Main menu:
















Arama

Arşiv

Arşiv

Nor Radyo Yeni Yayın Dönemine Başladı

Nor_Radyo_+görsel

17 Ocak 2009 tarihinde www.norradyo.com adresinden yayın hayatına başlayan Nor Radyo (Ermenice; yeni radyo), tüm ezilenlerin kendilerini ifade edebildikleri bir topluluk radyosu olmaya devam ediyor. Nor Radyo; ‘Dünyanın tüm sesleri birleşin!’ sloganından yola çıkarak milliyetçiliğe, cinsiyetçiliğe, militarizme, türcülüğe ve ekolojik tahribata karşı; eşitliği, özgürlüğü, kardeşliği, barışı ve ekolojik yaşamı savunan programlarıyla Kasım ayı itibariyle yeni yayın dönemine başladı.

6 seneye yakın bir süredir yayın hayatına devam eden Nor Radyo, ana akım medyanın yayınlamadıklarına ışık tutuyor. Alternatif yayıncılığın yanı sıra çok dilli programlar ve müzik akışları ile dünyanın tüm seslerini bir araya getiriyor.
Devamını oku: Nor Radyo Yeni Yayın Dönemine Başladı �

Şiddete, Savaşa Karşı İsyandayız!

hdk

HDK Kadın Meclisi

Basına ve Tüm Kadınlara…

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Dayanışma Günü’nde bir kez daha erkek şiddetiyle çevrelenen yaşamlarımızı değiştirme, şiddete ve savaşla harmanlanan erkek egemenliğine karşı direnişi yükseltme iradesini deklare etmekteyiz. Özellikle Kobane’ye karşı gelişen savaşla beraber, zaten var olan erkek şiddeti, gerek Ortadoğu gerekse de Türkiye’de militarizmden de beslenerek katmerlenmiş durumda. Yaşamın her alanında kadınlara karşı adı konulmamış bir savaş var; sadece Türkiye’de 2014 yılının ilk 10 ayında en az 207 kadın erkekler tarafından öldürüldü.

30 yıldır devlet tarafından devam ettirilen savaşın ivmelendirdiği ve hızlıca toplumsallaştırdığı erkek şiddeti, son dönemde IŞİD cinsiyetçiliğiyle bezenmiş durumda. Ortadoğu’da kadınlar IŞİD tarafından cinsel şiddet başta olmak üzere şiddetin her türlü biçimine maruz kalıp, satılıp, kimi yerlerde sünnet edilirken, Türkiye’de de durum bu vahşetten farklı sürdürülmemekte. Bizler kadınlar olarak, her zaman AKP’nin neo-liberal ve mezhepçi politikalarda olduğu gibi cinsiyetçi politikalarda da IŞİD’den farklı olmadığını deklare ettik.
Devamını oku: Şiddete, Savaşa Karşı İsyandayız! �

Sınır Yazıları (2): Mühürlü Kapı

ermenistansınır

Sayat TEKİR
Oniki Gazetesi

Bu haftasonu dikkat çekici bir etkinlik var. Hrant Dink Vakfı ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin birlikte organize ettikleri ‘’ Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının Geleceği Konferansı’’ 22-23 Kasım tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek. Uluslararası bir bilim kurulu tarafından sunumların değerlendirildiği bu konferans, Ermenistan sınırı ile ilgili Türkiye’de gerçekleşecek önemli etkinliklerden birisi olacak.

Türkiye ve Ermenistan tarihine baktığımızda 1000 yıllık bir birlikteliğin 100 yıl önce bıçakla kesilmiş gibi kesildiğine şahit oluyoruz. Ermeni soykırımı öncesinde toplumun her alanında Ermenileri görmek mümkün iken soykırım ve sonrasındaki baskıcı politikalar ile bugün sayıları 50 binlere düşmüş Ermeniler, yok denecek sayıdalar. Belki buna bir istisna bugün hala yavaş yavaş kendi kimliğinin farkına varan Müslümanlaşmış Ermenilerdir. Fakat tüm bunlara rağmen Ermeniler son yüz yıllık süreç içerisinde sadece yok edilmediler ayrıca toplumsal bellekten de çıkartıldılar. Ermenilerin kolektif mekanlarının (okul, ibadethane vs.) bir dizi devlet politikası ve definecilik ile yok edilmesi ise bu bellek kaybını kuvvetlendirdi. Bin yıldır birlikte yaşamış iki toplum, şu aşamada birbirlerini yeniden tanımaya ihtiyaç duyuyorlar.
Devamını oku: Sınır Yazıları (2): Mühürlü Kapı �

Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının Geleceği Konferansı

vakiflogo_jpeg

Hrant Dink Vakfı ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin birlikte organize ettikleri ‘’ Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının Geleceği Konferansı’’ 22-23 Kasım tarihlerinde Ankara’da gerçekleşiyor:

Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile Türkiye uzun süre göz ardı ettiği doğu komşusu Ermenistan’ı yeniden keşfetti. Türkiye, her ne kadar Ermenistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden biri olsa da, Ermenistan’la diplomatik ilişki kurma konusunda isteksiz kaldı. Leninakan/Gümrü ve Kars arasında haftada bir sefer yapan yolcu treni dışında, Türkiye-Ermenistan sınırı, Sovyetler döneminde dahi hep kapalı kaldı. Türkiye, 1992’de Avrupa’dan gönderilen buğday yardımını Ermenistan’a ulaştırmak için demiryolunun kullanılmasına müsaade etti. 1993’te ise Dağlık Karabağ Savaşı’na tepki olarak, sınırı tamamen ve tek taraflı kapattı. Kars-Gümrü tren seferleri durduruldu. O günden beri, iki ülke arasında doğrudan ticaret yapılamıyor; bölge halkının sınır ötesi faaliyetleri engelleniyor. Kapalı sınır politikası günümüzde de devam ediyor.
Devamını oku: Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının Geleceği Konferansı �

Türk Dili ve Ermeniler

Kevork GALLOŞYAN
Haber10

Diğer bütün diller gibi Türkçe de gelişim sürecinde farklı kültür ve dillerden etkilenerek uzun bir yoldan geçti. Özellikle Türkler’in Anadolu’ya gelip bu coğrafyanın kadim halklarıyla kültürel ve sosyal ilişkiye geçmesi dil üzerinde de farklı bir etki yarattı. Bu etki, ortak bir kültürün oluşumuna paralel olarak her etnik grubun kendi sosyal hayatında da değişiklik ve yeniliklere yol açtı.

Osmanlı Devleti’nin kurulmasından sonra diğer dillere ve eğitime yatkın olan Ermeni gençler hem diplomatik ilişkilerde tercümanlık yaparak Osmanlı’ya büyük katkılar sağladılar hem de dilbilim alanında önemli çalışmalar yaptılar. Osmanlıca resmî dil olduğu için sarayda da kullanılıyordu. Farsça ve Arapça ağırlıklı kelimelerin çoğunlukta olduğu Osmanlıca, 20. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nin çöküşüyle birlikte tarih sahnesinden uzaklaştı ve yerini yeni Türkçe’ye bıraktı. Bu geçiş, dil alanında yapılan reformlarla sağlandı. Bu reformlardan biri de Latin alfabesinin kabul edilmesiydi. Bu inkılap ile sadece harfler değiştirilmedi aynı zamanda dilin yapısında da ciddi değişiklik ve çalışmalara gidildi. Bu dönemde Ermeni dilbilimci ve öğretmen Hagop Martayan Türk Dil Kurumu’nun sekreterliğinde görevlendirildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’e “Atatürk” adını veren Hagop Martayan’a Mustafa Kemal de Türk diline yaptığı katkıdan Hagop’a “Dilaçar” soyadını verdi.
Devamını oku: Türk Dili ve Ermeniler �

Sınır Yazıları (1): Sınırın Geçişliliği

sınır

Sayat TEKİR
Oniki Gazetesi

‘’Ulusal sınırların sabit, dayanıklı ve katı gereklilikleri ile insanların değişken, geçici ve esnek gereklilikleri arasında her zaman bir gerilim olmuştur. Ulus-devletin temel kurgusu etnik, ırksal, dilsel ve kültürel türdeşlikse, sınırlar bu yapıyı yalanlayıp durmaktadır hep.’’
Horsman ve Marshall, After the Nation-State

Türkiye ve Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasına dair İsviçre’de imzalanan protokollerinden bu yana özel olarak Türkiye-Ermenistan sınırı genel olarak ise sınır sosyolojisi ile ilgileniyorum. Birbirlerinden izole edilmeye çalışılmış iki halkın ve iki kültürün birbirlerine yaklaştığı bu sınır belki de Türkiyeli bir Ermeni olarak en çok beni ilgilendiriyor.
Devamını oku: Sınır Yazıları (1): Sınırın Geçişliliği �

Dink’i korumayanlar ifade verecek

nm_dinkdavafoto_2003

UYGAR GÜLTEKİN
Agos

Hrant Dink cinayetinde adı geçen kamu görevlileriyle ilgili süreç hızlandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Anayasa Mahkemesi, HSYK, Adalet Bakanlığı ve Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararlardan sonra, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, adı geçen kamu görevlilerinin ifadesini almaya devam ediyor. Savcılık, şimdiye kadar, Sabri Uzun, Ramazan Akyürek gibi kamu görevlilerinin de yer aldığı pek çok kişinin ifadesini aldı.

Hrant Dink cinayeti soruşturmasını yürüten Savcı Yusuf Hakkı Doğan tarafından, dönemin eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’a, eski İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler’e de ifade vermeleri için çağrı yapıldı. Dönemin Trabzon Emniyeti ve Jandarma’sında görev yapanların da, önümüzdeki günlerde, ifade vermeleri için çağrılmaları bekleniyor.
Devamını oku: Dink’i korumayanlar ifade verecek �

1964 Rum Sürgünü ve Azınlık Hukuku

510-294

Rita ENDER
BİAnet

Hukuk, insanları “tanık” olarak kabul eder. İnsanları dinler. Dinlemeden önce onlardan doğruyu söyleyeceklerine dair “yemin” etmelerini ister. Tanıklar; onurları ve kutsal saydıkları tüm inanç ve değerleri adına yemin ederlerken, mahkeme salonunda yargıçlar dâhil herkes ayağa kalkar. Yemin edilince oturulur ve tanık söze başlar.

Sözün, sözcüklerin anlatamadığını ise bazı durumlarda fotoğraflar gösterir. Fotoğraf, mahkeme salonu için(de) bir “delil”dir. Fotoğrafın çekildiği yer ise, davaya konu olaya tanıklık eden mekândır. 1945’te Maria Callas’ın ilk solo resitalini ayakta sergilediği Atina Operası da böyle bir tanıklık mekânıdır.
Devamını oku: 1964 Rum Sürgünü ve Azınlık Hukuku �

Tarih başka yerlerde de yazılıyor

Yetvart DANZİKYAN
Agos

“Sancılı bir yıl geçirdik. Gezi olayları, 17 Aralık peş peşe geldi. Tüm bu olayların arkasına baktığımızda hep toplumsal bir zemine dayanma çabası var. Gezi’nin şehirli bir zemine dayanan bir görüntüsü vardı, 17 Aralık dini görünümlü idi, Kobani etnik görünümlü idi. Bu tarz mayınlar çözüm sürecinin önüne çıkarıldı. Çözüm sürecinde ne zaman ilerleme kaydetsek bir şekilde sabote ediliyor. Özal zamanından bu yana durum böyle.”

Bu sözler, Başbakan Davutoğlu’nun Filipinler dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklamaların bir kısmı. Bu sözlerin üzerinde durmak isterim, çünkü ne kadar problemli bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu gayet iyi özetliyorlar.
Devamını oku: Tarih başka yerlerde de yazılıyor �

Taksim Dayanışması’ndan açıklama: Aklınızdan bile geçirmeyin

taksim_dayanismasindan_istanbul_valiligine_cegri_h33267

Demokrat Haber

Taksim Dayanışması Gezi Parkı’na Topçu Kışlası projesinin tekrar gündeme getirilmesi ile ilgili olarak bir açıklama yaptı.

Dayanışmanın açıklaması şöyle:

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 yılını kapsayan stratejik planında ve 2015 yılı bütçesinde “Taksim Meydanı Kentsel Tasarım ve Taksim Kışlası Restitüsyon Projesi”nin yer aldığını ve tekrar yapımının hedeflendiğini öğrenmiş bulunmaktayız.
Devamını oku: Taksim Dayanışması’ndan açıklama: Aklınızdan bile geçirmeyin �