2011’de Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandığı dönem tekrar Şık’a yazdığı mektubu hatırlatan Dink, “Sen şimdi tutuklusun ve seni onların bugün söylediklerini daha önce söylediğin için yuhalayanlar dışarıda. Bununla barışık nasıl yaşıyorlar utanmadan. Bu ülkenin gerçekleri daha uzun süre “iyi haber” olacak. Ve onları sen ve senin gibiler yazacaksınız” dedi.

Arat Dink’in Cumhuriyet gazetesinin bugünkü (14 Şubat 2017) nüshasında ‘İçeriye mektuplar’ köşesinde yayımlanan ‘Kardeşim Ahmet’ başlıklı yazısı şöyle: Devamını oku: Arat Dink’ten Şık’a Mektup: Bu Ülke Hangi Ülkenin Eskizi Ahmet? �

Başkanlık Referandumu Takvimi Resmi Gazete’de Yayınlandı

Evrensel

16 Nisan’da yapılacak başkanlık referandumuna ilişkin hazırlanan takvim Resmi Gazete’de yayınlandı.

YSK’nın hazırladığı referandum takvimi Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı. Buna göre, referandum süreci 16 Şubat Perşembe günü başlayacak. Yurt içi ve yurt dışı seçmen kütükleri 10 Mart 2017 Cuma günü kesinleşecek. Yurt dışındaki vatandaşlar oylarını 27 Mart-9 Nisan tarihleri arasında kullanacak.

YSK’nın takvimine göre referandum sürecinin bazı önemli aşamaları şöyle:

18 Şubat: Muhtarlık bölgesi askı listeleri sabah 08.00’de askıya çıkarılacak. Tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin askı listeleri de güncellenmek üzere askıya çıkarılacak ve itirazlar başlayacak. Yurt dışı seçmen kütüğü, “www.ysk.gov.tr” adresinden ilan edilecek ve itirazlar başlayacak. YSK’nın www.ysk.gov.tr adresinden bina esasına göre düzenlenen seçmen kayıtlarının sorgulanmasına başlanacak.

26 Şubat: Muhtarlık bölgesi askı listeleri askıdan indirilecek. Tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin askı listeleri askıdan indirilecek ve itirazlar sona erecek. Yurt Dışı Seçmen Kütüğüne yapılacak itirazlar Türkiye saati ile 17.00’de sona erecek. Bina esasına göre düzenlenen seçmen kayıtları, www.ysk.gov.tr adresinden sorgulanacak. Devamını oku: Başkanlık Referandumu Takvimi Resmi Gazete’de Yayınlandı �

Patriklik Seçiminde Kritik Gelişme: Ruhani Kurul Başkanı Sahak Maşalyan İstifa Etti

Agos

Patriklik seçiminde sürecin tıkanması Patrikhane’de kriz yarattı. Ruhani Kurul Başkanı Episkopos Sahak Maşalyan bugün yazılı bir basın açıklaması yaparak görevlerinden istifa ettiğini duyurdu.

Episkopos Sahak Maşalyan istifa mektubunda, Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan’ı suçladı.

Maşalyan bu kararı bugün gerçekleştirilen toplantıda Ateşyan’ın sergilediği tavır üzerine aldığını belirtti. Maşalyan mektubunda Patrik adayı olmadığını da ifade etti.

Mektubunda şehri terkedeceğini de belirten Maşalyan’ın bugün yaptığı yazılı açıklananın tam metni şöyle:

RUHANİ MECLİS BAŞKANI SAHAK EPİSKOPOS MAŞALYAN”IN İSTİFA MEKTUBU

“Patriklik seçimiyle ilgili son gelişmeler ışığında aşağıdaki sorunlar üstünde halkımı aydınlatmayı bir görev telakki ederim.

Kilise Genel Meclisi Patriğin emekliye ayrılmasıyla boşalan makamın doldurulması için yeni bir patrik seçme kararı almış ve süreci başlatmıştır. Bu seçim süreci geleneklerimiz uyarınca şöyle işlemeliydi: Değabah seçilmeli, seçimi düzenleyecek Müteşebbis heyeti atanmalı ve gelişmeler bir mektupla valiliğe bildirilerek sürecin yasal boyutu başlatılmalıydı. En fazla birkaç hafta sürmesi gereken bu basit süreç maalesef Patrik vekili sayın Aram başepiskopos’un direnci ve ayak sürümesi yüzünden bir kez daha akamete uğradı ve bugüne kadar hiçbir yasal başvuru yapılamadı. Devamını oku: Patriklik Seçiminde Kritik Gelişme: Ruhani Kurul Başkanı Sahak Maşalyan İstifa Etti �

Alman Meclis Başkanı: Hükümet Türkiye’de Darbe Yapıyor

Gazete Duvar

Türkiye’deki referandum süreci yurtdışında da tartışılıyor. Alman Federal Meclis Başkanı, hükümeti anayasa darbesi yapmakla suçladı, “Trump kadar Erdoğan’dan da endişeliyim” dedi.

Almanya Federal Meclis Başkanı Norbert Lammert, Türkiye’de hükümeti ‘Anayasa’ya karşı darbe yapmakla’ suçladı. Lammert, son dönemde Türkiye’de art arda iki darbe yapıldığını savundu.

Lammert, Münih Güvenlik Konferansı öncesi Berlin’de düzenlenen bir toplantıda küresel siyaseri değerlendirdi. ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştiren Lammert, ‘en az bir o kadar da Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan dolayı endişeli olduğunu’ dile getirdi.

‘HÜKÜMET DE DARBE YAPTI’

Lammert, son dönemde Türkiye’de art arda iki darbe yapıldığını öne sürdü. Önce ‘demokratik yollardan seçilmiş bir hükümete karşı askeri bir darbenin yapıldığını’ kaydeden Lammert, ardından da “Seçilmiş hükümet tarafından ülkenin kendi anayasasına karşı bir darbe daha yapıldı” diye konuştu. Lammert “Bu da amacına ulaşmış gibi görünüyor” dedi. Lammert, Erdoğan’ın gücünü artıracak bir başkanlık sistemini hayata geçirmeyi amaçladığını savundu. Devamını oku: Alman Meclis Başkanı: Hükümet Türkiye’de Darbe Yapıyor �

‘Faili Meçhullerin Faili’ Geri Döndü: ‘İçişleri Bakanlığı Mehmet Ağar’a Emanet’

İleri Haber

Adı faili meçhul cinayetlerle anılan ve suç örgütü yöneticiliğinden hüküm giyen eski bakan Mehmet Ağar’ın sık sık İçişleri Bakanlığına gittiği ve bakanlık yönetiminde etkin olduğu iddia edildi.

Sözcü yazarı Can Ataklı, ‘suç örgütü yöneticiliği’nden 5 yıl hüküm giyen ancak ‘denetimli serbestlik’ uygulamasından yararlanarak sadece 1 yıl hapis yatan eski bakan Mehmet Ağar’ın İçişleri Bakanlığı yönetiminde ‘etkili’ olduğunu öne sürdü.

“İÇİŞLERİ BAKANLIĞI AĞAR’A EMANET”

Ağar’ın sık sık bakanlığa gittiğini iddia eden Ataklı yazısında şu ifadeleri kullandı:

İleri Hatırlatıyor

Times, Mehmet Ağar’ın emriyle işlenen cinayetin belgelerini yayınladı

“Ankara’da kulağı delik kaynaklarımdan aldığım bazı bilgilere göre son çare olarak İçişleri eski Bakanı, ünlü polis müdürü Mehmet Ağar’dan ‘aman’ dilenmiş. Ağar sık sık İçişleri Bakanlığı’na gidiyormuş. İçişleri Bakanı olan Süleyman Soylu Ağar karşısında ceketi ilikli, sürekli ‘efendim’le başlayan cümleler kurarak saygıda kusur etmiyormuş. Ağar emniyetten atılan polislerin listelerini inceliyor ‘Şu iyi adamdır, bu mecburen cemaatçi gibi görünüyordu’ gibi gerekçelerle bazılarının göreve çağrılmasını istiyormuş. Görevden ayrılan, emekli edilen bazı polis müdürlerinin de isimlerini Soylu’ya veren Ağar ‘Bunları geri çağırın, etkili yerlere tekrar koyun, geç kalırsanız ipin ucunu da kaçırırsınız’ diyerek uyarıyormuş. Ankara’daki kaynaklarım “Artık İçişleri Bakanlığı Ağar’a emanet” diyorlar”. Devamını oku: ‘Faili Meçhullerin Faili’ Geri Döndü: ‘İçişleri Bakanlığı Mehmet Ağar’a Emanet’ �

‘Erivan Radyosunun Kürtçe Yayınını Dinlemiş Her Kürdün Anlatacağı Şeyler Vardır’

Ferda Balancar
Agos

‘Erivan Radyosunda Kürt Sesi’ başlıklı kitabının yazarı Zeri İnanç’la, kitabından yola çıkarak, Ermenistan’da yaşayan Kürtlerin dününe ve bugününe uzanan bir söyleşi…

Araştırmacı yazar Zeri İnanç’ın ‘Erivan Radyosunda Kürt Sesi’ başlıklı kitabı, İsmail Beşikci Vakfı Yayınları’ndan çıktı. Türkçe ve Kürtçe olarak iki dilli basılan kitapta, 1955’te Ermenistan Radyosu’nda başlayan Kürtçe yayının serüveni ve Kürtler üzerindeki etkileri anlatılıyor. Kürtçe yayının kurucusu ve ilk sorumlusu Casimê Celîl’in yanı sıra Kürtçe yayında emeği geçen Casimê Celîl’in çocukları; Celîlê Celîl, Ordîxane Celîl, Cemîla Celîl ve Zîna Celîl’in yazı ve tanıklıklarının yanı sıra tarihçi-yazar Wezîre Eşo ile gazeteci Prîskê Mihoyî’nin yazılarının da yer aldığı kitapta, sosyolog İsmail Beşikçi’nin de ‘Erivan Radyosunda Kürt Sesi Üzerine Bir-İki Not’ başlıklı bir değerlendirme yazısı bulunuyor. Zeri İnanç’ın ünlü bir Kürdolog olan tarihçi Celîlê Celîl ile yaptığı söyleşi ise Ermeni-Kürt ilişkileri ve Ermenistan’da yaşayan Kürtler üzerine çok önemli saptamalar içeriyor.

Zeri İnanç ile kitabından yola çıkarak, Ermenistan’da yaşayan Kürtlerin dününe ve bugününe uzanan bir söyleşi yaptık. Devamını oku: ‘Erivan Radyosunun Kürtçe Yayınını Dinlemiş Her Kürdün Anlatacağı Şeyler Vardır’ �

Akademisyenlerin Tarihe Geçen ‘Hikâyesi’

İrfan Aktan
Gazete Duvar

Sevilay Çelenk, “Hikâyelerle Direnmek” konulu dersine Robert Fulford’un “Anlatının Gücü” kitabından söz ederek başlıyor ve şu an hepimizin içinde bulunduğu karanlığa göndermelerle sürdürüyor konuşmasını: “İnsan hikâye yapan bir varlık. Herhalde en ayırt edici karakteri bu.”
Ankara’nın meşhur ayazında yüzlerce insan, Seğmenler Parkı’nın soğuk açık hava tiyatrosunda pürdikkat kesilmiş, KHK’yla üniversiteden ihraç edilen Doç. Dr. Sevilay Çelenk’i dinliyor. Yirmi yılı aşkın süredir emek verdiği Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki odasına bile artık giremeyen Çelenk, bir süredir yaygınlaşmaya başlayan “Sokak Akademisi”nde ders veriyor. Yıllar önce Kadın Çalışmaları’nda öğrencisi olduğum Çelenk, insanı dinlendiren sesi ve zihin açıcı konuşmalarıyla bu sefer buz gibi havada sakinleştirici etkisi yaratıyor. Olağan koşullarda derslerden kaytarmak için çeşitli bahaneler uyduran öğrencilerin soğuk havaya aldırış etmeyip Seğmenler Parkı’na kadar gelmeleri şaşırtıcı değil aslında. Hocalarının sürüklendiği, tartaklandığı bir okul hangi öğrenci için sıcak bir mekân olabilir ki artık! Devamını oku: Akademisyenlerin Tarihe Geçen ‘Hikâyesi’ �

Ermenistan-Diaspora İlişkileri: ‘Kral çıplak’

Hambardzum Hambardzumyan
Agos

“Ermenistan’da Adalet” platformunda yer alan Kanadalı Ermeni oyuncu Arsinée Khanjian, 2 Nisan’da gerçekleşecek seçimlerin şeffaflığını sağlamak için gözlemci olacağını açıkladıktan sonra Ermenistan’da iktidar yanlısı medya tarafından hedef gösteriliyor.

Diasporada yaşayan çok sayıda Ermeni sanatçı ve aydın “Ermenistan’da Adalet” adlı bir platformda biraraya gelmişti. Platformda yer alan birçok sanatçı gibi Kanadalı Ermeni oyuncu Arsinée Khanjian da 2 Nisan’da Ermenistan’da gerçekleşecek seçimlerin şeffaflığını sağlamak için gözlemci olarak Ermenistan’da bulunacağını açıklamıştı. Ancak bu gelişmeden sonra Ermenistan’daki iktidar yanlısı medya, Arsinée Khanjian’ın oynadığı filmden çıplak kareler yayınlayarak bir karalama kampanyası başlattı. Ermenistan’da yaşamakta olan yazar, senarist Hambardzum Hambardzumyan bu gelişmelerle ilgili gözlemlerini Agos için kaleme aldı, ‘Kral Çıplak’ dedi. Devamını oku: Ermenistan-Diaspora İlişkileri: ‘Kral çıplak’ �

“Yerdeki Cübbeleri Alıp, Bir Gün Geri Döneceğiz!”

BirGün Gazetesi

Cebeci Kampüsü, ihraçların ardından bahar dönemini ‘Büyük Ders’ ile açtı. Prof. Çelik: Biz o yerdeki cübbeleri bir gün yerden alıp giyeceğiz, geri döneceğiz

Ankara Üniversitesi’nde, ihraçlara tepkiler sürüyor. Ankara Üniversitesi’nin Cebeci Kampüsü’nde öğrenciler dün etkili bir boykot düzenledi. Boykotla birlikte, Cebeci Kampüsü bahar yarıyılını, SBF eski Dekanı Prof. Dr. Yalçın Karatepe, Prof. Dr. Emine Gül Kapçı, Prof. Dr. Nur Betül Çelik ve KHK’yle ihraç edilen Hukuk Fakültesi eski öğretim üyesi Cenk Yiğiter’in katıldığı ‘Büyük Ders’ ile açtı. Katılımın oldukça yüksek olduğu ‘Büyük Ders’, Karatepe’nin konuşmasıyla başladı. Sözlerine, “Bugün, tam 27 yıl önce 13 Şubat 1990’da 1402 kanunu ile uzaklaştırılan hocaların döndüğü gün” diyerek başlayan Karatepe, “2016’da uzaklaştırılan hocalara ileride dönüp bakın ‘uzaklaştırıldık ama döndük’ diyecekler” dedi.

Karamsarlık Yok
Mülkiye’nin her zaman iktidar mücadelesinde merkez olduğunu vurgulayan eski Dekan Karatepe, “Bizim geleceğimizi asıl olarak belirleyen şey buna benzer birçok mücadeleyi kazandığımızı görmemiz. Eğer bu saldırılar karşısında yenilirsek Mülkiye misyonunu tamamlamadan tarihin tozlu raflarında kalır. Karamsar olmaya hiç gerek yok çünkü tarih sürprizler yapabiliyor. Son olarak durmak yok, mücadeleye devam.” Referanduma ilişkin de konuşan Karatepe, “16 Nisan’da bize sunulan şey iki yönetim sistemi arasında bir tercih değil, bize sunulan şey demokrasi ile tek adamlık arasında bir tercih” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Emine Gül Kapçı, “Bu kötüye gidişe öğrenciler ve hocalarla hep birlikte dayanışmayla, daha yüksek sesle ‘hayır’ demeyi öğrendik, Cübbeler çiğnenmekle değerinden herhangi bir şey kaybeder mi? Hayır” diye konuştu. Devamını oku: “Yerdeki Cübbeleri Alıp, Bir Gün Geri Döneceğiz!” �