Main menu:



















Arama

Arşiv

Arşiv

Panel: Dersimli Ermeniler

afis1_web

27 Mayıs Cuma saat 20:00’da, Harbiye’de bulunan Getronagan Lisesi’nden Yetişenler Derneği’nde; Nezahat Gündoğan, Kazım Gündoğan ve Av. Cem Halavurt’un katılımı ile gerçekleştireceğimiz Dersimli Ermeniler panelimizde siz değerli dostlarımızı aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız. Etkinliğimizde ayrıca Kazım Gündoğan’ın Keşiş’in Torunları kitabının tanıtımı da yapılacaktır.

NOR ZARTONK / ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ

Հարիւր Տարուայ Դատեր

sevagsevdiye

Սայաթ Թէքիր
Նոր Զարթօնք Թերթը

19րդ դարու վերջերէն սկսեալ, կեանքը այս հողերուն վրայ հայերուն եւ միւս փոքրամասնութիւններուն համար դիւրին չեղաւ: Այս ժամանակաշրջանին սկսող ճնշումը, շարունակուելով ջարդերով, 1915ին գագաթնակէտին հասաւ՝ ցեղասպանութեամբ: Ցեղասպանութիւնը՝ Թուրքիոյ հայերու համար ոչ առաջինն էր, ոչ ալ վերջինը: Հանրապետութեան շրջանին շուրջ տասը տարին անգամ մը տեղի ունեցող բռնութիւններով, ջարդերով, ոճրագործութիւններով, խտրապաշտ օրէնք եւ գործադրութիւններով հայոց կացութիւնը միշտ դժուար եղած էր: Երկիրը լքել այլընտրանք մըն էր եւ նկատելի զանգուած մը այս ուղին ընտրեց: Իսկ մնալու պատճառը այն կապն էր, որ հայ ժողովուրդը կերտած էր իր հողերուն հետ: Իրականութեան մէջ, եթէ ակնարկ մը նետենք հայոց պատմութեան, երթալն ալ, մնալն ալ հայոց անբաժանելի մէկ յատկանիշն է:

Մնացողներուն, այսինքն Թուրքիոյ հայերուն համար կարգ մը ժամանակաշրջանները հանդարտ անցան, բայց խորքին մէջ պետական քաղաքականութիւնը մնաց անփոփոխ: Թուրքիոյ մէջ,-ուր պետութեան շարունակականութիւնը հիմնական սկզբունք է-, 80ական թուականներէն յետոյ ծնած հայ նոր սերունդի համար, 2007ին տեղի ունեցած Հրանդ Տինքի սպանութիւնը վերամարմնաւորումն էր իր նախնիներուն պատմած եղերական դէպքերուն: Տինքի սպանութենէն ետք, Սեւակ Պալըքչըին եւ Մարիցա Քիւչիւքին ատելութեան զոհ դառնալը՝ անգամ մը եւս յիշեցուց Թուրքիոյ մէջ հայ ըլլալու ծանր բեռը:
Devamını oku: Հարիւր Տարուայ Դատեր �

“Umut Devam Ettikçe Hayat ta Devam Eder”

sayattekir

Nor Zartonk eş sözcüsü Sayat Tekir’in Ermeni Soykırımı’nın 101. yılı nedeniyle; Arjantin Ermenileri Kültür Derneği’nin Ermenistan Meydanı’nda düzenlediği “Bellek, Adalet ve Hakikat” adlı panelde ve Ermeni Kültür Merkezi’nin Vicente López’de gerçekleştirmiş olduğu etkinlikte yapmış olduğu konuşma:

Bugün burada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Türkiye’den ve Dünya’nın farklı yerlerinde bulunan Nor Zartonk’lu yoldaşlarım adına hepinizi selamlıyorum.

Sözlerime Hrant Dink’in yazısı ile başlayacağım: “Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak her şeyden önce benim yapıma uygun değildi. Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık. Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Kalacaktık ve direnecektik.”

Belki de her şey bu cümleler ile başladı. 19 Ocak 2007’de Agos’un önünde Onu göz göre göre katlettiklerinde, köklerimizin olduğu Türkiye’den ayrılmak için yine tam zamanıydı. Yaşlılardan dinlediğimiz ya da kitaplardan okuduğumuz; Türkiye’de Ermenilere ve diğer halklara karşı yaşanan tüm soykırım, katliam, pogrom ve ayrımcılıklar toplumsal hafızlarımızdan fırlamış, hep birlikte önümüze dikilmişlerdi.

Devlet, öteki gördüklerinden hemen her kuşağa bu topraklardan gitmesi için bir sebep üretmeyi başarmıştı ve bizlerin payına da Hrant Dink düşmüştü. Gitmek mi zor, kalmak mı? Gidenleri hiç suçlamadık çünkü onları başka mücadeleler bekliyordu. Kalanlar yani bizler ise direnmek ve Hrant’ın deyimiyle yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye çalışmak zorundaydık.

Nor Zartonk olarak bu amaçla biraraya geldik. Bireysel çıkışlar yerine kolektif bir akıl ve çalışma tarzı geliştirmeye çalıştık. Sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz ve özgür bir dünya için örgütlü mücadeleyi savunduk. Eşitlik, özgürlük ve adalet talebimizi içinde doğduğumuz Türkiye Ermenilerinden yola çıkarak tüm topluma duyurmaya ve yaymaya gayret ettik. Sorunlarımızın Türkiye’nin diğer ezilenlerinin sorunlarından bağımsız olmadığının farkındaydık ve her zaman onlar ile dayanışma içinde olmaya çabaladık. Sınıf mücadelesinden kopmadan, tüm ezilenleri kapsayan, kadın ve LGBT hakları ile doğayı ve diğer canlıların haklarını da gözeten bir mücadele hattı örmeye gayret ettik.

Siyasetimizi sokaktan kopmadan sürdürdük. Sokak Direniş Özgürlük’tü sloganımız. 1968’i hatırladık ve Gezi Parkı’nda kaldırım taşları altındaki kumsalları aradık. “Mezarlığımızı aldınız ama bu sefer parkımızı vermeyeceğiz!” dedik ve dostlarımız ile direndik. Direndik ve parkımızı vermedik. “Parkımızı vermedik, Kampımızı da vermeyeceğiz!” dedik ve her halktan dostlarımız ile birlikte direndik. Direndik ve Kampımızı da vermedik. Wall Street’i işgal eden %99’ların dediği gibi biz “yaşamak için diren”iyoruz.

Biz “gerçekçi olup, imkansızı isteyenler”, biz “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlar” bu gün de yine direniyoruz. Neo liberal politikaları ile tüm haklarımızı kısıtlayan, zamlar ile yediğimiz ekmeği küçültenlere karşı direniyoruz. Sokaklarımızı Garage Olimpo’ya, evlerimizi Diyarbakır Cezaevine çeviren “sivil” faşist iktidarlara karşı mücadele ediyoruz. 7 yaşında ya 77 yaşında olalım, umut devam ettikçe hayat ta devam eder. Hayat bitse bile mücadele bitmez!

Dünya’nın neresinde yaşarsak yaşayalım Goethe’nin sözlerini unutmamalıyız: “Hiç kimse özgür olmadığı halde, özgür olduğunu düşünenler kadar tutsak değildir.” Zucotti ya da Gezi Parkı’nda, Galatasaray ya da Plaza del Mayo’da, Chipas’ta ya da Rojava’da,  çöplerin toplanması için ya da elektrik zammına karşı direnen; eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen tüm yoldaşlarımıza selam olsun. Mücadeleleri bize ilham katıyor ve mücadelemizi geliştiriyor.

Nor Zartonk olarak 11 yıldır gerçekleştirdiğimiz dava takipleri, basın açıklamaları, yürüyüşler, destek ya da protestolar hepsi daha adil bir Türkiye’de eşitçe ve barış içinde yaşayabilmek için. Adaletsizliğin normalleştiği, mahkeme salonlarının ötekiler için adeta birer tiyatro salonu olduğu bir ülkede onlarca duruşma takip ettik.

Subcomandante Marcos ve Moisés’in dediği gibi “Gerçek ve adalet asla, hiçbir zaman yukarıdan bahşedilmeyecek. Bunu tabandan başlayarak bizim inşa etmemiz gerekecektir…” Biz de adaleti gerçekleştirmek için tabandan başlayarak mücadele ediyoruz çünkü artık Jean Jaurès’nin dediği gibi “ insanlık mahzeninde bir ceset” ile birlikte yaşamak istemiyoruz.

Evet 1915’te bir soykırım gerçekleşti ama artık Ermeni halkı olarak bizi katlettiler, bizi kırdılar, bizi yok ettiler demeyeceğiz. Evet bizi tarihte eşine az rastlanır bir operasyon ile katlettiler ama bizi yok edemediler. Bizi yok edemeyecekler. Biz buradayız! Muktedirlerin ve katillerin karşısına dikiliyoruz ve gözerinin içine bakıyoruz ve şunu söylüyoruz: Biz buradayız! Hep Buradayız! Bitmedik…

Bugün Türkiye’de bir hayalet dolaşıyor. Devletin, muktedirlerin karşısına dikilip onları tir tir titreten bir hayalet. Bugün Türkiye’de Ermenilerin hayaleti dolaşıyor. Gün geçtikçe daha fazla Türkiyeli geçmişte neler yaşandığını araştırıyor bunun üzerine konuşuyor. İnkara karşı protestolar düzenliyor, soykırım kurbanları için anmalar gerçekleştiriyor ve talepkar oluyor. Türkiye’de geçmişiyle yüzleşmeyi talep eden bir hayalet dolaşıyor.

Öte yandan biz soykırıma uğramış bir halkın çocukları olarak; geçmişimizi unutmadan fakat karşımızdakileri de düşmanlaştırmadan yeni görüşlere açık olmalı ve yeni bir siyaset oluşturmalıyız. Biz, Kamp Armen’in alınış sürecinde halkların birlikte direnişine tanıklık ettik. Şu bir gerçek ki Ermeni halkının adalet mücadelesine destek veren ve bizle omuz omuza duran Türkler, Kürtler, Aleviler, Çerkesler ve diğer halklar hepimize umut oluşturuyor.

Büyük şair Nazım Hikmet Ran’ın dizeleri ile sözlerime son veriyorum:

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…”

Bu Daha Başlangıç, Mücadeleye Devam!

El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido!

NOR ZARTONK / ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ

«Կեանքը կը շարունակուի եթէ յոյսը գոյութիւն ունի. կեանքը կը վերջանայ բայց պայքարը ՝ոչ»

sayattekir

Նոր Զարթօնքի համաբանբեր Սայաթ Թէքիրի, հայոց ցեղասպանութեան 101րդ ամեակի առիթով ելոյթը՝ Արկենթինահայ Մշակութային Միութեան Հայաստանի Հրապարակին վրայ կազմակերպած «Յիշողութիւն, Արդարութիւն եւ Ճշմարտութիւն» փանելին եւ Հայ Մշակոյթի Միութեան Վիսենթէ Լոփեզի մէջ իրականացուցած միջոցառման մէջ:

Ինծի համար մեծ ուրախութիւն է հոս ըլլալ:  Ձեզ կ՛ողջունեմ Թուրքիոյ եւ աշխարհի զանազան երկիրները բնակող Նոր Զարթօնքցի մեր ընկերներու անոնով:

Կուզեմ որ գիտնաք որ այս տարիներու ընթացքին շատ խոսուեցաւ Մարդկանց Իրավունքների վերաբերեալ Արժանթինի պետական քաղաքականութեան մասին, որը օրինակ է աշխարհին մէջ:

Մինչ այստեղ դեռ կը դատէք և կը պատճէք ցեղասպանութեան պարագլուխներուն և մեղսակիցներուն, մեր երկրին մէջ ոչ միայն ունինք պետական մակարդակի վրայ ժխտողական քաղաքականութիւն մը հայերու ցեղասպանութեան հանդէպ, այլ այսօր պետութիւնը կը շարունակէ գործել ուրիշ ազգերի վրայ այն նույն ոճրագործութիւնները որ կատարեց հարիւր տարի առաջ:

Պիտի սկսիմ նահատակ լրագրող Հրանդ Տինքէն մէջբերուող հետեւեալ խոսքերով,««Եռացող դժոխքները» մէկ դի թողելով «պատրաստ դրախտները» խոյս տալ, նախ եւ առաջ, բնաւորութեանս հետ չէր պատշաճիր: Մենք իր բնակած դժոխքները դրախտի վերածել պահանջողներէն էինք: Թուրքիոյ մէջ մնալ ու ապրիլը թէ՛ մեր իսկական փափաքը եւ թէ Թուրքիոյ մէջ ժողովուրդավարութեան պայքար տանող, մեզ աջակցող ծանօթ ու անծանօթ հազարաւոր մարդկանց հանդէպ մեր յարգանքի տուրքն էր: Պիտի մնայինք ու պայքարէինք:» Հրանդ Տինք

Թերեւս ամէն ինչ այս նախադասութիւններով սկսաւ: Ճիշդ ժամանակն էր հեռանալու այս հողերէն, երբ 19 Յունուար 2007ին Ակօսին առջեւ Զայն սպաննեցին: Թուրքիոյ մէջ հայերու եւ այլ ժողովուրդներու դէմ գործուած բոլոր ցեղասպանութիւնները, ջարդերը եւ խտրականութիւնները, զորս լսած էինկ մեր մեծերէն կամ կարդացած էինք գիրքերէն,  դուրս ելլելով հասարակական յիշողութենէն՝ մեր առջեւ ծառացած էին:

Քարոզչական մեքենան, միշտ յաջողած էր պատճառ մը հնարել անոնց համար՝ որոնք «ուրիշ» էին եւ մեր բաժինին ալ ինկած էր Հրանդը: Որն էր դժուարը. երթա՞լ  թէ ոչ մնալ: Գացողները երբեք չմեղադրեցինք, որովհետեւ ուրիշ դժուարութիւններ պէտք է դիմագրաւէին: Իսկ մենք, որ հոս մնացինք, Հրանդի խօսքով պէտք է աշխատէինք դժոխքը դրախտի վերածելու համար:

Նոր Զարթօնքն ալ այս նպատակով հիմնուեցաւ: Ջանացինք զարգացնել հաւաքական միտք եւ աշխատելու եղանակ՝ փոխանակ անձնական ելոյթներու: Պաշտպանեցինք կազմակերպուած պայքարը՝առանց դասակարգի, առանց սահմանի, առանց շահագործումի՝ ազատ աշխարհի մը համար: Մեր հաւասարութեան, ազատութեան եւ արդարութեան պահանջը, ելլելով Թուրքիոյ հայ հասարակութենէն, որուն մաս կը կազմէինք, ջանացինք տարածել ողջ հասարակութեան: Ունէինք այն գիտակցութիւնը, որ մեր խնդիրները անկախ չեն Թուրքիոյ մէջ ապրող այլ ժողովուրդներու եւ ճնշումի ենթարկուողներու խնդիրներէն: Առանց հեռանալու դասակարգային պայքարէն, բոլոր ճնշուողները բովանդակող, կանանց եւ համասեռականներու իրաւունքները պաշտպանող, միջավայրը, բնութիւնը եւ կենդանիները պահպանող պայքարի եղանակ մը իւրացուցինք

Մեր պայքարը շարունակեցինք առանձ հեռանալու փողոցէն: «Փողոց, պայքար, ազատութիւն» էր մեր լոզունքը: Յիշեցինք 1968ը եւ Կէզի Այգիի սալայատակներուն տակ փնտռեցինք աւազուտները: «Մեր գերեզմանոցը յափշտակեցիք, բայց այս անգամ պիտի չտանք մեր այգին» ըսինք եւ դիմադրեցինք մեր բարեկամներուն հետ: Դիմադրեցինք եւ չտուինք մեր այգին: «Մեր այգին չտուինք, մեր ճամբարն ալ պիտի չտանք« ըսինք եւ անգամ մը եւս դիմադրեցինք ամէն ժողովուրդէն մեր բարեկամներու հետ: Դիմադրեցինք եւ յաջողեցանք: Ինչպէս կըսէ Վոլ Սթրիթը գրաւող 99 առ 100ները, մենք «ապրելու համար կը դիմադրենք»:

Մենք՝«իրապաշտ ըլլալով անկարելին պահանջող»ներս, մենք՝«շղթաներէն դուրս կորսնցնելիք բան չ՛ունեցող»ներս, կը դիմադրենք այսօր եւս: Կը դիմադրենք անոնց դէմ, որոնք նոր-ազատական քաղաքականութիւններով կը սահմանափակեն մեր իրաւունքները, կը յափշտակեն մեր հացը: Կը պայքարինք մեր փողոցները Կարաժ Օլիմփիօ, մեր տուները Տիյարպաքըր բանտին դարձնող իբրեւ թէ ոչ զինուորական ֆաշիսթ իշխանութիւններու դէմ: Երախայ կամ ծերունի, կեանքը կը շարունակուի եթէ յոյսը գոյութիւն ունի: Կեանքը կը վերջանայ բայց պայքարը՝ ոչ:

Ուր որ ալ ապրինք, չմոռնանք Կէօթէի խօսքերը.«Ոչ ոք այնքան գերի է, որքան անոնք որոնք ազատ չ՛ըլլալով հանդերձ կը մտածեն թէ ազատ են:»: Կ՛ողջունենք մեր բոլոր ընկերները, որոնք  Zucottiի կամ Gezi Այգիի, Կալաթասարայի կամ  Plaza del Mayoի, Chipasի կամ Rojavaի մէջ, աղբերու հաւաքման կամ ելեկտրականութեան գինի յաւելումին դէմ հաւասարութիւն, ազատութիւն եւ արդարութիւն պահամջեցին: Իրենց պայքարը մեզի ուժ կու տայ եւ յոյս կը ներշնչէ:

Դատավարութիւններուն հետեւիլը, մամլոյ հաղորդագրութիւնները, քայլերթները, բողոքի ցոյցերը…այս բոլորը, որ 11 տարի շարունակ իրականացուցինք, արդար երկիրի մը մէջ հաւասար եւ խաղաղութեամբ ապրելու համար էր: Բազմաթիւ դատավարութիւններուն հետեւեցանք այնտեղ, ուր արդարութիւնը բնականոն դարձած, դատարանները փոքրամասնութիւններու համար վերածուած էին թատերասրահի:

Ինչպէս կ՛ըսէ Subcomandante Marcos եւ Moisés, « Իրականութիւնը եւ արդարութիւնը, երբեք պիտի չշնորհուի վերէն, այլ մենք պէտք է կառուցենք սկսեալ հիմքէն»: Մենք ալ արդարութիւնը իրականացնելու համար կը պայքարինք հիմքէն սկսեալ, որովհետեւ ինչպէս ըսած է Ժան Ժորէ, այլեւս «մարդկային մառանի մէջ գտնուող դիակ»ի մը հետ սպրիլ չենք ուզեր:

Այո, 1915ին ցեղասպանութիւն մը իրականացաւ, բայց չենք ուզեր կրկնել նոյն խօսքերը.« մեզ՝հայերը, ջարդեցին, կոտորեցին, ոչնչացուցին:» Այո, մեզ ջարդեցին այնպէս, որ պատմութեան մէջ նմանը չկայ, բայց մեզ չկրցան ոչնչացնել եւ պիտի չկարենան: Մենք հոս ենք: Իշխողներուն եւ ոճրագործներուն աչքերուն նայելով պիտի բացագանչենք.«Մենք հոս ենք,միշտ հոս ենք եւ չվերջացանք»:

Այսօր Թուրքոյ մէջ ուրուական մը կը շրջագայի: Ուրուական, որ պետութիւնը եւ իշխողները կը սարսափեցնէ: Սա 1915ի նահատակներուն  ուրուականն է: Օր ըստ օրէ աւելի շատ Թուրքիացի կ՛ուսումնասիրէ անցեալը եւ կը խօսի անցեալի դէպքերուն մասին: Որացողականութեան դէմ կը կազմակերպուի բողոքներ, ցեղասպանութեան զոհերուն համար կը կատարուին ոգեկոչումներ: Աւելի պահանջատեր են քան անցեալը: Ուրուական մը կը շրջագայի Թուրքիոյ մէջ, որ կը պահանջէ առերեսում ոճրագործներէն:

Այսու ամենայնիւ որպէս ցեղասպանութեան ենթարկուած ժողովուրդի մը զաւակներ, առանց մոռնալու անցեալը, թշնամի չհամարելով մեր դիմացինը՝ պէտք է բաց ըլլանք նոր միտքերուն եւ կազմենք նոր քաղաքականութիւն մը: Մենք, Քամփ Արմէնի այդ առասպելական դարձած օրերուն ականատես եղանք ժողովուրդներու միասնական դիմադրութեան: Մեր արդարութեան պայքարին զօրակցող քիւրտեր, ալեւիներ, ժողովրդավար թուրքեր, այս բոլորը մեզի յոյս կը ներշնչէ:

Խօսքերս կը վերջացնեմ յայտնի բանաստեղծ Նազըմ Հիքմէթ Րանի տողերով.

«Ապրիլ՝ծառի մը պէս մինակ եւ ազատ եւ անտառի մը պէս եղբայրօրէն, սա մեր կարոտն է:»

Կեցցէ ժողովուրդներու Զօրակցութիւնը

Արդարութեան պայքարը դեռ նոր սկսաւ

 

NOR ZARTONK / ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ

‘Devlet bir an önce azınlıkları özgürleştirmeli’

berge photo laki vingasp

Baruyr Kuyumciyan
Agos

Laki Vingas’ın Rita Ender’in yardımıyla çıkardığı ‘Yok Hükmünde’ adlı kitap, azınlık toplumlarının Cumhuriyet döneminde yaşadığı, insan hakları ihlallerine varan hukuki sorunların büyük çoğunluğunu barındıyor. Laki Vingas ve Rita Ender Agos’un sorularını cevapladı.

Vakıflar Genel Meclisi’nde birinci ve ikinci dönemlerde (2008-2014) Azınlık Vakıfları Temsilcisi görevini yürütmüş olan Laki Vingas, bu kez azınlık toplumlarının tüzel kişilik sorununu irdeleyen bir çalışmayla karşımızda. Vingas’ın görev süresinde Ankara’da ve İstanbul’da düzenlenen iki konferans ve hukukçu Rita Ender’in Galatasaray Üniversitesi’nde yaptığı çalışmadan yararlanılarak hazırlanan ‘Yok Hükmünde’ adlı kitap, Aras Yayıncılık’tan çıktı. Azınlık toplumlarının Cumhuriyet döneminde yaşadığı, insan hakları ihlallerine varan hukuki sorunların büyük çoğunluğunu barındıran kitap, akıcı bir kurguya sahip ve konuya ilgi duyan herkesin geniş bir çerçevede bilgilenmesine fırsat tanıyor. 11 Mayıs Çarşamba günü Pera Müzesi’nde düzenlenecek tanıtım etkinliğinin ardından kitapçılarda olacak çalışma hakkında, kitabın hazırlanması için yaklaşık iki yıldır girişimlerde bulunan Laki Vingas’a ve onun bu kitabın çıkmasında en büyük pay sahibi insan olarak nitelediği hukukçu Rita Ender’e sorularımızı yönelttik.

Kitabın temel içeriğini oluşturan konferanslar sizce amacına ulaştı mı, yoksa bu kitap mı tamamlayıcı etkiye sahip olacak? 

İki dönemlik Vakıflar Meclisi çalışmalarımda, ‘tüzel kişilik’ sorunubeni en çok düşündüren ve ilgilendiğim bir konu oldu. Yaşadığımız tüm sorunlar hukuki boşluklardan kaynaklanıyor. Tüzel kişilik, bu sorunların en önemlisi. Hep dinî önderlikler üzerinden tartışılsa da, zaman içinde,konunun bununla sınırlı olmadığını anladım. Bu nedenle sorunu gündeme taşımak ve araştırmak istedim. Başlangıçta Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir çalışma yaptık,Öncesinde Rita Ender’in Galatasaray Üniversitesi’nde bazı hocalarla yaptığı çalışmalar vardı, son olarak da Bilgi Üniversitesi’nde bir konferans düzenlendi, ki bu en geniş katılımlı olanıydı. Bu üç çalışmanın ortaya koydukları, Aras Yayıncılık tarafından derlenip yayımlandı. Bu kitabın çok faydalı olacağını düşünüyorum, çünkü konu sadece teorik, akademik veya siyasi olarak değil, aynı zamanda günlük hayata dair bütün unsurlarıyla beraber değerlendiriliyor. Anayasa profesörlerinden hukukçulara, Venedik Komisyonu’ndan temsilcilere ve siyasilerin görüşlerine kadar çok boyutlu bir kaynak oluştu. Kitabın kurgusu da Aras Yayıncılık tarafından çok iyi hazırlandı. Konuyla ilgili herkesin rahatlıkla okuyacağı bir kaynakortaya çıktı.

Yayımlanma tarihi, yaklaşık olarak Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın bir yasa yapılacağını açıklamasına denk geliyor. Sizce yasa yapıcı bürokratlar açısından da faydalı bir referans olur mu bu kitap?

Seçme ve seçilme hakkının iadesinin bir konferans veya kitaplar üzerinden sağlanacağını düşünmüyorum. Bu temel bir haktır. Ancak azınlık toplumlarıyla empati kurulmasında bu tür kitapların çok etkili olduğu da bir gerçek. Süreci hızlandırmak ve insanların önyargılarını kırmak açısından çok faydalı. Esasen bunun bu kadar gecikmesinde hiçbir mana ve mantık bulamıyorum.Bugün seçimini yapmamış, yenilememiş kurum ve yönetimler var. Bunların içinde ben de varım. Yönetici olarak bizler süremizi aştık ve hâlâ irade oluşturuyoruz, bu doğal değil. Noterden alınan vekâletlerin nasıl süresi varsa, yönetimlerimizin de süresi var. Bizler bir kez, dört yıl için vekâlet aldık. Ülkedeki tüm vakıflar ve kurumlar sağlıklı bir şekilde seçim yapıyor ve yönetiliyorken biz bu haktan mahrum kalıyoruz. Bu da işin artık ayrımcılık noktasına vardığını gösteriyor. Ülkede her gün bir torba yasa veya kanun yayımlanıyorken, azınlık toplumlarının seçim sorununun bu şeklide ötelenmesi her şeyden önce eşitlik ilkesine aykırıdır. Mevcut durum, vakıfların ve toplumların sahip olduğu tüm değerler açısından erozyona neden oluyor. Devletin bir an önce bizleri özgürleştirmesi gerekiyor.

Cumhuriyet döneminde yaşanan haksızlıklar uzunca bir yer kaplıyor kitapta. Ayrıca 14 yıllık AK Parti iktidarı dönemindeki pozitif gelişmelerden de bahsediliyor. Sizce mevcut siyasi irade bu sorunları gerçekten çözmek istiyor mu, yoksa ‘mış gibi’ mi davranıyor?

Açıkçası, azınlık hakları konusunun hâlâ siyasi nitelikli bir gündem yaratıyor olması, iç dünyamda çok ciddi sıkıntı yaşamama neden oluyor. Yani bir avuç kalmış insandan bahsediyoruz sonuçta. Bu kadar az kalmış, azaltılmış insanların haklarının tartışma konusu olması ne kadar doğru? Bizlerin yükü de çok ağır. Bir yandan tarihten gelen kültürel mirasımızı ayakta tutmaya çalışıyoruz, kültürümüzü korumak için insanüstü bir çaba sarf ediyoruz, bir yandan da geleceği planlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu kadar ağır yükü olan topluluklara bir de haklarını savunma yükünü getirmek ne kadar adil?Bunları çoktan aşmış olmalıydık. Sonuçta bu ülkenin vatandaşları olarak beklentimiz diğer vatandaşlardan farklı değil, özgürce yaşamak istiyoruz.

AK Parti döneminden bahsediyorsak, azınlık toplumlarının hiç de alışık olmadığı bir ivmeyle bu işlere başladık ve bu, kazanımlar elde etmemizi sağladı. Bundan kimse şüphe duyamaz. Ancak kolay olmadı. 14 yıllık bir iktidar dönemi geçmesine rağmen mülkiyet sorunları, tüzel kişilik vs. gibi çok sayıda konu hâlâ gündemimizde. Azınlık toplumları için en önemli kazanımlar ise devletle diyalog imkânları ve sorunları ifade edebilme mecraları oluşması oldu. Fakat son yıllarda bu ivme ciddi anlamda yavaşladı. Bazı tapu iptal davaları, Vakıflar Genel Meclisi’nin bazı kararlarının kanun kapsamında olmasına rağmen halen uygulanamıyor olması, sürecin tersine döndüğü izlenimini oluşturuyor. Bu da devletin kendi kurumları arasındaki bir uyumsuzluktan kaynaklanıyor.

Rum toplumuna bakarsak, geçen yıl 350 vefat olmuş; bununla birlikte, aralarında Yunanistan’dan gelenlerin de olduğu 60 bebek vaftiz olmuş. Böylesine kötüye giden bir tablo varken bazı şeyler için sil baştan uğraşmak hiç de adil değil. Azınlık toplumlarının var olma mücadelesine yeni bir ivme kazandırmamız lazım. Bir hız verildi, sonrasında konsolidasyon süreci yaşandı ve şimdi hafifçe geriye gidiş var, onu tersine döndürüp tekrar hızlandırmamız gerekiyor.

Mütekabiliyet konusundan da ilginç bilgiler var kitapta. Mesela, Yunanistan’da müftülerin şeriat hukukuna göre hüküm verebiliyormuş. Bu gibi örnekleri Türkiye kamuoyu yeterince bilmiyordur sanırım…

Mütekabiliyet konusunda her zaman şunu söylüyorum: Bunun, suçsuz çocukların eğitimi üzerinden uygulanıyor olması, belki de en yanlış ve acımasız şey. Her şeye rağmen, günümüzde bunun %80 oranında azaldığını düşünüyorum. Konuşma fırsatı bulduğum bürokratlar “Biz bu fobiden arındık” diyorlar. Öte yandan Batı Trakya Türkleri ile Türkiye’deki azınlık toplumları arasında bir kıyaslama yapma hakkını da kendimde görmüyorum. Ancak tüm azınlık toplumları için önce anayasal eşit vatandaşlık, sonrasında ise kendi gelenek ve göreneklerine göre yaşama hakkının bir standart olması gerektiğini düşünüyorum.

Siz bu ülkede kalma ve yaşama iradesi gösteren bir azınlık mensubu olarak, gelecekten umutlu musunuz? Umutluysanız, bu umudu nasıl koruyorsunuz?

2000’li yıllarda aslında daha çok daha umutlu olmaya başladım. Bunun sebebi, yeni neslin daha özgüvenli ve global bir nesil olacağını düşünmemdi. Ben daha hızlı bir dönüşüm beklemiştim; beklentimin gerisinde kalsa da, bir ilerleme sağlandı. Günümüzde ise hem ülkemiz, hem de içinde bulunduğumuz coğrafya zor bir süreç yaşıyor. Doğrusu tekrar böylesi bir karmaşa içine düşeceğimizi tahmin etmemiştim. Güvenlik kaygılarının üst düzeyde olduğu bir süreçten geçiyoruz. Ben 1980’i yaşadım; o dönemde dernek faaliyetleri yasaktı, fakat STK’lara ilgim oldu ve yasaklar bir şeyler üretme çabama engel olmadı. Bugün de toplumlarımız için bir şeyler üretmeye çalışıyorum ve üretebildiğim sürece umudum canlı kalıyor.

Merhum Diran Bakar’a özel teşekkür 

Laki Vingas, kitaptaki önsözünde Diran Bakar’a niçin özel olarak teşekkür etmek istediğini şöyle anlatıyor: “Rahmetli Diran Bakar’ı maalesef çok az tanıdım. Ona minnettar olduğum iki konu var. Birincisi Tıbrevank süreci. Orada Diran Bakar’ın mücadelesi ve arşivi, ölümünden sonra dahi bana kılavuzluk etti. İkincisi ise onun tüm yaşanmışlıklarına rağmen –ki bunların ona çok acı çektirdiği belli oluyordu– çok tatlı bir dille mücadelesini sürdürmeyi bilen bir insandı ve kendisi beni azınlık vakıfları temsilcisi olmak konusunda teşvik etmiş, sonrasında da desteklemişti. Bana ilham veren tüm bu özelliklerinden dolayı, kitapta Diran Bakar’a özellikle teşekkür etmek istedim.”

Rita Ender: ‘Bize hükümet değil, hukuk gerek’

Hukuk, zaten hükümetlerden bağımsız olmalıdır. Azınlık toplumları niçin bir hükümete karşı ümitli olsun ki? Biz hukuka güvensek yeter, gözümüz yükseklerde değil. Boşanmak için Mahkeme’ye başvurursunuz. Çünkü bilirsiniz ki, boşanmak için boşanma davası açılmalıdır. Gasp edilmiş mülkünüze kavuşmanız, zararınızın tazmin edilmesi için de böyle olmalı. İhlal edilen hak, mülkiyet hakkı ve mülkiyet hakkı anayasal bir hak.

Hukukçu kimliğiyle de azınlık toplumlarının sorunlarıyla yakından ilgilenen Avukat Rita Ender, azınlıkların yaşadığı tüzel kişilik ve temsil sorununa ilişkin başvuru kaynağı olma niteliği taşıyan kitabın ortaya çıkmasında en önemli paylardan birine sahip.

Kitabın sonsözünde, cemaat vakıflarına dair bir kanun tasarısı da olanHüseyin Hatemi’nin sunumuna yer verilmiş. Birçok değerli hukukçunun mesai harcadığı bu konular sizce neden halen bir kördüğüm olarak önümüzde duruyor?

‘Cemaat vakıfları’ kavramı hukukta bir başka kavramla ilişkili:‘Müslüman olmayan azınlıklar’. Yani bu vakıflar, bu toplumda dinî yönden azınlık olan insanlara ait. Bu insanları kendi içinde birleştiren, gruplaştıran olgu din. Tek tanrılı din. Prof. Dr. Hüseyin Hatemi de sunumunda, en çok tek olan tanrıya atıf yaparak demişti ki,“Hukuk tabii hukuk, evrensel tabii hukuk icat edilmemiştir; temel ilkeleri ilahi sevgiden kaynaklanmaktadır. Eğer biz bu ilahi sevgiden kaynaklanan evrensel tabii hukuk kurallarının bilincine varamazsak, yürürlükteki hukukla iş göremeyiz.”Cemaat vakıflarının yaşadığı sorunların temelinde de, evrensel olan hukuk kurallarının bilincine varamamış olmak var. Örneğin, nasıl kişinin işkence görmeme hakkı varsa ve bu hak ‘bazı zamanlarda’, ’duruma göre’, ‘yaptıklarına karşı’ vs. ile değişemezse, ihlal edilemezse, azınlık hakları da ihlal edilemez. Edilmemeli. Fakat edildi. Hem de sadece bazı dönemlerde, kimi durumlarda değil, yıllar boyunca. O yılların hesabını hukukun önünde vermek de, adaletin geçmiş yıllara yürütülmesi de çok kolay değil.

Diyelim ki tüm azınlık toplumları TC hükümetlerinden ümidi kesti, aşama kaydedilemiyor. Lozan, azınlıklara uluslararası anlamda ne gibi haklar sağlıyor? Hangi adımlar atılabilir?

Hukuk, zaten hükümetlerden bağımsız olmalıdır. Azınlık toplumları niçin bir hükümete karşı ümitli olsun ki? Biz hukuka güvensek yeter, gözümüz yükseklerde değil. Aksi zaten çok tuhaf gelmiyor mu kulağa? siz bir TC vatandaşı olarak eşinizden boşanmak isteseniz, hükümete duyduğunuz güveni mi sorgularsınız? Hayır, boşanmak için mahkemeye başvurursunuz. Çünkü bilirsiniz ki, boşanmak için boşanma davası açılmalıdır. Gasp edilmiş mülkünüze kavuşmak için, zararınızın tazmin edilmesi için de böyle olmalı. İhlal edilen, mülkiyet hakkı.Bu anayasal bir hak. Lozan Antlaşması’nın ‘Azınlıkların Korunması’ başlığını taşıyan 3. bölümü yani 39 ila 45. maddelerinde ‘gayrimüslim azınlıklar’ ifadesi kullanılmış ve gayrimüslim azınlıklarınsahip oldukları haklar tanımlanmış. Bu bölümde yer alan 38. maddede mesela,özgürlüklerinin, haklarının korunacağı ifade edilmiş. Bu anlamda bir hak ihlali varsa, defalarca söylendiği üzere, evet, bu Lozan Antlaşması’nın da ihlalidir.

Yazılanları okuyunca, sanki, cemaatlerin tüzel kişiliğinin tanınması ve sağlıklı bir örgütlenmeye kavuşabilmeleri için iç yönetmeliklere sahip olmaları gerektiği gibi, basit bir sonuç çıkıyor. Sizce formül ne? Çözüm basit mi, karmaşık mı?

Çözümün basit olduğunu düşünmüyorum, çünkü bir de işin şu tarafı var: Patrikhanelere ve Hahambaşılık’a tüzel kişilik tanınmasına bu toplumlar hazır mı? İhtiyaç duyulduğu şüphesiz, ama cemaatlerin iç yapıları ihtiyacı karşılamaya elverişli mi? Bence değil. Bir türlü elverişli hale gelmemesinin sebepleri ne? “Nasıl olsa…” inancı veya inançsızlığı, demokrasi sorunu, iktidar sorunu… Türkiye’ye yönelik yaptığımız eleştirilerin aynılarını kendi toplumlarımıza yöneltmemiz de mümkün. Erkin iktidarı bizim için de tartışılması gereken bir mesele. Cemaat vakıflarında kaç kadın yönetici var, kaç erkek yönetici var? İktidar sahibi erkek yöneticiler kaç sene görev yapıyor? Kimlere karşı sorumlu, kime ve nasıl hesap veriyorlar? Galatasaray Üniversitesi’ndeki konferansta azınlık toplumlarının kendi içlerinde demokratik bir yapıya sahip olup olmadıklarını tartışmıştık. Ben kısa bir belgesel çekmiştim ve bu toplumların insanlarına temsil edilip edilmediklerini sormuştum. Cemaat kurumlarının, patrikhanelerin, Hahambaşılık’ın kendilerini temsil etmediğini söyleyenler hiç de az değildi. Ve ‘az’ da, ‘çok’ da, azınlıklar içinde azımsanamaz.

24Nisan: Hala Buradayız!

Bakhce-Genam

Misak Tunçboyacı

Tecrübe edilen hayatın, bunca fenalık ve fecaatle hemhal olanın, “yok hükmünde” sayıldığı bir düzen bina ediliyor. Geçtiği, geçmiş olduğu zikrolunanı güncelleyeduran cerahatli aklın toplu tahakkümünde bir mahvın sembolleştirilmesi yine sağlama alınıyor. Ezber okunanlar düş kırımları, can kırıklarıyla bir bir türetilen küçük kıyametler sıkışıp kaldığımız bu yeri göstere geliyor. Dünün taarruzu, sıradan olana kasıtlar bugün yeniden tanımlandırılıyor.

Gaspların süreğen kılınması için düzenlemeler, kararnameler tıpkı o bilindik fermanlar gibi güncellene duruluyor. Tecrübe ettirilen hayatın paramparça harap / viran edilmesi bir kez daha söz konusu ediliyor. Dün sanki hiç yaşanmamış gibi, dün sanki hiç olmamış gibi bugün onun bir benzeri için çabalar güncellene geliyor. Geleceğin tükenebilirliği şu anda, bir kez daha gösterimde olan bir meseldir. Geçmişin ağrısı capcanlı dururken, yara kanarken, yenilerini türetmektir oldubitti mesele. Oldubittiye konulmak istenen cerahatin bu sürekli kılındığı bir deneyimdir. Devamını oku: 24Nisan: Hala Buradayız! �

Նոր Զարթօնքի Արժանթինի, Ուրուկուէյի եւ Զուիցերիոյ Ձեռնարկները

suryaniokul

Uygar Gültekin
Agos

Cumhuriyet tarihi boyunca okul açmasına izin verilmeyen Süryani toplumu, anaokulunun ardından ilkokul açmak için çalışmalara başladı. Okulun önümüzdeki eğitim-öğretim yılına yetiştirilmesi hedefleniyor.

Anadolu’nun kadim Hıristiyan toplumlarından olduğu halde, Cumhuriyet tarihi boyunca resmen azınlık olarak kabul edilmeyen ve bu yüzden okul açmalarına izin verilmeyen Süryaniler, bu konuda 2013 yılında hukuk mücadelesine başlamış ve mahkeme kararıyla anaokulu açabilmişti. Devamını oku: Նոր Զարթօնքի Արժանթինի, Ուրուկուէյի եւ Զուիցերիոյ Ձեռնարկները �

17406

Alexis Kalk

Ermeni aydınlanmasına paralel bir şekilde eğitim ve okullaşma meselesi 18. yüzyıldan itibaren önemli bir konu olarak ortaya çıktı. Dönemin aydınları tarafından Ermenice’nin öğrenilmesi, anadilinde edebi, kültürel ve bilimsel üretim yapılabilmesi Osmanlı hâkimiyeti altında ezilen halkın milli bilincinin geliştirilebilmesinin ve milli birliğinin oluşturulmasının en önemli yöntemi olarak kabul ediliyordu.

18. yüzyılın sonlarında yoğun bürokratik engellere rağmen başlayan okullaşma süreci 1863’de, Ermeni Anayasası da denilen, Ermeni Milleti Nizamnamesi’nin onaylanması ve bunun sonucunda Maarif Komisyonu’nun kurulmasıyla hız kazandı. Devamını oku:

Իսլամացուած Հայերը, Սկիզբէն Մինչեւ Մեծ Եղեռն

arastirmaci_yervant_baret_manok_ermeni_halifeler_de_var_h59252_3e1ad

Երուանդ Պարէտ ՄԱՆՈՔ

Հայերու եւ մահմետականներու առաջին շփումները իսլամի Մուհամմէտ մարգարէի ժամանակաշրջանէն կը սկսին: Զեքի Ալ Դին արաբագիր պատմիչին տուած տեղեկութիւններուն համաձայն Երուսաղեմի հայոց կրօնապետը Աբրահամ արքեպիսկոպոսը (աւելի վերջ պատրիարք) տեսնելով Սուրբ Երկրի մէջ Մուհամմէտի աճող զօրութիւնը, 626 թուականին կ’երթայ Մուհամմէտի մօտ, կ’ընդունի քաղաքական իր գերակայութիւնը եւ ամէն տարի վճարուելիք տուրքի մը փոխարէն իրմէ պաշտպանութիւն կը խնդրէ: Աբրահամ, իսլամի հիմնադիրէն հայերու կեանքը, գոյքը, ապրելակերպը ու պաշտամունքը երաշխաւորող եւ Երուսաղեմի Հայոց Եկեղեցիի իրաւունքները հաստատող հրովարտակ մը ձեռք բերել կը յաջողի: Devamını oku: Իսլամացուած Հայերը, Սկիզբէն Մինչեւ Մեծ Եղեռն �

Yarınımıza Dair

52-gundur-direniyorlar-kamp-armen-halka-iade-edilsin-53926-5

Misak Harutyunyan
Nor Zartonk Dergisi

Nor Zartonk’un yıllardır yürüttüğü mücadele, sokakları, meydanları, grev alanlarını, evlerimizi, okullarımızı yani yaşamın var olduğu her alanı bu mücadelenin bir mevzisi olarak kabul etti. Böylece Nor Zartonklular, evde, işte, okulda her neredeydilerse oradan başlayarak ilmik ilmik yeni bir yaşamı inşa etmek için çabaladılar. Bu çabanın çehresi ise daima eşitlikten, adaletten, özgürlükten ve bunun yazıya dökülmüş hali olarak gördüğümüz Nor Zartonk’un Programından doğru çizildi.

Bu mevzilerde başarılı olmanın önkoşulu, Ingerlerimizin önce kendilerinin bu değerleri benimsemesi, kendisini geliştirmesi ve düşlediği dünyanın bir prototipi, örneği haline dönüştürmesidir. Kendimizi geliştirdiğimiz ölçüde ideallerimize daha hızlı yakınlaşacağımız biliyoruz. Bu doğrultuda Nor Zartonklular daima kendilerini ve etrafındakileri geliştirmek, idealleri doğrultusunda kendilerini dönüştürmek için çabalıyor. Takiben evlerini, derneklerini, okullarını ve sıra arkadaşlarını dönüştürmek için çabalıyorlar. Ve en nihayetinde sokakları, meydanları dönüştürmeye çabalıyorlar. Yani her neredeysek orayı, yaşamın var olduğu her yerde ve her yeri dönüştürme kaygısını taşımalıyız. Kamp Armen’i bu bilinçle sahiplenip iadesi için mücadele ettik.
Devamını oku: Yarınımıza Dair �

Կարօ Փայլանը Առանձին Չէ. «Նոր Զարթօնք»

Nor-Zartonk

Yerakouyn.com

Թուրքիոյ մէջ գործող հայկական «Նոր Զարթօնք» կազմակերպութիւնը յայտարարութիւն մը կատարած է՝ դատապարտելով քրտամէտ Ժողովուրդներու ժողովրդավարական կուսակցութեան պոլսահայ պատգամաւոր Կարօ Փայլանի վրայ Թուրքիոյ խորհրդարանին մէջ կատարուած յարձակումը:

Ըստ ermenihaber.am-ի՝ յայտարարութեան մէջ կ՛ըսուի, որ իշխող Արդարութիւն եւ բարգաւաճում կուսակցութիւնը, անհանգստանալով ժողովուրդներու պայքարէն եւ համերաշխութենէն՝ այս անգամ իբրեւ թիրախ ընտրած է քրտամէտ կուսակցութիւնը ներկայացնող հայ պատգամաւորը:

«Իշխանութիւնները, որոնք կը ջանան քիւրտ ժողովուրդն ու անոր պայքարը մեկուսացնել եւ վարկաբեկել, այժմ պայքարը խորհրդարան հասցուցած են՝ յստակ դարձնելով իրենց այլատեաց էութիւնը», նշած է «Նոր Զարթօնք»ը, միաժամանակ ընդգծելով, որ Կարօ Փայլանն ու Ժողովուրդներու ժողովրդավարական կուսակցութեան միւս պատգամաւորները առանձին չեն: Devamını oku: Կարօ Փայլանը Առանձին Չէ. «Նոր Զարթօնք» �

‘Kamulaştırma Surp Giragos’un kapanması demektir’

berge final surp giragosp

Agos

Surp Giragos Ermeni Kilisesi Sur’da alınan kamulaştırma kararının iptali için mahkemeye başvurdu. Dava dilekçesinde kamulaştırma kararının hukuka aykırı olduğu vurgulandı.

Sokağa çıkma yasaklarının devam ettiği Diyarbakır’ın Sur ilçesi için Bakanlar Kurulu acele kamulaştırma kararı almıştı. Resmi Gazete’nin 25 Mart’ta yayınlanan sayısında yer alan karara göre, Sur ilçesinde yer alan 6 bin 300 parsel yer ‘acele kamulaştırma’ kapsamına alınmıştı.

Kamulaştırma kararının alındığı yerler arasında Ortadoğu’nun büyük Ermeni Kilisesi olan Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Surp Sarkis Keldani Kilisesi, Ermeni Katolik Kilisesi, Süryani Meryem Ana Kilisesi ve Protestan Kilisesi de bulunuyor. Süryani ve Protestan Kiliseleri kamulaştırma kararının iptali için mahkemeye başvurmuştu. Surp Giragos Ermeni Kilisesi Vakfı da acele kamulaştırmanın yürütmesinin durdurulması ve kararın iptal edilmesi için Danıştay’a dava açtı. Devamını oku: ‘Kamulaştırma Surp Giragos’un kapanması demektir’ �

‘Pelikan çatlağı’! Yandaşlar birbirine girdi: Beş isim hedefte

pelikan-catlagi-yandaslar-birbirine-girdi-bes-isim-hedefte-135743-5

BirGün

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la Başbakan Ahmet Davutoğlu arasındaki ayrışmanın ayrıntılı biçimde anlatılıp, Davutoğlu’nun ‘ipinin çekilmesine’ varan krizi başlatan ‘Pelikan Dosyası’ adlı blogdaki yazı, iktidara yakın gazete ve köşelerde kavgaya neden oldu.

Diken’in haberine göre, ‘Pelikan Dosyası’yla ‘Selam olsun’ başlıklı yazıda ‘Reis’in gözünden ‘Hoca’ yerden yer vurulmuştu. “Hocanın ekibi yeterince konuştu. Hocalarıyla beraber yeterince ortalığı karıştırdı. Devamını oku: ‘Pelikan çatlağı’! Yandaşlar birbirine girdi: Beş isim hedefte �

Dündar’a silahlı saldırıda gözaltı sayısı 5′ yükseldi

dundar_saldiri

Agos

Can Dündar’a silahlı saldırıyla ilgili gözaltına alınanlardan birinin Dündar’ı takip ettiği, Dündar adliyenin önüne çıkınca Murat Ş.’yi arayarak haber verdiği belirtildi. Şüphelilerin telefon görüşmeleri incelemeye alındı.

Habertürk’ün haberine göre, gazeteci Can Dündar’a yönelik silahlı saldırı girişiminde 2 kişi daha gözaltına alınırken, gözaltı sayısı 5’e yükseldi.

Saldırının ardından gözaltına alınarak götürüldüğü Çağlayan Polis Merkezinde ilk ifadesi alınan ve “tehdit”, “hakaret”, “yaralama” suçlarından kaydı olduğu öğrenilen, ardından Asayiş Şube Müdürlüğünde sorgulanan Murat Ş.’nin yanısıra iki kişi daha gözaltına alınmış; şüphelilerin gözaltı süreleri 24 saat daha uzatılmıştı. Devamını oku: Dündar’a silahlı saldırıda gözaltı sayısı 5′ yükseldi �

Davutoğlu çözülmenin ilk kurbanı

51267

Serpil İlgün
Evrensel

Meclisin dokunulmazlık sınavını ve tarihe “4 Mayıs darbesi” olarak geçen Davutoğlu’nun tasfiyesini, HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken’le konuştuk.

Geçtiğimiz hafta, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun görevden alınması ve dokunulmazlıkların kaldırılması teklifinin Anayasa Komisyonu’nda AKP, MHP, CHP oylarıyla kabul edilmesiyle, “tek parti, tek lider” rejimine doğru iki önemli adım atılmış oldu.

Sadece Türkiye’de değil, dünyada da eşine az rastlanan hükümet operasyonunun tartışmaları devam ederken, önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulunda görüşülecek olan ve “HDP’nin tasfiye edilmesi yasası” olarak değerlendirilen dokunulmazlıklar konusu, Cumhurbaşkanının birincil gündemi olmayı sürdürüyor. Zira, hemen her gün “dokunulmazlıklar bir an önce kaldırılmalı” diyen Erdoğan, nicedir açıklıkla dillendirildiği başkanlık sistemine geçiş arzusunun önündeki en büyük engellerden biri olarak HDP’yi görüyor. Devamını oku: Davutoğlu çözülmenin ilk kurbanı �